Hukuk Medeniyeti Anasayfa
Giriş Yap Üyelik Girişi
Haberler Haberler
İçtihatlar
İçtihatlar Koleksiyonlar
Forumlar
İnfaz Hesaplama İnfaz Hesaplama
Hukuki Soruları Sor Vatandaş Soruyor
Şerhler
Şerhler
Yargıtay Karar Arama Motoru Arama
İletişim İletişim
Hukuk Medeniyeti Facebook Facebook
Giriş Yap Üye Ol





Sitenize Ekleyin
İstinaf Mahkemeleri
0 Yorum




İSTİNAF KANUN YOLU UYGULAMALARINDA YAŞANAN

VE YAŞANMASI MUHTEMEL SIKINTILAR


GİRİŞ :Yasa ve İçtihat İzleme Kurulu olarak, istinaf kanun yolu uygulamalarında yaşanan ve yaşanması muhtemel sıkıntılarla ilgili olmak üzere; Antalya Bölge Adliye Mahkemesinde görev yapan ve talebimizi geri çevirmeyerek vaktini bize ayıran birkaç hakimle görüşme yaptık. Yapılan görüşmelerde yönelttiğimiz soruları ve aldığımız cevapları faydalı olması dileklerimizle paylaşıyoruz.

  1. HUKUK MUHAKEMESİNDE İSTİNAF


  1. SORU : Uygulamaya ilişkin en çok dikkat edilmesi gereken husus nedir?


  • İstinaf kanun yoluna başvurma sebepleri, ilk derece mahkemesinin olaylara, delillere, hukukî sebeplere ilişkin değerlendirmesi konusundaki eksilik ve yanlışlıkları ile ilgili, usûl hukukuna veya maddî hukuka ilişkin hatalardır. (İstinaf Sebepleri İlgili Maddeler: HMK 342, 352, 353, 355.)

İstinafı temyizden ayıran en belirgin özellik de istinaf kanun yolu başvurusunda bulunan tarafın başvuru sebeplerini ve gerekçesini belirtmesi gerektiğidir ve kanunda açıkça: “istinaf mahkemesinin, istinaf incelemesini belirtilen sebeplerle sınırlı olarak yapacağı” düzenlenmiştir. Bu nedenle istinaf dilekçesinin eksiksiz düzenlemesi gerekir.İstinaf dilekçesinde belirtilmeyen bir sebep daha sonra mahkemeye karşı ileri süremeyeceği gibi, hakim tarafından da kendiliğinden dikkate alınamaz.

Bu kuralın tek istisnası, kamu düzenine aykırılık hallerinde istinaf mahkemesi hakiminin bu sebepleri kendiliğinden gözeteceğidir. Bu durumda, BAM’ınre’sen gözeteceği kamu düzenine ilişkin hususları, taraflar da daha sonra ileri sürebilirler.


  1. SORU : Uygulamada istinaf kanun yoluna başvuru dilekçelerinde tespit edilen eksiklikler nelerdir?
  • Anlaşıldığı kadarıyla, bugüne kadar verilen istinaf dilekçelerinin bir kısmının temyiz dilekçesi gibi yazılması yapılan hataların başında geliyor. En büyük eksiklik de istinaf sebeplerinin net olarak ileri sürülmemesi. Az önce de ifade edildiği gibi istinaf hakimi kendiliğinden inceleme yapamayacağından, istinaf dilekçelerinde istinaf sebebinin ve gerekçesinin mutlaka belirtilmesi gerekir. Hak kaybı yaşanmaması ve mesleki açıdan sorumluluk doğmaması için bu konuya özellikle dikkat edilmesi gerekmekte.

Bunun yanında, talepte kararın ‘kaldırılması’ ve “kaldırılacak karar yerine ne talep edildiği” net bir şekilde ifade edilmemesi de eksikliklerden bir diğeri. Ancak geçiş süreci olduğu için şimdilik bu hataya çok önem verilmediği belirtildi.


  1. SORU : Uygulamaya ilişkin tarafınızca tespit edilen sorunlar/eksiklikler var mı? Bugüne kadar karşınıza gelen istinaf dosyalarında verdiğiniz kararlardan birkaç örnek verebilir misiniz?

(***Randevu almamız üzerine vakit ayırıp bizim için çalışma yapan ve bu sayede bu sorumuza detaylı açıklamalarla cevap verip önemli hususlara dikkat çeken İstinaf Hakimi Cengiz AVŞAR’aayrıca teşekkür ediyoruz.)


  • Yerel mahkemelerce yapılan hatalardan birinin tedbir taleplerinin reddi kararını gerekçelendirmemeleri olduğu ortaya çıkıyor. Bu nedenle, tedbir talebine karşı verilen gerekçesizret kararları, istinaf mahkemesi önüne geldiğinde gerekçe yazmaları için dosya yerel mahkemeye iade ediliyor.


