Hukuk Medeniyeti Anasayfa
Giriş Yap Üyelik Girişi
Haberler Haberler
İçtihatlar
İçtihatlar Koleksiyonlar
Forumlar
İnfaz Hesaplama İnfaz Hesaplama
Hukuki Soruları Sor Vatandaş Soruyor
Şerhler
Şerhler
Yargıtay Karar Arama Motoru Arama
İletişim İletişim
Hukuk Medeniyeti Facebook Facebook
Giriş Yap Üye Ol





Sitenize Ekleyin
Çalışma hayatı-Sosyal güvenlik
0 Yorum

Temyiz aşamasında delil sunmayla ilgili son yargıtay kararları - temyiz aşamasında da borcu süküt ettiren bir belge vermiş ise





Hukuk Genel Kurulu         2015/1556 E.  ,  2017/129 K.

"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ :İş Mahkemesi


Taraflar arasındaki “işçilik alacağı” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; İstanbul Anadolu 7. İş Mahkemesince davanın kısmen kabulüne dair verilen 10.12.2012 gün ve 2010/1240 E., 2012/1155 K. sayılı kararın davalı şirket vekili tarafından temyizi üzerine, Yargıtay 7. Hukuk Dairesinin 28.03.2013 gün ve 2013/3050 E.-2013/4814 K. sayılı kararı ile;
"…1-Dosyadaki yazılara, hükmün Dairemizce de benimsenmiş bulunan yasal ve hukuksal gerekçeleriyle dayandığı maddi delillere ve özellikle bu delillerin takdirinde bir isabetsizlik görülmemesine göre davalının aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan temyiz itirazlarının reddine,
2-Davacı, hak ettiği işçilik alacaklarının ödenmesi talebinde bulunması üzerine davalı tarafından iş akdine son verildiğini, kendisine 10.000,00-TL tazminat ödemesi yapıldığını ancak başkaca ödeme yapılmadığını ileri sürerek, kıdem ve ihbar tazminatı, yıllık izin, fazla çalışma ve hafta tatili alacaklarının tahsilini istemiştir. 
Davalı, davacının 21/03/2002-01/09/2010 tarihleri arasında davalı işyerinde çalıştığını, tüm ücret ve haklarının eksiksiz olarak ödendiğini, davacının tüm hak ve alacakları yönünden işvereni ibra ettiğini, davacının kıdem ve ihbar tazminatının ödendiğini, işyerinde prim uygulamasının 2005 yılında kesildiğini bildirerek, davanın reddi gerektiğini savunmuştur.
Mahkemece, toplanan kanıtlar ve bilirkişi raporuna dayanılarak, davacı işçinin davalı işverenlik işçisi olarak çalışmakta iken iş akdinin sona erdirildiği, davalının tazminat ödenmesi vecibesini yerine getiremediği, öte yandan davacı iddiasının tanık beyanları ile sübut bulduğu, hak kazanılan işçilik alacaklarının ödendiğinin ispat yükü kendisine düşen davalı tarafından kanıtlanamadığı gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
4857 sayılı İş Kanununun 59 uncu maddesinde, iş sözleşmesinin herhangi bir nedenle sona ermesi halinde, işçiye kullandırılmayan yıllık izin sürelerine ait ücretlerin son ücret üzerinden ödeneceği hükme bağlanmıştır. Yıllık izin hakkının ücrete dönüşmesi için iş sözleşmesinin feshi şarttır. Bu noktada, sözleşmenin sona erme şeklinin ve haklı nedene dayanıp dayanmadığının önemi bulunmamaktadır. 
Yıllık izinlerin kullandırıldığı noktasında ispat yükü işverene aittir. İşveren yıllık izinlerin kullandırıldığını imzalı izin defteri veya eşdeğer bir belge ile kanıtlamalıdır. Bu konuda ispat yükü üzerinde olan işveren, işçiye yemin teklif edebilir. 
Dava 20.10.2010 tarihinde açılmış olup o tarihte yürürlükte bulunan 1086 sayılı HUMK'nun 188.maddesinde "Hakimin re'sen nazarı dikkate alması kanunen iktiza eden hususlar" deyimi ile dava şartlarının kastedildiği ve bu nedenle dava şartlarının mahkemece kendiliğinden gözetileceği hususu öğretide de kabul edilmektedir. (Prof.DR Baki Kuru Hukuk Muhakemeleri Usulü 1990 cilt 1.s:900)
Bu noktada, dava hakkının bir anlamda dava şartı olduğu kuşkusuzdur. Dava hakkının varlığı ya da düşmüş bulunmasının incelenmesi, doğrudan hakime verilmiş ödevlerden olması karşısında Yargıtay Dairesi, önceden ileri sürülmemiş olsa bile temyiz aşamasında dava şartının tamam olup olmadığını kendiliğinden gözetebilir.
Davanın hukuksal niteliği gereği davalı, temyiz aşamasında da borcu süküt ettiren bir belge vermiş ise, bu belge üzerinde gerekli inceleme yapılmak suretiyle bir karar verilmesi gerekir. Gerçektende, yargılamada davayı inkar eden davalının savunması borcun bulunmadığı savunmasını da kapsar. O nedenle, davalının borcun ne sebeple bulunmadığını açıklama ve iddianın aksine, delillerini ikame etme hakkının ortadan kalktığından söz edilemez. Belirtilen nedenlerle temyiz aşamasında sunulan ve borcu söndüren bir belgenin varlığı karşısında savunmanın genişletilmesi yasağından da söz edilemeyecektir.

Sonuç itibariyle; yargılama aşaması henüz tamamlanmamış böyle bir durumda, borcu itfa eden belgenin veya dava şartının söz konusu olduğu hallerde, dava sonuçlanıp kesinleşmemiş ise, ibraz edilen ve borcu söndüren yazılı belgenin dikkkate alınması gerekir. 
Bu hukuki olgu ve tespitler karşısında somut olayda; davalı tarafından temyiz dilekçesi ekinde sunulan yıllık izin belgelerinin davacıya sorularak değerlendirilmesi için kararın bozulmasına karar vermek gerekmiştir..."
gerekçesiyle karar bozularak dosya yerine geri çevrilmekle yeniden yapılan yargılama sonunda, mahkemece önceki kararda direnilmiştir.


