KHK ile göreve son verilemez mi?

8.9.2016 12:52:22
KHK ile bireysel -idari işlem tesis edilemeyeceği gerekçesiyle KHK ile göreve son verilip verilemeyeceği tartışılmakla birlikte bu hususta Anayasa Mahkemesi daha önce zaten bir karar vermiş bulunmaktadır.

2014 yılında 6524 sayılı yasa ile HSYK ve çeşitli kurumların yapısında değişiklik yapılırken bu kurumların organlarında görev yapan kamu görevlilerinin de görevine kanuni düzenleme ile son verilmişti. Bu düzenlemenin cemaatin yargıdaki örgütlenmesini tasfiyeye yönelik olduğu da kamuoyunda dillendirilmişti.

Anayasa Mahkemesi bu yasının iptaline ilişkin başvuruda  "Kamu personeli olarak görev yapan kişilerin bulundukları görevlerden alınmalarını gerektiren haklı bir neden olmadıkça görevlerine son verilememesi, hukuki güvenlik ilkesinin bir gereğidir. Kamu personelinin bulundukları görevden alınma ve başka bir göreve atanmalarının, haklarında bu yönde idari işlem tesis edilmesi ile gerçekleşmesi kural olmakla birlikte, hukuki ve fiili zorunluluk hallerinde bu hususlarda yasal düzenlemeler yapılabileceği de kabul edilmektedir. Söz konusu zorunluluklar nedeniyle getirilen ve ilgililerin kazanılmış haklarını ihlal etmeyen düzenlemeler, hukuki güvenlik ilkesine aykırılık oluşturmaz." şeklinde karar verilmiştir.


Anayasanın 148/1 fıkrası uyarınca, OHAL, sıkıyönetim ve savaş hallerinde çıkarılan KHK’lar hakkında Anayasa’ya aykırılığı iddiasıyla Anayasa Mahkemesi’nde (AYM) dava açılamayacağından KHK'ya ekli liste ile meslekten ihraç edilenler açısından meslekten çıkarılmalarına ilişkin iç hukuk yolu bulunmadığı ortaya çıkmaktadır.

AİHS askıya alınarak Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin kapsamındaki belirli hak ve özgürlükleri koruma yükümlülüklerinin geçici olarak devre bırakıldığı da dikkate alındığında KHK'ya ekli liste ile ihraç edilen kişilerin bu ihraçları AİHM'ne ancak şu şartlarla gidebilirler :

"o askıya alma hakkına yalnızca savaş zamanında veya ulusun varlığını tehditeden başka bir genel tehlike halinde başvurulmamış olması;

o Devlet, yalnızca durumun kesinlikle gerektirdiği ölçüyü aşmış olması;

o Devletin uluslararası hukuktan doğan başka yükümlülüklerine ters düşmüş olması;

o İşkence ve insanlık dışı veya aşağılayıcı muamele veya ceza yasağına, kölelik ve zorla çalıştırmayasağına ve “kanunsuz ceza olmaz, barış zamanında ölüm cezası verilmiş olması, aynı suçtan iki kez yargılanma ve cezalandırılma yapılmış olması  kuralına aykırı tedbirler alınmış olması halleridir.

Meslekten ihraçlarda hata olmadığı iddia etmek mümkün olmamasına göre yapılması gereken iş, TBMM Anayasa Komisyonu’nun da KHK’lerle ilgili mağduriyetleri giderecek bir formül üzerinde durup anayasada yapılacak düzenleme ile söz konusu bireysel - idari işlem olan KHK'lere ekli listelerle yapılan ihraçlara karşı yargı denetimi getirilmesidir.

Anayasa Mahkemesine iptal başvurusunun gerekçesi ve Anayasa Mahkemesinin gerekçeli kararının ilgili kısımları aşağıya aktarılmış olup kararın tam metnine şu linkten ulaşabilirsiniz:  







İPTAL BAŞVURUSUNUN GEREKÇESİ


III- 6524 SAYILI KANUN'UN “ŞEKİLBAKIMINDAN ANAYASA'YA AYKIRILIĞI NEDENİYLE TÜMÜNÜN İPTALİ GEREKTİĞİNE İLİŞKİN İDDİALARIN GEREKÇELERİ
 
          Anayasa'nın 148. maddesine göre, Kanunların şekil bakımından denetlenmesi, son oylamanın öngörülen çoğunlukla yapılıp yapılmadığı; Anayasa değişikliklerinde ise teklif ve oylama çoğunluğuna ve ivedilikle görüşülemeyeceği şartına uyulup uyulmadığı hususları üzerinde yapılır.
 
       Ancak, anılan Anayasa maddesinde belirtilen şekil denetiminin, işlemin yetki unsuru bakımından geçerliliğini denetleme hususunu dışta bırakmış olduğu düşünülemez. Anayasa Mahkemesi'nin şekil denetimi yetkisinin özünde, işlemi öncelikle “yetki” unsuru bakımından denetlemek yetkisi saklıdır. Zirâ, teklif ve oylama çoğunluğuna ulaşılıp ulaşılmadığı, ancak hukuken geçerli bir işlemle ilgili olarak değerlendirilebilir. Bu nedenle, şekil denetimi kapsamında, öncelikle, işlemde “yetki unsuru” bakımından sakatlık olup olmadığının araştırılması gerekir.
 
       “Yetki” unsuru bakımından sakatlık, işlemi “şekil” unsuru bakımından da sakatlar; sağlıklı ve hukuken geçerli bir işlem olarak doğmasına imkân bırakmaz.
 
       Anayasa'nın 148. maddesinde şekil denetiminin oylama ve teklif çoğunluklarına ulaşılmış olup olmadığı hususları ile sınırlandırılmış olduğunu ve bu denetimin kapsamında yetki unsurunda sakatlık olup olmadığını araştırmanın bulunmadığını söylemek, Anayasa'nın kabûl edemeyeceği sonuçlara yol açar; “yasama yetkisinin saptırılmasına” ve “fonksiyon gaspına” geçit verir. Örneğin, yargısal bir işlemin teklif ve oylama çoğunluğuna uyulmak suretiyle TBMM tarafından kanun görünümünde yapılmasına ve şekil bakımından geçerli nitelik kazanmasına imkân tanır. Böyle bir sonuca ise Anayasa'nın izin vermiş olduğu düşünülemez. Çünkü bu durum, “hukuk devleti” ve “kuvvetler ayrılığı” ilkeleri ile asla bağdaşmaz
 
       “Yetki unsuru” bakımından denetim, bu nedenlerle -yukarıda da belirtildiği gibi- Anayasa Mahkemesi'nin Anayasa'nın 148. maddesinin 2. fıkrası anlamında yapacağı şekil denetiminin, öncelikle yapılması gereken ayrılmaz bir parçasıdır.
 
