Hukuk Medeniyeti Anasayfa
Giriş Yap Üyelik Girişi
Haberler Haberler
İçtihatlar
İçtihatlar Koleksiyonlar
Forumlar
İnfaz Hesaplama İnfaz Hesaplama
Hukuki Soruları Sor Vatandaş Soruyor
Şerhler
Şerhler
Yargıtay Karar Arama Motoru Arama
İletişim İletişim
Hukuk Medeniyeti Facebook Facebook
Giriş Yap Üye Ol





Sitenize Ekleyin
Genel Haberler
0 Yorum

Yargıtayın yeni tarihli nafaka kararları





Hukuk Genel Kurulu         2017/1579 E.  ,  2018/673 K.

"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi (Aile Mahkemesi sıfatıyla)

Taraflar arasındaki “boşanma” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda Keşan 1. Asliye Hukuk Mahkemesince (Aile Mahkemesi sıfatıyla) "davanın kabulüne" dair verilen 16.07.2013 gün ve 2012/235 E., 2013/293 K. sayılı karar davalı vekilinin temyizi üzerine Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin 13.03.2014 gün ve 2013/22322 E., 2014/5744 K. sayılı kararı ile:
"...1-Mahkemece taraflar eşit kusurlu bulunarak boşanmaya karar verilmiş ise de; toplanan delillerden; kadının kocasına hakaret etmesine ve bazı geceler eve geç geldiğinden bahisle evden kovmasına karşılık , kocanın da eşine hakaret ettiği, şiddet uyguladığı , evden kovduğu ve güven sarsıcı davranışlarda bulunduğu anlaşılmaktadır. Gerçekleşen bu olaylara göre; boşanmaya neden olan olaylarda davacı kocanın kadına göre ağır kusurlu kabul edilmesi gerekir. Mahkemece tarafların eşit kusurlu bulunmalarına yönelik kusur tespiti yerinde değil ise de; verilen boşanma kararı kadının az da olsa kusurlu olması ve Türk Medeni Kanununun 166/2. maddesi koşullarının oluşmuş bulunması nedeniyle sonucu itibarıyla doğru olmakla, boşanmaya ilişkin hükmün kusur belirlemesine ilişkin gerekçesinin düzeltilmek suretiyle (HUMK. md. 438/son ve HMK. md. 370/son) onanmasına karar verilmesi gerekmiş ve buna bağlı olarak davalı kadının aşağıdaki bentlerin kapsamı dışında kalan temyiz itirazları yerinde görülmemiştir. 
2-Boşanma veya ayrılık davası açılınca hakim, davanın devamı süresince, gerekli olan, özellikle eşlerin barınmasına (TMK. md.186/1), geçimine (TMK md.185/3), malların yönetimine (TMK.m. 223, 242, 244, 262, 263, 264, 267, 215) ve çocukların bakım ve korunmasına (TMK.m.185/2) ilişkin geçici önlemleri kendiliğinden (resen) almak zorundadır (TMK.m.169). O halde; Türk Medeni Kanununun 185/3. ve 186/3. maddeleri uyarınca, tarafların ekonomik ve sosyal durumları da gözetilerek dava tarihinden geçerli olmak üzere davalı kadın yararına uygun miktarda tedbir nafakasına hükmedilmesi gerekirken, yazılı şekilde karar verilmesi usul ve yasaya aykırı bulunmuştur.
3-Boşanma yüzünden yoksulluğa düşecek taraf, kusuru daha ağır olmamak koşuluyla geçimi için diğer taraftan mali gücü oranında süresiz olarak nafaka isteyebilir. Nafaka yükümlüsünün kusuru aranmaz (TMK.m.175). Toplanan delillerle, boşanmaya sebep olan olaylarda davalı kadının daha ağır kusurlu olmadığı, ortadadır. Kolluk tarafından yapılan araştırmada davalı kadının ev hanımı olduğunun bildirilmesine karşın, davalı tanığı Hatice tarafından davalının çalıştığı belirtilmiştir. O halde, mahkemece davalının sürekli gelirinin bulunup bulunmadığı ve varsa miktarı araştırılarak sonucuna göre karar verilmesi gereklidir.
4-Türk Medeni Kanununun 174/2 maddesi, boşanmaya sebebiyet vermiş olan olaylar yüzünden kişilik hakları saldırıya uğrayan tarafın, kusurlu olandan manevi tazminat isteyebileceğini öngörmüştür. Toplanan delillerden evlilik birliğinin temelinden sarsılmasına sebep olan olaylarda tazminat isteyen davalı kadının ağır ya da eşit kusurlu olmadığı, bu olayların kişilik haklarına saldırı teşkil ettiği anlaşılmaktadır. O halde mahkemece, tarafların sosyal ve ekonomik durumları, tazminata esas olan fiilin ağırlığı ile hakkaniyet kuralları (TMK. md.4 TBK. md. 50, 51, 52, 58) dikkate alınarak davalı kadın yararına uygun miktarda manevi tazminata (TMK. md. 174/2) hükmedilmesi gerekir. Bu yönün dikkate alınmaması doğru görülmemiştir..."
gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle yeniden yapılan yargılama sonunda mahkemece önceki kararda direnilmiştir.


