Hukuk Medeniyeti Anasayfa
Giriş Yap Üyelik Girişi
Haberler Haberler
İçtihatlar
İçtihatlar Koleksiyonlar
Forumlar
İnfaz Hesaplama İnfaz Hesaplama
Hukuki Soruları Sor Vatandaş Soruyor
Şerhler
Şerhler
Yargıtay Karar Arama Motoru Arama
İletişim İletişim
Hukuk Medeniyeti Facebook Facebook
Giriş Yap Üye Ol





Sitenize Ekleyin
Genel Haberler
0 Yorum

Hukuki dinlenilme hakkı-Davacının istinaf talebi konusunda karar kurulmamış olması





21. Hukuk Dairesi         2018/279 E.  ,  2019/1216 K.

"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ: Bölge Adliye Mahkemesi 10. Hukuk Dairesi

K A R A R
A) Davacı İstemi;
Davacı vekili dava dilekçesinde özet olarak; müvekkilinin davalı şirkete ait işyerinde çalışmakta iken 2013 yılı Temmuz ayında iş kazası geçirdiğini, iş kazası nedeni ile bir gözünü kaybettiğini, müvekkilinin geçirdiği iş kazası sonucunda bir organını yitirdiğini, genç yaşında bir gözünü kaybetmesi nedeni ile ciddi sıkıntılar yaşadığını, psikolojisinin bozulduğunu, tüm bunların müvekkilinde manevi çöküntüler yaşamasına neden olduğunu, iş kazasının meydana gelmesinde davalı işverenin kusur durumu, tarafların sosyal ve ekonomik durumu dikkate alındığında 100.000,00.-TL manevi tazminatın olay tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini, ayrıca maddi tazminat talepleri açısından alacak miktarının belirlenebilmesi mümkün olmadığından bu taleplerine yönelik davanın belirsiz alacak davası olarak kabulüne ve fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla 1000,00.-TL maddi tazminatın iş kazası tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
B) Davalı Cevabı;
Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; davacının 28.02.2012 tarihinden itibaren müvekkili şirket bünyesinde çalıştığını, SGK kayıtlarından da anlaşılacağı üzere görevi satış elemanı (tanıtım) görevini halen yürüttüğünü, davacı tarafından iş kazası olarak nitelendirilen üzücü olayın meydana geldiği gün, mağazada günlük işlerini yürüten davacının kendi dalgınlığı neticesinde böyle bir kazaya sebebiyet verdiğini, söz konusu mağazanın risk bakımından kabul edilebilir risk düzeyinde bulunduğunu, bununla da yetinilmeyerek her bir işçiye "İş Sağlığı ve Güvenliği Eğitimi" aldırıldığını, davacının reyonda bulunan saksıyı yere vurarak çiçeği saksıdan ayırmaya çalışması sonucunda, yere vurulan ve kırılan saksıdan kopan bir parçanın gözüne isabet ederek yaralandığını, söz konusu davanın haksız olarak müvekkili şirkete yöneltilmiş olup söz konusu kazanın tamamen davacının kendi ağır kusuruyla sebep olduğunu, müvekkili şirketin hem kaza sonrasında davacıya gösterdiği ilgi ve alaka ile hem de davacının iyileşmesinden sonra işine devam ettirmek suretiyle gerekli iyi niyeti gösterdiğini, bu nedenlerle haksız ve hukuki dayanaktan yoksun davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.
C) İlk Derece Mahkemesi Kararı ve Gerekçesi;
“...1-) DAVANIN KISMEN KABULÜ İLE,
A) 113.351,44 TL maddi tazminatın olay tarihinden (12/07/2013'den) itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine,
B) Olayın oluş şekli, tarafların kusur durumları, sıfatları, işgal ettikleri makam, sosyal ve ekonomik durumları, olay tarihi ve paranın o tarihteki alım gücü, ekonomik koşullar, hak ve nasafet kuralları, davacının yaşı, maluliyet oranı, olay nedeniyle duyduğu elem ve acı birlikte değerlendirilerek, takdiren 40.000,00 TL manevi tazminatın olay tarihinden (12/07/2013'den) itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine, Fazlaya ilişkin manevi tazminat talebinin reddine,..”
