Hukuk Medeniyeti Anasayfa
Giriş Yap Üyelik Girişi
Haberler Haberler
İçtihatlar
İçtihatlar Koleksiyonlar
Forumlar
İnfaz Hesaplama İnfaz Hesaplama
Hukuki Soruları Sor Vatandaş Soruyor
Şerhler
Şerhler
Yargıtay Karar Arama Motoru Arama
İletişim İletişim
Hukuk Medeniyeti Facebook Facebook
Giriş Yap Üye Ol





Sitenize Ekleyin
Avukatlık-Barolar
0 Yorum

Avukatlık Kanununun 166. maddesinde tanımlanan hapis hakkının kullanılmasında usul





Avukatlık Kanununun 166. maddesinde tanımlanan hapis hakkı, sadece vekalet ücreti alacakları ve yapılan giderler oranında kullanılabilir. Avukatın, müvekkili nam ve hesabına tahsil etmiş olduğu alacak ve değerlerden, ücret ve masraf alacağından fazla bir miktarını “hapis hakkı” adı altında elinde tutması, bu hakkın yasaya konuluş amacına aykırı olduğu gibi, avukatlık meslek kurallarına da aykırıdır.

Aynı şekilde hapis hakkını kullanan avukatın, müvekkilin nam ve hesabına tahsil ettiği alacakları geciktirmeksizin iş sahibine bildirmesi, hangi işten dolayı ve ne miktarda ücret ve masraf alacağı olduğunu açıklaması ve konu ile ilgili karşı tarafı bilgilendirdikten sonra, alacağı oranında hapis hakkını kullanması gereklidir. Esasen bu durum, avukatın müvekkiline hesap verme yükümlülüğünün de tabii bir sonucudur. Nitekim, Avukatlık Kanununun 34. maddesinde, “Avukatlar, yüklendikleri görevleri, bu görevin kutsallığına yakışır bir şekilde özen, doğruluk ve onur içinde yerine getirmek ve avukatlık ünvanının gerektirdiği saygı ve güvene uygun biçimde davranmak ve Türkiye Barolar Birliğince belirlenen meslek kurallarına uymakla yükümlüdürler.” hükmü, Türkiye Barolar Birliği Meslek Kurallarının 43. maddesinde de, “Müvekkil adına alınan paralar ve başkaca değerler geciktirilmeksizin müvekkile duyurulur ve verilir.” hükmü bulunmaktadır. 

Öte yandan avukat, ancak muaccel olan vekalet ücreti alacakları yönünden hapis hakkını kullanabilir. Yasada avukatlık ücretinin ne zaman muaccel olacağı konusunda açık bir hüküm bulunmamakla beraber, Avukatlık Kanununun 171/1 maddesinde düzenlenen “Avukat üzerine aldığı işi kanun hükümlerine göre ve yazılı sözleşme olmasa bile sonuna kadar takip eder.” ve “Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi”nin 2. maddesinde düzenlenen “...avukatlık ücreti, kesin hüküm elde edilinceye kadar olan dava, iş ve işlemler ücreti karşılığıdır.” hükümleri gereğince vekalet ücreti alacağının, üstlenilen işin bitmesi ile muaccel hale geldiğinin kabulü gerekir. Bu kabule göre avukat, aksine sözleşme yoksa, işi sonuna kadar takip edip sonuçlandırmadan ücretini isteyemeyeceği gibi bu noktada hapis hakkını da kullanamaz. 

13. Hukuk Dairesi         2015/32357 E.  ,  2018/3996 K.

"İçtihat Metni"

MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi


Taraflar arasındaki itirazın iptali davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın reddine yönelik olarak verilen hükmün süresi içinde davacı tarafından temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi gereği konuşulup düşünüldü.