HUKUK GENEL KURULU KARARI 

Hukuk Genel Kurulunca incelenerek temyiz dilekçesinin süresinde verildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki belgeler okunduktan sonra gereği görüşüldü:
Dava, Türk Medeni Kanunu'nun (TMK) 166/1. maddesi uyarınca açılan evlilik birliğinin sarsılması nedene dayalı boşanma istemine ilişkindir. 
Davacı, davalının eviyle ilgilenmediğini, kendisine hakaret ettiğini, küçük düşürücü sözler söylediğini, cinsel bir yaşamlarının olmadığını, ev eşyalarını hırsız gibi alıp gittiğini, bir yıldır ayrı yaşadıklarını ileri sürerek davalı ile boşanmalarına, ortak çocuğun velayetinin kendisine verilmesini ve 5.000,00 TL manevi tazminatın davalıdan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı, davacının evi terk ettiğini, Pınar Yılmaz isimli bir kadınla yaşadığını, geceleri eve geç geldiğini, fiziksel şiddet uyguladığını, evin ihtiyaçları için para vermediğini, kiranın ödenmemesi ve kendisinin de çalışmaması sebebiyle baba evine dönmek zorunda kaldığını, dava dilekçesinde iddia edilen olayların doğru olmadığını belirterek davanın reddi ile oğlu ve kendisi için ayrı ayrı aylık 250,00 TL nafaka ile 30.000,00 TL manevi tazminata hükmedilmesini istemiştir.
Yerel mahkemece, davacı tarafın eşine fiziksel şiddet uyguladığı, hakaret edip onu evden kovduğu, davalı tarafın ise eşine hakaret edip bazı geceler onu eve almadığı, bu suretle tarafların eşit kusurlu olduğu gerekçesiyle TMK'nın 166/1. maddesi uyarınca boşanmalarına, müşterek çocuğun velayetinin davalı anneye verilmesine, müşterek çocuk için 250,00 TL tedbir ve iştirak nafakasına, davalının manevi tazminat talebinin reddine, kadının çalışıyor olması sebebiyle yoksulluğa düşmeyeceğinden bahisle nafaka talebinin reddine karar verilmiştir.
Davalı vekilinin temyizi üzerine karar, Özel Dairece yukarıda başlık bölümünde yer alan gerekçelerle bozulmuştur.
Yerel mahkemece önceki gerekçeler tekrar edilmek suretiyle direnme kararı verilmiştir.
Direnme kararı davalı vekili tarafından temyiz edilmektedir.
Direnme yolu ile Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık;
1) Boşanmaya neden olan olaylarda tarafların eşit kusurlu olup olmadığı, burada varılacak sonuca göre davalı kadın yararına manevi tazminata (TMK 174/1) hükmedilmesinin gerekip gerekmediği;
2-Davalı kadın yararına TMK'nın 169. maddesi uyarınca tedbir nafakasına hükmedilmesinin gerekip gerekmediği;
3-Mahkemece yoksulluk nafakası istemi yönünden yapılan araştırmanın yeterli olup olmadığı, buradan varılacak sonuca göre yoksulluk nafakası talebinin reddinin doğru olup olmadığı noktalarında toplanmaktadır.
Her üç uyuşmazlık üzerinde ayrı ayrı durulması gerekmektedir.
I) Birinci bentte gösterilen uyuşmazlık yönünden yapılan temyiz incelemesinde;
Uyuşmazlığın çözümü için öncelikle, Özel Dairece temyiz incelemesi sonucunda boşanmaya ilişkin hükmün kusur belirlemesine ilişkin gerekçesinin değiştirilerek onanmasına dair kararının kesinleşip kesinleşmediğinin açıklığa kavuşturulması gerekmektedir.
Bilindiği üzere temyiz istemi üzerine Yargıtay tarafından esas hakkında yapılan inceleme sonucunda üç tür karar verilebilir. Bunlar; onama, bozma ve düzelterek onama kararlarıdır.
Yargıtay temyiz incelemesine konu olan kararın hukuka ve usûle uygun olduğu kanısındaysa onama kararı verir. Onama kararında, kararın hukuka uygunluk gerekçeleri gösterilmelidir (mülga HMUK 436/1, HMK m. 370/I). 
Diğer taraftan temyiz olunan kararın, kanunun olaya uygulanmasında hata edilmiş olmasından dolayı bozulması gerekli ve kanuna uymayan husus hakkında yeniden yargılama yapılmasına ihtiyaç yoksa (HMK m.370/2, mülga HMUK 436/2),
Tarafların kimliklerine ait yanlışlıklarla, yazı, hesap veya diğer açık ifade yanlışlıkları söz konusu ise (HMK m.370/3, mülga HMUK 436/3),
Karar, usûle ve kanuna uygun olmasına rağmen, gösterilen gerekçe doğru değilse, Yargıtay kararı değiştirerek ve düzelterek onayabilir (HMK m.370/4, mülga HMUK m.436/4).
Son olarak, Yargıtay taraflarca ileri sürülen veya kendisinin tespit ettiği temyiz sebeplerini yerinde görürse, ilk derece mahkemesinin kararını kısmen veya tamamen bozar. Bozma kararının taraflara tebliği ile, şayet karar düzeltme yolu açık ise, karar düzeltme süresinin de beklenmesinden sonra ilk derece mahkemesi tarafları duruşmaya davet eder. Tarafların bozma kararına karşı beyanları alındıktan sonra mahkemece bozmaya uyma yönünde karar verebileceği gibi, kendi kararında ısrar da edebilir (HMK m.373, mülga HUMK m.439). Görüleceği üzere, mahkeme Yargıtay'ın bozma kararına karşı kendi kararında direnebilir.