       15.2.2014 tarihli ve 6524 sayılı Kanun'a bakıldığında ise, davaya konu hükümlerin teklif ve kabûl yeter sayıları bakımından sayısal açıdan Anayasa'ya uygun olmasına karşın, yetki unsuru bakımından -yukarıda belirtildiği üzere-, Anayasa'dan kaynaklanmayan bir yetkinin Anayasanın 2., 6. ve 159. maddelerine aykırı bir biçimde kullanılması yoluyla gerçekleştirildikleri ortadadır.
      
       Şüphesiz, yargılama makamları, daha açık bir değişle, hâkimler ve savcılar görevlerinde bağımsız olmalıdır. Bu bağımsızlık, ciddî, giderek âdil bir yargılama için aynı zamanda bir zorunluluktur. Bu bağımsızlık, öncelikle Yürütme Organına karşı sağlanmalıdır. Zirâ, hâkimlere ve savcılara karşı maddî ve manevî baskı, öncelikle yürütme organından gelir. İşte, bu nedenledir ki, anayasalar, hâkimlerin, başta yürütme organına karşı bağımsızlıklarını sağlamak için çeşitli tedbirler alır ve yargı mensuplarına çeşitli güvenceler öngörür. Anayasamız da, hâkim ve savcıların görevlerini huzur içinde, her türlü kaygı, maddî ve manevî baskıdan ve etkiden uzak biçimde yapabilmeleri için , mahkemelerin “bağımsız” olmaları gerektiğini kabûl etmiş (madde:138) ve Devletin diğer memurlarından farklı olarak hâkim ve savcılara kimi “güvenceler” tanımıştır. Fakat, ne yazık ki, dava konusu yapılan ve yokluğu ya da iptali istenen 6524 sayılı Kanun, bütün bu güvenceleri tamamen bertaraf eden ve “mahkemelerin bağımsızlığı” ilkesini ortadan kaldıran düzenlemeler ihtiva etmektedir.
 
       Anayasa'nın 148. maddesinde tanımlanan “şekil” denetimi çerçevesinde, Anayasa'da ayrıca yazılı olmasa da, “şekil” denetiminin özünde saklı bulunan işlemin “yetki” unsuru bakımından hukukî geçerliliğini araştırma ve tespit yetkisinin yargı organınca kullanılması; “yetki” unsuru bakımından yok hükmünde olan işlemlerin de “şekil” aykırılığı nedeniyle iptal edilmesi gerekir. Zirâ, yetki unsuru açısından “yok” hükmündeki işlemlerin Anayasa'nın öngördüğü çoğunluklarla teklif ve kabul edilmiş olmaları onlara geçerlilik kazandırmaz.
 
       Tüm bu açıklanmaya çalışılan gerekçelere göre, Anayasanın 2., 6. ve 159. maddelerine aykırı oldukları için yetki unsuru bakımından yoklukla malûl bulunan 15.2.2014 tarihli ve 6524 sayılı Kanun'un tümünün “şekil bakımından” da iptal edilmesi gerekmektedir.

.....

 7-) 15.2.2014 tarihli ve 6524 sayılı Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun'un 20. maddesinin Anayasaya aykırılığı:
 
       Anılan madde ile;
 
       “MADDE 20- 4954 sayılı Kanuna geçici 11 inci maddeden sonra gelmek üzere aşağıdaki geçici madde eklenmiştir.
      
       “GEÇİCİ MADDE 12- a) Bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihte Türkiye Adalet Akademisinde; Başkan, Başkan Yardımcıları, Genel Kurul, Yönetim Kurulu ve Denetim Kurulu üyeleri, Genel Sekreter, Eğitim Merkezi Müdürü ve müdür yardımcıları, 23 üncü madde uyarınca görevlendirilen hakim ve savcılar ile diğer personelin görevleri sona erer. Eğitim Merkezi Müdürü ve müdür yardımcıları, Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu tarafından; kadrosu Akademide bulunan diğer personel ise Adalet Bakanlığı tarafından görevlerinin sona erdiği tarihten itibaren onbeş gün içinde kazanılmış hak aylık derecelerindeki başka bir göreve atanırlar. 9 ve 23 üncü maddeler uyarınca Akademide geçici olarak görevlendirilen hakim ve savcılar ile diğer personel, kadrolarının bulunduğu yerlerde göreve başlarlar.
        b) Bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten itibaren on gün içinde Bakan tarafından başkan yardımcıları ve daire başkanları atanır; onbeş gün içinde Bakan tarafından üç başkan adayı belirlenerek Bakanlar Kuruluna sunulur ve ilk Bakanlar Kurulu toplantısında Başkanın atama ya da görevlendirmesi yapılır.
 
       c) Bu Kanuna göre Başkan atanıncaya ya da görevlendirilinceye kadar Başkan tarafından yapılması gereken görev ve hizmetler, Adalet Bakanlığı Personel Genel Müdürü tarafından yürütülür.
 
       d) Bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarih itibariyle yürürlükte bulunan Başkanlık, Yönetim Kurulu ve Genel Kurul karar ve yönetmeliklerinin bu Kanuna aykırı olmayan hükümlerinin uygulanmasına devam olunur.
 
       e) Kanunun uygulanmasına ilişkin yönetmelikler, Kanunun yayımı tarihinden itibaren bir yıl içinde hazırlanarak yürürlüğe konulur.
      
       f) 12 nci maddede yazılı kurum, kuruluş ve kurullar, bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten itibaren bir ay içinde Akademi Genel Kurul üyelerini seçerek Başkanlığa bildirirler. 12 nci maddenin birinci fıkrasının (f) bendi uyarınca yapılacak görevlendirmeler aynı süre içinde yapılır. Genel Kurul üyelerinin belirlenmesi ve Başkanın daveti üzerine en geç bir ay içinde Genel Kurul ilk toplantısını yapar. Genel Kurulun ilk toplantısında, Yönetim ve Denetim Kurullarının asıl ve yedek üyeleri seçilir.
 
       g) Akademi idari personeli için yapılacak atamalarda, 2014 yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanununda yer alan sınırlamalar uygulanmaz.”
       Hükmü getirilmektedir.
                  
