Hukuk Medeniyeti Anasayfa
Giriş Yap Üyelik Girişi
Haberler Haberler
İçtihatlar
İçtihatlar Koleksiyonlar
Forumlar
İnfaz Hesaplama İnfaz Hesaplama
Hukuki Soruları Sor Vatandaş Soruyor
Şerhler
Şerhler
Yargıtay Karar Arama Motoru Arama
İletişim İletişim
Hukuk Medeniyeti Facebook Facebook
Giriş Yap Üye Ol





Sitenize Ekleyin

Türkiye’de Hukuk Eğitimi ve Adalet Sistemi



Türkiye’de Hukuk Eğitimi ve Adalet Sistemi

Röportaj: İbrahim K. Alptekin

Yargıtay 9. Hukuk dairesi onursal başkanı Dr. Mustafa Kılıçoğlu* : ‘Toplum adaletle ayakta durur. Türkiye’ de hukuk eğitimi ve yargısal reformlarda ihmal edilen şeyler var.’

Hukukçu hayatta duruşu, konulara bakışı ve kendisini yetiştirme çabasıyla farklı olmalı. Hukuk bilimi ciddi bir disiplindir. Hukukun aktüel sorunlarının çözülmesi gerekir. Bu bağlamda hukuk eğitimi nasıl olmalı? Hukuk uygulayıcıları nelere dikkat etmeli? Yargının aksayan yönleri neler? Hukuksal reformların gerekliliği ve sonuçları? Türkiye hukuk sisteminin işleyişi doğru mu? Başkent Üniversitesi Hukuk Fakültesi öğretim üyesi Dr. Mustafa Kılıçoğlu ile bu problemleri konuştuk.

***

Türkiye’de Hukuk Eğitimi ve Adalet Sistemi-Mesleki kariyerin temeli iyi bir öğrencilikten geçer. Başlangıç olarak; Hukuka gönül vermiş hukukçu olarak öğrencilik yıllarınızı nasıl değerlendirdiniz?

Öncelikle derslerimi çok yetkin hocalardan almış olmam ve hocalarımın hukuktan başka hiçbir mesele ile alakadar olmamaları bana iyi bir eğitim fırsatı sağladı. Ayrıca üniversiteyi İstanbul’da okumuş olmak kişiliğime çok şey kattı. Kendimi geliştirmek için sürekli yaşadığım şehri gezdim, tiyatrolara gittim ve klasik müzik dinledim. Eğitim hayatım hep öğrenmeye aç bir öğrenci olarak devam etti. Atatürk’ün izinden yürüyen filozof bir hukukçu olmayı amaçladım.

Hukuk bilim adamı sadece bilimle uğraşır

-Başarılı öğrencilik yıllarınızdan sonra hakim olarak göreve başlamışsınız. Peki hakimlik baştan beri hedefiniz miydi?

Aslında akademik yaşam bana daha uygun. Çünkü araştırmayı her zaman çok sevdim ve insanları yargılamayı hiç sevmedim. Hocalarım da akademisyen olmam için öneride bulundular. Fakat ailemin isteği doğrultusunda hakimlik tercihinde bulundum. Tercihim bu yönde olsa da araştırmacılık her zaman yolumu açtı.

-Hakimliğiniz sürecinde üzerinizde iz bırakan bir olay oldu mu? Bizimle paylaşır mısınız?

Örnek aldığım hakimler vardı. Hiç unutmuyorum bir gün beraber çalıştığımız bir hakim dava sırasında vatandaşı saatlerce sabırla dinledi. Daha sonra bu kadar uzun olan konuşmasını nasıl hiç kesmeden dinlediğini sorunca bana’ Dinleyeceksin. Eğer söyleyeceklerinin tamamını söylemezse savunması eksik kalır.’dedi. Aynı zamanda kendi hakimlik yıllarımda bir vatandaşa 2-3 ay hapis cezası vermek zorunda kaldım ve buna üzüldüm. Vatandaş ise bana dönerek ‘Üzülme hakim bey ben 6-7 yıl önce zaten hapiste yatmıştım. 2-3 ay da senin için yatarım.’dedi. Bu olay gerçekten beni çok etkiledi.

Hakimliğe başladığımda 24 yaşındaydım ve bence bu bir çılgınlık

-Hakimlikte hatayı sıfıra indirmenin yolu iyi bir birikimden geçiyor. Birikimde sizce yaşın önemi nedir? Hakim, savcı olmak için yapılan sınavların sistemi adayların birikim düzeylerini ayırt edebilecek ölçüde mi?