Tüm bu açıklamalar karşısında somut olaya bakıldığında; mahkemece "davacı tarafın eşine fiziksel şiddet uyguladığı, hakaret edip onu evden kovduğu, davalı tarafın ise eşine hakaret edip, bazı geceler onu eve almadığı, tarafların eşit kusurlu olduğu gerekçesiyle boşanma kararı verilmiş ise de davalı erkeğin temyizi üzerine Özel Dairece, "kadının, eşine hakaret etmesine ve bazı geceler eve geç geldiğinden bahisle onu evden kovmasına karşılık, erkek eşin de kadına hakaret ettiği, şiddet uyguladığı, evden kovduğu ve güven sarsıcı davranışlarda bulunduğu, boşanmaya yol açan olaylarda tarafların eşit kusurlu olduğu yönündeki mahkeme gerekçesinin hatalı olduğu, davacının ağır kusurlu olduğu" belirtilerek boşanmaya ilişkin hüküm kusur belirlemesine ilişkin gerekçesi "düzeltilmek suretiyle" (HUMK. md. 438/son ve HMK. md. 370/son) onanmıştır.
Yukarıda da açıklandığı üzere Özel Daire, mahkemenin "kusur belirlemesine" ilişkin gerekçesini doğru bulmayarak düzelterek onama yoluna gitmiştir. Bu kararın kesinleşip kesinleşmediği hususuna gelindiğinde ise; 01.10.2011 tarihinde yürürlüğe giren 6100 sayılı HMK'nın Geçici 3. maddesinin ikinci fıkrasında yer alan "Bölge adliye mahkemelerinin göreve başlama tarihinden önce verilen kararlar hakkında, kesinleşinceye kadar 1086 sayılı Kanunun 26.9.2004 tarihli ve 5236 sayılı Kanunla yapılan değişiklikten önceki 427 ilâ 454 üncü madde hükümlerinin uygulanmasına devam olunur." şeklindeki düzenleme nedeniyle HUMK'nın 440. maddesi uyarınca Yargıtay kararına karşı karar düzeltme yolunun açık olduğu hâllerde onama veya düzelterek onama kararı ile hüküm hemen kesinleşmez. Bu hâlde hükmün kesinleşebilmesi için Yargıtay kararına karşı süresi içerisinde karar düzeltme yoluna başvurulmamış veya başvurulup da istemin reddedilmiş olması gerekir. Somut olayda, Özel Dairenin düzelterek onama kararına karşı karar düzeltme yoluna gidilmediği, bu suretle kararın kesinleştiği anlaşılmakla mahkemece kesinleşen bu karar hakkında yeniden bir inceleme yapması mümkün olmayıp, direnme kararı vermesi usul ve yasaya aykırıdır.
Diğer taraftan, boşanma kararı bozucu yenilik doğuran bir karar niteliğinde olup, boşanmanın kesinleşmesiyle evlilik birliği sona erer. Ne var ki, boşanmanın eşler bakımından kişisel ve mali olmak üzere bir takım sonuçlarının bulunduğu kuşkusuzdur. Maddi ve manevi tazminat talepleri de boşanmanın eşlerle ilgili mali sonuçlarından biridir.
Nitekim, 4721 sayılı TMK'nın 174. maddesi;
"Mevcut veya beklenen menfaatleri boşanma yüzünden zedelenen kusursuz veya daha az kusurlu taraf, kusurlu taraftan uygun bir maddi tazminat isteyebilir.
Boşanmaya sebep olan olaylar yüzünden kişilik hakkı saldırıya uğrayan taraf, kusurlu olan diğer taraftan manevi tazminat olarak uygun miktarda bir para ödenmesini isteyebilir." düzenlemesini içermektedir.
Maddenin anlatımından da anlaşılacağı üzere maddi tazminat istenebilmesi, tazminat isteyenin kusursuz veya daha az kusurlu olması, tazminat istenenin kusurlu olması yanında bir zarar ile nedensellik bağı ve hukuka aykırılık unsurlarının gerçekleşmesine bağlıdır. Buna göre mevcut veya beklenen menfaatleri boşanma yüzünden zedelenmiş olan eş, kusursuz veya az kusurlu ise maddi tazminata hükmedilebilir. 
Maddi tazminat yanında manevi tazminat istenebilmesi için de kusura ilişkin bir kısım koşulların varlığı gerekmektedir. Şöyle ki; kusurlu taraftan uygun bir manevi tazminat istenebilmesi için boşanmaya sebep olan olaylar yüzünden kişilik hakkı saldırıya uğrayan tarafın kusursuz ya da daha az kusurlu olması gerektiği açıktır.
Tüm bu hususlar birlikte değerlendirildiğinde, Özel Daire bozma kararının birinci bendinde davacı erkek eşin ağır kusurlu olduğu hususu "düzeltilerek onama" kararı verilerek kesinleştiğine göre, TMK'nın 174/2. maddesi uyarınca TMK'nın 4. maddesi ve Türk Borçlar Kanunu'nun 50., 51., 52., 58. maddeleri dikkate alınarak davalı kadın yararına uygun miktarda manevi tazminata hükmedilmesi gerekirken manevi tazminat talebinin reddi yönünde direnme kararı verilmesi hatalıdır.
II) İkinci bentte gösterilen uyuşmazlık yönünden yapılan temyiz incelemesinde;
4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun “Geçici Önlemler” başlıklı 169. maddesi;
“Boşanma veya ayrılık davası açılınca hâkim, davanın devamı süresince gerekli olan, özellikle eşlerin barınmasına, geçimine, eşlerin mallarının yönetimine ve çocukların bakım ve korunmasına ilişkin geçici önlemleri resen alır.” hükmünü içermektedir. Bu hükme göre hâkimin, bu konuda bir talebin varlığını aramaksızın, davanın devamı süresince gerekli olan, özellikle eşlerin barınmasına, geçimine, mallarının yönetimine ilişkin geçici önlemleri resen alması gerekir.
Bu geçici önlemlerden birisi de tedbir nafakasıdır. Tedbir nafakası talebe bağlı olmaksızın (resen) takdir edilir ve geçici bir önlem olarak davanın başından itibaren, karar kesinleşene kadar hüküm altına alınır. 
Boşanma ve ayrılık davalarında eşlerin kusur durumu geçici tedbir nafakası takdir edilirken dikkate alınmaz. Kusurlu eş yararına dahi, bu tedbirlerin alınması mümkündür. Yine, her iki tarafın da gelirinin bulunması tedbir nafakası verilmesini engelleyici bir hâl değildir. Ancak eşlerin ekonomik güçlerinin birbirine yakın olması durumu söz konusu ise bu durumda geçici tedbir nafakası verme zorunluluğunun ortadan kalkacağı söylenebilir. 
