Hukuk Medeniyeti Anasayfa
Giriş Yap Üyelik Girişi
Haberler Haberler
İçtihatlar
İçtihatlar Koleksiyonlar
Forumlar
İnfaz Hesaplama İnfaz Hesaplama
Hukuki Soruları Sor Vatandaş Soruyor
Şerhler
Şerhler
Yargıtay Karar Arama Motoru Arama
İletişim İletişim
Hukuk Medeniyeti Facebook Facebook
Giriş Yap Üye Ol





Sitenize Ekleyin
Genel Haberler
0 Yorum

Avukatın müvekkile bildirimde bulunmadan ve taşkın miktarda hapis hakkını kullanması haklı azil sebebidir





Asıl davada davacı, davalı avukatlar tarafından 2 adet icra dosyasından tahsil edilen paraların kendisine ödenmemesi üzerine başlatığı icra takibine vaki itirazın iptaline karar verilmesini istemiş, davalı avukatlar ise, 12 sene boyunca takip edilen işler nedeniyle davacının masraf, yol ve vekalet ücreti ödemediğini, tahsil edilen paraların içinde bu kalemlerin de olduğunu savunmuşlar, karşı davada ise davalı-karşı davacı ..., davacı-karşı davalıya gönderilen 31.700 markın geri ödenmediğini iddia ederek alacak isteminde bulunmuştur. Mahkemece; davacı-karşı davalı tarafın, vekillerini sözleşmeye aykırılık nedeniyle haklı nedenle azlettiği, bu itibarla Avukatlık Kanunun 174/2 maddesine göre hakli azilde vekilin, ücret talep edemeyeceği kabul edilerek davanın asıl davanın kabulüne karar verilmiştir. Davalı avukatlar, vekil olarak tahsil ettikleri parayı ücret ve masraf alacaklarına mahsuben yedinde tuttuğunu, hukuki tanımıyla Avukatlık Kanununun 166. maddesi gereğince “hapis hakkı”nı kullandıklarını belirtmişlerdir. Hemen belirtmek gerekir ki, Avukatlık Kanununun 166. maddesinde tanımlanan hapis hakkı, sadece vekalet ücreti alacakları ve yapılan giderler oranında kullanılabilir. Avukatın, müvekkili nam ve hesabına tahsil etmiş olduğu alacak ve değerlerden, ücret ve masraf alacağından fazla bir miktarını “hapis hakkı” adı altında elinde tutması, bu hakkın yasaya konuluş amacına aykırı olduğu gibi, avukatlık meslek kurallarına da aykırıdır. Aynı şekilde hapis hakkını kullanan avukatın, müvekkilin nam ve hesabına tahsil ettiği alacakları geciktirmeksizin iş sahibine bildirmesi, hangi işten dolayı ve ne miktarda ücret ve masraf alacağı olduğunu açıklaması ve konu ile ilgili karşı tarafı bilgilendirdikten ve gerektiği durumlarda yapılacak hesaplaşmadan sonra, alacağı oranında hapis hakkını kullanması gereklidir. Esasen bu durum, avukatın müvekkiline hesap verme yükümlülüğünün de tabii bir sonucudur. 
Bu açıklamalardan sonra somut olaya bakıldığında; taraflar arasındaki öncelikli uyuşmazlık, azlin haklı olup olmadığına ilişkindir. Davalı avukatların, davacıya vekaleten tahsil etmiş olduğu miktarı davacıya bildirmediği gibi, uhdesinde tuttuğu tüm dosya kapsamı ile anlaşılmaktadır. O halde davalı avukatların, davacı müvekkili tarafından 22.10.2008 tarihinde haklı olarak azledildiğinin kabulü gerekir. Esasen mahkemenin kabulü de bu yöndedir. Haklı azil halinde ancak azil tarihi itibariyle sonuçlanıp, kesinleşen işlerden dolayı vekalet ücreti talep edilebilir. Buna karşılık azil tarihi itibariyle henüz kesinleşmeyen işler nedeniyle vekalet ücretine hak kazanılamaz. Bu hususa ilişkin olarak dosyada alınan kök raporlar ve ek raporlar yetersizdir. O halde mahkemece, davalı avukatların takip ettiği dosyalar getirtilerek konusunda uzman içinde bankacı bir bilirkişinin de bulunduğu bir heyet oluşturularak açıklanan hususlar göz önünde tutularak ve davalı-karşı davacının gönderdiği 29.3.1996 tarihli 31.700 mark bedelli havale de değerlendirilecek şekilde bilirkişi raporu alınmak suretiyle hasıl olacak sonuca uygun bir karar verilmesi gerekirken, açıklanan hususlar göz ardı edilerek, yazılı şekilde karar verilmiş olması usul ve yasaya aykırı olup, bozmayı gerektirir.


