Hukuk Medeniyeti Anasayfa
Giriş Yap Üyelik Girişi
Haberler Haberler
İçtihatlar
İçtihatlar Koleksiyonlar
Forumlar
İnfaz Hesaplama İnfaz Hesaplama
Hukuki Soruları Sor Vatandaş Soruyor
Şerhler
Şerhler
Yargıtay Karar Arama Motoru Arama
İletişim İletişim
Hukuk Medeniyeti Facebook Facebook
Giriş Yap Üye Ol





Sitenize Ekleyin

Zarrap



ZARRAB

Emine Erdoğan ile akrabalığım var. Sayın Cumhurbaşkanının çocuklarıyla da üniversiteden arkadaşız.

Kendilerinin iyi niyetli taraflarını görürüm. Sevgi ve saygı duyarım.

Onlar da köken olarak kendilerine yakın olduğumu bilirler. Eleştirel baktığımı da bilirler.

Zarrab ile aynı yaştayım. Bakanların önüne yattığı, uğruna ABD'ye nota verdiğimiz (hemen peşine de malvarlığına el koyduğumuz) bu arkadaşın benden çok üstün meziyetlerinin olduğu kesin.

Ülke Zarrabistan olmuş diyorum. Eleştirim de bu. Yıllardır. Bir ülkede hangi profildeki insanlar öne çıkıyor, gündem oluyor? Yöneticileri ona göre değerlendirmek gerekir. İşte ölçüt.

Tutturmuşlar sadakat diye.

İnsan denilen türde başka bir insana sadakat siyah gül kadar nadirdir. Sadığı oynarlar.

Bazı kadınlar vardır. "Erkeğim benim için suç işledi" der, aşkı artar.

Yöneticilerde de "Falanca bana o kadar uyumlu ki kanunsuzluk bile yapıyor" türünden bir takdir oluşabilmektedir. Bunu kıymet olarak görürler. Böyle insanlarla çalışarak kendilerini daha güvende hissederler. Halbuki bu tarz beğenmeler patolojiktir ve bir gün işler tersine döner.

Üstelik bu tersine dönüşte bir adalet vardır.

İlkelere değil şahsına sadakat bekleyen kibir içindedir. "İlke milke yok bam bam bam" diyenler er ya da geç bir yerlere çarpar.

Söylediğimiz hep bu oldu. Söylediklerimiz doğru çıktı.

Zarrab ilk gittiğinde "Anlaşarak gitti" dedim. Devletimizin buna uyanması 1.5 yıl aldı.

Fethullahçı kadrolaşmanın vahametini ifşa ettim. 2 yıl sonra 15 Temmuz oldu. İade-i itibar şöyle dursun hala (ve yeni) oyunbazlarla çalışılıyor.

Kullan-At mantığı egemen siyasete. Kendimi kullandırayım ve bu arada nemalanayım diyenler de bol olunca çark dönüyor bir şekilde. Ama tam bir dağılma da yaklaşıyor.

Özel bir talebim olmadı. Uzak kalma, akademik işlerime odaklanma nimetine şükür halindeyim. Şu şartlarda Türkiye'de hiçbir bürokratın işinin hakkını vermesine imkan olduğunu da düşünmüyorum. Kesintisiz kriz yaşatılmakta zira. İşler ölüm-kalım noktasına getirildi ve bu gidiş nihayete ermeden lokal iyileşmelerin kalıcı olması da zor.

ABD'nin dediği şu: "Tayyip Erdoğan bizimle anlaşmasını bozdu". Olay budur. Biz getirdik, biz götüreceğiz. Kumpas var mı, var. Ama öncesi de var.

Geçen bir dua ettim, Amin demekte zorlandılar:

"Devletimizi yönetenler ne kadar adilse dünyada öyle muamele görsünler".

Gayet nötr bir duruş. Hangi görüşten olursa olsun, herkes Amin diyebilmeli.

Ülkem dünyanın öncüsü olsun. Cumhurbaşkanım dünyanın en saygın lideri olsun. Devletimizin tüm işleri asan olsun. Evet, gönülden bunlar geçer. Lakin yaratılışın kimliklere sığmayan bir düzeni vardır. Bir adaleti vardır. Onu inkar derecesinde iyi dilekli olmak fayda getirmez.

Adalet olsun. Ve olacaktır.

Düzelsinler, düzelecektir

Yrd.Doç.Dr.Emir Kaya'nın facebook paylaşımıdır.






Web Tasarım ve Yazılım Dizaynist Bilişim