Hukuk Medeniyeti Anasayfa
Giriş Yap Üyelik Girişi
Haberler Haberler
İçtihatlar
İçtihatlar Koleksiyonlar
Forumlar
İnfaz Hesaplama İnfaz Hesaplama
Hukuki Soruları Sor Vatandaş Soruyor
Şerhler
Şerhler
Yargıtay Karar Arama Motoru Arama
İletişim İletişim
Hukuk Medeniyeti Facebook Facebook
Giriş Yap Üye Ol





Sitenize Ekleyin

Vesim parlak başvurusu anayasa mahkemesi kararı - kısa karara karşı temyiz süresi tefhimden değil tebliğden başlar


Özet:

          BAŞVURUNUN KONUSU 1.         Başvurucu, işe iadesine karar verilmesi istemiyle açtığı davada davanın reddi yönünde verilen gerekçeli karar kendisine tebliğ edilmeden kararın Yargıtay tarafından onandığını, başka davacılara gerekçeli kararın gönderilmesine rağmen kendisine gönderilmediğini belirterek eşitlik ilkesi, adil yargılanma hakkı ve çalışma ve sözleşme hürriyetinin ihlal edildiğini ileri sürmüştür.



37.     Başvurucu idare mahkemesinin görevsizlik kararı sonrasında İş Mahkemesinde dava açmıştır. Mahkeme, taraf vekillerinin hazır bulunduğu 13/7/2012 tarihli ön inceleme duruşmasında davanın reddine karar vermiş ve kısa karar, taraf vekillerine tefhim edilmiştir. Kısa kararda sadece davanın reddedildiği ifade edilmiş, ret gerekçesini gösterir herhangi bir açıklama yapılmamıştır.

38.     Başvurucu, 4857 sayılı Kanun'daki tefhimle başlayan 8 günlük temyiz süresi içerisinde 13/7/2012 tarihinde süre tutum dilekçesi ile kararı temyiz etmiş ve bahsedilen dilekçesinde ilk derece mahkemesi gerekçeli kararının kendisine tebliği ile birlikte, mahkeme kararına ilişkin gerekçeli temyiz nedenlerini bildireceğini belirtmiştir. Ancak gerekçeli karar taraflara tebliğ edilmeden dosya Yargıtay'a gönderilmiş ve Yargıtay 22. Hukuk Dairesi, 8/10/2012 tarihli kararıyla ilk derece mahkemesi kararını onamış, karar aynı tarihte kesinleşmiştir. Bu durumda Adalet Bakanlığı görüşünün aksine Yargıtay tarafından yapılan incelemede başvurucunun ilk derece mahkemesinin kararını hangi nedenle temyiz ettiğinin anlaşılması mümkün değildir.

39.     Uygulamada, iş mahkemelerinde, 8 günlük temyiz süresi tefhim ile başladığından, bir kısım mahkemeler gerekçeli kararı taraflara tebliğ etmemekte, bir kısım mahkemeler ise gerekçeli kararı her halde taraflara tebliğ etmektedir. Bu durum somut başvuruda olduğu gibi bazı davalarda tarafların mahkemelerin gerekçesini bilmeden temyiz başvurusu yapmak zorunda kalmasına ve temyiz incelemesinde davanın taraflarının temyiz gerekçeleri bilinmeden inceleme yapılmasına neden olmaktadır. İlk derece mahkemesi kararının gerekçesini bilmeyen kişilerin temyiz hakkını gereği gibi kullandığı ve tarafların temyiz nedenlerini bilmeyen temyiz merciinin de temyiz incelemesini sağlıklı bir şekilde yaptığı söylenemez. Bahsedilen şekilde yapılan temyiz başvurusu ve temyiz incelemesi, gerekçeli karar hakkı bağlamında adil yargılanma hakkına uygun olmayan bir yargılama yapılmasına sebebiyet vermektedir.