                   Bu madde ile, kanunun yürürlüğe girmesiyle Türkiye Adalet Akademisinin mevcut başkan, başkan yardımcıları, genel kurul, yönetim kurulu, denetim kurulu üyeleri ile görevlendirilen hâkim ve savcılar ve diğer personelin görevleri sona erdirilmektedir. Anılan görevlilerin görevlerinin sona ermesi sonrasında Akademinin tamamıyla boşalan organlarının yeniden oluşturulması usulü ve süreci ile diğer hususlar da bu geçici maddeyle düzenlenmektedir.
 
       Anayasa'nın Başlangıç Bölümünde “Kuvvetler ayrımı”nın, Devlet organları arasında üstünlük sıralaması anlamına gelmeyip, belli Devlet yetki ve görevlerinin kullanılmasından ibaret ve bununla sınırlı medeni bir işbölümü ve işbirliği olduğu ve üstünlüğün ancak Anayasa ve kanunlarda bulunduğu, 2. maddesinde Türkiye Cumhuriyetinin bir hukuk Devleti olduğu, 6. maddesinde; Türk Milletinin egemenliğini, Anayasa'nın koyduğu esaslara göre, yetkili organları eliyle kullanacağı, hiçbir organının kaynağını Anayasa'dan almayan bir Devlet yetkisi kullanamayacağı, 7. maddesinde; Yasa'nın yetkisinin Türk Milleti adına Türkiye Büyük Millet Meclisinin olduğu, 8. maddesinde yürütme yetkisi ve görevinin, Cumhurbaşkanı ve Bakanlar Kurulu tarafından Anayasa'ya ve kanunlara uygun olarak kullanılacağı ve yerine getirileceği belirtildikten sonra Cumhuriyetin Temel Organları başlıklı üçüncü kısmının Birinci Bölümünde Yasama ile ilgili hükümler yer almış, bu bölümde yer alan 87. maddede de kanun koymanın Türkiye Büyük Millet Meclisinin görev ve yetkilerinden olduğu belirtilmiş, idare ise Yürütme ile ilgili hükümlerin yer aldığı İkinci Bölümde düzenlenmiş ve 123. madde de idarenin, kuruluş ve görevleriyle bir bütün olduğu ve kanunda düzenleneceği hükme bağlanmıştır.
 
       İdari görevlere atanmalar ve dolayısıyla görevlerin sona erdirilmesi idare fonksiyonuyla ilgili olduğundan idari makamlarca tesis edilmesi gereken tasarruflardır. Davaya konu Geçici 12. madde ise görevden alma işlemini yasa ile tesis etmiş olup, bu durum Anayasa'nın anılan maddelerine aykırı olduğu gibi, yasaların genel, soyut, sürekli, düzenleyici ve nesnel olması ilkesine de uymamaktadır.
 
       İtiraz konusu kuralla, Bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihte Türkiye Adalet Akademisinde; Başkan, Başkan Yardımcıları, Genel Kurul, Yönetim Kurulu ve Denetim Kurulu üyeleri, Genel Sekreter, Eğitim Merkezi Müdürü ve müdür yardımcıları, 23 üncü madde uyarınca görevlendirilen hakim ve savcılar ile diğer personelin görevlerinin sona ereceği; Eğitim Merkezi Müdürü ve müdür yardımcılarının, Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu tarafından; kadrosu Akademide bulunan diğer personelin ise Adalet Bakanlığı tarafından görevlerinin sona erdiği tarihten itibaren onbeş gün içinde kazanılmış hak aylık derecelerindeki başka bir göreve atanacakları; bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten itibaren on gün içinde Bakan tarafından başkan yardımcıları ve daire başkanlarının atanacağı; onbeş gün içinde Bakan tarafından üç başkan adayı belirlenerek Bakanlar Kuruluna sunulacağı ve ilk Bakanlar Kurulu toplantısında Başkanın atama ya da görevlendirmesinin yapılacağı öngörülmüştür.
 
       Türkiye Adalet Akademisi 4954 sayılı Türkiye Adalet Akademisi Kanunu'nun 4. maddesine göre “Bu Kanunda yazılı görevleri yerine getirmek amacıyla ve anılan Kanun ile verilen diğer görevleri yapmak üzere kurulmuştur. Kurum tüzel kişiliği hâizdir, idari ve mali özerkliğe sahiptir.
 
       4954 sayılı Kanun'da Başkan ve Başkan Yardımcıları, Genel Kurul, Yönetim Kurulu üyeleri ile Eğitim Merkezi Müdürü ve müdür yardımcıları için 4'er yıllık; Denetleme Kurulu üyeleri içen ise 2 yıllık görev süresi belirlenmiş ve ancak belli koşulların varlığının tespiti halinde görevlerine son verilebileceği öngörülmüştür.
 
       Anayasa'nın 2. maddesinde, ”Türkiye Cumhuriyeti, toplumun huzuru, millî dayanışma ve adalet anlayışı içinde, insan haklarına saygılı, Atatürk milliyetçiliğine bağlı, başlangıçta belirtilen temel ilkelere dayanan, demokratik, lâik ve sosyal bir hukuk Devletidir” denilmektedir.
 