Bu nedenledir ki, TMK'nın 169. maddesinde öngörülen tedbir nafakasının geçici önlem niteliği dikkate alındığında Hukuk Genel Kurulunca da benimsenen davalı kadın için tedbir nafakası verilmesi gerektiği yönündeki Özel Daire bozma kararına uyulması gerekirken direnme kararı verilmesi doğru görülmemiştir.
III) Üçüncü bentte gösterilen uyuşmazlık yönünden yapılan temyiz incelemesinde;
Maddi ve manevi tazminat talepleri yanında yoksulluk nafakası da boşanmanın eşlerle ilgili mali sonuçlarından biri olup 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun (TMK) 175. maddesinde:
"Boşanma yüzünden yoksulluğa düşecek taraf, kusuru daha ağır olmamak koşuluyla geçimi için diğer taraftan mali gücü oranında süresiz olarak nafaka isteyebilir.
Nafaka yükümlüsünün kusuru aranmaz." şeklinde düzenlenmiştir.
Maddede geçen “yoksulluğa düşecek” kavramından ne anlaşılması gerektiği konusunda yasal bir tanımlama olmaması karşısında bu husus yargısal uygulamada kurallara bağlanmıştır. Nitekim, Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 07.10.1998 gün ve 1998/2-656 E., 688 K.; 16.05.2007 gün ve 2007/2-275 E., 275 K.; 11.03.2009 gün ve 2009/2-73-118 sayılı kararlarında; “yeme, giyinme, barınma, sağlık, ulaşım, kültür, eğitim” gibi bireyin maddi varlığını geliştirmek için zorunlu ve gerekli görülen harcamaları karşılayacak düzeyde geliri olmayanların “yoksul” kabul edilmesi gerektiği benimsenmiştir. 
Ayrıca madde metninden de anlaşıldığı üzere yoksulluk nafakası isteminde bulunan tarafın kusurunun daha ağır olmaması gerekmektedir. Ancak yoksulluk nafakası, boşanmadan sonra yoksulluğa düşecek olan tarafı koruma amacına yönelik olduğu içindir ki, boşanmış olan yoksul tarafa verilecek olan yoksulluk nafakası, hiçbir surette diğer tarafa yükletilen bir ceza veya tazminat niteliğinde değildir. Şayet böyle olsaydı, sadece boşanmada kusuru olan eşten istenebilmesi gerekirdi. Oysa ki, maddede açıkça belirtildiği gibi, kusursuz eş dahi yoksulluk nafakası ödemekle yükümlüdür. Yoksulluk nafakası, bir bakıma evlilik birliği devam ettiği sürece söz konusu olan karşılıklı bakım ve geçindirme ödevinin devam ettirilmesi anlamını taşımaktadır (Akıntürk T.: Aile Hukuku, C. 2, 15. Bası, İstanbul 2013, s. 302).
Bunun yanında, yoksulluk nafakası istenebilmesi için istemde bulunan tarafın boşanma yüzünden yoksulluğa düşme tehlikesiyle karşılaşmış bulunması şarttır. Başka bir ifadeyle, geçimini kendi mali kaynakları ve çalışma gücüyle sağlama imkanından yoksun olan taraf diğer koşulları da varsa yoksulluk nafakası talep edebilecektir.
Yargıtay'ın yerleşik kararlarında "asgari ücret seviyesinde gelire sahip olunması" yoksulluk nafakasının bağlanmasını olanaksız kılan bir olgu olarak kabul edilmemektedir (Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 07.10.1998 gün ve 1998/2-656 E., 688 K.; 26.12.2001 gün ve 2001/2-1158 E., 1185 K; 01.08.2002 gün ve 2002/2-397 E., 339 K.; 28.02.2007 gün ve 2007/3-84 E., 95 K.; 16.05.2007 gün ve 2007/2-275E., 275 K.; 11.03.2009 gün ve 2009/2-73 E, 118 K.; 13.05.2009 gün ve 2009/3-165 E., 186 K.; 04.05.2011 gün ve 2011/2-155 E., 2011/278 K. sayılı kararları). 
Ne var ki, asgari ücret seviyesinde gelir elde edilmesi yoksulluk nafakası bağlanmasına engel değilse de bu durumun nafaka miktarının tespitinde esas alınacağı da unutulmamalıdır. 
Yoksulluk durumu günün ekonomik koşulları ile birlikte, tarafların sosyal ve ekonomik durumları ve yaşam tarzları değerlendirilerek takdir edilmelidir. 
Somut olayda, mahkemece tarafların sosyal ve ekonomik durumlarına ilişkin yapılan araştırma sonucu dosya içine giren 10.10.2012 tarihli tutanakta davalı kadının ev hanımı olduğu bildirilmesine karşın, 05.06.2013 tarihli tutanakta bir peynir fabrikasında aylık asgari ücretle çalıştığı belirtilmiş, bunun yanında bir kısım tanıklar da davalının çalıştığı yönünde beyanlarda bulunmuşlardır. Bu durumda davalı kadının sürekli ve düzenli bir gelirinin bulunup bulunmadığı hususu tam olarak açıklığa kavuşmuş değildir. O hâlde mahkemece, davalı kadının çalışıp çalışmadığı, çalışıyor ise bunun sürekli mahiyette olup olmadığı, gelirinin düzenli ve yeterli olup olmadığı hususu araştırılarak yoksulluk nafakası istemi hakkında bir karar verilmesi gerekirken direnme kararı verilmiş olması usul ve yasaya aykırıdır.
S O N U Ç : Davalı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile direnme kararının yukarıda (I), (II) ve (III). bentlerde gösterilen nedenlerden dolayı 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun Geçici 3. maddesine göre uygulanmakta olan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun 429. maddesi gereğince BOZULMASINA, istek hâlinde temyiz peşin harcının yatırana geri verilmesine, aynı Kanun'un 440. maddesi uyarınca tebliğden itibaren on beş günlük süre içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 04.04.2018 gününde oy birliği ile karar verildi.