40.     Nitekim AİHM, bir ceza davasında beş günlük kısa temyiz süresi nedeniyle gerekçeli karar kendisine tebliğ edilmeden temyiz başvurusu yapmak zorunda kalan bir başvurucuyla ilgili olarak yaptığı incelemede; sözleşmeci devletlerin yargı sistemlerinin 6. maddeye uygunluğunu sağlamak konusunda bir tercih özgürlüğüne sahip olduklarını, bunun yanında ulusal mahkemelerin kararlarını hangi gerekçelere dayandırdıkları konusunda yeterli açıklığı sağlamalarının zorunlu olduğunu, kişilerin sahip olduğu temyiz hakkını etkili bir biçimde kullanabilmesinin diğer unsurlar yanında bu koşula bağlı olduğunu, kendisinin görevinin de bu bağlamda devletlerin tercih ettiği yöntemlerin 6. maddeye uyumlu sonuçlar doğurup doğurmadığını incelemek olduğunu ifade ederek söz konusu başvuruda adil yargılanma hakkının ihlal edildiği sonucuna ulaşmıştır (Bkz., Hadjianatassiou/Yunanistan, B. No: 12945/87, 16/12/1992, § 33)

41.     Başvuru konusu olayda, başvurucunun 8 günlük temyiz süresi içerisinde süre tutum dilekçesiyle yaptığı temyiz başvurusunun Yargıtay'ca ilk derece mahkemesinin gerekçeli kararı başvurucuya tebliğ edilmeden onanması nedeniyle, başvurucu temyiz başvurusunu mahkemenin gerekçesini bilmeksizin yaptığından ve Yargıtay başvurucunun temyiz itirazlarını almaksızın temyiz incelemesi yaptığından gerekçeli karar hakkına uyumlu bir yargılama yapılmadığı ve gerekçeli karar hakkının ihlal edildiği açıktır.

42.     Belirtilen nedenlerle, başvurucunun Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkının ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.

Kanun No:6100   Madde No:321   Fıkra:Tümü-0


Esas No:2012/1034
Karar No:0/0
K. Tarihi:

ANAYASA MAHKEMESİ

 

İKİNCİ BÖLÜM

 

KARAR

 

VESİM PARLAK BAŞVURUSU

(Başvuru Numarası: 2012/1034)

 

Karar Tarihi: 20/3/2014


 İKİNCİ BÖLÜM

KARAR

 

Başkan

:

Alparslan ALTAN

Üyeler

:

Engin YILDIRIM

 

 

Celal Mümtaz AKINCI

 

 

Muammer TOPAL

 

 

M. Emin KUZ

Raportör

:

Selami ER

Başvurucu

:

Vesim PARLAK

Vekili

:

Av. Mehmet PARLAK

 

I.          BAŞVURUNUN KONUSU

1.         Başvurucu, işe iadesine karar verilmesi istemiyle açtığı davada davanın reddi yönünde verilen gerekçeli karar kendisine tebliğ edilmeden kararın Yargıtay tarafından onandığını, başka davacılara gerekçeli kararın gönderilmesine rağmen kendisine gönderilmediğini belirterek eşitlik ilkesi, adil yargılanma hakkı ve çalışma ve sözleşme hürriyetinin ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

II.       BAŞVURU SÜRECİ

2.         Başvuru, 7/12/2012 tarihinde Kars 1. Asliye Hukuk Mahkemesi vasıtasıyla yapılmıştır. Dilekçe ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesinde Komisyona sunulmasına engel bir eksikliğin bulunmadığı tespit edilmiştir.

3.         İkinci Bölüm Birinci Komisyonunca, 12/6/2013 tarihinde kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına, dosyanın Bölüme gönderilmesine karar verilmiştir.

4.         İkinci Bölümün 26/6/2013 tarihli ara kararı gereğince başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.

5.         Başvuru konusu olay ve olgular ile başvurunun bir örneği görüş için 27/6/2013 tarihinde Adalet Bakanlığına gönderilmiş, Adalet Bakanlığının 27/8/2013 tarihli görüş yazısı 13/9/2013 tarihinde başvurucu vekiline tebliğ edilmiştir. Başvurucu vekili Adalet Bakanlığı cevabına karşı beyanlarını yasal süresi içinde 25/9/2013 tarihinde ibraz etmiştir.

III.    OLAY VE OLGULAR

A.       Olaylar

6.         Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle olaylar özetle şöyledir:

7.         Başvurucunun iş akdi, güvenlik memuru olarak çalıştığı işveren kamu bankası tarafından 24/2/2011 tarihli disiplin kurulu kararına istinaden feshedilmiş ve bu durum 27/6/2011 tarihinde başvurucuya tebliğ edilmiştir.

8.          Başvurucu, 4/8/2011 tarihinde idare mahkemesi nezdinde işe iade istemli dava açmış, Erzurum 2. İdare Mahkemesi E.2011/1309, K.2011/1229 sayılı kararıyla ve iş mahkemelerinin görevli olduğu gerekçesiyle görevsizlik kararı vermiştir.

9.         Bunun üzerine başvurucu, 29/12/2011 tarihinde Ankara 19. İş Mahkemesi nezdinde işe iade istemli dava açmıştır.