HUKUK GENEL KURULU KARARI

Hukuk Genel Kurulunca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:
Dava, kıdem tazminatı, ihbar tazminatı, yıllık izin alacağı ve fazla çalışma alacağının tahsili istemine ilişkindir.
Davacı vekili müvekkilinin 01.09.2010 tarihine kadar yaklaşık 8 yıl süre ile davalı şirkete ait işyerinde çalıştığını, çalıştığı döneme ilişkin haklarının ödenmesi konusunda davalı şirkete yaptığı başvuru üzerine iş sözleşmesine son verildiğini, iş sözleşmesinin sonlandırılması nedeniyle davacıya 10.000,00 TL tazminat ödendiğini ancak bakiyenin ödenmediğini ileri sürerek; 2.000,00 TL kıdem tazminatı ve 1.000,00 TL ihbar tazminatı ile 2.000,00 TL fazla çalışma ücreti, 1.000,00 TL hafta tatili ücreti ve 500.00 TL yıllık izin ücreti olmak üzere toplam 6.500,00 TL tazminat ve ücret alacağının 01.09.2010 tarihinden itibaren mevduata uygulanacak en yüksek faizi ile birlikte davalı şirketten tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.
Davacı vekili 30.05.2012 harç tarihli ıslah dilekçesi ile bilirkişi raporunda belirtilen 8.898.08 TL kıdem tazminatı ve 3.546.85 TL ihbar tazminatı ile 5.920.00 TL yıllık izin alacağı ve 16.327.82 TL fazla mesai alacağı olmak üzere toplam 34.6692.75 TL tazminat ve ücret alacağının 01.09.2010 tarihinden itibaren mevduata uygulanacak en yüksek faizi ile birlikte tahsilini istemiştir.
Davalı şirket vekili davacının 21.03.2002 ile 01.09.2010 tarihleri arasında müvekkil şirkette çalıştığını ve şirket tarafından tüm ücret ve haklarının eksiksiz olarak davacı işçiye ödendiğini, ödenen bu haklar arasında kıdem ve ihbar tazminatının da bulunduğunu, dolayısıyla davalı şirketin, davacı işçiye ödemesi gereken bir borcunun kalmadığını, işyerinde prim uygulamasının 2005 yılında kesildiğini belirterek, haksız ve yasal dayanaktan yoksun davanın reddinin gerektiğini savunmuştur.
Mahkemece davacı işçinin davalı şirkete ait işyerinde 8 yıl 5 ay 10 gün süreyle çalıştığı, davacının son aylık brüt ücretinin 2.252,90 TL olduğu, davacı işçinin davalı şirkette çalıştığı esnada iş sözleşmesinin sona erdirildiği, davacı ile davalı şirket arasında imzalanan sözleşmeye göre şirketin tazminat ödemesinin gerektiği, kaldı ki yargılamanın devamı sırasında dinlenen tanık beyanlarının da davacı işçinin iddiasını doğrular mahiyette bulunduğu, hak kazanılan işçilik alacaklarının ödendiğine yönelik ispat külfetinin davalı şirkete ait olmasına karşın şirket tarafından ödemenin yapıldığının kanıtlanamadığı dikkate alındığında kıdem tazminatı, ihbar tazminatı ve yıllık ücretli izin alacaklarının kabul edilmesinin yerinde olacağı, hafta tatili alacağı talebinin ise reddinin gerektiği, ayrıca fazla çalışma alacaklarından takdiren % 30 oranında indirim yapılmasının hakkaniyete uygun olacağı gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir. 
Davalı şirket vekilinin temyizi üzerine hüküm Özel Dairece, yukarıda açıklanan gerekçelerle bozulmuştur.
Yerel Mahkemece temyize konu belgenin mahkemede yapılan yargılama esnasında dosya içerisine ibraz edilmemiş olması, eldeki yargılamanın ceza yargılaması niteliğinde bulunmaması, hukuk davasında mahkemenin ancak, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu (HMK) gereğince verilen süre içerisinde taraflarca sunulan belgelere göre karar verebileceği, temiz aşamasında sunulan belgelenin incelenmesinin kabul edilmesi durumunda HMK’daki sürelerin anlamının kalmayacağı ve hiçbir yargılamanın da zamanında ve süratli olarak bitirilemeyeceği, bu durumda davacının hakkı olana geç kavuşacağı ve davalı tarafça bu hususun kötüye kullanılacağı belirtilerek direnme kararı verilmiştir. 
Direnme kararını davalı şirket vekili temyiz etmiştir.
Direnme yoluyla Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık, Yerel Mahkemece yapılan yargılama sırasında sunulmayan, ancak mahkemenin kısmen kabul kararı üzerine davalı şirket vekili tarafından verilen temyiz dilekçesi ekinde ibraz edilen yıllık izin belgelerinin dikkate alınmasının gerekip gerekmediği noktasında toplanmaktadır.
Hukuk Genel Kurulunda yapılan görüşmeler sırasında, işin esasının incelenmesinden önce Mahkemece direnme olarak adlandırılan karara yönelik kurulan gerekçenin, Özel Daire bozma kararından önceki karara atıf yapmak suretiyle kurulduğu, bozma kararı ile hükmün ortadan kalkacağı, bu durumun Anayasa ve Hukuk Muhakemeleri Kanunu anlamında gerekçesizlik olarak nitelendirilmesinin gerektiği ve kararın bu nedenle bozulmasının gerekip gerekmeyeceği hususu ön sorun olarak tartışılmış, Kurul çoğunluğu tarafından, direnmeye yönelik kısma bakılmasının gerektiği, direnme dışında kalan bölümler için gerekçesizlikten söz edilemeyeceği; dolayısıyla ön sorunun bulunmadığı oyçokluğu ile kabul edilerek işin esasının incelenmesine geçilmiştir.
Somut olayda Yerel Mahkemece yapılan yargılama neticesinde verilen kısmen kabul kararının davalı şirket vekili tarafından temyiz edildiği ve temyiz dilekçesine “yıllık izin talep formu” ile “İşçi Yıllık Ücretli İzin İzlenimi” başlıklı iki adet belgenin eklendiği ve eklenen bu belgeler dikkate alınarak davacıya sorulmak suretiyle değerlendirme yapılması gerektiği gerekçesiyle Özel Dairece kararının bozulduğu anlaşılmaktadır. 
Nitekim temyiz dilekçesi ekinde ibraz edilen yıllık izin belgelerinin, yargılamanın devamı sırasında gerek davacı işçinin beyanlarında gerekse davalı işveren şirketin savunmalarında yer almadığı, kaldı ki davalı işveren tarafından belgelerin yargılama aşamasında sunulmamasına yönelik bir mazeretin dahi ileri sürülmediği, yine bahsi geçen belgelerin davacı işçinin imzasını taşıdığı, bu yönü ile söz konusu belgelerden izin hakkının kullanıldığının ve bu itibarla hakkın doğmadığının tespit edildiği, dolayısıyla sonradan dosyaya eklenen bu belgelerin borcu söndüren bir belge niteliğinde bulunmadığı, tam aksine bu nitelikteki belgelerin borcun doğmadığını gösteren belge olduğu açıktır. 
Buna göre yasal düzenlemeler ve yıllık izin belgelerinin niteliği dikkate alındığında, davalı işverenin, borcun doğmadığını gösteren yıllık izin belgelerine dayanması mümkün değildir.