K A R A R

Davacı, avukat olduğunu, davalılar tarafından verilen vekaletnamelere istinaden bir kısım senetlerin tahsili amacıyla takip başlatıldığını, takip toplamının % 12’si üzerinden vekalet ücreti ödeneceğinin kararlaştırıldığını, takip dosyası masraflarının düzenli ve tam olarak kendisine ödenmemesi nedeniyle tüm haciz ve gerektiğinde muhafaza masraflarının kendisi tarafından karşılandığını, yapılan bu masraflar ile bir kısım vekalet ücretinin tahsilat yapılan dosyalardan mahsup edilerek tahsil edilebildiğini, davalı ...’in kendisinden habersiz bir şekilde dosya borçluları ile görüşerek borçlulara hesap çıkarttığını, bilgisi dışında tahsilat, taksitlendirme veya indirim yapılmasının öğrenilmesi üzerine aralarında anlaşmazlık çıktığını, davalı ...’e 23.12.2010 tarihinde iadeli taahhütlü mektup göndererek tüm borç ve alacak tablosu ile davalıların alacaklısı bulunduğu dosya numaraları ve davalıların ödemesi gereken tutarlara ilişkin hususların bildirilmek istendiğini, ancak davalının tebliğden imtina ettiğini, daha sonra 28.12.2010 tarihli ihtarname ile azledildiğini, yapılan azlin haksız olduğunu ileri sürerek itirazın iptali ile takibin devamına, davalılar aleyhine icra inkar tazminatına hükmedilmesine karar verilmesini istemiştir.
Davalılar vekili, müvekkillerince davacı avukata icra masrafları ve bir kısım dosyalarda alınan ihtiyati haciz kararı gereğince yatırılması gereken teminat bedelleri de dahil olmak üzere 13.000,00 TL elden para verildiğini, bir kısım dosyalarda haricen ve icra kanalıyla yapılan tahsilatların müvekkillerine bildirilmediğinin dosya borçlularından öğrenildiğini, ayrıca geri alınan ihtiyati haciz teminatları ile icra masraflarının iade edilmediğinin öğrenilmesi üzerine müvekkili ... tarafından davacının azledildiğini, yapılan azlin haklı olduğuna yönelik savunma yaparak davanın reddini dilemiştir.
Mahkemece, azlin haklı olduğu gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş; hüküm, davacı tarafından temyiz edilmiştir.
1-Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle yasaya uygun gerektirici nedenlere ve özellikle delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına göre davacının aşağıdaki bent kapsamı dışındaki sair temyiz itirazlarının reddi gerekir. 