10.     Ankara 19. İş Mahkemesi, tarafların da bulunduğu 13/7/2012 tarihli ilk duruşmasında davanın reddine karar vermiş, ancak gerekçesini açıklamamıştır.

11.     Mahkemenin ret kararı vermesi üzerine başvurucu, kararın verildiği 13/7/2012 tarihinde "süre tutum dilekçesi” ile temyiz talebinde bulunarak gerekçeli kararın kendisine tebliğinden sonra temyiz nedenlerini bildiren gerekçeli temyiz dilekçesini sunacağını belirtmiştir.

12.     Mahkeme, daha sonra 13/7/2012 tarihli E.2011/1315, K.2012/643 sayılı ret kararının gerekçesini, işe iade davalarında işten çıkarma kararının tebliğinden itibaren bir aylık hak düşürücü süre içinde davanın açılması gerektiği, yanlış yargı yolunda açılan dava süreyi kesse dahi yanlış yargı yoluna başvurunun da bir aylık hak düşürücü süre geçtikten sonra açıldığı şeklinde açıklamıştır.

13.     Temyiz başvurusunu İş Mahkemesinin gerekçeli kararı başvurucuya tebliğ edilmeden inceleyen Yargıtay 22. Hukuk Dairesi, 8/10/2012 tarih ve E.2012/18729, K.2012/21425 sayılı kararıyla ilk derece mahkemesi kararını onamıştır. Karar aynı tarihte kesinleşmiştir.

14.     Kesinleşen karar başvurucuya 8/11/2012 tarihinde tebliğ edilmiştir.

B.     İlgili Hukuk

15.     22/5/2003 tarih ve 4857 sayılı İş Kanunu'nun "Fesih bildirimine itiraz ve usulü” kenar başlıklı 20. maddesinin birinci ve üçüncü fıkraları şöyledir:

"İş sözleşmesi feshedilen işçi, fesih bildiriminde sebep gösterilmediği veya gösterilen sebebin geçerli bir sebep olmadığı iddiası ile fesih bildiriminin tebliği tarihinden itibaren bir ay içinde iş mahkemesinde dava açabilir....”

...

Dava seri muhakeme usulüne göre iki ay içinde sonuçlandırılır. Mahkemece verilen kararın temyizi halinde, Yargıtay bir ay içinde kesin olarak karar verir.”

16.     6/1/1982 tarih ve 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun "Dava açma süresi” kenar başlıklı 7. maddesinin ilgili kısımları şöyledir:

"Dava açma süresi, özel kanunlarında ayrı süre gösterilmeyen hallerde Danıştayda ve idare mahkemelerinde altmış ve vergi mahkemelerinde otuz gündür.

    2. Bu süreler;

    a) İdari uyuşmazlıklarda; yazılı bildirimin yapıldığı,

...

Tarihi izleyen günden başlar.”

17.     12/1/2011 tarih ve 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun "Diğer kanunlardaki yargılama usulü ile ilgili hükümler” kenar başlıklı 447. maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir:

"Diğer kanunların sözlü yahut seri yargılama usulüne atıf yaptığı h llerde, bu Kanunun basit yargılama usulü ile ilgili hükümleri uygulanır.”

18.     6100 sayılı Kanun'un "Hüküm” kenar başlıklı 321. maddesi şöyledir:

"(1) Tahkikatın tamamlanmasından sonra, mahkeme tarafların son beyanlarını alır ve yargılamanın sona erdiğini bildirerek kararını tefhim eder. Taraflara beyanda bulunabilmeleri için ayrıca süre verilmez.

(2) Kararın tefhimi, mahkemece hükme ilişkin tüm hususların gerekçesi ile birlikte açıklanması ile gerçekleşir. Ancak zorunlu h llerde, h kim bu durumun sebebini de tutanağa geçirmek suretiyle, sadece hüküm özetini tutanağa yazdırarak kararı tefhim edebilir. Bu durumda gerekçeli kararın en geç bir ay içinde yazılarak tebliğe çıkartılması gerekir.”

19.     30/1/1950 tarih ve 5521 sayılı İş Mahkemeleri Kanunu'nun 2/3/2005 tarih ve 5308 sayılı Kanunla değişmeden önceki 8. maddesi şöyledir:

 "İş mahkemesinin nihai kararları tefhim tarihinden itibaren sekiz gün içinde temyiz olunabilir.”