Hukuk Genel Kurulunda yapılan görüşmeler sırasında belgenin sonradan ele geçmiş olabileceği, ödeme savunması niteliğindeki belgelerin her zaman dosya içerisine sunulabileceği, borcu sonlandıran bir belgenin bulunması durumunda bu hususun mahkemece değerlendirilmesinin gerektiği belirtilerek, Yerel Mahkeme direnme kararının bozulması gerektiği ileri sürülmüş ise de, bu görüş Kurul çoğunluğu tarafından benimsenmemiştir.
Hal böyle olunca, Yerel Mahkemece temyize konu belgenin yargılama sırasında sunulmadığı, hukuk davasında mahkemenin taraflarca HMK gereğince verilen süreler içerisinde sunulan belgelere göre karar vereceği,temiz aşamasında sunulan belgelenin incelenmesi hükmü kabul edilerse anılan Yasadaki sürelerin anlamının olmayacağı, temyiz aşamasında sunulan belgelerin değerlendirilmesi uygulaması kabul edildiğinde hiçbir yargılamanın zamanında bitirilemeyeceği ve davacının hakkı olana geç kavuşacağı yönündeki direnme kararı yerindedir. 

Ne var ki, Özel Dairece davalı şirket vekilinin hüküm altına alınan alacakların miktarına yönelik diğer temyiz itirazları incelenmediğinden, bu yönde inceleme yapılmak üzere dosyanın Özel Daireye gönderilmesi gerekir.

S O N U Ç: Yukarıda açıklanan nedenlerle direnme uygun bulunduğundan, davalı şirket vekilinin hüküm altına alınan alacakların miktarına yönelik diğer temyiz itirazlarının incelenmesi için dosyanın 9. HUKUK  DAİRESİNE GÖNDERİLMESİNE, 25.01.2017 gününde oyçokluğu ile karar verildi.

9. Hukuk Dairesi         2015/17539 E.  ,  2017/20325 K.

"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ :İŞ MAHKEMESİ

DAVA : Davacı, kıdem tazminatı ile fazla mesai ücreti, hafta tatili ücreti, genel tatil ücreti ve ücret alacaklarının ödetilmesine karar verilmesini istemiştir.
Yerel mahkemece, davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir. 
Hüküm süresi içinde davalı avukatı tarafından temyiz edilmiş olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen rapor dinlendikten sonra dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü:

Y A R G I T A Y K A R A R I 

A) Davacı İsteminin Özeti:
Davacı vekili; davacının davalı şirkette 22/12/2009 ile 11/05/2014 tarihleri arasında dokuma bölüm sorumlusu olarak çalıştığını, sigorta girişinin 3 ay sonra yapıldığını, işten çıkartıldığı tarihte 2.045,00 TL. net maaş aldığını, fazla çalışma ve tatil çalışma bedellerinin ödenmediğini, 2014 yılı Şubat ve Mart aylarında 460,00 TL. ücret alacaklarının ödenmediğini ve davacının bu sebeplerle iş akdini haklı nedenle feshettiğini iddia ederek, kıdem tazminatı, ücret alacağı, fazla mesai, hafta tatili ve genel tatil alacaklarının davalıdan tahsilini talep etmiştir. 
B) Davalı Cevabının Özeti:
Davalı vekili; davacının 18/02/2010 ile 24/06/2014 tarihleri arasında çalıştığını, iş akdinin mazeretsiz işe gelmemesi sebebiyle haklı olarak feshedildiğini, kıdem tazminatına hak kazanmadığını, fazla mesai ücretlerinin imzalı ücret bordroları ile ödendiğini savunarak davanın reddini talep etmiştir. 
C) Yerel Mahkeme Kararının Özeti:
Mahkemece, toplanan kanıtlar ve bilirkişi raporuna dayanılarak davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir. 
D) Temyiz:
Kararı, davalı vekili temyiz etmiştir. 
E) Gerekçe:
1-Dosyadaki yazılara toplanan delillerle kararın dayandığı kanuni gerektirici sebeplere göre davalının aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan temyiz itirazları yerinde değildir.
2- Kural olarak, yargılama aşamasında dayanılıp sunulmayan deliller, temyiz veya karar düzeltme aşamasında sunulamazlar; sunulmuş olsalar bile, bu aşamalardaki incelemeler sırasında dikkate alınamazlar. Bu kuralın tek istisnası, dayanılıp sunulan delillin, o davaya konu borcu söndüren bir nitelik taşıması; örneğin, davaya konu borcun ödenmiş olduğunu gösteren makbuz, ibraname gibi bir belge olmasıdır.(Hukuk Genel Kurulu’nun 05.04.2000 gün ve 2000/11-745 E.-734 K., 28.05.2003 gün ve 2003/13-354 E.-368 K., 27.01.2010 gün ve 2009/9-586 E., 2010/31 K. sayılı Kararları). 
İbra sözleşmesi, İş Kanunu ve Borçlar Kanunu'nda düzenlenmediği halde özellikle iş hukuku uygulamasında önemli bir yere sahiptir. Gerek öğretide ve gerekse Yargıtay uygulamasında borcu sona erdiren hallerden birisi olarak kabul edilmektedir. İbra, alacak ve borcu doğrudan doğruya ve kesin olarak ortadan kaldırmaktadır. Tam ibrada borcun tamamı, kısmi ibrada ise borcun ibra edilen kısmı sona ermektedir. Bunun sonucu olarak da, borçlu borcundan kısmen ya da tamamen kurtulmaktadır
Öte yandan, Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun ( Mülga Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 188.)114. maddesinde, “Hâkimin re’sen nazarı dikkate alması kanunen iktiza eden hususlar” deyimi ile dava şartlarının kastedildiği ve bu nedenle dava şartlarının mahkemece kendiliğinden gözetileceği hususu öğretide de kabul edilmektedir. (Prof. Dr. Baki Kuru; Hukuk Muhakemeleri Usulü, 2001 Bası, Cilt 2, s.1343, Prof. Dr. Saim Üstündağ; Medeni Yargılama Hukuku Cilt 1-II-İst. 1997 s.28 ve 871). Bu noktada, dava hakkının bir anlamda dava şartı olduğu da dikkate alınmalıdır. Dava hakkının varlığı ya da yokluğunun incelenmesi, doğrudan hâkime verilmiş ödevlerden olması karşısında, Yüksek Özel Dairece, önceden ileri sürülmemiş olsa bile temyiz aşamasında dava şartının var olup olmadığını kendiliğinden gözetmesinde bir usuli engel bulunmamaktadır.
Davanın hukuksal niteliği ve somut olayın özelliği gereği davalı, temyiz aşamasında dava konusu borcu söndüren nitelikte bir belge vermişse, bu belge üzerinde gerekli inceleme yapılmak suretiyle bir karar verilmesi gerekir. Diğer bir anlatımla yargılama aşamasında, borcu itfa eden belge değerlendirilmeye alınmalıdır. Gerçekten de, yargılamada davayı inkâr eden davalının savunması borcun bulunmadığı savunmasını da kapsar. O nedenle, davalının borcun ne sebeple bulunmadığını açıklama ve iddianın aksine, delillerini ikame etme hakkının ortadan kalktığından söz edilemez. Belirtilen nedenlerle, temyiz aşamasında sunulan ve borcu söndüren bir belgenin varlığı karşısında savunmanın genişletilmesi yasağından söz edilemeyeceğinin (HMK 140, mülga HUMK. Md. 202) kabulü zorunludur. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 09.02.2011 gün, E:2011/13-29 K:2011/56 sayılı kararında da aynı ilke benimsenmiştir. 
Somut uyuşmazlıkta; davalı vekili temyiz aşamasında fazla mesai tahakkukları içeren bordrolar ibraz etmiştir.
Ödeme def’i hakkı ortadan kaldırır. Bu nedenle yargılamanın her aşamasında ileri sürülebilir. 
Mahkemece yapılacak iş, bu imzalı bordroları davacıya göstererek diyeceklerini sorup bir değerlendirmeye tabi tutmak ve sonucuna göre karar vermektir.
F) SONUÇ:
Temyiz olunan kararın, yukarıda yazılı nedenden dolayı BOZULMASINA, peşin alınan temyiz harcının istek halinde ilgiliye iadesine, 07.12.2017 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.