  • Şayet tedbir talebinin reddi kararı istinafa geldi ve istinaf sonrası tedbir verildiyse ve de sonraki süreçte yerel mahkeme bu tedbir talebinden döndüyse; yeni verilen bu karar için istinaf kanun yoluna başvurulamıyor. Zira HMK 396 çok açık bir şekilde atfını sadece HMK 394/3 ve 394/4’e yapıyor. Yani HMK 396’da HMK 394/5’e atıf olmadığından bu kararlara karşı istinaf yolu kapalı.


  • Vesayet davaları her halükarda (hasımsız işlerden olsa da) duruşmalı yapılır. Zira hukuki dinlenilme hakkına ilişkin HMK’ nın 27. maddesi ve de Hukuk Genel Kurulunun 2013/2164 E. , 2015/873 K. sayılı içtihadı göz ardı edilemez. Şayet vesayet altına alınacak kişinin, “dinlenmesine fayda olmadığı yönünde rapor sunulursa” kısıtlanacak kişinin duruşmaya gelmesine gerek yoktur.


  • Anne ya da baba vasi olarak atanmışsa, aslında burada “vasi”lik kavramı değil esasen “velayet” ilişkisi söz konusudur. Dolayısıyla böyle bir durumda izinler Aile Mahkemesi’nden alınır. Kaldı ki bu konuda TMK 419/son çok açıktır. İlgili maddeye göre: “Kısıtlanan ergin çocuklar kural olarak vesayet altına alınmayıp velayet altında bırakılır.” Çocuk söz konusu olduğunda vasi; değil de velayet kavramının ön planda tutulması gerektiğine ilişkin bir diğer örnek de TMK 356’dır.


  • Veraset ilamı almak için mahkemeden ya da icra dairesinden yetki almaya gerek yoktur. Örneğin, ortaklığın giderilmesi davası açacaksanız ve ortaklardan biri ölü ise ya da senet var elinizde ama borçlu ölü ise elinizdeki bu belgelerle mahkemeden veraset ilamı istenebilir.


  • TMK 291/2 gereği soy bağının reddi davası çocuk adına kayyum tarafından açılabilir. Çocuğun menfaati söz konusuysa ve3. kişi tarafından çocuğa kayyum atanması için dava açılmışsa,bu dava 3. kişinin hukuki yararı olmadığı gerekçesi ile reddedilemez. Soy bağı kamu düzenine ilişkin olduğundan, 3.kişinin talebi ihbar niteliğinde kabul edilip, gecikilmesi halinde çocuğun menfaatine halel gelecek bir durum olup olmadığı araştırılıp, sonuca göre değerlendirme yapılmalıdır. Hiç araştırma yapmadan, kanunda sayılan kişilerden olmadığı bahisle, 3. kişinin menfaati yoktur denilerek davanın reddedilmesinde hukuka uyarlılık yoktur.


  1. SORU : İstinaf mahkemelerinin verdiği kararlara karşı kanunda öngörülen parasal sınırların yüksekliğinin olumsuz sonuçları olabilir mi? Bölge Adliye Mahkemelerinin verdiği birçok kararın “kesin karar” olacağı düşünüldüğünde, Bölge Adliye Mahkemelerinin küçük temyiz mahkemeleri olacağı yönündeki endişelerle ilgili düşünceleriniz nelerdir?


  • İstinaf hakimlerinin de parasal sınırların oldukça yüksek olmasından rahatsız olduklarını gördük. Parasal sınırların çok yüksek olmasının hukuka uygun olmadığı görüşündeler. Bununla ilgili endişe ve taleplerini olabildiğince dile getirdiklerini ifade ettiler.



  1. CEZA YARGILAMASINDA İSTİNAF


  1. SORU : Daha önceden Antalya BAM’ ın görev alanı içindeki ilk derece mahkemelerde görev yapmış hakim/savcıların önüne kendi dosyaları istinaf yoluyla gelecek ve bu durum ilk zamanlarda büyük sıkıntı yaratacak. Bu soruna ilişkin bir çalışmanız var mı?


  • Bu konuda herhangi bir sorun yaşamadıklarını, görevlendirme sırasında ilk olarak dosyanın hangi ilin ilk derece mahkemesinden geldiğine bakıldığını ifade ettiler. Ayrıca,hakimin başarılı olması için, görev yaptığı bölgeyi ve şartlarını iyi bilmesi gerektiği, bu açıdan damevcut durumun oldukça olumlu sonuçları olduğu görüşündeler.