       Cumhuriyetin nitelikleri arasında yer alan hukuk devleti, bütün işlem ve eylemleri hukuka uygun, her alanda adaletli bir hukuk düzeni kurup bunu geliştirerek sürdürmekle kendini yükümlü sayan, hukuku tüm devlet organlarına egemen kılan, Anayasa'ya aykırı durum ve tutumlardan kaçınan, insan haklarına dayanan, bu hak ve özgürlükleri koruyup güçlendiren, yargı denetimine açık, yasaların üstünde yasa koyucunun da uymak zorunda olduğu Anayasa'nın ve temel hukuk ilkelerinin bulunduğu bilincinde olan devlettir. Kişilere hukuk güvenliğinin sağlanması da hukuk devletinin ön koşullarındandır.
 
       Hukuk devletinde yasaların ilke olarak genel, soyut ve nesnel olmaları gerektiğinden bir statüye atanmış olan kişilerin bu hukuki statüde bir değişiklik olmaksızın hukuk güvenliklerini ihlal edecek biçimde yasama tasarrufunda bulunulması Anayasa'ya aykırılık oluşturur. Bu nedenle genel, soyut ve nesnel olma özellikleri taşımayan itiraz konusu kural hukuk devleti ilkesiyle bağdaşmamaktadır.
 
       Anayasa'nın 36. maddesinin birinci fıkrasında da, ”Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir.” denilmektedir.
 
       Dava konusu Geçici 12. maddede sayılan Başkan, Başkan Yardımcıları, Genel Kurul, Yönetim Kurulu ve Denetim Kurulu üyeleri, Genel Sekreter, Eğitim Merkezi Müdürü ve müdür yardımcıları ile 4954 sayılı Kanun'un 23. maddesi uyarınca görevlendirilen hakim ve savcılar ile diğer personelin görevlerine yasa ile son verilmesi, bu kişilerin yasama tasarrufuna karşı dava açma hakları bulunmadığından hak arama özgürlüklerini ortadan kaldırmak suretiyle yargı denetimini engellemektedir. Nitekim, Anayasa Mahkemesi de, 12.5.2001 tarihli, 4672 sayılı Bankalar Kanununda Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun'un Geçici 3.maddesinin aykırılığı iddiasıyla açılan iptal davası sonucunda benzer bir düzenlemeyi Anayasa'nın 2. ve 36. maddelerine aykırı bulmuş ve anılan Kanun'un Geçici 3. maddesini iptal etmiştir (Anayasa Mahkemesi'nin 6.4.2006 gün ve E.2003/112, K.2006/49 sayılı Kararı).
 
       Diğer yandan, hâkim ve savcıların meslek öncesi ve meslek içi eğitimlerinde önemli bir yeri olan Adalet Akademisinin, yargının işleyişi ile çok sıkı bir bağlantısının olduğu açıktır. Bundan dolayıdır ki oluşumunun yargı bağımsızlığını teminat altına alacak şekilde kurgulanması ve diğer eğitim kurumlarından farklı olduğunun akıldan çıkartılmaması gerekir. Kanun metni ile Akademinin mevcut yapısı tümüyle tasfiye edilmekte ve Kanun'un diğer maddeleri incelendiğinde Akademinin yeniden oluşumu büyük oranda siyasi iradenin yani yürütme organının etkisine açık hale getirmektedir. Yargı bağımsızlığı ve hâkimlik teminatı açısından önemli bir konuma sahip olan Akademinin, Kanun'un yürürlüğe girmesiyle birlikte yürütmenin kontrolünde bir organ haline geleceği kuşkusuzdur.
                  
                   Keza, tüm çalışanların yasama faaliyeti ile görevine son verilmek suretiyle bu kişilerin yasama tasarrufuna dava açma hakkı bulunmadığından hak arama özgürlüğü ortadan kaldırılmak suretiyle yargı denetimi engellenmektedir.
 
       Açıklanmaya çalışılan nedenlerle, söz konusu düzenleme Anayasa'nın 2. ve 36. maddelerine aykırıdır. İptali gerekir. Ayrıca, Anayasa'nın 2. maddesine aykırılık, anılan maddede yer alan ve “Cumhuriyetin nitelikleri” arasında gönderme yapılan Anayasa'nın Başlangıç Bölümü'nün 4. paragrafında belirtilen “Kuvvetler ayrılığı” ilkesine aykırı düştüğünü ortaya koymaktadır.
.....

22-) 15.2.2014 tarihli ve 6524 sayılı Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun'un 39. maddesinin Geçici 4. maddesinin birinci ve ikinci fıkraları ile bu fıkralarla bağlantılı maddede geçen diğer fıkraların Anayasaya aykırılığı:
 
    Anılan madde ile;
   
    “GEÇİCİ MADDE 4- (1) Bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihte Kurulda görev yapan Genel Sekreter, genel sekreter yardımcıları, Teftiş Kurulu Başkanı, Teftiş Kurulu başkan yardımcıları, Kurul müfettişleri, tetkik hâkimleri ve idari personelin Kuruldaki görevleri sona erer.
 
    (2) Bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten itibaren on gün içinde;
    a) Başkan tarafından Teftiş Kurulu Başkanı, Teftiş Kurulu başkan yardımcıları ve genel sekreter yardımcıları atanır.
 
    b) Genel Kurul tarafından, bu Kanunla öngörülen usule göre Genel Sekreter adayları belirlenir.
 
    (3) Genel Sekreter adayları belirlendikten sonraki üç gün içinde Başkan tarafından Genel Sekreter atanır.
 
    (4) Kuruldaki görevleri sona eren Genel Sekreter, genel sekreter yardımcıları, Teftiş Kurulu Başkanı, Teftiş Kurulu başkan yardımcıları, Kurul müfettişleri ve tetkik hâkimleri müktesepleri dikkate alınarak uygun görülecek bir göreve atanırlar.
 
    (5) Kuruldaki görevleri sona eren idari personel Adalet Bakanlığınca,Bakanlığın merkez veya taşra teşkilatında mükteseplerine uygun kadrolara atanırlar.
 
    (6) Kurul tarafından çıkarılan;
 
    a) Genelgelerin tümü bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihte yürürlükten kalkar.
   
    b) Yönetmeliklerin bu Kanuna aykırı olmayan hükümlerinin uygulanmasına devam olunur.
 
    (7) Kurul idari personeli için yapılacak atamalarda 2014 yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanununda yer alan sınırlamalar uygulanmaz.
 