22. Hukuk Dairesi         2017/18107 E.  ,  2018/25659 K.

"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ :İş Mahkemesi
DAVA TÜRÜ : ALACAK

Taraflar arasında görülen dava sonucunda verilen kararın, temyizen incelenmesi davalılar vekilleri tarafından istenilmekle, temyiz taleplerinin süresinde olduğu anlaşıldı. Dava dosyası için Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlendikten sonra dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü:

Y A R G I T A Y K A R A R I

Davacı İsteminin Özeti:
Davacı vekili, davacının iş akdinin haksız feshedildiğini beyan ederek bir kısım işçilik alacaklarının davalılardan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir. 
Davalılar Cevabının Özeti:
Davalılar vekilleri, davanın reddini savunmuşlardır.
Mahkeme Kararının Özeti:
Mahkemece, toplanan delillere göre ve bilirkişi raporu doğrultusunda, yazılı gerekçe ile davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
Temyiz:
Kararı davalılar vekilleri temyiz etmiştir.
Gerekçe:
1-Dosyadaki yazılara toplanan delillerle kararın dayandığı kanuni gerektirici sebeplere davalıların aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan sair temyiz itirazlarının reddine,
2-Taraflar arasındaki uyuşmazlık işçilik alacaklarının zamanaşımına uğrayıp uğramadığı, ıslaha karşı ileri sürülen zamanaşımı itirazının değerlendirilmesi gerekip gerekmediği konusundadır.
Zamanaşımı, alacak hakkının belli bir süre kullanılmaması yüzünden dava edilebilme niteliğinden yoksun kalmasını ifade eder. Bu tanımdan da anlaşılacağı üzere zamanaşımı, alacak hakkını sona erdirmeyip sadece onu "eksik bir borç" haline dönüştürür ve alacağın dava edilebilme özelliğini ortadan kaldırır.
Bu itibarla zamanaşımı savunması ileri sürüldüğünde, eğer savunma gerçekleşirse hakkın dava edilebilme niteliği ortadan kalkacağından, artık mahkemenin işin esasına girip onu incelemesi mümkün değildir.
Uygulamada, fazlaya ilişkin hakların saklı tutulması, dava açma tekniği bakımından, tümü ihlal ya da inkâr olunan hakkın ancak bir bölümünün dava edilmesi, diğer bölümüne ait dava ve talep hakkının bazı sebeplerle geleceğe bırakılması anlamına gelir. Yargıtay Hukuk Genel Kurulunca benimsenmiş ilkeye göre, kısmi davada fazlaya ilişkin hakların saklı tutulmuş olması, saklı tutulan kesim için zamanaşımını kesmez, zamanaşımı, alacağın yalnız kısmi dava konusu yapılan miktar için kesilir.
Somut olayda, davalı Sağlık Bakanlığı davacının ıslah dilekçesine karşı kanuni süre içerisinde asgari geçim indirimine karşı zamanaşımı savunmasında bulunmuştur. Bu durumda, ıslaha karşı zamanaşımı itirazında bulunan ve kararı temyiz eden davalı yönünden davacının hak kazandığı asgari geçim indirimi alacağının yöntemine uygun biçimde ileri sürülen ıslaha karşı zamanaşımı itirazı değerlendirilerek belirlenmesi gerekirken eksik inceleme ile yazılı şekilde karar verilmesi hatalıdır.
3-Taraflar arasında temyiz aşamasında sunulan ödeme belgelerinin dikkate alınıp alınamayacağı konusunda uyuşmazlık bulunmaktadır. 
Kural olarak, yargılama aşamasında dayanılıp sunulmayan deliller, temyiz veya karar düzeltme aşamasında sunulamazlar; sunulmuş olsalar bile, bu aşamalardaki incelemeler sırasında dikkate alınamazlar. Bu kuralın tek istisnası, dayanılıp sunulan delillin, o davaya konu borcu söndüren bir nitelik taşıması; örneğin, davaya konu borcun ödenmiş olduğunu gösteren makbuz, ibraname gibi bir belge olmasıdır.