GEREKÇE
“... Dava, davacının geçirdiği iş kazası sonucu bir gözünü kaybetmesi nedeniyle tazmini gerektiğini iddia ettikleri zarara ilişkin maddi ve manevi tazminat talebinden ibarettir.
Davaya konu kazanın 12/07/2013 tarihinde saat 15:30-16:30 sıralarında davalı işyerindeki çöpe atılacak zarar görmüş eşyaların parçalanması sırasında seramik parçasının davacının sağ gözüne gelmesi sonucu yaralanması nedeniyle davacının %34 oranında maluliyetinin oluştuğu dosya kapsamı ile sabittir.
Toplanan deliller çerçevesinde dosya üzerinde kusur oranının tespiti yönünden üç inşaat yüksek mühendisi olan ve aynı zamanda A sınıfı İş Güvenliği Uzmanları olan bilirkişi heyetine dosya tevdii edilmiş olup, 07/06/2016 havale tarihli müşterek imzalı raporlarında özetle: olayın 5510 sayılı Yasanın 13. Maddesinin (a) ve (b) fıkraları gereğince iş kazası olduğu, kaza olayında zarar görmüş eşyaların atılması işleminin muhtemel tehlikeler dikkate alınarak yapılmaması, zarar görmüş eşyaların atılması işlemini yapan çalışanlara koruyucu gözlük verilmemesi, iş güvenliği hususlarının çalışanların inisiyatifine bırakılması ve kazalının şahsi güvenliğini korumada yeterince dikkatli ve tedbirli davranmaması nedeniyle meydana geldiği,
İşveren ... Oyuncak Hır. Ltd. Şti' nin zarar görmüş eşyaların atılması işleminin muhtemel tehlikeler dikkate alınarak yapılmaması, zarar görmüş eşyaların atılması işlemini yapan çalışanlara koruyucu gözlük verilmemesi, iş güvenliği hususlarının çalışanların inisiyatifine bırakılması, kontrol ve denetim görevini yeterince yerine getirmemesi nedeniyle olayın meydana gelmesinde % 80 oranında kusurunun bulunduğu,Kaza sonucunda yaralanan 15.08.1980 doğumlu ...'ün ise, işyerinde karşı karşıya olduğu muhtemel kaza risklerini bilecek yaşta olup, şahsi güvenliğini korumada yeterince dikkatli ve tedbirli davranmaması sesebiyle olayın meydana gelişinde % 20 oranında kusurlu oldukları yönünde görüş ve kanaatlerini sundukları ve rapordaki tespit ve değerlendirmelerin Mahkememizce de uygun bulunarak ve belirlenen kusur oranlarının isabetli olduğu, yine hükme esas alınan aktüerya bilirkişisinin 05/01/2017 tarihli raporuna göre davacıların talep edebileceği maddi tazminat miktarının 113.351,44.-TL olarak bulunduğu anlaşılmakla bu miktarın davalıdan alınarak davacıya verilmesi yönünde karar vermek gerekmiştir.Olayın oluş şekli, tarafların kusur durumları, sıfatları, işgal ettikleri makam, sosyal ve ekonomik durumları, olay tarihi ve paranın o tarihteki alım gücü, ekonomik koşullar, hak ve nesafet kuralları, davacı işçinin yaşı, maluliyet oranı, olay nedeniyle duyduğu elem ve acı birlikte değerlendirilerek, talep edilen manevi tazminat miktarından takdiren indirim yapılarak, 40.000,00.-TL manevi tazminata karar vermek gerekmiş ve aşağıdaki şekilde hüküm oluşturmak gerekmiştir...”