2. Hukuk Dairesi         2018/2525 E.  ,  2018/13484 K.

"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ :Asliye Hukuk (Aile) Mahkemesi
DAVA TÜRÜ : Boşanma-Ziynet Alacağı 

Taraflar arasındaki davanın yapılan muhakemesi sonunda mahalli mahkemece verilen, yukarıda tarihi ve numarası gösterilen hüküm davacı kadın tarafından; kusur belirlemesi, yoksulluk nafakası talebinin reddi, tazminatların miktarı, velayet ve ziynet alacağı davasının reddi yönünden, davalı erkek tarafından ise; kusur belirlemesi, kadın yararına hükmedilen tazminatlar, ziynet alacağı davasının reddi nedeniyle vekalet ücreti ile yargılama giderleri yönünden temyiz edilmekle, evrak okunup gereği görüşülüp düşünüldü:
1-Dosyadaki yazılara ve mahkemece uyulan bozma kararı gereğince hüküm verilmiş olmasına ve özellikle ortak çocuk 2000 doğumlu ... Tuğba'nın temyiz inceleme tarihi itibariyle ergin olduğunun anlaşılmasına göre tarafların aşağıdaki bentlerin kapsamı dışında kalan temyiz itirazları yersizdir.
2-Mahkemece verilen ilk hüküm davacı tarafından; tazminatların ve nafakaların miktarı, ortak çocuklardan ... ve ... 'ın velayetleri, reddedilen ziynet eşyası alacağı ve alacak talebi yönünden, davalı tarafından ise; kusur belirlemesi, davacı kadına verilen tazminatlar, yoksulluk nafakası ve ortak çocuk ...'nin velayeti yönünden temyiz edilmiş, Dairemizin 01/07/2015 tarihli ilamı ile davalı tanıklarının dinlenildikten sonra tüm dosyanın birlikte değerlendirilip sonucu uyarınca bir karar verilmesi gerektiğinden bahisle bozulmuştur. Hükmün bozma kapsamı dışında kalan kısımları ise kesinleşmiştir. Mahkemece, bu durum gözetilmeden kesinleşen boşanma, yönünden yeniden hüküm kurulması doğru olmayıp, bozmayı gerektirmiştir.
3-Boşanma yüzünden yoksulluğa düşecek taraf, kusuru daha ağır olmamak koşuluyla geçimi için diğer taraftan mali gücü oranında süresiz olarak nafaka isteyebilir. Nafaka yükümlüsünün kusuru aranmaz. (TMK m.175) Toplanan delillerle, boşanmaya sebep olan olaylarda davacı kadın daha ağır kusurlu olmadığı, her hangi bir geliri ve malvarlığının bulunmadığı, boşanma yüzünden yoksulluğa düşeceği gerçekleşmiştir. O halde, davacı kadın yararına geçimi için uygun miktarda yoksulluk nafakası takdiri gerekirken isteğin reddi doğru görülmemiştir.
4-Tarafların tespit edilen ekonomik ve sosyal durumlarına, boşanmaya yol açan olaylardaki kusur derecelerine, paranın alım gücüne, ihlal edilen mevcut ve beklenen menfaatlerin kapsamına nazaran, davacı kadın yararına hükmolunan maddi tazminat azdır. Türk Medeni Kanununun 4. maddesindeki hakkaniyet ilkesi ile Türk Borçlar Kanunu'nun 50 ve 51. maddesi hükümleri nazara alınarak, daha uygun miktarda maddi tazminat (TMK m. 174/1) takdiri gerekirken, yazılı şekilde hüküm kurulması bozmayı gerektirmiştir.
5-Yargılama giderleri haksız çıkan taraftan alınır (HMK m.326). Vekalet ücreti de yargılama giderlerindendir (HMK m.323). Davacı kadının reddedilen ziynet alacağı davası nedeniyle reddedilen miktar üzerinden kendisini vekil ile temsil ettiren davalı erkek lehine karar tarihinde yürürlükte olan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi gereğince nispi vekalet ücreti takdir edilmemesi doğru görülmemiştir.
6-Davacı kadın boşanma davası ile birlikte ziynet alacağı taleplerinde bulunmuş, boşanma davası kabul edilmiş, ziynet alacağı davası reddedilmiş olduğu halde, ziynet alacağı davasına yönelik yapılan yargılama giderleri boşanma davasında yapılan giderlerden ayrılarak davacı kadın üzerinde bırakılması gerekirken, yazılı şekilde bir bütün olarak değerlendirilip erkeğe yüklenmesi doğru görülmemiş ve bozmayı gerektirmiştir.
SONUÇ: Temyiz edilen hükmün yukarıda 2., 3., 4., 5. ve 6. bentlerde gösterilen sebeplerle BOZULMASINA, bozma kapsamı dışında kalan temyize konu bölümlerin ise yukarıda 1. bentte gösterilen sebeple ONANMASINA, temyiz peşin harcının istek halinde yatıranlara geri verilmesine, işbu kararın tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere oybirliğiyle karar verildi. 26.11.2018(Pzt.)



2. Hukuk Dairesi         2017/4489 E.  ,  2018/13951 K.

"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ : Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 2. Hukuk Dairesi
DAVA TÜRÜ :Karşılıklı Boşanma - Ziynet Alacağı