    (8) Bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten itibaren beş yıl içinde, adli ve idari yargı hâkim ve savcıları arasından yapılacak Kurul üyeliği seçimlerinde, adayların hâkimlik ve savcılık mesleğinde yirmi yıl çalışmış olmaları şartı aranır”
 
    Hükmü getirilmektedir.
 
    İPTAL GEREKÇESİ:
 
    Maddeye eklenen Geçici 4. maddenin birinci fıkrası ile Kurul üyeleri hariç Kurulda görev yapan genel sekreter ve yardımcıları ile Teftiş Kurulu Başkanı, Teftiş Kurulu başkan yardımcıları, kurul müfettişleri, tetkik hâkimleri ve idari personelin kuruldaki görevlerinin sona ereceği düzenlenmektedir. Yeni yönetimi belirlemek ise tamamıyla Başkanın yetkisine verilmektedir.
 
    Anayasanın 159. maddesinde yargının bağımsızlığının kurumsal güvencesi olarak oluşturulan ve mahkemelerin bağımsızlığı ve hâkimlik teminatı ilkesine göre kurulup görev yapması öngörülen Kurul'un kendi organizasyon yapısında görev yapacak genel sekreter ve genel sekreter yardımcılarının, görev yapan diğer tetkik hâkimi ve müfettişlerin görevlerine son verilmesinde devre dışı bırakılması ve bu yetkinin siyasal bir kişilik olan Bakana verilmesi, başta kuvvetler ayrılığı ilkesi olmak üzere yargı bağımsızlığı ve hâkimlik teminatı ilkelerine açıkça aykırıdır. Zira Başkan sıfatıyla Bakan siyasal bir kişiliktir ve neredeyse tüm görevlendirmelerin Bakan tarafından yapıldığı bir durumda hukuk devletinin vazgeçilemez unsurları olan kuvvetler ayrılığı, mahkemelerin bağımsızlığı ve hâkimlik teminatı ilkelerinin geçerli olabilmesi olanaklı değildir. Dolayısıyla hâkimlik teminatına sahip personelin görevden alınması, ardından da yeni görevlendirmelerin önemli bir bölümünün doğrudan ya da dolaylı olarak siyasal bir kişilik olan Bakanın iradesine tabi kılınması Anayasa gereği mahkemelerin bağımsızlığı ve hâkimlik teminatına göre kurulup görev yapması gereken Kurul'a yürütmenin çok açık bir müdahalesidir.
 
    Anayasanın 159. maddesinin ilk fıkrasında Kurul'un mahkemelerin bağımsızlığı ve hâkimlik teminatı esaslarına göre kurulacağı ve görev yapacağı belirtilerek Kurul'un sadece görevleri itibarıyla değil aynı zamanda organizasyon yapısı yönünden de mahkemelerin bağımsızlığı ilkesine göre teşkilatlanacağı kural altına alınmıştır. İlgili fıkraya bakıldığında Kurul'un yargının bağımsızlığının korunmasında temel bir güvence olarak kabul edildiği ve bu kabulden hareketle yargı mensubu-memur ayrımı yapılmaksızın Kurul bünyesinde çalışan tüm personelin mahkemelerin bağımsızlığı ilkesi çerçevesinde istihdam edileceği öngörülmüştür. Mahkemelerin bağımsızlığı hâkimlerin bağımsızlığından daha geniş bir kavram olup, yargı organının üyeleri ile beraber tüm bir teşkilat yapısı olarak yürütmeye karşı bağımsızlığını ifade etmektedir. Anayasa koyucu mahkemelerin bağımsızlığı kavramının geniş anlamından hareketle 159. maddenin ilk fıkrasında yargı mensubu-memur ayrımı yapmaksızın Kurul'un, bünyesinde çalışan tüm personeli yönüyle mahkemelerin bağımsızlığı ilkesinden hareketle teşkilatlanacağını kurala bağlamıştır. Oysa teklif ile Anayasanın 159. maddesinin ilk fıkrasında ifade edilen ve Kurul'un teşkilat yapısı oluşturulurken göz önüne alınacak mahkemelerin bağımsızlığı ilkesi bertaraf edilerek Kurul bünyesinde istihdam edilecek memurların atanmasında tümüyle siyasi bir kişilik olan Adalet Bakanı yetkili kılınmıştır.
 
    Anayasa Mahkemesi tarafından, bazı Bakanlıklar bünyesinde çalışan personelin görevlerine tümüyle son veren KHK'ların (örneğin E. 2011/123, K. 2013/26) Anayasaya uygun bulunması, Kanun'un anılan düzenlemesi için emsal olamaz. Zira Anayasa Mahkemesince Anayasaya uygun bulunan KHK'lara konu kurumlar klasik kamu kurumları ve görevlerine son verilenler de yürütme karşısında bağımsızlık ve hâkimlik teminatına sahip olmayan personeldir. Dolayısıyla bu kurumlar ve personel hakkında Meclisin geniş bir takdir yetkisi söz konusudur. Oysa teklife konu kurum Anayasa gereği mahkemelerin bağımsızlığı ve hâkimlik teminatı esaslarına göre kurulup görev yapması gereken bir Kurul, görevlerine son verilmek istenenler de yürütme karşısında hâkimlik teminatına sahip yargı mensuplarıdır. Bu nedenle Meclisin Kurul ve Kurulda çalışan hâkimlik teminatına sahip personel hakkındaki yetkisi son derece sınırlıdır. Kanun ile öngörülen yetki tasfiye görünümündeki bir yetkiye işaret etmektedir. Ancak, Anayasa gereği mahkemelerin bağımsızlığı ve hâkimlik teminatı esaslarına göre kurulup görev yapan Kurul ve yürütme karşısında hâkimlik teminatına sahip kurul personeli hakkında bu tür bir yetkinin kullanılması anayasanın açıkça ihlalidir.
 