D) Bölge Adliye Mahkemesi Kararı ve Gerekçesi;
“.. 1-Davalı ... Mağazacılık Gıda Tüketim Ürünleri San. ve Tic. A.Ş. vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nın 353/1-b maddesinin 1. alt bendi gereğince ESASTAN REDDİNE,..”
GEREKÇE
“..İSTİNAF SEBEPLERİ: Karara karşı taraflardan davalı ... Spot Mağazacılık...A.Ş vekilince istinaf yoluna başvurulmuştur. 
Davalı ... Spot Mağazacılık....A.Ş vekili istinaf dilekçesinde özetle; mahkemece eksik incelemeye dayalı karar verildiğini, dava konusu olaya davacının kendi şahsi eylemiyle sebebiyet verdiğini, bu durumda müvekkili şirketin üzerine atfedilecek herhangi bir kusur veya ihmalin bulunmadığını, aktüerya bilirkişisi tarafından maddi tazminat hesabına ilişkin tanzim olunan raporda yer alan hesaplamaların haksız ve hukuka aykırı olduğunu, mahkemenin davacının %34 maluliyet durumunun olduğundan hareketle aktüerya hesabı yaptırmasının da usul ve yasaya aykırı olduğunu, hükmedilen manevi tazminatın çok yüksek olduğunu, bu nedenlerle ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasını ve davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir. 
DEĞERLENDİRME VE SONUÇ: Dairemizce dosya üzerinde ileri sürülen istinaf nedenleri ve HMK'nın 355. Maddesi gereği re'sen kamu düzenine aykırılık yönünden yapılan inceleme neticesinde;Davacının 12/07/2012 tarihinde davalı işyerinde iş kazası geçirdiği, kaza sonucunda davacının sağ gözününde görme kaybının meydana geldiği, SGK tarafından olayın iş kazası olarak kabul edildiği, SGK'ca sağlık kuruluşlarınca yapılan değerlendirme sonucunda sağ gözünde görme kaybı oluşan davacının maluliyet oranının %34 olarak belirlendiği, mahkemece, dosya içeriğindeki tüm deliler takdir olunarak ve maddi olgular doğrultusunda iş kazasının nasıl meydana geldiği ve kusur oranı ile aidiyet konusunda bilirkişi incelemesi yaptırıldığı, bu hususta iş güvenliği uzmanı üç kişilik bilirkişi heyetinden aldırılan raporun olay ve oluşa uygun olarak düzenlendiği, davalı işverenin kurumca belirlenen maluliyet (iş göremezlik) oranına somut ve gerekçe göstererek bir itirazda bulunmadığı, davacı yararına hükmedilen maddi tazminatın aktüerya uzmanı hesapbilirkişisi tarafından yöntemince belirlendiği, davacının bedensel bütünlüğünün bozulması sebebiyle olayın özellikleri göz önünde tutularak zarar görene hakkaniyete uygun miktarın manevi tazminat olarak ödenmesine karar verildiği görülmekle, HMK'nın 353/1-b maddesinin 1. alt bendi gereğince ileri sürülen istinaf sebepleri dikkate alındığında dosyadaki yazılara, hükmün Dairemizce de benimsenmiş bulunan yasal ve hukuksal gerekçeleri ile dayandığı maddi delillere ve özellikle bu delillerin takdirinde bir isabetsizlik görülmemesine göre mahkemenin vakıa ve hukuki değerlendirmesinde usul ve esas yönünden yasaya aykırılık bulunmadığı anlaşılmakla davacı ve davalının istinaf başvurusunun esastan reddine karar vermek gerekmiş ve aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur...”