6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 114/h maddesinde, “davacının, dava açmakta hukuki yararının bulunması” dava şartları arasında sayılmıştır. Ödenmiş alacak hakkında davacının dava açmakta hukuki yararı yoktur. Bu halde, 6100 sayılı Kanun’un 115. maddesi gereğince, dava şartının varlığı ya da yokluğunun incelenmesi, doğrudan mahkemeye verilmiş ödevlerden olması karşısında, önceden ileri sürülmemiş olsa bile temyiz aşamasında dava şartının var olup olmadığını kendiliğinden gözetilmesinde bir usuli engel bulunmamaktadır.
Davanın hukuksal niteliği ve somut olayın özelliği gereği davalı, temyiz aşamasında dava konusu borcu söndüren nitelikte bir belge vermişse, bu belge üzerinde gerekli inceleme yapılmak suretiyle bir karar verilmesi gerekir. Diğer bir anlatımla, yargılama aşaması henüz tamamlanmamış ise böyle durumda, borcu itfa eden belge değerlendirmeye alınmalıdır. Gerçekten de, yargılamada davayı inkâr eden davalının savunması, borcun bulunmadığı savunmasını da kapsar. O nedenle, davalının borcun ne sebeple bulunmadığını açıklama ve iddianın aksine delillerini ikame etme hakkının ortadan kalktığından söz edilemez. Belirtilen nedenlerle, temyiz aşamasında sunulan ve borcu söndüren bir belgenin varlığı karşısında savunmanın genişletilmesi yasağından söz edilemeyeceğinin kabulü de zorunludur. (Yargıtay Hukuk Genel Kurulu 24.02.2016 Tarih, 2014/22-735 Esas,2016/166 Karar)
Somut uyuşmazlıkta, davalı tarafça temyiz aşamasında, yıllık izin belgeleri ile davacıya ait bir kısım imzalı ücret bordrolarının sunulduğu, ücret bordrolarında asgari geçim indirimi tahakkuklarının olduğu, yine davalı tarafça sunulan 12.01.2012 tarihli ihbar olunan alt işveren ... şirketi tarafından düzenlen ibraname başlıklı belgede 3.836,00 TL kıdem tazminatı tahakkuku bulunduğu görülmüştür. Sözü edilen belgeler ilk kez temyiz aşamasında sunulmuş ise de; ödeme belgesi mahiyetinde kabul edilmelidir. Ödeme belgesinin hakkı ortadan kaldıran özelliği nedeni ile yargılamanın her aşamasında dikkate alınması gereklidir. Bu sebeple davalı tarafa, ibraz ettiği belgelerin asıllarını sunması için süre verildikten sonra davacı işçiden, davalının savunmasına ve sunulan belgelere karşı diyecekleri sorulmalı, sonucuna göre bir karar verilmelidir.
SONUÇ: Temyiz olunan kararın yukarıda yazılı nedenle BOZULMASINA, peşin alınan temyiz harcının talep halinde ilgililere iadesine, 28/11/2018 gününde oybirliği ile karar verildi.

21. Hukuk Dairesi         2017/542 E.  ,  2018/8377 K.

"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ :İş Mahkemesi


TÜRK MİLLETİ ADINA
Davacı, murisinin iş kazası sonucu ölümünden doğan maddi ve manevi tazminatın ödetilmesine karar verilmesini istemiştir.
Mahkeme bozmaya uyarak, ilamında belirtildiği şekilde, isteğin kısmen kabulüne karar vermiştir.
Hükmün, davalı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan sonra düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okundu, işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar verildi. 
K A R A R
1-Dosyadaki yazılara, toplanan delillere, hükmün dayandığı gerektirici nedenlere göre; davalının aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan sair temyiz itirazlarının reddine,
2-Dava, sigortalının iş kazası sonucunda vefatı nedeniyle yakınlarının maddi ve manevi zararlarının giderilmesi istemine ilişkindir.
Mahkemece, maddi tazminat istemlerinin feragat nedeniyle reddine, manevi tazminat istemlerinin ise kısmen kabulüne karar verilmiştir.
Dosya kapsamından, davalı tarfın temyiz dilekçesi ile birlikte 18/04/2008 tarihli sulh, feragat ve ibra başlıklı noterde düzenlenmiş belge ve eklerinin ibraz edildiği, sulh, feragat ve ibra başlıklı belge içeriğinden davalı şirket tarafından 01/11/2007 tarihli iş kazası nedeniyle davacıların maddi ve manevi zararlarına karşılık olmak üzere toplamda 75.000,00 TL bedelli 5 adet çek verildiği, davacıların ... Cumhuriyet Başsavcılığı'na hitaben verdikleri 18/04/2008 havale tarihli dilekçede tüm maddi ve manevi zararlarının davalı şirket tarafından giderildiğini beyan ettikleri, aşamalarda davacılar vekili tarafından 75.000,00 TL'nin defin gideri ve maddi tazminat kapsamında ödendiği yönünde beyanda bulunulduğu anlaşılmaktadır. 
Bir hususun varlığı veya yokluğu, mahkemenin davayı esası bakımından inceleyip, karara bağlamasına engel teşkil ediyorsa, dava şartı söz konusudur. Mahkeme, dava şartlarının mevcut olup olmadığını, davanın her aşamasında kendiliğinden araştırır. Taraflar da dava şartı noksanlığını her zaman ileri sürebilirler. Bu noktada, dava hakkının bir anlamda dava şartı olduğu kuşkusuzdur. Dava hakkının varlığının ya da düşmüş bulunmasının incelenmesi doğrudan hakime verilmiş ödevlerdendir. Buna göre hakim, önceden ileri sürülmemiş olsa bile yargılamanın her aşamasında dava şartının tamam olup olmadığını kendiliğinden gözetebilir.
Gerçekten de, yargılamada davayı inkar eden davalının savunması borcun bulunmadığı savunmasını da kapsar. O nedenle, davalının borcun ne sebeple bulunmadığını açıklama ve iddianın aksine, delillerini ikame etme hakkının ortadan kalktığından söz edilemez. Belirtilen nedenlerle, cevap süresinden sonra sunulan ve borcu söndüren bir belgenin varlığı karşısında savunmanın genişletilmesi yasağından da söz edilemeyecektir. Sonuç itibariyle; yargılama aşaması henüz tamamlanmamış böyle bir durumda, borcu itfa eden belgenin veya dava şartının söz konusu olduğu hallerde, dava sonuçlanıp kesinleşmemiş ise, ibraz edilen ve borcu söndüren yazılı belgenin dikkate alınması gerekir. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 04.07.2007 gün 2007/13-453Esas ve 2007/453Karar ve 19.03.2014 gün 2013/19-557Esas, 2014/379Karar sayılı kararlarında da aynı ilke benimsenmiştir.
Somut olayda; davalı vekili tarafından temyiz dilekçesi ile ibraz edilen 18/04/2008 tarihli sulh, feragat ve ibra başlıklı belge ve eklerinin davaya konu borcu söndüren bir nitelik taşıdığı, mahkeme tarafından dava konusu manevi tazminat istemleri hakkında anılan belgelerin incelenip değerlendirilmesi gerektiği açıktır.
Yapılacak iş, davacıların manevi tazminat istemleri açısından, yukarıda bahsedilen belgeleri manevi tazminatın bölünemeyeceği ilkesini göz önünde bulundurarak değerlendirmek ve oluşacak sonuca göre bir karar vermekten ibarettir.
Mahkemece, bu maddi ve hukuki olgular nazara alınmaksızın yazılı şekilde karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.
O halde, davalının bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.
SONUÇ:Hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, temyiz harcının istek halinde temyiz edene iadesine 
19/11/2018 gününde oybirliğiyle karar verildi.