20.     5521 sayılı İş Mahkemeleri Kanunu'na 5308 sayılı Kanunla eklenen geçici 1. maddesi şöyledir:

          "Bölge adliye mahkemelerinin, 26.9.2004 tarihli ve 5235 sayılı Adlî Yargı İlk Derece Mahkemeleri ile Bölge Adliye Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve Yetkileri Hakkında Kanunun geçici 2 nci maddesi uyarınca Resmî Gazetede il n edilecek göreve başlama tarihinden önce verilen kararlar hakkında yapılan temyiz başvuruları, kesinleşinceye kadar Yargıtay tarafından sonuçlandırılır. Bu kararlar hakkında İş Mahkemeleri Kanununun bu Kanunla yapılan değişiklikten önceki temyize ilişkin hükümleri uygulanır.”

IV.    İNCELEME VE GEREKÇE

21.     Mahkemenin 20/3/2014 tarihinde yapmış olduğu toplantıda, başvurucunun 7/12/2012 tarih ve 2012/1034 numaralı bireysel başvurusu incelenip gereği düşünüldü:

A. Başvurucunun İddiaları

22.     Başvurucu, işe iadesine karar verilmesi istemiyle açtığı davada ilk derece mahkemesinin davanın reddi yönünde verilen gerekçeli karar kendisine tebliğ edilmeden kararın Yargıtay tarafından onandığını, bu nedenle gerekçeli temyiz sebeplerini Yargıtay önünde ortaya koyamadığını, temyiz sebeplerini belirtseydi davanın lehine sonuçlanabileceğini ve işine geri dönebileceğini, başka davacılara gerekçeli kararın gönderilmesine karşın kendisine gönderilmediğini belirterek eşitlik ilkesi ve adil yargılanma hakkı ile çalışma ve sözleşme hürriyetinin ihlal edildiğini iddia etmiş ve ihlalin tespiti ile sonuçlarıyla birlikte ortadan kaldırılması talebinde bulunmuştur

B. Değerlendirme

1.     Kabul Edilebilirlik Yönünden

23.     Başvurucunun ilk derece mahkemesinde davanın reddi yönünde verilen gerekçeli karar kendisine tebliğ edilmeden kararın Yargıtay tarafından onandığı, bu nedenle gerekçeli temyiz sebeplerini temyiz aşamasında Yargıtay önünde ortaya koyamadığından bahisle adil yargılanma hakkının ihlal edildiği yönündeki şik yeti açıkça dayanaktan yoksun olmadığı gibi bu şik yet için diğer kabul edilemezlik nedenlerinden herhangi biri de bulunmamaktadır. Bu nedenle, başvurunun bu bölümüne ilişkin olarak kabul edilebilirlik kararı verilmesi gerekir.

2.     Esas Yönünden İnceleme

24.     Başvurucu, ilk derece mahkemesinin gerekçeli kararı kendisine ulaşmadan Yargıtay'ın onama kararı vermesinin adil yargılanma hakkını ihlal ettiğini ve bu ihlal olmasa idi davayı kazanarak işine dönebileceğini, bu nedenle çalışma ve sözleşme hürriyetinin de ihlal edildiğini,   aynı zamanda kendi davasının aksine başka davacıların davalarının gerekçeli karar kendilerine tebliğ edildikten sonra Yargıtay'ca ele alınmasının eşitlik ilkesini ihlal ettiğini ileri sürmektedir.

25.     Adalet Bakanlığı görüş yazısında, adil yargılama ilkesinde yer alan güvencelerden birinin de silahların eşitliği ilkesi olduğu, bu ilke gereği davanın taraflarından birinin diğeri karşısında zayıf duruma düşürülmemesi gerektiği, somut başvuruda başvurucuya gerekçeli karar tebliğ edilmeden kararın Yargıtay temyiz sürecinde onandığı, başvurucuların bireysel başvuru kapsamında bir hakkı ihlal edilmedikçe Anayasa Mahkemesinin mahkemelerin maddi hatalarını denetleme yükümlülüğü bulunmadığı, somut başvuruda gerekçeli kararın başvurucuyla beraber davalıya da tebliğ edilmediğini, dolayısıyla silahların eşitliği anlamında bir sorun bulunmadığı; başvurucunun Yargıtay'a temyiz gerekçelerini bildirmekten mahrum bırakıldığının açık olduğu, ancak temyiz mercii olan Yargıtay tarafından başvurucunun davaya ilişkin iddia ve görüşlerinin dava dilekçesi ve duruşma tutanağına geçirilmiş beyanlardan anlaşılabileceği, başvurucunun iddiaları incelenirken bu hususların göz önünde bulundurulması gerektiği yönünde beyanda bulunulmuştur.