  1. SORU : Uygulamada istinaf kanun yoluna başvuru dilekçelerinde tespit edilen eksiklikler neler?


  • Hukuk muhakemesinde yaşanan sorunda olduğu gibi temyize benzer taleplerin ileri sürüldüğünü; ancak bu konuyu çok dikkate almadıklarını, zamanla dilekçelerin bu açıdan daha özenli yazılacağına inandıklarını belirttiler.



  1. SORU : Ceza yargısında istinaf yoluna gidildiğinde, hakimin duruşma açıp sanığı veya tanığı, hatta bilirkişiyi dinlemesine yönelik hükümler; yüzyüzelik, doğrudan doğruyalık (vasıtasızlık) ilkesinden ileri gelmektedir. Öte yandan, CMK 281/1 dikkate alındığında, sanık için ağır bir hüküm getirilmiştir. Doğrudan doğruyalık ilkesi gereği “kendisini vekille temsil ettirmediği” gibi bir ifadeye yer verilmemiş, sanığın kendi başvurusu üzerine açılacak davanın duruşmasına gelmemesi halinde davasının reddedileceği hükme bağlanmıştır.



  1. Madde metninde: “mazeretsiz duruşmaya katılmadığı” şeklinde bir ifade de yer almamaktadır. Halbuki CMK 193/1 gereği; istinaf yoluna başvuran sanık değilse, istinafa başvuran savcı da olsa katılan da olsa, duruşma açıldığında sanık mutlaka dinlenmelidir. Bu açıdan söz konusu düzenleme, ceza hukukunun genel ilkelerine aykırılık taşımamakta mıdır?


  1. Sanığın duruşmaya gelememesi, kendisinin vekille temsil edilmesi durumunda uygulama nasıl olacak endişeleri vardı. Yakın zamanda şahit olunan bazı dosyalarda, yüz yüzelik ilkesinin, kanunun lafzının ve düzenleniş amacının bir kenara bırakıldığı, vekilin duruşmada hazır bulunmasının yeterli olduğu gözlemlenmiştir. Bu durum sadece CMK 281/1’ e değil; CMK 193/1 gereği sanığın mutlaka dinlemesi gerektiği yönündeki düzenlemeye de aykırı değil midir?


  • Uygulayıcılar olarak, CMK 281/1’ in katı bir şekilde uygulanmasının mümkün olmadığı yönünde fikir birliği sağladıklarını, istinafta sanığın dinlenmesi, duruşmada hazır bulundurulması ile ilgili olarak her olayın doğrudan doğruyalılık ilkesi ile açıklanamayacağını yani bu ilkenin de katı bir şekilde her olayda dikkate alınmayacağını, yeri geldiğinde sadece müdafinin hazır bulunmasının yeterli olduğunu, sanık yokluğunda da karar verilmesinin bazı durumlarda mümkün olabileceğini ifade ettiler.Hatta bu konuda CMK 226’yı dikkate aldıklarını, ek savunma gereken hal varsa bunun müdafi tarafından da yapılabileceğinibelirttiler.



  1. SORU : Yargıtay Ceza Genel Kurulu, hükümle verilen tutukluluk kararı üzerine geçen sürenin CMK’ nın 102. maddesinde belirtilen azami tutukluluk süresinden sayılamayacağına hükmetmiştir. Bu karara dayanarak da inceleme sırasında yapılan tahliye taleplerini, esas hakkındaki inceleme ile birlikte karara bağlamaktadır. İstinafta da davanın yeniden görülmesi kararı verilene kadar esas itibari ile bir denetim muhakemesi yapıldığı düşünüldüğünde; Yargıtay’ ın uygulamasında olduğu gibi tahliye talepleri esas hakkındaki inceleme ile birlikte mi karara bağlanacak? Uygulamanın böyle gelişmesinin mağduriyetlere sebep olacak olması hakkındaki görüşleriniz nelerdir? (Ankara BAM Daire Başkanı Dr. Seydi KAYMAZ’ ın görüşü, esas hakkındaki inceleme ile birlikte mi karara bağlanması yönünde.)


  • Şu aşamada dosyaların oldukça hızlı bir şekilde karara çıkarıldığını, yoğunluğun ilerleyen dönemlerde artması kaçınılmaz olduğundan bazı daireler için hakim talebinde bulunduklarını, dolayısıyla hızlı bir yargılama gerçekleştirildiğinde bu konunun sorun yaratmayacağını bu sebeple de tahliye taleplerinin esas hakkındaki inceleme ile birlikte karara bağlanacağını ifade ettiler.


  1. SORU : “Hükmün bozulmasının, istinafa başvurmayan sanıklara etkisi” konusunda hakim görüş; temyizdeki (CMK 306’daki) gibi açık hüküm olmadığından, kıyas yapılamayacağı yönündedir. Dolayısıyla, istinafta hükmün bozulması diğer sanıklara sirayet etmez kuralı var. Bu durumda, temyiz edilemeyecek kararlar açısından hakkaniyete, eşitlik ilkesine ve adil yargılanma hakkına aykırılığa sebep olunması muhtemel değil midir?