3. Hukuk Dairesi         2017/12690 E.  ,  2018/2602 K.

"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ : ...ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ

Taraflar arasındaki ... ... t-itirazın iptali davasının mahkemece yapılan yargılaması sonucunda, davanın ve birleşen davanın kısmen kabulüne yönelik olarak verilen hükmün, süresi içinde taraf vekillerince temyiz edilmesi üzerine; temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra, dosya içerisindeki kağıtlar okunup gereği düşünüldü:

Y A R G I T A Y K A R A R I

Davacı, davalı kurumun 4029 no'lu ... abonesi olduğunu, davalı tarafından 13/06/2011 tarihli ... tespit tutanağı ile 55.386,80.-TL ... ... bedeli tahakkuk ettirildiğini, ... ... kullanmadığı halde kendisine ... ... bedeli tahakkuk edilmesinin hukuka aykırı olduğunu, ... tahakkuku düzenlenen sulama döneminde, sulamada kullandığı alanın 20 dönüm olduğunu, bu nedenle davalıya borcu olmadığının tespitine karar verilmesini talep etmiştir.
Davalı, davacının söz konusu faturanın tebliğinden itibaren 8 gün içinde kuruma itirazını bildirmesi gerekirken,fatura ve ... ... tahakkukuna itiraz etmediğini, 4029 numaralı aboneliğin ... Öncel'e ait olup, bu aboneliğe ait ... kullanımı olmadığını, davacı ...'ya ait aboneliğin 33880 nolu abonelik olduğunu, 33880 numaralı aboneliğin tarımsal sulama grup abonesi olduğunu,davacının 55.386,80 TL borçlu olduğunu, bu nedenle davanın reddini istemiştir.
Mahkemece; davanın reddine karar verilmiş, hüküm davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir. 
Anılan karar Dairemizin 2015/10327 Esas – 2016/7331 Karar sayılı ve 09/05/2016 tarihli kararı ile; "... 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 188 inci maddesinde, “Hakimin re’sen nazarı dikkate alması kanunen iktiza eden hususlar” deyimiyle dava şartlarının kastedildiği ve bu nedenle dava şartlarının mahkemece kendiliğinden gözetileceği hususu öğretide de kabul edilmektedir ... ... Kuru Hukuk Muhakemeleri Usulü 1990 Cilt, 1 s:900;... ... Üstündağ, Medeni Yargılama Hukuku Cilt 1-II-İst. 1997 s:28 ve 871).
Davanın hukuksal niteliği gereği, temyiz aşamasında dava konusu borcu söndüren nitelikte bir belge verilmişse, bu belge üzerinde gerekli inceleme yapılmak suretiyle bir karar verilmelidir.
Diğer bir anlatımla yargılama aşaması henüz tamamlanmamış böyle durumda borcu itfa eden belgenin veya dava şartının söz konusu olduğu hallerde dava sonuçlanıp kesinleşmemiş olmakla ibraz edilen yazılı belgenin dikkate alınması gerekir. 
Gerçekten de, yargılamada davayı inkar eden davalının savunması borcun bulunmadığı savunmasını da kapsar. O nedenle, davalının borcun ne sebeple bulunmadığını açıklama ve iddianın aksine, delillerini ikame etme hakkının ortadan kalktığından söz edilemez. Yine aynı şekilde taraflar arasında borç ilişkisinin varlığını ve borcu inkar eden davalının davadan sonra temyiz aşamasında ödeme yaptığı yönündeki belgeyi yine bu aşamada ibraz eden alacaklının bu talebinin de iddia ve savunmanın genişletilmesi yasağı kapsamında kaldığından söz edilemez (HUMK. Md. 202; Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 24.03.2004 gün ve 2004/2- 183 esas, 2004/165 karar ve 04.07.2007 gün ve 2007/13-453-2007/453 sayılı ilamları). 
Sonuç itibariyle; yargılama aşaması henüz tamamlanmamış böyle bir durumda, borcu itfa eden belgenin veya dava şartının söz konusu olduğu hallerde, dava sonuçlanıp kesinleşmemiş ise, ibraz edilen ve borcu söndüren yazılı belgenin dikkate alınması gerekir.
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 05.04.2000 gün, E:2000/11-745 K:2000/734; 24.03.2004 gün, E:2004/2-183 K:2004/165 ve 26.10.2005 gün, E:2005/9-546 K:2005/611 sayılı kararlarında da aynı ilke benimsenmiştir. 