26.     Başvurucunun Adalet Bakanlığı görüşüne karşı beyanında, Adalet Bakanlığı görüşünün kabulünün mümkün olmadığı, zira davayı yalnız kendisi temyiz ettiğinden gerekçeli kararın davalıya bildirilmesinde davalının hukuki menfaatinin bulunmadığı, kendi kusuru olmaksızın gerekçeli karar kendisine tebliğ edilmeyen kişinin kendisini bu şekilde savunmasının mümkün olmadığı ve bunun hukuk devletinde kabul edilemeyeceği belirtilmiştir.

27.     Başvurucu, diğer davaların aksine kendisinin başvuruya konu davasında ilk derece mahkemesinin gerekçeli kararı kendisine tebliğ edilmeden kararın Yargıtay'ca onanmasının eşitlik ilkesine aykırı olduğunu ve temyiz sebeplerini belirtseydi davanın lehine sonuçlanabileceğini ve işine geri dönebileceğini iddia etse de Anayasa'nın 10. maddesinin ilk fıkrasında sayılan hangi nedene dayalı olarak veya hangi sebeple ayrı muamele yapıldığından bahsetmemiştir. Başvurucunun çalışma ve sözleşme hürriyetine yönelik şik yeti ise adil yargılanmış olsa idi davanın lehine sonuçlanacağı iddiasını taşımakta ve doğrudan çalışma ve sözleşme hürriyetine yönelik olmadığından ayrıca incelenmesine gerek görülmemektedir. Başvurucu, başvuru dilekçesinde genel olarak adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini ifade etmiş, silahların eşitliğinden ayrıca bahsetmemiştir. Bunun yanında başvurucuyla beraber davalıya da ilk derece mahkemesi kararı tebliğ edilmeden temyiz incelemesi yapıldığından başvurucunun davalıya göre zayıf konuma düşürüldüğü ya da usuli haklar bakımından davalıyla farklı koşullara tabi tutulduğu da söylenemez.

28.     Bu durumda başvurucunun şik yetinin özü, kendisine gerekçeli karar tebliğ edilmeden ve bu gerekçeye göre temyiz dilekçesinde itirazlarını dile getiremeden Yargıtay'ca karar verilmesinin adil yargılanma hakkı kapsamında gerekçeli karar hakkını ihlal ettiği iddiası olduğundan başvuru gerekçeli karar hakkı yönünden incelenecektir.

29.     Anayasa'nın "Hak arama hürriyeti” kenar başlıklı 36. maddesinin birinci fıkrası şöyledir:

"Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir.”

30.     Anayasa'nın "Duruşmaların açık ve kararların gerekçeli olması” kenar başlıklı 141. maddesinin dördüncü fıkrası şöyledir:

"Bütün mahkemelerin her türlü kararları gerekçeli olarak yazılır.” 

31.     Sözleşme'nin "Adil yargılanma hakkı” kenar başlıklı 6. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:

"Herkes medeni hak ve yükümlülükleri ile ilgili uyuşmazlıklar ya da cezai alanda kendisine yöneltilen suçlamalar konusunda karar verecek olan, kanunla kurulmuş bağımsız ve tarafsız bir mahkeme tarafından davasının makul bir süre içinde, hakkaniyete uygun ve açık olarak görülmesini isteme hakkına sahiptir.”

32.     Anayasa'nın 36. maddesinin birinci fıkrasında, herkesin yargı organlarına davacı ve davalı olarak başvurabilme ve bunun doğal sonucu olarak da iddia, savunma ve adil yargılanma hakkı güvence altına alınmıştır. Anılan maddeyle güvence altına alınan hak arama özgürlüğü, kendisi bir temel hak niteliği taşımasının ötesinde, diğer temel hak ve özgürlüklerden gereken şekilde yararlanılmasını ve bunların korunmasını sağlayan en etkili güvencelerden biridir. Bu bağlamda Anayasa'nın, bütün mahkemelerin her türlü kararlarının gerekçeli olarak yazılmasını ifade eden 141. maddesinin de, hak arama hürriyetinin kapsamının belirlenmesinde gözetilmesi gerektiği açıktır (B. No: 2013/307, 16/5/2013, § 30).