2-Davacı avukat, vekil sıfatıyla davalılar adına takip etmiş olduğu takip dosyaları nedeniyle hakettiği vekalet ücretinin ve yapılan masrafların tahsil edilen dosyalardan mahsup edilerek ödendiğini ileri sürerek bakiye kalan vekalet ücreti alacağının tahsili amacıyla davalılar aleyhine başlatılan takibe vaki itirazın iptali istemiyle eldeki davayı açmıştır. Davalılar, takip masrafları ve ihiyati haciz kararları gereği yatırılması gereken teminat bedeli olarak davacıya 13.000,00 TL elden nakit para verildiğini, davacı tarafından kimi dosya borçlularından yapılan tahsilatların kendilerine bildirilmediğini, geri alınan teminat bedellerinin de iade edilmediğinin öğrenilmesi üzerine davacının haklı olarak azledildiğine ilişkin savunma yaparak reddini dilemişleridir. Mahkemece, davacı tarafından azilden önce 20.12.2010 tarihinde davalılara gönderdiği ihtarnamede, borçlulardan toplam 13.403,00 TL tahsilat yaptığı, tahakkuk eden avukatlık ücretinin ise 20.032,68 TL olduğu, bakiye kalan 6.629,28 TL alacağın ödenmesinin talep edildiği, bunun üzerine davalılar tarafından 28.12.2010 tarihinde azledildiği, davacı avukatın yaptığı tahsilatlardan tamamını uhdesinde tutup davalılara haber vermemesi karşısında yapılan azlin haklı olduğu, haklı azil halinde de davacı avukatın ücret talebinde bulunamayacağı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir. 
Avukatlık Kanununun 166. maddesinde tanımlanan hapis hakkı, sadece vekalet ücreti alacakları ve yapılan giderler oranında kullanılabilir. Avukatın, müvekkili nam ve hesabına tahsil etmiş olduğu alacak ve değerlerden, ücret ve masraf alacağından fazla bir miktarını “hapis hakkı” adı altında elinde tutması, bu hakkın yasaya konuluş amacına aykırı olduğu gibi, avukatlık meslek kurallarına da aykırıdır. Aynı şekilde hapis hakkını kullanan avukatın, müvekkilin nam ve hesabına tahsil ettiği alacakları geciktirmeksizin iş sahibine bildirmesi, hangi işten dolayı ve ne miktarda ücret ve masraf alacağı olduğunu açıklaması ve konu ile ilgili karşı tarafı bilgilendirdikten sonra, alacağı oranında hapis hakkını kullanması gereklidir. Esasen bu durum, avukatın müvekkiline hesap verme yükümlülüğünün de tabii bir sonucudur. Nitekim, Avukatlık Kanununun 34. maddesinde, “Avukatlar, yüklendikleri görevleri, bu görevin kutsallığına yakışır bir şekilde özen, doğruluk ve onur içinde yerine getirmek ve avukatlık ünvanının gerektirdiği saygı ve güvene uygun biçimde davranmak ve Türkiye Barolar Birliğince belirlenen meslek kurallarına uymakla yükümlüdürler.” hükmü, Türkiye Barolar Birliği Meslek Kurallarının 43. maddesinde de, “Müvekkil adına alınan paralar ve başkaca değerler geciktirilmeksizin müvekkile duyurulur ve verilir.” hükmü bulunmaktadır. 
Öte yandan avukat, ancak muaccel olan vekalet ücreti alacakları yönünden hapis hakkını kullanabilir. Yasada avukatlık ücretinin ne zaman muaccel olacağı konusunda açık bir hüküm bulunmamakla beraber, Avukatlık Kanununun 171/1 maddesinde düzenlenen “Avukat üzerine aldığı işi kanun hükümlerine göre ve yazılı sözleşme olmasa bile sonuna kadar takip eder.” ve “Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi”nin 2. maddesinde düzenlenen “...avukatlık ücreti, kesin hüküm elde edilinceye kadar olan dava, iş ve işlemler ücreti karşılığıdır.” hükümleri gereğince vekalet ücreti alacağının, üstlenilen işin bitmesi ile muaccel hale geldiğinin kabulü gerekir. Bu kabule göre avukat, aksine sözleşme yoksa, işi sonuna kadar takip edip sonuçlandırmadan ücretini isteyemeyeceği gibi bu noktada hapis hakkını da kullanamaz. 


Bu açıklamalardan sonra somut olaya bakıldığında; davacı avukat tarafından çeşitli tahsilatlar yapıldığı bunları davalılara bildirmediği, hapis hakkını kullandığını beyan etmişse de, bu husus usulüne uygun olarak bildirilmediğinden azil haklı olup, azli haklı olduğu mahkemeninde kabulündedir. O halde davacı avukatın, 28.12.2010 tarihinde haklı olarak azledildiğinin kabulü gerekir. Haklı azil halinde ancak azil tarihi itibariyle sonuçlanıp, kesinleşen işlerden dolayı vekalet ücreti talep edilebilir. Buna karşılık azil tarihi itibariyle henüz kesinleşmeyen işler nedeniyle vekalet ücretine hak kazanılamaz. O halde, mahkemece, davacı avukatın davaya konu ettiği 54 adet dosya üzerinden hesaplama yapılması için konusunda konusunda uzman bilirkişiden rapor da alınmak suretiyle hasıl olacak sonuca uygun bir karar verilmesi gerekirken, açıklanan hususlar göz ardı edilerek yazılı şekilde davanın tümden reddine karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup, bozmayı gerektirir.
SONUÇ: Yukarıda (1) nolu bentte açıklanan nedenlerle temyiz olunan hükmün BOZULMASINA, (2) nolu bentte açıklanan nedenlerle davacının sair temyiz itirazlarının incelenmesine şimdilik yer olmadığına, peşin alınan harcın istek halinde iadesine, HUMK’nun 440/III-1 maddesi uyarınca karar düzeltme yolu kapalı olmak üzere, 02/04/2018 gününde oybirliğiyle karar verildi.
  
23.2.2019 23:32:50

Yorumlar


Adınız:





Web Tasarım ve Yazılım Dizaynist Bilişim