Ben hakimliğe başladığım zaman 24 yaşındaydım ve bence bu bir çılgınlık. Kanaatimce bu göreve 30 yaşından önce başlanılmamalı. Akıl olgunluğunun yanında bilginin de genişlemesi gerekiyor ve bu biraz tecrübe ile oluyor. Bence hakimlik savcılık sınavının sistemi yanlış. Öncelikle bir olgunluk sınavı gerekiyor. Sözlü sınav kaldırılıp, test sistemi de yazılı usule döndürülmeli. Yazılı sınav sıralanıp atamalar buna göre yapılmalı. Hakim ve savcılar en az bir yıl yurt dışında eğitim görmeli. Zaten bu aşamalar tamamlandıktan sonra yaş 30 oluyor.

Dava sayısının fazlalığı toplumsal barışın derecesini gösterir

-Yargıtay’da uzun yıllar görev yapmış bir hakim olarak adalet mekanizmalarının yavaşlığını nasıl değerlendiriyorsunuz? Bu bağlamda geciken adalet adalet midir?

Mahkemelerin kararlarını geciktirmesi kesinlikle doğru değil. Ama hızlandırma olayı bir alt yapı sorunu. Bu sorunun giderilebilmesi için de yeterli sayıda hakim istihdam edilmeli. Burada iş biraz da hakimlerin kendilerine düşüyor. Her konuda kendilerini geliştirmeliler. Hakimlerin vereceği yüzde yüze yakın doğru kararlar Yargıtay’ı büyük anlamda rahatlatacaktır. Ayrıca istinaf mahkemeleri bir an evvel faaliyete geçmelidir. Bu sayede Yargıtay’a gelecek dosya sayısı azaltılıp her dosyanın Yargıtay’a gelmesinin önüne geçilebilir. Hızlı sonuç elde etmek için diye yanlış karar çıkarılmasına karşıyım. Dava sayısının fazlalığı toplumsal barışın derecesini de gösterir. Her anlaşmazlık mahkemeye gelmemeli.

Kanun yapmak metodoloji konusu. Bu konuda aceleci çözümler işe yaramaz

-‘Kanunlar toplumun değer ve normlarıyla örtüşmek zorunda.’diyor. Montesquieu, Bu çerçevede yapılan hukuksal reformlar toplumun ihtiyaçlarına cevap verebildi mi?

Evet, zaman değiştikçe yeni normlar gelmeli. Ama araştırma yapılmadan, yeterli düşünce zamanı verilmeden, üniversitelerin fikirleri alınmadan hazırlanan aceleci çözümler işe yaramaz. Bunun yanın da kanunları baştan değiştirmek çok kolay değil. Zaten hiçbir zaman rejim değişmeden kanunlar tamamen değiştirilemiyor. Değişiklik yapılacaksa bu kanunların sistematiğine uygun olarak yapılmalı. Bu sistematik bozulmadan ilaveler ve sadeleştirmeler yapılması gerekiyor ama bizde bu yapılmadı. Değişen önemli kanunlarımızda bu husus bir kenara bırakıldı. Temel yasalarımız bile meclisten bir oturumda geçti. Bu şekilde geçirilen yaslarda eksiklikler yadsınamaz.

-Hukukçuların çok yakından bildiği gibi kanunların iyiliğini kötülüğü belirleyen önemli husus, kanunların kendisi değil, onu uygulayan hakimlerdir. Kanunların değişimini hukuk uygulayıcıları açısından ele alacak olursak onların değişen bu kanunlara alışma süreçleri nasıl oldu?

Yeni hakimler için değişiklikleri özümsemek zor olmuyor. Ama yıllarca aynı kanunlarla hüküm vermiş yaşça da ilerlemiş olan hakimler için zor olduğunu söyleyebilirim. Bu olay kıdemli hakimlerin geride kalmasına neden oldu ama ben yetişen hukukçulardan ümitliyim. Gelişen teknoloji ile beraber değerlendirdiğim zaman hukuk fakülteleri öğrencilerinin bilgi seviyelerin yüksek olduğuna inanıyorum. Bu da beni gelecek adına sevindiriyor.

Bireyler davalarını maddi korkulardan uzak bir şekilde açabilmeli

-Adalete güven açısından en büyük problem gider avansı. Sosyal bir hukuk devletinde gider avansı bireylerin hak arama özgürlüklerini nasıl etkiler?

Bireyler davalarını maddi korkulardan uzak bir şekilde açabilmeli. Türkiye’nin gerçeklerini ele alarak gider avansı çerçevesinde dava açma aşamalarını düşünürsek asgari ücretli bir vatandaşın bunu karşılaması çok zor. Bu nokta da bireyin aile ve çevresiyle sorunlarını artıracak ve aile içi huzursuzluk huzursuz bir topluma zemin oluşturacaktır. Kısacası bence o hükmün iptali gerekiyor.