    Keza, Kanun'un 39. maddesi ile düzenlenen Geçici 4. madde, Kurulda görev yapan genel sekreter ve yardımcıları ile Teftiş Kurulu Başkanı, Teftiş Kurulu başkan yardımcıları, kurul müfettişleri, tetkik hâkimleri ve idari personelin yasama faaliyeti ile görevine son verilmek suretiyle bu kişilerin yasama tasarrufuna dava açma hakkı bulunmadığından hak arama özgürlüğü ortadan kaldırılmak suretiyle yargı denetimi engellenmektedir. Bu açıdan Anayasa'nın 2. ve 36. maddelerine açıkça aykırıdır (Yukarıda ilgili bölümde yaptığımız açıklamalarda zikrettiğimiz Anayasa Mahkemesinin 6.4.2006 ve E.2003/112, K.2006/49 sayılı Kararındaki iptal gerekçesini burada da aynen tekrarlıyoruz). Bu atamaların Anayasa'nın 159. maddesine dayanılarak HSYK Genel Kurul tarafından yapılmış olmasına karşın, görevden almaların yasa metni ile yapılması idare hukukuna hâkim olan “Yetki ve Usulde Paralellik İlkesi”ne açıkça aykırılık teşkil etmektedir. Dava konusu yaptığımız Kanun'un yürürlüğe girmesi halinde HSYK'nın tüm çalışanların görevi sona ermekte ve Üyelerin dairelerdeki görevleri iptal olmaktadır.
 
    Böylece, bu düzenleme Adalet Bakanı'na bir-kaç gün içinde ve süratle 6524 sayılı Kanuna göre atama, tayin, seçme gibi yetkilerini kullanarak Kurul'u yeniden dizayn etme yolu açılmaktadır. 
 
    Ayrıca, bu maddenin Anayasa'nın 2. maddesinde hükme bağlanan “hukuk devleti” ilkesine aykırılığı yanında, Cumhuriyet'in temel niteliklerinden olan “kuvvetler ayrılığı” ilkesini ortadan kaldırmayı amaçlayan bu düzenleme, Anayasa'nın “Değiştirilemeyecek Hükümler” başlığını taşıyan 4. maddesi hükmüne de aykırıdır. Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu, 6524 sayılı Kanun'un -pek çok hükmünde olduğu gibi, bu düzenlemesiyle de- Adalet Bakanı'nın sevk ve idaresine bırakıldığından, Yürütmenin bir üyesi olan Adalet Bakanı'na yargılama yetkisini kullanacak olan bağımsız mahkemeler üzerinde doğrudan ya da dolaylı olarak bir tasarruf yetkisi verilmekte ve bu nedenle de “Yargı Yetkisi” Başlığını taşıyan Anayasa'nın 9. maddesine aykırılık teşkil etmektedir. Bunun doğal bir sonucu olarak Anayasa'nın 6. maddesinde düzenlenen  “Türk Milleti, egemenliğini, Anayasanın koyduğu esaslara göre, yetkili organları eliyle kullanır.”  şeklinde ifadesini bulan  “kuvvetler ayrılığı” ilkesine de aykırılık teşkil etmektedir. Kurul'un, sınırları Anayasa'nın 159. maddesi ile çizilen çok hassas yetki ve görevleri nazara alındığında, bu yetki ve görevlerin doğrudan veya dolaylı olarak Adalet Bakanı'na verilmesi, “mahkemelerin bağımsızlığı” ilkesini ihlâl etmektedir. Bu nedenle 6524 sayılı Kanun'un bu maddesi de, Anayasa'nın 9. maddesinin yansımaları olan Anayasa'nın 138. maddesine, 139. maddesine, 140. maddesine ve Kurulun anılan ilkelere göre kurulmasını öngören 159. maddesine açıkça aykırıdır.
   
    Diğer yandan, 6524 sayılı Kanun'un bu düzenlemesi, Anayasa'nın birçok hükmüne aykırılık teşkil etmesi nedeniyle Anayasa hükümlerinin yasama, yürütme ve yargı organlarını, idare makamlarını ve diğer kuruluş ve kişileri bağlayan temel hukuk kuralları olduğunu ve kanunların Anayasaya aykırı olamayacağını hükme bağlayan Anayasa'nın 11. maddesine de aykırılık teşkil etmektedir. 
 
    Tüm yukarıda açıklanan sebeplere binaen, bu  düzenlemenin, Anayasa'nın 2., 4., 6., 9., 11., 138., 139., 140. ve 159. maddelerine açıkça aykırılık teşkil ettiği ve yine Anayasa'nın 2. maddesinin “Cumhuriyetin nitelikleri” arasında gönderme yaptığı Anayasa'nın Başlangıç bölümünün 3. paragrafında belirtilen “egemenliğin kayıtsız  şartsız Türk Milletine ait olduğu ve bunu millet adına kullanmaya yetkili kılınan hiçbir kişi ve kuruluşun, bu Anayasada gösterilen hürriyetçi demokrasi ve bunun icaplarıyla belirlenmiş hukuk düzeni dışına çıkamayacağı”  kuralı ile 4. paragrafında belirtilen “Kuvvetler ayrılığı” ilkesine  aykırı düştüğünü ortaya koymaktadır. 
 
    YÜRÜRLÜĞÜ DURDURMA GEREKÇESİ:
 
    Getirilen düzenlemenin iptal edilinceye kadar uygulanması durumunda; yargının bağımsızlığının kurumsal güvencesi olarak oluşturulan ve mahkemelerin bağımsızlığı ve hâkimlik teminatı ilkesine göre kurulup görev yapması öngörülen Kurul, üyeler hariç, tümüyle tasfiye edilerek, siyasi bir kişilik olan Bakanın inisiyatifiyle yeniden dizayn edilecektir. Bu durum ise beraberinde telafisi güç veya imkânsız zararların doğmasını getirecektir. Bu zarar ve durumların doğmasını önlemek amacıyla, Anayasaya açıkça aykırı olan ve iptali istenen düzenlemenin iptal davası sonuçlanıncaya kadar yürürlüğünün de durdurulması gerekir.