  • Yakın dönemde önlerine gelen bir dosyada böyle bir sorunun yaşandığını; fakat kanunda açık hüküm olmadığından, kıyas yapılamasının mümkün olmadığını, uygulamada görülen eksikliklerin bakanlığa bildirildiğini CMK 281/1 de dahil olmak üzere birkaç eksiklik ve yanlışlığın, yakın zamanda yapılacak yeni bir yasal düzenleme ile giderileceği yönünde bir gelişmenin olduğunu ifade ettiler.



  1. SORU : Bölge adliye mahkemelerinin faaliyete geçmesiyle birlikte istinaf mahkemelerinin 5 yıl ve daha az cezalara ilişkin kararları temyiz edilemeyecek.İstinaftan sonra temyiz edilemeyecek 5 yıl ve altı cezaların Türkiye’de ceza yargılamasının % 80’ini oluşturduğu belirtiliyor.


İstinaf Mahkemelerinin faaliyetinden önce Yargıtay ceza dairelerinin kararlarında bir adli hatanın varlığının tespit edilmesi halinde Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı bu kararlara karşı Yargıtay Ceza genel Kurulu nezdinde itiraz edebiliyordu. İstinafla birlikte 5 yıl ve altındaki cezalar temyiz edilemeyeceğinden ve Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısının bu kararlara itiraz yetkisi olmadığından istinafın esastan reddi veya istinafta verilecek kararlarda adli hata olması durumunda artık adli hatayı giderecek bir kanun yolu bulunmamaktadır.


Şimdiye kadar birinci derece mahkeme kararlarının % 64 ünün Yargıtay’ca bozulduğu düşünüldüğünde, İstinafta mevcut boşluğun adil yargılamada yol açacağı olumsuz sonuçları tahmin etmek mümkün. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcı Vekili Halil Adıgüzel, bu konu ile ilgili; 5237 sayılı TCK yürürlüğe girdikten birkaç ay sonra değişiklik yapıldığını, istinafla ilgili de uygulamada görülecek boşlukların yeni yasal düzenlemelerle giderileceğini ifade etmiş. Bu konudaki görüşleriniz nelerdir.


  • Görüştüğümüz Ceza Hakimi kısaca, bu konuda hiçbir sıkıntı yaşanmayacağı görüşünde olduğunu belirtti.


HEM HUKUK MUHAKEMESİNDE HEM DE CEZA YARGILAMASINDA

HERKESÇE MERAK EDİLEN İÇTİHAT BİRLİĞİ KONUSU


ORTAK SORU :


Bölge adliye mahkemeleri arasında verilecek farklı ve çelişkili kararlar nedeniyle ülke genelinde hukuk birliği nasıl sağlanacak? İşin başında sıkı tedbirler alınmazsa bu konuda ileride büyük sıkıntıların çıkacağı aşikar. Ayrıca, Türkiye genelinde sadece 7 adet İstinaf Mahkemesi olması, içtihat birliğini sağlama bakımından şimdilik lehe bir durum gibi görünse de uzun vadede iş yükünün bir hayli artacağı düşünüldüğünde, istinaf mahkemelerinin sayısının az olması da büyük bir problem. Bu konudaki görüşleriniz nelerdir?


  • İstinaf Mahkemelerinin 20 Temmuz’da faaliyete geçmiş olmasına rağmen; 15 temmuz darbe girişimi sonrası gerçekleşen görevden almalara, yeni hakim görevlendirmelerinde yaşanan sıkıntıların da eklenmesiyle ilk derece mahkemelerinde uzunca bir süre duruşma yapılamamıştır. Bu nedenle duruşmaların ertelenmesi söz konusu olmuş ve neticede o günden bugüne çok fazla dosya karara çıkmamıştır.

Bu nedenle Bölge Adliye Mahkemelerinde henüz dosya yoğunluğunun yaşandığı söylenemez. Bu nedenle Bölge Adliye Mahkemesi hakimleri şimdilik olabildiğince kendi aralarında da iletişimi sıkı tuttuklarını ifade ettiler.


Ayrıca Bakanlığın, ---------- Başkanlar Kurulu oluşturarak bir çözüm yolu bulduğu belirtildi.


Bunun yanında uyapta yapılacak düzenleme ile diğer hakimlerin kararına ulaşabilmeyi de umut ettiklerini, ifade ettiler.


ANTALYA BAROSU

YASA VE İÇTİHAT İZLEME KURULU

ARALIK 2016


  
24.12.2016 22:50:16

Yorumlar


Adınız:





Web Tasarım ve Yazılım Dizaynist Bilişim