Türkiye’de hukuk eğitimi konusunda ihmal edilen şeyler var

-Müderris olmadan kurulan medreselerin yetkisiz ve bilgisiz hocaları yüzünden, önce medreseler bozuldu, ardından kadılık ve diğer devlet kurumları bozuldu. Bu bağlamda öğretici kadro eksikliğine rağmen açılan hukuk fakültelerini nasıl yorumluyorsunuz?

Bir gün tarih hocamız bize Osmanlı’nın neden yıkıldığını sormuştu. Tabi biz de bütün nedenlerini saymıştık. Bunun üzerine hocamız Osmanlı’da adalet bozuldu diyerek toplumsal çöküşü hukukun bozulmasına bağlamıştı. Tabi hukuk fakültelerinin sayısını değerlendirirken talebi de dikkate almak lazım. Talep çok fazla olduğu için hukuk fakültelerinin sayıları artırılıyor. Bunun yanında akademisyen alımları sıkıntılı olduğu için öğretici kadro açığı ortaya çıkıyor. Bunun önüne geçmek için fakülte açmak yerine belli merkezlerdeki fakültelere ikinci öğretim eğitimi eklenmeli. Ayrıca öğretici kadro arasında değişiklik yapılarak standart bilgiye ulaşmaya çalışılmalı.

-Tüm hukuk fakültelerinde takip edilen müfredat çerçevesinde daha çok ilk yıllarda üzerinde durulan adalet idesini geliştirmeye yönelik dersler daha sonraki yıllarda önemini yitiriyor. Üzerine eklenen yıllarda görülen derslerin ağırlığı ile bu derslerde işlenen konular haliyle unutuluyor. Dolayısıyla öğrenciler mezun olduktan sonra hak ve adalet kavramlarının üzerine çok fazla düşemiyor. Sizce bu uygulamada problem oluşturuyor mu?

Öğrencilik ile uygulama farklı oluyor. Örneğin bir tıp öğrencisi bir hastalık için onlarca kitap karıştırıp bir cevap bulabilir fakat uygulamada bu şansı yoktur. Mesleğe başlayınca artan sorumlulukla beraber ister istemez bu kavramlar düşünülüyor. Sorumlu olmadığınız yerde yeterli çalışma olmaz. Meslek sorumluluğu tekrar tekrar hak ve adalet kavramına itiyor sizi.

-Bizce hukuk fakültelerinde okuyan öğrencilerin bir problemi de mahkemeler, infaz kurumları gibi adalet mekanizmalarını tanıyamamalarıdır. Bu durum mezun olduktan sonra bir takım sıkıntılar getirebiliyor. Bunun önüne nasıl geçilebilir?

Örneğin bir hakim adayını değerlendirelim. Sadece izleyerek muhakkak bir şeyler öğrenebilir ama hakimin adaya bir takım yetkiler verip onu sorumluluğa itmesi aday arkadaşımızın daha fazla yol kat etmesini sağlar. Ayrıca bu yöntem ile kıdemli hakimlerin bilgilerinden, tavsiyelerinden de yararlanma olanağı bulan hakim adayları kürsüye çıktıkları zaman çok daha yetkin olacaklardır.

-Amerika gibi hukuk eğitiminde pratiğe yönelik uygulaması fazla olan, hatta hukuk eğitiminden önce herhangi bir lisans eğitimi alıp daha sonra hukuk eğitimine başlayan öğrencilerin hukuk alanında daha başarılı oldukları söyleniyor. İnteraktif hukuk eğitiminin de buna faydası çok büyük tabi. Türk hukuk sisteminde bunun uygulanması mümkün müdür? Ya da ne derece doğru olur?

Aslında isabetli olur. Tanıdığım en iyi hukukçular matematik ve mühendislik alanında kendilerini geliştirmiş olanlar. Hukuk herkesin merak konusudur. Bu nedenle her öğrencinin hukuka yönelimi vardır. Bence de öğrenciler en az bir fakülte bitirdikten sonra hukuk eğitimini almalı. Bu da nasıl olur? Devlet öğrencilere ikinci bir üniversite için en az asgari ücret olarak burs vermeli. Fakat bu uygulama her öğrenciyi hukuka çekeceği için alanın daraltılması gerekir. Hukuk eğitiminde tamamen bir değişim gerekir de diyebiliriz.

-Yüksek yargı hakimliğinden avukatlığa geçişi bir nevi rol değişim olarak görüyoruz. Karar basamağından savunma basamağına geçiş hakkında ne düşünüyorsunuz?

Normal bir hakim yapabilir ama yüksek yargı hakimi için aynı şeyi söyleyemem. Yani zamanında içtihat koyduğuz bir makamdan bunu uygulayan makama geçmeyi etik alarak uygun bulmuyorum.






Web Tasarım ve Yazılım Dizaynist Bilişim