33.     Anayasanın 141. maddesinde güvence altına alınan gerekçeli karar hakkı, mahkeme kararlarında kararların dayandığı hukuki gerekçenin yeterli açıklıkta gösterilmesini gerektirir. Bununla birlikte mahkeme kararlarının gerekçesinde tarafların tüm iddialarının ayrıntılı bir biçimde tartışılması zorunluluğu bulunmamaktadır. Gerekçenin ayrıntısı davanın niteliğine göre değişmekle birlikte kararın hüküm kısmına dayanak oluşturacak hukuki bir gerekçenin kısa ve özet de olsa bulunmasının zorunlu olduğu açıktır.

34.     Kararların gerekçeli olması, davanın taraflarının mahkeme kararının dayanağını öğrenerek mahkemelere ve genel olarak yargıya güven duymalarını sağladığı gibi, tarafların kanun yoluna etkili başvuru yapmalarını mümkün hale getiren en önemli faktörlerdendir. Gerekçesi bilinmeyen bir karara karşı gidilecek kanun yolunun etkin kullanılması mümkün olmayacağı gibi bahsedilen kanun yolunda yapılacak incelemenin de etkin olması beklenemez.

35.     Başvuru konusu olayda, başvurucunun iş akdi işveren kamu bankası tarafından feshedilmiş ve başvurucu işe iade istemiyle önce idare mahkemesinde dava açmış, ancak idare mahkemesi iş mahkemelerinin görevli olduğu gerekçesiyle davayı reddetmiştir.

36.     4603 sayılı Kanun'un 1. maddesi hükümleriyle kamu bankaları kamu iktisadi teşebbüsü statüsünden çıkartılarak özel hukuk tüzel kişisi statüsüne geçirilmiş, 5. maddesiyle de 233 ve 399 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamelerin bu bankalar için uygulanmayacağı hükmü getirilmiştir. Bu durum kamu bankalarının personelinin statüsü ve görevli yargı yeri konusunda birçok uyuşmazlığa sebep olmuştur. Daha sonra yapılan düzenlemeler ile örneğin, 4603 sayılı Kanun'un 3. maddesinin 5230 sayılı Kanun'un 7/c maddesiyle eklenen 5. bendinde, bankalarda 4857 sayılı İş Kanunu'na tabi olarak çalışanlarla bankalar arasında çıkacak ihtilaflarda iş mahkemelerinin görevli olduğu gibi hükümlerle durum belirginleştirilmişse de kamu bankası personelinin iş uyuşmazlıkları konulu davalarda adli ve idari yargı arasında olumlu veya olumsuz görev uyuşmazlıkları devam etmiştir. Bu görev uyuşmazlıklarında Uyuşmazlık Mahkemesi, kamu bankası personelinin iş uyuşmazlıklarında adli yargının görevli olduğu yönünde karar vermektedir (Bkz. Uyuşmazlık Mahkemesi, E.2013/135, K.2013/508, 8/4/2013; E.2013/1519, K.2013/1697, 11/11/2013).

37.     Başvurucu idare mahkemesinin görevsizlik kararı sonrasında İş Mahkemesinde dava açmıştır. Mahkeme, taraf vekillerinin hazır bulunduğu 13/7/2012 tarihli ön inceleme duruşmasında davanın reddine karar vermiş ve kısa karar, taraf vekillerine tefhim edilmiştir. Kısa kararda sadece davanın reddedildiği ifade edilmiş, ret gerekçesini gösterir herhangi bir açıklama yapılmamıştır.

38.     Başvurucu, 4857 sayılı Kanun'daki tefhimle başlayan 8 günlük temyiz süresi içerisinde 13/7/2012 tarihinde süre tutum dilekçesi ile kararı temyiz etmiş ve bahsedilen dilekçesinde ilk derece mahkemesi gerekçeli kararının kendisine tebliği ile birlikte, mahkeme kararına ilişkin gerekçeli temyiz nedenlerini bildireceğini belirtmiştir. Ancak gerekçeli karar taraflara tebliğ edilmeden dosya Yargıtay'a gönderilmiş ve Yargıtay 22. Hukuk Dairesi, 8/10/2012 tarihli kararıyla ilk derece mahkemesi kararını onamış, karar aynı tarihte kesinleşmiştir. Bu durumda Adalet Bakanlığı görüşünün aksine Yargıtay tarafından yapılan incelemede başvurucunun ilk derece mahkemesinin kararını hangi nedenle temyiz ettiğinin anlaşılması mümkün değildir.