13. Hukuk Dairesi         2016/23496 E.  ,  2018/6396 K.

"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi

Taraflar arasındaki itirazın iptali davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davada davacı-karşı davalı yönünden kabulüne, davalı-karşı davacılar yönünden reddine yönelik olarak verilen hükmün davalı-karşı davacılar avukatınca duruşmalı, davacı-karşı davalı avukatınca duruşmasız olarak temyiz edilmesi üzerine ilgililere çağrı kağıdı gönderilmişti. Belli günde davalı-karşı davacı Asiller ..., ..., ve vekili avukat ... ile davacı-karşı davalı vekili avukat ...'in gelmiş olmalarıyla duruşmaya başlanılmış ve hazır bulunanların sözlü açıklamaları dinlenildikten sonra karar için başka güne bırakılmıştı. Bu kez temyiz dilekçesinin süresinde olduğu saptanarak dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü.

K A R A R

Davacı asıl davada, davalılar ile açılacak boşanma ve boşanmadan kaynaklı tazminat nafaka ve mal paylaşımından kaynaklı davalar ve bu davalar neticesinde alınan kararların takibe konulması amacıyla vekalet ilişkisi kurulduğunu, bu kapsamda çeşitli tarihlerde davalılara yaklaşık 27.000 mark ve 460 euro masraf ve vekalet ücreti ödemesi yaptığını, davalılar tarafından başlatılan ... 4. İcra Müdürlüğü'nün 2003/14211 Esas (yeni esas 2006/16657) ve ... 4.İcra Müdürlüğü'nün 2002/10751 Esas sayılı dosyalarından çekilen toplam 87.060,10 TL'nin kendisine ödenmediğini, davalılara ihtar çektiyse de sonuç alamadığını, bu nedenle davalılar aleyhine ... 7. İcra Müdürlüğü'nün 2008/8347 Esas sayılı dosyası ile takip başlattığını, davalılar ile imzalanan 29.1.1996 tarihli taahhütnamenin evlilik birliğinde edinilen mallara katılım nedeniyle açılacak alacak davasına ilişkin olduğunu, davalılar tarafından icradan çekilen paraların ise boşanma davası sonucunda tazminat ve nafaka alacaklarına ilişkin başlatılan takipler nedeniyle ödenen paralar olduğunu, taahhütnamenin bu dosyalara uygulanamayacağını, yazılı bir sözleşme olmadığından ...'nin uygulanması gerektiğini, davalılarca tarafına herhangi bir bildirim de yapılmadığından hapis hakkından bahsedilemeyeceğini ileri sürerek; fazlaya ilişkin haklar saklı kalarak icra takibine vaki itirazın şimdilik 80.000,00 TL'lik kısım için iptaline, % 40 icra inkar tazminatına karar verilmesini istemiştir.
Davalılar, davacı ile 29.1.1996 tarihli taahhütnamenin ... arasında imzalandığını, diğer davalı ...'ın işlerin fiili takibinden sorumlu olduğunu, ... yönünden itirazları olduğunu, davacının ...'yı 25.1.1996 tarihli anlaşma ile katkı payı alacağı davası açması için vekil tayin ettiğini, 12 sene boyunca davacı adına işlerin takip edildiğini, bu dosyalar için davacının masraf, yol paraları ve vekalet ücretlerini ödemediğini, tahsil edilen paraların içinde bu kalemlerin de olduğunu, yine de davacının kızının hesabına ... tarafından 10.000,00 TL'nin 13.10.2008 tarihinde yatırıldığını savunarak davanın reddini dilemişlerdir. 