ANAYASA MAHKEMESİNİN GEREKÇESİ

d- Kanun'un 20. Maddesiyle 4954 Sayılı Kanun'a Eklenen Geçici 12. Maddenin İncelenmesi
 
    Dava dilekçesinde, 6524 sayılı Kanun'un yürürlüğe girmesiyle Türkiye Adalet Akademisinin mevcut Başkan, başkan yardımcıları, Genel Kurul, Yönetim Kurulu, Denetim Kurulu üyeleri ile görevlendirilen hâkim ve savcılar ve diğer personelin görevlerinin sona erdirildiği, idari görevlere atamaların idari makamlarca tesis edilmesi gereken tasarruflar olduğu ve kanunların soyut, genel, sürekli olması ilkesine de uymadığı, bir statüye atanmış olan kişilerin bu hukuki statüde bir değişiklik olmaksızın hukuk güvenliklerini ihlal edecek biçimde yasama tasarrufunda bulunulmasının Anayasa'ya aykırılık oluşturduğu, kişilerin yasama tasarrufuna karşı dava açma hakları bulunmadığından hak arama özgürlüklerini ortadan kaldırmak suretiyle yargı denetimini engellediği,yargının işleyişi ile çok sıkı bir bağlantısı olan Adalet Akademisinin oluşumunun yargı bağımsızlığını teminat altına alacak şekilde kurgulanması gerektiği, yargı bağımsızlığı ve hâkimlik teminatı açısından önemli bir konuma sahip olan Türkiye Adalet Akademisinin, Kanun'un yürürlüğe girmesiyle birlikte yürütmenin kontrolünde bir organ haline geleceği belirtilerek kuralın, Anayasa'nın Başlangıç'ının dördüncü paragrafı ile 2. ve 36. maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.
 
          Dava konusu kuralla Türkiye Adalet Akademisi Kanunu'na geçici 12. madde eklenmiş ve 6524 sayılı Kanunun yürürlüğe girdiği tarihte Türkiye Adalet Akademisinde; Başkan, Başkan Yardımcıları, Genel Kurul, Yönetim Kurulu ve Denetim Kurulu üyeleri, Genel Sekreter, Eğitim Merkezi Müdürü ve müdür yardımcıları, 23. madde uyarınca görevlendirilen hâkim ve savcılar ile diğer personelin görevlerinin sona ereceği belirtilmiştir. Maddenin diğer bölümleri, görevine son verilen kişilerin yeni görevlerine atanmalarına ilişkin kurallar ve Akademinin boşalan kadrolarına yeniden yapılacak atamalara ilişkin kurallardan oluşmaktadır. Buna göre, Eğitim Merkezi Müdürü ve müdür yardımcıları, Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu tarafından; kadrosu Akademide bulunan diğer personel ise Adalet Bakanlığı tarafından görevlerinin sona erdiği tarihten itibaren on beş gün içinde kazanılmış hak aylık derecelerindeki başka bir göreve atanacak,  Akademide geçici olarak görevlendirilen hâkim ve savcılar ile diğer personel ise kadrolarının bulunduğu yerlerde göreve başlayacaklardır. Keza, bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten itibaren on gün içinde Bakan tarafından başkan yardımcıları ve daire başkanları atanacak, on beş gün içinde Bakan tarafından üç başkan adayı belirlenerek Bakanlar Kuruluna sunulacak ve ilk Bakanlar Kurulu toplantısında Başkanın atama ya da görevlendirilmesi yapılacaktır. Akademi Genel Kurul üyeleri de bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten itibaren bir ay içinde seçilecek ve Başkanın daveti üzerine en geç bir ay içinde yapılacak ilk Genel Kurul toplantısında da Yönetim ve Denetim Kurullarının asıl ve yedek üyeleri seçilecektir.
                  
                   Anayasa'nın 2. maddesinde yer alan hukuk devletinin gereklerinden olan hukuki güvenlik ilkesi, normların öngörülebilir olmasını, bireylerin tüm eylem ve işlemlerinde devlete güven duyabilmesini, devletin de yasal düzenlemelerde bu güven duygusunu zedeleyici yöntemlerden kaçınmasını gerekli kılar.
                  
                   Anayasa'nın ‘Hak arama hürriyeti' başlıklı 36. maddesinin birinci fıkrasında, “Herkes meşru vasıta ve yollardan yararlanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir” denilerek yargı organlarına davacı ve davalı olarak başvurabilme ve bunun doğal sonucu olarak da iddia, savunma ve adil yargılanma hakkı güvence altına alınmıştır. Maddeyle güvence altına alınan dava yoluyla hak arama özgürlüğü, kendisi bir temel hak niteliği taşımasının ötesinde, diğer temel hak ve özgürlüklerden gereken şekilde yararlanılmasını ve bunların korunmasını sağlayan en etkili güvencelerden birisidir. Kişilere yargı mercileri önünde dava hakkı tanınması adil bir yargılamanın ön koşulunu oluşturur.
 
                   Kamu personeli olarak görev yapan kişilerin bulundukları görevlerden alınmalarını gerektiren haklı bir neden olmadıkça görevlerine son verilememesi, hukuki güvenlik ilkesinin bir gereğidir. Kamu personelinin bulundukları görevden alınma ve başka bir göreve atanmalarının, haklarında bu yönde idari işlem tesis edilmesi ile gerçekleşmesi kural olmakla birlikte, hukuki ve fiili zorunluluk hallerinde bu hususlarda yasal düzenlemeler yapılabileceği de kabul edilmektedir. Söz konusu zorunluluklar nedeniyle getirilen ve ilgililerin kazanılmış haklarını ihlal etmeyen düzenlemeler, hukuki güvenlik ilkesine aykırılık oluşturmaz.
 
       Kanun koyucu Anayasa'ya uygun olmak kaydıyla, kamu hizmetinin yürütülmesine ilişkin koşulları belirleyerek kadro düzenlemesi yapabilir. Kamu hizmetinin gerekleri yönünden ve kamu yararı amacıyla yeni kadrolar ihdas edebileceği gibi, mevcut bazı kadroları da kaldırabilir. Ayrıca, kamu idareleri ile kamu görevlileri arasındaki ilişkiler, kural tasarruflarla düzenlendiğinden, kamu görevlilerinin statülerine ilişkin yeni kurallar koyabilir ya da var olan kuralları değiştirebilir.
 