39.     Uygulamada, iş mahkemelerinde, 8 günlük temyiz süresi tefhim ile başladığından, bir kısım mahkemeler gerekçeli kararı taraflara tebliğ etmemekte, bir kısım mahkemeler ise gerekçeli kararı her halde taraflara tebliğ etmektedir. Bu durum somut başvuruda olduğu gibi bazı davalarda tarafların mahkemelerin gerekçesini bilmeden temyiz başvurusu yapmak zorunda kalmasına ve temyiz incelemesinde davanın taraflarının temyiz gerekçeleri bilinmeden inceleme yapılmasına neden olmaktadır. İlk derece mahkemesi kararının gerekçesini bilmeyen kişilerin temyiz hakkını gereği gibi kullandığı ve tarafların temyiz nedenlerini bilmeyen temyiz merciinin de temyiz incelemesini sağlıklı bir şekilde yaptığı söylenemez. Bahsedilen şekilde yapılan temyiz başvurusu ve temyiz incelemesi, gerekçeli karar hakkı bağlamında adil yargılanma hakkına uygun olmayan bir yargılama yapılmasına sebebiyet vermektedir.

40.     Nitekim AİHM, bir ceza davasında beş günlük kısa temyiz süresi nedeniyle gerekçeli karar kendisine tebliğ edilmeden temyiz başvurusu yapmak zorunda kalan bir başvurucuyla ilgili olarak yaptığı incelemede; sözleşmeci devletlerin yargı sistemlerinin 6. maddeye uygunluğunu sağlamak konusunda bir tercih özgürlüğüne sahip olduklarını, bunun yanında ulusal mahkemelerin kararlarını hangi gerekçelere dayandırdıkları konusunda yeterli açıklığı sağlamalarının zorunlu olduğunu, kişilerin sahip olduğu temyiz hakkını etkili bir biçimde kullanabilmesinin diğer unsurlar yanında bu koşula bağlı olduğunu, kendisinin görevinin de bu bağlamda devletlerin tercih ettiği yöntemlerin 6. maddeye uyumlu sonuçlar doğurup doğurmadığını incelemek olduğunu ifade ederek söz konusu başvuruda adil yargılanma hakkının ihlal edildiği sonucuna ulaşmıştır (Bkz., Hadjianatassiou/Yunanistan, B. No: 12945/87, 16/12/1992, § 33)

41.     Başvuru konusu olayda, başvurucunun 8 günlük temyiz süresi içerisinde süre tutum dilekçesiyle yaptığı temyiz başvurusunun Yargıtay'ca ilk derece mahkemesinin gerekçeli kararı başvurucuya tebliğ edilmeden onanması nedeniyle, başvurucu temyiz başvurusunu mahkemenin gerekçesini bilmeksizin yaptığından ve Yargıtay başvurucunun temyiz itirazlarını almaksızın temyiz incelemesi yaptığından gerekçeli karar hakkına uyumlu bir yargılama yapılmadığı ve gerekçeli karar hakkının ihlal edildiği açıktır.

42.     Belirtilen nedenlerle, başvurucunun Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkının ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.

C. 6216 Sayılı Kanunun 50. Maddesi Yönünden

43.     Başvurucu, işe iadesine karar verilmesi istemiyle açtığı davada davanın reddi yönünde verilen gerekçeli karar kendisine tebliğ edilmeden kararın Yargıtay tarafından onanarak gerekçeli karar hakkının ihlal edildiğini ifade ederek ihlalin varlığının tespiti ile bu ihlalin sonuçlarıyla birlikte ortadan kaldırılmasını talep etmiştir.

44.     Adalet Bakanlığı görüşünde, ihlalin sonuçlarının kaldırılması konusunda değerlendirme yapılmamıştır.

45.     6216 sayılı Kanun'un "Kararlar” kenar başlıklı 50. maddesinin (1) ve (2) numaralı fıkraları şöyledir:

"(1) Esas inceleme sonunda, başvurucunun hakkının ihlal edildiğine ya da edilmediğine karar verilir. İhlal kararı verilmesi h linde ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yapılması gerekenlere hükmedilir. Ancak yerindelik denetimi yapılamaz, idari eylem ve işlem niteliğinde karar verilemez.

(2) Tespit edilen ihlal bir mahkeme kararından kaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden yargılama yapmak üzere dosya ilgili mahkemeye gönderilir. Yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar bulunmayan h llerde başvurucu lehine tazminata hükmedilebilir veya genel mahkemelerde dava açılması yolu gösterilebilir. Yeniden yargılama yapmakla yükümlü mahkeme, Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında açıkladığı ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden karar verir.”