Karşı davada davacı ..., katkı payı davasındaki teminatı karşılaması için müvekkili ...'in kendi adına İş Bankasında bir yatırım hesabı açabilmesi için 29.3.1996 tarihinde makbuz ile 31.700 marklık bir havale yaptığını ve tedbir için teminat mektubu alındığını, ...'in bu parayı çektiği 16.10.2002 tarihinde paranın 45.000 Euroya ulaştığını, ...'in parayı çekerek 32.000 Euroyu kendi hesabına, 13.000 Euroyu ...'nın hesabına aktardığını, 32.000 Euro ve 6 sene boyunca ödenen faiz ve masrafların davacının zimmetinde olduğunu, ayrıca tarafından ödenen 10.000,00 TL ve 12 sene boyunca takip edilen dosyaların vekalet ücreti, masrafları ve 10.800 mark yol parası da dikkate alındığında davada yapılacak takas neticesinde ...'den ne miktarda alacaklı olduğunun ortaya çıkacağını ileri sürerek; fazlaya ilişkin haklar saklı kalarak 1.000,00 TL'nin faiziyle tahsiline karar verilmesini istemiştir.
Mahkemece, davacı- karşı davalının davasının kabulü ile ... 7. İcra Müdürlüğü'nün 2008/8347 Esas sayılı dosyasında 80.000,00 TL'lik kısım yönünden itirazın iptaline, takibin 80.000,00 TL alacak üzerinden devamına, icra inkar tazminatı talebinin reddine, davalı-karşı davacının davasının reddine karar verilmiş; hüküm, taraflarca temyiz edilmiştir. 
1-Asıl davada davacı, davalı avukatlar tarafından 2 adet icra dosyasından tahsil edilen paraların kendisine ödenmemesi üzerine başlatığı icra takibine vaki itirazın iptaline karar verilmesini istemiş, davalı avukatlar ise, 12 sene boyunca takip edilen işler nedeniyle davacının masraf, yol ve vekalet ücreti ödemediğini, tahsil edilen paraların içinde bu kalemlerin de olduğunu savunmuşlar, karşı davada ise davalı-karşı davacı ..., davacı-karşı davalıya gönderilen 31.700 markın geri ödenmediğini iddia ederek alacak isteminde bulunmuştur. Mahkemece; davacı-karşı davalı tarafın, vekillerini sözleşmeye aykırılık nedeniyle haklı nedenle azlettiği, bu itibarla Avukatlık Kanunun 174/2 maddesine göre hakli azilde vekilin, ücret talep edemeyeceği kabul edilerek davanın asıl davanın kabulüne karar verilmiştir. Davalı avukatlar, vekil olarak tahsil ettikleri parayı ücret ve masraf alacaklarına mahsuben yedinde tuttuğunu, hukuki tanımıyla Avukatlık Kanununun 166. maddesi gereğince “hapis hakkı”nı kullandıklarını belirtmişlerdir. Hemen belirtmek gerekir ki, Avukatlık Kanununun 166. maddesinde tanımlanan hapis hakkı, sadece vekalet ücreti alacakları ve yapılan giderler oranında kullanılabilir. Avukatın, müvekkili nam ve hesabına tahsil etmiş olduğu alacak ve değerlerden, ücret ve masraf alacağından fazla bir miktarını “hapis hakkı” adı altında elinde tutması, bu hakkın yasaya konuluş amacına aykırı olduğu gibi, avukatlık meslek kurallarına da aykırıdır. Aynı şekilde hapis hakkını kullanan avukatın, müvekkilin nam ve hesabına tahsil ettiği alacakları geciktirmeksizin iş sahibine bildirmesi, hangi işten dolayı ve ne miktarda ücret ve masraf alacağı olduğunu açıklaması ve konu ile ilgili karşı tarafı bilgilendirdikten ve gerektiği durumlarda yapılacak hesaplaşmadan sonra, alacağı oranında hapis hakkını kullanması gereklidir. Esasen bu durum, avukatın müvekkiline hesap verme yükümlülüğünün de tabii bir sonucudur. 