       Kamu kurum ve kuruluşlarının yeniden yapılandırılmaları kapsamında, teşkilat yapısı değiştirilen kurum ve kuruluşların bazı kadrolarında görev yapan kamu görevlilerinin görevlerinin sona erdirilerek başka kadrolara atanmalarının öngörülmesi, söz konusu hukuki ve fiilî zorunluluklar nedeniyle getirilen yasal düzenlemelerin bir örneğini oluşturmakta ve hak arama özgürlüğünün ihlaline yol açmamaktadır.
 
       Bu durumda, ilgilerin başka kadrolara atanmalarının sebep unsuru, ilgili kurumun ya da kuruluşun yeniden teşkilatlandırılması olup yürürlükte bulunan kanunlara dayanılarak ve kamu görevlisinin öznel durumu dikkate alınarak idarece tesis edilen naklen atama işlemlerinden tamamen farklıdır. Söz konusu hukuki ve fiilî zorunluluklar nedeniyle kazanılmış haklar korunarak başka kadrolara atama yapılması, kanun koyucunun takdir alanı içindedir.
 
       Öte yandan, dava konusu kuralla tek bir kişi hakkında bireysel nitelikte bir yürütme işlemi tesis edilmeyip, aksine genel ve soyut bir kural getirilmektedir. Soyut bir kuralın gerçekte tek bir kişiyi ya da sınırlı sayıda kişiyi ilgilendiriyor olması onun soyut niteliğini ortadan kaldırmaz. Bireysel nitelikte bir işlemden söz edilebilmesi için somut olarak bir kişinin hukuki durumunda değişiklik yapan bir irade açıklamasının bulunması gerekir. Dava konusu kuralla doğrudan bazı kişilerin hukuki durumunda değişiklik yapılmasına yönelik bir irade açıklamasında bulunulmadığından bireysel işlemin varlığından söz edilemez. Kuralda belirtilen kadrolarda görev yapan kişilerin hukuki durumlarının düzenlemenin sonucundan etkilenmiş olması, bu neticeyi değiştirmez.
 
6524 sayılı Kanun ile Türkiye Adalet Akademisi Kanunu'nda yapılan değişikler incelendiğinde, Akademinin teşkilat yapısının büyük oranda değişikliğe uğradığı, Genel Sekreterlik ile Eğitim Merkezi Müdürlüğünün kaldırılarak Eğitim Merkezi Başkanlığı, İnsan Kaynakları ve Destek Hizmetleri Daire Başkanlığı, Strateji Geliştirme Daire Başkanlığı, Dış İlişkiler ve Projeler Daire Başkanlığı ile Bilimsel Çalışmalar ve Enformasyon Daire Başkanlığının kurulduğu, bu düzenlemenin bir sonucu olarak ilgili kadroların iptal edilerek yeni kadroların ihdas edildiği, Akademi Başkan, başkan yardımcıları ve Genel Kurul üyelerinin belirlenmesi başta olmak üzere atama, görevlendirme veya seçim usul ve esaslarında değişikliklere gidildiği anlaşılmaktadır.
 
Madde gerekçesinde bu husus, “Teklifle, Türkiye Adalet Akademisinin başkan, başkan yardımcıları, genel kurul, yönetim kurulu, denetim kurulu üyeleri ile Kanunun 23 üncü maddesi uyarınca görevlendirme usulünde değişiklik yapılması sebebiyle geçici maddeyle, yeni usule göre atama, seçim ya da görevlendirme yapılması amacıyla, mevcut görevlilerin görevlerinin sona ermesi düzenlenmektedir. Yine, Akademi Genel Sekreterliğinin kaldırılması ve Eğitim Merkezi Müdürlüğünün de yapısının değiştirilmesi sebebiyle bu birimlerde görevli olanların da görevleri sona erecektir. Anılan görevlilerin görevlerinin sona ermesi sonrasında Akademinin organlarının yeniden oluşturulması usulü ve süreci ile diğer hususlar da geçici maddeyle düzenlenmektedir” şeklinde ifade edilmiştir.
 
Dava konusu kural kapsamında bulunan kişilerin görevlerine son verilmesi, Adalet Akademisinin yapısal değişikliğinin bir sonucu olarak ortaya çıkan hukuki ve fiilî zorunluluklar sebebine dayanmakta, bu nedenle hukuki güvenlik ilkesinin ihlaline yol açmamaktadır.
 
Türkiye Adalet Akademisinde görev yapan hâkim ve savcıların yürüttükleri görevlerin idari görevler olması dolayısıyla, yargılama faaliyetleri yönünden geçerli olan mahkemelerin bağımsızlığı ve hâkimlik teminatı ilkelerinin dava konusu kural bakımından ele alınabilmesi olanaklı değildir. Öte yandan, geçici yetki veya görevlendirmeyle başka bir kurum veya kuruluşta görevlendirilen hâkim veya savcıların asıl kadroları ile ilişikleri devam ettiğinden, Adalet Akademisinde görevlendirilen hâkim ve savcıların görevlendirilmelerinin sona erdirilmesi, bu kişilerin atamaya tâbi tutulmaları sonucunu doğurmamakta, kadrolarının bulunduğu asıl görevlerine dönmelerinden ibaret bulunmaktadır.
 
Geçiş hükmü niteliğindeki, Akademi Başkanı tarafından yapılması gereken işlerin Adalet Bakanlığı Personel Genel Müdürü tarafından yürütülmesi, yeni yönetmeliklerin hazırlanması ve bu süre zarfında eski yönetmeliklerin Kanuna aykırı olmayan hükümlerinin uygulanmaya devam olunması, Akademi idari personeli için yapılacak atamalarda 2014 yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu'nda yer alan sınırlamaların uygulanmayacağı yolundaki kurallar, diğer yasal değişikliklerin bir sonucunu oluşturmakta olup, bu kurallarda da Anayasa'ya aykırılık bulunmamaktadır.
 
Açıklanan nedenlerle kural, Anayasa'nın 2. ve 36. maddelerine aykırı değildir.  İptal isteminin reddi gerekir.
 
Kuralın, Anayasa'nın Başlangıç'ı ile ilgisi görülmemiştir.
 
Serruh KALELİ, Alparslan ALTAN, Serdar ÖZGÜLDÜR, Osman Alifeyyaz PAKSÜT ile Zehra Ayla PERKTAŞ bu görüşe katılmamışlardır.