46.     Başvuru konusu olayda tespit edilen ihlal ilk derece mahkemesinin gerekçeli kararı başvurucuya tebliğ edilmeden Yargıtay'ca temyiz aşamasında onama kararı verilmesinden kaynaklandığından ve başvurucuya ilk derece mahkemesi kararının gerekçesini bilerek ve bu gerekçeye karşı iddialarını sunacak şekilde temyiz başvurusu yapma imk nı verilmesinde hukuki yarar bulunduğundan, 6216 sayılı Kanun'un (1) ve (2) numaralı fıkraları gereğince ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için  başvurucuya temyiz başvurusu yapma imk nı verilmesi amacıyla dosyanın ilgili mahkemeye gönderilmesine karar verilmesi gerekir.

47.     Başvurucu tarafından yapılan ve dosyadaki belgeler uyarınca tespit edilen 172,50 harç ve 1.500,00 TL vek let ücretinden oluşan toplam 1.672,50 TL yargılama giderinin başvurucuya ödenmesine karar verilmesi gerekir. 

 

V.       HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. Başvurucunun; gerekçeli karar hakkının ihlal edildiği yönündeki iddiasının KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

B.       Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,

C.         Başvurucunun diğer taleplerinin REDDİNE,

D.       Başvurucu tarafından yapılan 172,50 harç ve 1.500,00 TL vek let ücretinden oluşan toplam 1.672,50 TL yargılama giderinin BAŞVURUCUYA ÖDENMESİNE,

E.        Ödemelerin, kararın tebliğini takiben başvurucuların Maliye Hazinesine başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına; ödemede gecikme olması halinde, bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadar geçen süre için yasal faiz uygulanmasına,

F. İhlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için dosyanın ilgili mahkemeye GÖNDERİLMESİNE,

20/3/2014 tarihinde OY BİRLİĞİYLE karar verildi. 

 

 

 

Başkan

Alparslan ALTAN

Üye

Engin YILDIRIM

Üye

Celal Mümtaz AKINCI

 

 

 

 

 

Üye

Muammer TOPAL

Üye

 M. Emin KUZ

 

www.hukukmedeniyeti.org

Hukukmedeniyeti.org sitesinde yayınlanan yargısal kararlar kaynak ve kaynağa ait url adresi gösterilmek suretiyle kısmen kullanılabilir ,bütün halinde ise ancak siteye aktif link verilerek yayınlanabilir. Bireysel kullanımlarda bu zorunluluk yoktur.
Ekleme Tarihi: 17.6.2016 14:09:05.
Bu karar

iş mahkemesi temyiz süresi ne zaman başlar iş mahkemesi temyiz süresi tefhim sulh hukuk temyiz süresi tefhim tefhimden itibaren süre ne zaman başlar

Yorumlar


Hüküm, hükmün verilmesi ve tefhimi MADDE 294-

(1) Mahkeme, usule veya esasa ilişkin bir nihai kararla davayı sona erdirir. Yargılama sonunda uyuşmazlığın esası hakkında verilen nihai karar, hükümdür.

(2) Hüküm, yargılamanın sona erdiği duruşmada verilir ve tefhim olunur.

 (3) Hükmün tefhimi, her hâlde hüküm sonucunun duruşma tutanağına geçirilerek okunması suretiyle olur.  

(4) Zorunlu nedenlerle sadece hüküm sonucunun tefhim edildiği hâllerde, gerekçeli kararın tefhim tarihinden başlayarak bir ay içinde yazılması gerekir.  


 6100 sayılı Kanun'un "Hüküm” kenar başlıklı 321. maddesi şöyledir:

"(1) Tahkikatın tamamlanmasından sonra, mahkeme tarafların son beyanlarını alır ve yargılamanın sona erdiğini bildirerek kararını tefhim eder. Taraflara beyanda bulunabilmeleri için ayrıca süre verilmez.

(2) Kararın tefhimi, mahkemece hükme ilişkin tüm hususların gerekçesi ile birlikte açıklanması ile gerçekleşir. Ancak zorunlu h llerde, h kim bu durumun sebebini de tutanağa geçirmek suretiyle, sadece hüküm özetini tutanağa yazdırarak kararı tefhim edebilir. Bu durumda gerekçeli kararın en geç bir ay içinde yazılarak tebliğe çıkartılması gerekir.”

www.hukukmedeniyeti.org

Hukukmedeniyeti.org sitesinde yayınlanan yargısal kararlar kaynak ve kaynağa ait url adresi gösterilmek suretiyle kısmen kullanılabilir ,bütün halinde ise ancak siteye aktif link verilerek yayınlanabilir. Bireysel kullanımlarda bu zorunluluk yoktur.


Okunacaklara Ekle





Web Tasarım ve Yazılım Dizaynist Bilişim