Somut olayda; davacı dava dilekçesinde, davalı kuruma borcu olmadığının tespitine karar verilmesini talep etmiş ve davacı temyiz aşamasında, ... 4.Asliye Ceza Mahkemesinin 2011/165 Esas sayılı dava dosyası kapsamında, davalı kurumun kendisinden talep ettği miktarı davalının hesabına yatırdığını bildirmiştir. ... 4.Asliye Ceza Mahkemesinin 2011/165 Esas sayılı dava dosyası ile davacı ... hakkında ... enerjisi hakkında hırsızlık suçlamasıyla, dava konusu 3388 nolu ... Usulsüz ... Tespit Tutanağına istinaden kamu davası açıldığı, davacı ...'nın 03.01.2013 tarihli ödeme makbuzu ile davalı kuruma 2.239.00 TL ödeme yaptığı, yapılan yargılama sonucunda sanığın kurum zararını karşılamış olması nedeniyle hakkında ceza verilmesine yer olmadığına dair karar verildiği, kararın 08/02/2013 tarihinde kesinleşmiş olduğu anlaşılmıştır. Temyiz aşamasında borcunu ödediğini savunan davacının, ceza dosyasına ibraz ettiği 03.01.2013 tarihli ödeme makbuzu görülmekte olan davaya konu borcu söndüren bir nitelik taşımaktadır. Davacının temyiz incelemesi aşamasında borcu ödediğini iddia etmiş olması karşışında, temyiz aşamasında ibraz edilen bu belgenin davaya konu borçla ilgisinin olup olmadığı, taraflar arasındaki borç ilişkisinin kabulü anlamına gelip gelmediği ve sonuçta da borcu söndüren belge niteliğinde olup olmadığının yukarıda açıklanan ilkeler çerçevesinde araştırılıp incelenmesi ve eldeki davaya etkisi üzerinde de durularak bir karar verilmesi gerekmektedir.

Hal böyle olunca; mahkemece davacının temyiz incelemesi aşamasında, borcu ödediğini bildirdiğinden; ... 4.Asliye Ceza Mahkemesinin 2011/165 Esas sayılı dava dosyasının incelenmesi ve ödemenin dava konusu alacakla ilgili olduğunun belirlemesi halinde, sonucuna uygun bir karar verilmesi gerekirken; yanılgılı değerlendirme ile davanın tümden reddine karar verilmesi doğru görülmemiş ve bozmayı gerektirmiştir..." gerekçesi ile bozulmuştur.Mahkemece bozma kararına uyulmuş, asıl davada davalı olan kurumun asıl davada davacı olan kişiye açtığı itirazın iptali davası bağlantı nedeni ile birleştirilmiş, yargılamaya devam edilmiştir. Mahkemece; 2016/770 esas sayılı dosyası açısından davanın KISMEN KABUL ve KISMEN REDDİ ile, davacı tarafın, davalı kuruma 53.142,71.-TL borçlu olmadığının tespitine, davacı tarafın 2.239,59.-TL tutarındaki talebinin REDDİNE, ... 3.İcra Müdürlüğü'nün 2013/2702 esas sayılı dosyasında davalı borçlu tarafın 55.386,80.-TL tutarındaki alacağa ilişkin itirazının iptaline, takibin bu kısım üzerinden devamına, davacı tarafın 3.816,50.-TL tutarındaki talebinin REDDİNE, davacı tarafın icra inkar tazminatı talebinin REDDİNE karar verilmiş, hüküm taraf vekillerince temyiz edilmiştir . 

1- HMK'nın 266 ve devamı maddeleri uyarınca hakim; Çözümü özel ve teknik bilgiyi gerektiren hallerde bilirkişinin oy ve görüşünün alınmasına karar verir. Hakim, kendisinin sahip olmadığı özel ve teknik bilgiyi gerektiren hallerde bilirkişiye başvurur. Bu nedenle, bilirkişinin kendisinden sorulan husus hakkında, özel ve teknik bir bilgiye sahip olması, başka bir deyişle o konuda uzmanlaşmış olması gerekir.
HMK’nun 281. maddesinde, tarafların, bilirkişi raporunda eksik gördükleri hususların, bilirkişiye tamamlattırılmasını; belirsizlik gösteren hususlar hakkında ise bilirkişinin açıklama yapmasının sağlanmasını veya yeni bilirkişi atanmasını mahkemeden talep edebilecekleri; mahkeme, bilirkişi raporundaki eksiklik yahut belirsizliğin tamamlanması veya açıklığa kavuşturulmasını sağlamak için, bilirkişiden ek rapor alabileceği; ayrıca gerçeğin ortaya çıkması için gerekli görürse, yeni görevlendireceği bilirkişi aracılığıyla, tekrar inceleme de yaptırabileceği açıklanmıştır.
Bilirkişiler, raporlarını hazırlarken raporun dayanağı olan somut ve özel nedenleri bilimsel verilere uygun olarak göstermek zorundadır. Bilirkişi raporu aynı zamanda Yargıtay denetimine de elverişli olacak şekilde bilgi ve belgeye dayanan gerekçe ihtiva etmelidir. Ancak, bu şekilde hazırlanmış raporun denetimi mümkün olup, hüküm kurmaya dayanak yapılabilir.

Bilirkişi raporu kural olarak hâkimi bağlamaz. Hâkim, raporu serbestçe takdir eder. Hâkim, raporu yeterli görmezse, bilirkişiden ek rapor isteyebileceği gibi gerçeğin ortaya çıkması için önceki bilirkişi veya yeniden seçeceği bilirkişi vasıtasıyla yeniden inceleme de yaptırabilir.
Somut olayda; bozma kararından sonra, asıl dava olan menfi tespit davasının yanında bağlantı nedeni ile birleştirilen itirazın iptali davasının da yargılaması yapılmış, ancak mahkemece birleştirilen dava yönünden bilirkişi incelemesi yapılmaksızın hüküm oluşturulmuştur.
Hakimin hukuki bilgisi ile aydınlatamayacağı teknik bir konuda uzman bilirkişiden rapor almaksızın karar vermesi isabetli bulunmamıştır . 
2- Mahkemece; hem menfi tespit davasının ve hem itirazın iptali davasının kısmen kabulüne karar verilmiş olması çelişki yarattığından bu konu da bozmayı gerektirmiştir. Alınacak uzman bilirkişi raporu ile hükümler arasında oluşan çelişkinin giderilerek varılacak sonuca göre karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde karar verilmesi isabetli bulunmamıştır.

3- Ayrıca bozma ilamında da belirtildiği gibi davacının ödediği ve dekontunu kamu davası dosyasına sunduğu 2.239.00.-TL ... ... tüketim bedelinin uzman bilirkişilerin hazırlayacağı raporda hesap edilen miktardan mahsubunun da değerlendirilmesi, hükmedilecek bedele ulaşılırken hesaba katılması gerekirken bu konuya değinilmemesi de doğru görülmemiştir.
SONUÇ: Yukarıda birinci, ikinci ve üçüncü bentte açıklanan nedenlerle hükmün HUMK.nun 428. maddesi gereğince BOZULMASINA, peşin alınan temyiz harcının istek halinde temyiz edene iadesine, 6100 sayılı HMK'nun geçici madde 3 atfıyla 1086 sayılı HUMK.nun 440.maddesi gereğince kararın tebliğinden itibaren 15 günlük süre içerisinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 19.03.2018 tarihinde oybirliğiyle karar verildi. 