Taraflar arasındaki davanın yapılan muhakemesi sonunda bölge adliye mahkemesi hukuk dairesince verilen, yukarıda tarihi ve numarası gösterilen hüküm davalı-karşı davacı kadın tarafından davacı-karşı davalı erkeğin kabul edilen boşanma davası, kusur belirlemesi, tazminatlar, nafakalar ve ziynet alacağı davası yönünden temyiz edilerek; temyiz incelemesinin duruşmalı olarak yapılması istenilmekle; duruşma için belirlenen 04.12.2018 günü temyiz eden davalı-davacı ... vekilleri Av. ... ile Av. ... ve karşı taraf davacı-davalı ... vekili Av. ... geldiler. Gelenlerin konuşması dinlendikten sonra işin incelenerek karara bağlanması için duruşmadan sonraya bırakılması uygun görüldü. Bugün dosyadaki bütün kağıtlar okunup gereği görüşülüp düşünüldü:
1-Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle kanuna uygun sebeplere ve özellikle delillerin takdirinde bir yanlışlık görülmemesine göre, davalı-karşı davacı kadının aşağıdaki bentlerin kapsamı dışında kalan temyiz itirazları yersizdir.
2-İlk derece mahkemesi, boşanmaya sebep olan olaylarda; eşine fiziksel şiddet uygulayan davacı-karşı davalı erkek ile şiddet fiili sonrası ortak evi terkeden ve eşine küfür eden davalı-karşı davacı kadının, eşit derecede kusurlu olduklarını kabul ederek, karşılıklı boşanma davalarının kabulüyle tarafların boşanmalarına, tarafların karşılıklı maddi ve manevi tazminat (TMK m. 174/1-2) isteklerinin reddine, ortak çocuğun velayetinin anneye bırakılmasına, ortak çocuk yararına tedbir ve iştirak nafakasına, davalı-karşı davacı kadın yararına tedbir ve yoksulluk nafakasına ve davalı- karşı davacı kadının ziynet eşyası alacağı davasının ise ispatlanamadığı gerekçesiyle reddine karar vermiş, taraflarca istinaf kanun yoluna başvurulması üzerine, görevli ... Bölge Adliye Mahkemesi 2. Hukuk Dairesince 03.05.2017 tarih 2017/432 esas -2017/496 karar sayılı kararla; davalı-karşı davacı kadının istinaf talebinin esastan reddine, davacı-karşı davalı erkeğin istinaf isteğinin ise kısmen kabulü ile; erkeğe yüklenen fiziksel şiddet vakıasına ilişkin soruşturma dosyasına davalı-karşı 
davacı kadın tarafından yasal sürede delil olarak dayanılmadığı ve fiziksel şiddet vakıası ile ilgili olarak tanık beyanı da bulunmadığı gerekçesiyle fiziksel şiddet vakıasının davacı-karşı davalı erkeğe kusur olarak yüklenemeyeceği belirtilerek, eşine küfür eden ve evi terkeden davalı-karşı davacı kadının, annesinin evlilik birliğine müdahalelerine sessiz kalan davacı-karşı davalı erkeğe nazaran boşanmaya sebep olan olaylarda ağır kusurlu olduğu kabul edilerek, kadının yoksulluk nafakası (TMK m. 175) talebinin reddine, davacı-karşı davalı erkek yararına maddi ve manevi tazminata karar verilmiştir.
Aksine ciddi ve inandırıcı delil ve olaylar bulunmadıkça asıl olan tanıkların gerçeği söylemiş olmalarıdır (HMK m. 255). Akrabalık veya diğer bir yakınlık başlı başına tanık beyanını değerden düşürücü bir sebep sayılamaz. Dosyada tanıkların olmamışı olmuş gibi ifade ettiklerini kabule yeterli delil ve olgu da yoktur. Yapılan soruşturma ve toplanan delillerle, özellikle davalı-karşı davacı kadın tanıklarının beyanları dikkate alınığında; davalı-karşı davacı kadının 03.04.2015 tarihinde fiziksel şiddete uğradığını belirterek ortak konuttan ayrılarak ailesinin yanma gittiği, kendisini karşılayan yakınlarının kadının vücudunun çeşitli bölgelerinde fiziksel şiddete dair emareler gördüklerini beyan ettikleri anlaşılmakta olup, davacı-karşı davalı erkeğin davalı-karşı davacı kadına fiziksel şiddet uyguladığının kabulü gerekir. Davalı-karşı davacı kadının fiziksel şiddete uğraması sonucu ortak konutu terketmesi şeklinde gerçekleşen olayda, kadına ortak konutu terketmesi sebebiyle kusur yüklenmesi ise doğru değildir. Toplanan delillerle, davalı-karşı davacı kadının eşine yönelik birden fazla kez hakaret ettiği, davacı-karşı davalı erkeğin ise annesinin evlilik birliğine olumsuz etkilerine sessiz kaldığı da anlaşılmaktadır. Tarafların gerçekleşen bu kusurlu davranışlarına göre, eşine fiziksel şiddet uygulayan ve annesinin evlilik birliğine olumsuz etkilerine sessiz kalan davacı-karşı davalı erkeğin, eşine hakaretler eden davalı-karşı davacı kadına nazaran ağır kusurlu olduğunun kabulü gerekirken, yazılı şekilde kusur belirlemesi yapılması doğru bulunmamıştır. 
3-Yukarıda 2. bentte açıklandığı üzere; evlilik birliğinin sarsılmasına sebep olan olaylarda tazminat isteyen davalı-karşı davacı kadının ağır yada eşit kusurlu olmadığı, bu olayların onun kişilik haklarına saldırı teşkil ettiği anlaşılmaktadır. Boşanma sonucu bu eş, en azından diğerinin maddi desteğini yitirmiştir. O halde, tarafların sosyal ve ekonomik durumları, tazminata esas olan fiilin ağırlığı ile hakkaniyet kuralları (TMK m. 4) dikkate alınarak kadın yararına maddi ve manevi tazminata (TMK m. 174/1-2) karar vermek gerekirken, hatalı kusur belirlemesinin sonucu olarak yazılı şekilde davacı-karşı davalı erkek yararına maddi ve manevi tazminata karar verilmesi doğru görülmemiştir.
4-Boşanma yüzünden yoksulluğa düşecek taraf, kusuru daha ağır olmamak koşuluyla geçimi için diğer taraftan mali gücü oranında süresiz olarak nafaka isteyebilir. Nafaka yükümlüsünün kusuru aranmaz. (TMK m. 175) Yukarıda 2. bentte açıklandığı üzere, boşanmaya sebep olan olaylarda davalı-karşı davacı kadının daha ağır kusurlu olmadığı, her hangi bir geliri ve malvarlığının bulunmadığı, boşanma yüzünden yoksulluğa düşeceği gerçekleşmiştir. O halde, kadın yararına geçimi için uygun miktarda yoksulluk nafakası takdiri gerekirken, hatalı kusur belirlemesinin sonucu olarak isteğin reddi doğru görülmemiştir.
5-Davalı-karşı davacı kadın, ziynet eşyası alacağını gösterdiği diğer delillerle kanıtlayamamıştır. Ancak, davalı-karşı davacı açıkça yemin deliline de dayanmıştır. Mahkemece, kadına yemin teklif etme hakkı hatırlatılmamıştır. Bu nedenle, mahkemece ziynet eşyası alacağıyla ilgili olarak kadına yemin teklif etme hakkı bulunduğunun hatırlatılması, yemin teklif edildiği takdirde ise usulünce yemine ilişkin yargılama işlemlerinin yerine getirilmesi (HMK m. 227-238) ve gerçekleşecek sonucu uyarınca bir karar verilmesi gerekirken, eksik incelemeyle yazılı şekilde hüküm kurulması usul ve kanuna aykırı olup, bozmayı gerektirmiştir.
SONUÇ: Yukarıda 2., 3., 4. ve 5. bentlerde gösterilen sebeplerle ... Bölge Adliye Mahkemesi 2. Hukuk Dairesinin 03.05.2017 tarih 2017/432 esas - 2017/496 karar sayılı kararının kusur belirlemesi, maddi ve manevi tazminatlar, yoksulluk nafakası ile ziynet eşyası alacağı davasında verilen kararlar yönünden BOZULMASINA, kararın bozma kapsamı dışında kalan temyize konu diğer bölümlerin ise yukarıda l. bentte gösterilen sebeple ONANMASINA, duruşma için takdir olunan 1630 TL. vekalet ücretinin....'dan alınıp...'ya verilmesine, temyiz peşin harcının istek halinde yatırana geri verilmesine, 6100 sayılı HMK'nın 373/2. maddesi gereğince dosyanın ilgili bölge adliye mahkeesi hukuk dairesine gönderilmesine oybirliğiyle karar verildi. 04.12.2018 (Salı) 