Bu açıklamalardan sonra somut olaya bakıldığında; taraflar arasındaki öncelikli uyuşmazlık, azlin haklı olup olmadığına ilişkindir. Davalı avukatların, davacıya vekaleten tahsil etmiş olduğu miktarı davacıya bildirmediği gibi, uhdesinde tuttuğu tüm dosya kapsamı ile anlaşılmaktadır. O halde davalı avukatların, davacı müvekkili tarafından 22.10.2008 tarihinde haklı olarak azledildiğinin kabulü gerekir. Esasen mahkemenin kabulü de bu yöndedir. Haklı azil halinde ancak azil tarihi itibariyle sonuçlanıp, kesinleşen işlerden dolayı vekalet ücreti talep edilebilir. Buna karşılık azil tarihi itibariyle henüz kesinleşmeyen işler nedeniyle vekalet ücretine hak kazanılamaz. Bu hususa ilişkin olarak dosyada alınan kök raporlar ve ek raporlar yetersizdir. O halde mahkemece, davalı avukatların takip ettiği dosyalar getirtilerek konusunda uzman içinde bankacı bir bilirkişinin de bulunduğu bir heyet oluşturularak açıklanan hususlar göz önünde tutularak ve davalı-karşı davacının gönderdiği 29.3.1996 tarihli 31.700 mark bedelli havale de değerlendirilecek şekilde bilirkişi raporu alınmak suretiyle hasıl olacak sonuca uygun bir karar verilmesi gerekirken, açıklanan hususlar göz ardı edilerek, yazılı şekilde karar verilmiş olması usul ve yasaya aykırı olup, bozmayı gerektirir. 
2-Karşı davada ise davacı; davacı-karşı davalıya açılacak katkı payı davasındaki teminatı karşılaması için İş Bankasında bir yatırım hesabı açabilmesi amacıyla 29.3.1996 tarihinde 31.700 mark havale yaptığını, bu paranın çekildiği tarihte 45.000 Euroya ulaştığını ve 32.000 Euroyu zimmetinde bulundurduğunu, ayrıca ödenen 10.000,00 TL, takip edilen dosyaların masraf, yol ve vekalet ücretleri de dikkate alındığında yapılacak takas neticesinde ne miktarda alacaklı olacağının ortaya çıkacağını ileri sürerek alacağının tahsili istemiyle eldeki davayı açmıştır. Mahkemece davalı-karşı davacının bu iddiası doğrultusunda deliller toplanmış, bilirkişi raporları alınmış, ancak ispat olunamayan davanın reddedildiği şeklinde hüküm kurulmuştur. O halde, mahkemece, dosyada bulunan deliller değerlendirilerek bir karar verilmesi gerekirken, gerekçe gösterilmeksizin yalın bir ifade ile davanın reddine karar verilmiş olması usul ve yasaya aykırı olup, bozmayı gerektirir.
3-Bozma nedenine göre tarafların sair temyiz itirazlarının bu aşamada incelenmesine gerek görülmemiştir.
SONUÇ: Yukarıda 1 nolu ve 2 nolu bentlerde açıklanan nedenlerle temyiz olunan kararın BOZULMASINA, 3 nolu bentte açıklanan nedenlerle tarafların sair temyiz itirazlarının bu aşamada incelenmesine yer olmadığına, 1.630,00 TL duruşma avukatlık parasının karşılıklı alınarak birbirlerine ödenmesine, peşin alınan 29,20 TL harcın istek halinde davacı-karşı davalıya, 1.395,40 TL harcın davalı-karşı davacılara iadesine, HUMK’nun 440/I maddesi uyarınca tebliğden itibaren 15 gün içerisinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 30/05/2018 gününde oybirliğiyle karar verildi.
  
23.2.2019 23:16:39

Yorumlar


Adınız:





Web Tasarım ve Yazılım Dizaynist Bilişim