7. Hukuk Dairesi         2016/6561 E.  ,  2016/7812 K.

"İçtihat Metni"
Mahkemesi :İş Mahkemesi
Dava Türü : Alacak 

Taraflar arasındaki dava sonucunda verilen hükmün Yargıtayca duruşmalı olarak incelenmesi süresi içinde davalı vekili tarafından istenilmekle, duruşma için tebliğ edilen 15.04.2016 Salı günü belirlenen saatte davalı .... vekili Av.... ile karşı taraftan davacı ... vekili Av.... geldi. Gelenlerin huzuru ile duruşmaya başlandı. Duruşmada hazır bulunan tarafların sözlü açıklamaları dinlendi. Duruşmanın bittiği bildirildi. Dosyadaki belgeler incelendi. Gereği görüşüldü:
1-Dosyadaki yazılara, hükmün Dairemizce de benimsenmiş bulunan yasal ve hukuksal gerekçeleriyle dayandığı maddi delillere ve özellikle bu delillerin takdirinde bir isabetsizlik görülmemesine göre davalının aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan temyiz itirazlarının reddine,
2-Davacı vekili, müvekkilinin davalı işyerinde 23/07/2010 tarihinde en son 5.000,00 TL ücret ve şube cirosunun %4 prim ücretiyle .... Şube Müdürü olarak işe başladığını, 13 ay boyunca aylık ücreti için sadece bir kısım ödemeler yapıldığını, maaşının hiçbir zaman tam yatmadığını, hafta içi 07.00-21.00 saatleri arasında çalıştığını, Cumartesi günleri ve tüm resmi tatillerde çalıştığını, müvekkilinin 16/03/2011 tarihinde istifa ettiğini, ilk etapta istifanın işveren tarafından kabul edilmediğini, daha sonra yeni bir kişi görevlendirilinceye kadar istifanın kabul edildiğini, 27/07/2011 tarihinde davalı işverenin iş akdini haksız ve bildirimsiz feshettiğini iddia ederek kıdem ve ihbar tazminatı, fazla mesai, milli bayram ve genel tatil çalışma ücretleri ile aylık ücretinin davalıdan tahsilini talep etmiştir.
Davalı vekili, davacının 23/07/2010-Mayıs 2011 tarihleri arasında plasiyer olarak asgari ücretle çalıştığını, ücret alacağı olmadığını, davacının kendi isteği ile işten ayrıldığını, fazla mesai ve resmi tatil alacağının olmadığını beyan ederek davanın reddini istemiştir.
Mahkemece davacının iş sözleşmesini haklı nedenle feshettiği, ihbar tazminatına, çalışmasının 1 yılın altında kalması nedeni ile kıdem tazminatına hak kazanmadığını, mesai saatlerini kendisi ayarlayan üst düzey yönetici olması nedeni ile fazla mesai, milli bayram ve genel tatil ücreti talep edemeyeceği, aylık ücretlerinin ise ödendiğinin ispat edilemediği gerekçesi ile davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
Hüküm altına alınan aylık ücret alacağı konusunda taraflar arasında ihtilaf bulunmaktadır.
Dava hakkının bir anlamda dava şartı olduğu kuşkusuzdur. Dava hakkının varlığı ya da düşmüş bulunmasının incelenmesi, doğrudan hakime verilmiş ödevlerden olması karşısında Yargıtay Dairesi, önceden ileri sürülmemiş olsa bile temyiz aşamasında dava şartının tamam olup olmadığını kendiliğinden gözetebilir. Davanın hukuksal niteliği gereği davalı, temyiz aşamasında da borcu süküt ettiren bir belge vermiş ise, bu belge üzerinde gerekli inceleme yapılmak suretiyle bir karar verilmesi gerekir. Gerçekten de, yargılamada davayı inkar eden davalının savunması borcun bulunmadığı savunmasını da kapsar. O nedenle, davalının borcun ne sebeple bulunmadığını açıklama ve iddianın aksine, delillerini ikame etme hakkının ortadan kalktığından söz edilemez. Belirtilen nedenlerle temyiz aşamasında sunulan ve borcu söndüren bir belgenin varlığı karşısında savunmanın genişletilmesi yasağından da söz edilemeyecektir.

Sonuç itibariyle; yargılama aşaması henüz tamamlanmamış böyle bir durumda, borcu itfa eden belgenin veya dava şartının söz konusu olduğu hallerde, dava sonuçlanıp kesinleşmemiş ise, ibraz edilen ve borcu söndüren yazılı belgenin dikkate alınması gerekir. 

Somut olayda, davacı vekili davacının çalıştığı süre içinde ücretlerinin ödenmediğini, sadece bir kısım ödemeler yapıldığını iddia etmiş, davalı ise davacının alacağı olmadığını savunmuştur. Mahkemece davacının ödenmediğini iddia ettiği ücretin ödendiğinin ispat edilememesi nedeni ile ücret alacağı hüküm altına alınmış ise de, davalı vekili davacının banka hesabına havaleler yapıldığını, bunların dikkate alınmadığını belirterek karara temyizen itiraz etmiştir. Her ne kadar yargılama aşamasında banka havalesi ile ödeme savunması ileri sürülmemiş, bu hususta mahkemeye bilgi, belge sunulmamış ise de, yukarıda belirtildiği üzere, hakkı ortadan kaldıran ödeme savunmasınınn ve buna ilişkin belgelerin her aşamada hatta temyiz aşamasında dahi resen dikkate alınması gerektiğinden, davalının ve davacının banka hesap ekstreleri getirtilerek davacıdan diyecekleri sorulmalı ve sonucuna göre mahsup hususu değerlendirilmelidir. 
O halde davalının bu yöne ilişkin temyiz itirazı kabul edilmeli ve karar bozulmalıdır.
SONUÇ:Temyiz olunan kararın yukarıda yazılı nedenle BOZULMASINA, Yargıtay duruşmasında kendisini vekille temsil ettiren davalı taraf yararına takdir olunan 1.350,00 TL avukatlık ücretinin davacıdan alınarak davalıya verilmesine, temyiz harcının istek halinde davalıya iadesine, 05.04.2016 gününde oybirliği ile karar verildi. 

  
3.2.2019 12:15:31

Yorumlar


Adınız:





Web Tasarım ve Yazılım Dizaynist Bilişim