2. Hukuk Dairesi         2018/5543 E.  ,  2018/14627 K.

"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ :Asliye Hukuk (Aile) Mahkemesi
DAVA TÜRÜ : Karşılık Boşanma

Taraflar arasındaki davanın yapılan muhakemesi sonunda mahalli mahkemece verilen, yukarıda tarihi ve numarası gösterilen hüküm davacı-karşı davalı erkek tarafından, kadının kabul edilen davası, kusur belirlemesi, yoksulluk nafakası ve kadın yararına hükmedilen tazminatlar yönünden; davalı-karşı davacı kadın tarafından ise yoksulluk nafakasının ve tazminatların miktarları yönünden temyiz edilmekle, evrak okunup gereği görüşülüp düşünüldü:
1-Dosyadaki yazılara ve mahkemece uyulan bozma kararı gereğince hüküm verilmiş olmasına göre, tarafların aşağıdaki bentlerin kapsamı dışında kalan temyiz itirazları yersizdir.
2-Tarafların tespit edilen ekonomik ve sosyal durumları, boşanmaya yol açan olaylardaki kusur dereceleri, paranın alım gücü, kişilik haklarına yapılan saldırı ile ihlâl edilen mevcut ve beklenen menfaat dikkate alındığında davalı-karşı davacı kadın yararına takdir edilen maddi ve manevi tazminat azdır. Türk Medeni Kanunu'nun 4. maddesindeki hakkaniyet ilkesi ile Türk Borçlar Kanunu'nun 50 ve 51. maddesi hükmü dikkate alınarak daha uygun miktarda maddi (TMK m. 174/1) ve manevi (TMK m. 174/2) tazminat takdiri gerekir. Bu yönler gözetilmeden hüküm tesisi doğru bulunmamıştır.
3-Boşanan eş yararına yoksulluk nafakasına hükmedebilmek için, nafaka talep eden eşin boşanma yüzünden yoksulluğa düşecek olması gerekir (TMK m. 175). Kolluk tutanağında davalı-karşı davacı kadının ev hanımı olduğu, kendisine ait evde yaşadığı belirtilmiştir. Tapu kayıtlarına göre kadının başka taşınmazlarının da bulunduğu anlaşılmaktadır. Mahkemece kadına ait olan taşınmazların değerleri, hisse oranları dikkate alınarak getireceği kira veya diğer gelirleri araştırılıp, elde edilebilecek gelirlerin kendisini yoksulluktan kurtarıp kurtarmayacağı araştırılarak sonucuna göre değerlendirme yapılıp yoksulluk nafakası talebi hakkında karar verilmesi gerekirken; bu konuda eksik araştırma ile yazılı şekilde karar verilmesi doğru görülmemiş ve bozmayı gerektirmiştir.
SONUÇ: Temyiz edilen hükmün yukarıda (2.) ve (3.) bentlerde gösterilen sebeplerle BOZULMASINA, bozmae kapsamı dışında kalan temyize konu diğer bölümlerinin ise yukarıda (1.) bentte gösterilen sebeple ONANMASINA, istek halinde temyiz peşin harcının yatıranlara geri verilmesine, işbu kararın tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere oybirliğiyle karar verildi. 17.12.2018


2. Hukuk Dairesi         2018/7370 E.  ,  2018/14093 K.

"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ :Aile Mahkemesi
DAVA TÜRÜ : Boşanma

Taraflar arasındaki davanın yapılan muhakemesi sonunda mahalli mahkemece verilen, yukarıda tarihi ve numarası gösterilen hüküm davacı erkek tarafından, kusur belirlemesi, velayet düzenlemesi, maddi ve manevi tazminatın miktarı ve aleyhine hükmedilen nafakalar yönünden temyiz edilmekle, evrak okunup gereği görüşülüp düşünüldü:
1-Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle kanuna uygun sebeplere ve özellikle delillerin takdirinde bir yanlışlık görülmemesine göre, davacı erkeğin aşağıdaki bentlerin kapsamı dışında kalan temyiz itirazları yersizdir.
2-Dava dilekçesinde, davacının iddiasının dayanağı olan bütün vakıaların sıra numarası altında açık özetlerinin gösterilmesi gereklidir (HMK m. 119/1). İspatın konusunu tarafların üzerinde anlaşamadıkları ve uyuşmazlığın çözümünde etkili olabilecek çekişmeli vakıalar oluşturur ve bu vakıaların ispatı için delil gösterilir (HMK m. 187/1). Kanunda öngörülen istisnalar dışında, hakim, iki taraftan birinin söylemediği şeyi veya vakıaları kendiliğinden dikkate alamaz ve onları hatırlatabilecek davranışlarda dahi bulunamaz (HMK m. 25). Taraflar, cevaba cevap ve ikinci cevap dilekçeleri ile serbestçe; ön inceleme aşamasında ise ancak karşı tarafın açık muvafakati ile iddia veya savunmalarını genişletebilir yahut değiştirebilirler. Ön inceleme duruşmasına taraflardan biri mazeretsiz olarak gelmezse, gelen taraf onun muvafakati aranmaksızın iddia veya savunmasını genişletebilir yahut değiştirebilir. Ön inceleme aşamasının tamamlanmasından sonra iddia veya savunma genişletilemez yahut değiştirilemez (HMK m. 141/1). Dava dilekçesi davalı kadına 28.08.2015 tarihinde tebliğ edilmiş, davalı kadın iki haftalık yasal süreden sonra 05.10.2015 tarihinde cevap dilekçesi sunmuştur. Davalı kadının süresinden sonra sunduğu cevap dilekçesi ile bildirdiği vakıalar erkeğe kusur olarak yüklenerek, boşanmaya sebep olan olaylarda erkeğin de kusurlu olduğunun kabulü doğru değildir. Mahkemece, usulüne uygun şekilde ileri sürülmeyen vakıalar esas alınarak davacı erkeğe kusur yüklenemez. Gerçekleşen bu duruma göre davalı kadının tamamen kusurlu olduğu gözetilmeden davacı erkeğe az da olsa kusur yüklenilmesi doğru olmayıp hükmün bu nedenle bozulması gerekmiştir.

3-Boşanma yüzünden yoksulluğa düşecek taraf, kusuru daha ağır olmamak koşuluyla geçimi için diğer taraftan mali gücü oranında süresiz olarak nafaka isteyebilir (TMK m. 175). Yukarıda 2. bentte açıklandığı üzere davalı kadın boşanmaya sebep olan olaylarda tam kusurludur. Tam kusurlu kadın yararına yoksulluk nafakası takdir edilemez. O halde, kadının yoksulluk nafakası talebinin reddi gerekirken, yazılı şekilde kabulü doğru bulunmamıştır.

SONUÇ: Temyiz edilen hükmün yukarıda 2. ve 3. bentlerde gösterilen sebeplerle BOZULMASINA, bozma kapsamı dışında kalan temyize konu diğer bölümlerinin ise yukarıda 1. bentte gösterilen sebeple ONANMASINA, temyiz peşin harcının istek halinde yatırana geri verilmesine, işbu kararın tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere oybirliğiyle karar verildi. 05.12.2018


2. Hukuk Dairesi         2018/5606 E.  ,  2018/14630 K.

"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ :Aile Mahkemesi
DAVA TÜRÜ :Karşılıklı Boşanma

Taraflar arasındaki davanın yapılan muhakemesi sonunda mahalli mahkemece verilen, yukarıda tarihi ve numarası gösterilen hüküm davacı-karşı davalı kadın tarafından erkeğin kabul edilen davası, yoksulluk nafakası talebinin reddi ve kadın yararına hükmedilen nafaka ve tazminatların miktarları yönünden; davalı-karşı davacı erkek tarafından ise kusur belirlemesi ve iştirak nafakası yönünden temyiz edilmekle, evrak okunup gereği görüşülüp düşünüldü:
1-Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle kanuni gerektirici sebeplere ve özellikle kadının mahkemece kabul edilen ve gerçekleşen diğer kusurlu davranışlarının yanında sağlık raporuyla ve fotoğraflarla da sabit olduğu üzere ayrıca erkeğe "Fiziksel şiddet" uyguladığı, yine de boşanmaya sebebiyet veren olaylarda erkeğin, kadına nazaran daha ağır kusurlu olduğunun anlaşılmasına göre, tarafların aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan temyiz itirazları yersizdir.
2-Tarafların tespit edilen ekonomik ve sosyal durumları, boşanmaya yol açan olaylardaki kusur dereceleri, paranın alım gücü, kişilik haklarına yapılan saldırı ile ihlâl edilen mevcut ve beklenen menfaat dikkate alındığında davacı-davalı kadın yararına takdir edilen maddi ve manevi tazminat azdır. Türk Medeni Kanunu'nun 4. maddesindeki hakkaniyet ilkesi ile Türk Borçlar Kanunu'nun 50 ve 51. maddesi hükmü dikkate alınarak daha uygun miktarda maddi (TMK m. 174/1) ve manevi (TMK m. 174/2) tazminat takdiri gerekir. Bu yönler gözetilmeden hüküm tesisi doğru bulunmamıştır.
3-Boşanma yüzünden yoksulluğa düşecek taraf, kusuru daha ağır olmamak koşuluyla geçimi için diğer taraftan mali gücü oranında süresiz olarak nafaka isteyebilir. Nafaka yükümlüsünün kusuru aranmaz. (TMK m. 175) Toplanan delillerle, boşanmaya sebep olan olaylarda davacı-karşı davalı kadının daha ağır kusurlu olmadığı, onu yoksulluğa düşmekten kurtaracak yeterlilikte gelirinin de bulunmadığı anlaşılmaktadır. O halde, davacı-karşı davalı kadın yararına geçimi için uygun miktarda yoksulluk nafakası takdiri gerekirken, isteğin reddi doğru görülmemiş ve bozmayı gerektirmiştir.
4- Tarafların gerçekleşen sosyal ve ekonomik durumlarına, nafakanın niteliğine, günün ekonomik koşullarına göre ortak çocuk Kayra yararına takdir edilen iştirak nafakası fazladır. Mahkemece Türk Medeni Kanunu'nun 4. maddesindeki hakkaniyet ilkesi de dikkate alınarak daha uygun nafakaya hükmedilmesi gerekir. Bu yön gözetilmeden yazılı şekilde hüküm kurulması usul ve yasaya aykırıdır.
SONUÇ: Temyiz edilen hükmün yukarıda 2., 3. ve 4. bentlerde gösterilen sebeplerle BOZULMASINA, hükmün bozma kapsamı dışında kalan temyize konu bölümlerinin ise yukarıda l. bentte gösterilen sebeple ONANMASINA, temyiz peşin harcının istek halinde yatırana geri verilmesine, işbu kararın tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere oybirliğiyle karar verildi. 17.12.2018
  
10.2.2019 11:42:30

Yorumlar


Adınız:





Web Tasarım ve Yazılım Dizaynist Bilişim