E) Davacı Temyiz Nedenleri;
• istinaf başvurularının değerlendirilmediği,
• kendilerine atfedilen % 20 kusur oranının hatalı olduğu, kusur raporuna itirazlarının değerlendirilmediği, davacının kusuru olmadığı,
• kusur raporunun hatalı olması sebebi ile hesabın da yanlış yapıldığı,
• hükmedilen manevi tazminatın düşük olduğunu ileri sürmüştür.
F) Davalı Temyiz Nedenleri;
• dava konusu olaya davacının kendi şahsi eylemiyle sebebiyet verdiği,
• müvekkili şirketin üzerine atfedilecek herhangi bir kusur veya ihmalin bulunmadığı,
• olayın davacının görevi bulunmayan züccaciye yerinde meydana geldiği,
• aktüerya bilirkişisi tarafından maddi tazminat hesabına ilişkin tanzim olunan raporda yer alan hesaplamaların haksız ve hukuka aykırı olduğu,
• mahkemenin davacının % 34 maluliyet durumunun olduğundan hareketle aktüerya hesabı yaptırmasının da usul ve yasaya aykırı olduğu,
• maluliyete dair itirazlarının değerlendirilmediği,
• hükmedilen manevi tazminatın çok yüksek olduğunu ileri sürmüştür.
G) Delillerin Değerlendirilmesi ve Gerekçe; 
Dava, iş kazasına dayalı maddi ve manevi tazminat istemine ilişkindir.
Mahkemece, 113351,44 TL maddi tazminat ile 40.000,00 TL manevi tazminatın olay tarihinden (12/07/2013'den) itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine, fazlaya dair istemin ise reddine karar verilmiştir.
Bilindiği üzere karar tarihinde yürürlükte bulunan 5521 sayılı İş Mahkemeleri Kanunu’nun 8/2.maddesinde “İstinaf yoluna başvurma süresi, karar yüze karşı verilmişse nihaî kararın taraflara tefhimi, yokluklarında verilmiş ise tebliği tarihinden itibaren sekiz gündür” ifadelerine yer verilmiştir. Aynı Kanunun 15. maddesine göre ise, bu Kanunda açıklık bulunmayan hallerde Hukuk Muhakemeleri Kanunun hükümleri uygulanacağına işaret edilmiştir. 
01.10.2011 tarihinde yürürlüğe giren 6100 sayılı HMK’nın 321.maddesinin 2.fıkrasına göre ise; kararın tefhimi için hükme ilişkin tüm hususların gerekçesi ile birlikte açıklanamadığı ve bu nedenle zorunlu olarak hüküm özetinin tefhim edildiği hallerde, gerekçeli kararın en geç bir ay içinde yazılarak tebliğe çıkartılması gerekir. Bu hüküm doğrultusunda, hükme ilişkin tüm hususların gerekçesi ile birlikte tefhim edilmediği hallerde gerekçeli kararın taraflara tebliği zorunludur. (Anayasa Mahkemesi Başkanlığı’nın (İkinci Bölüm) 20.03.2014 gün ve 2012/1034 Başvuru sayılı kararı da aynı yöndedir).
Mahkemece, taraflara tefhim edilen kısa kararda (hüküm özeti) hükmün tüm unsurları yer almakla birlikte kararın gerekçesinin tefhim edilememesi halinde temyiz süresi gerekçeli kararın tebliğinden itibaren başlar. Ancak, hüküm tüm unsurları ve gerekçesi ile birlikte tefhim edilmiş ise artık hükmün HMK’nın 321/2. maddesine göre usulüne uygun ve eksiksiz bir biçimde tefhim edildiği kabul edilir ve temyiz süresi tefhim tarihinden itibaren başlar. 5521 sayılı Kanun‘un 8.maddesinde yer alan ve temyiz süresinin başlangıcına esas alınan tefhim kavramının “hükme ilişkin tüm hususların gerekçesi ile birlikte açıklandığı hal“ olarak anlaşılması zorunludur. Tarafların, gerekçeli karar tebliğ edilmeden önce, temyiz süre tutum dilekçesi veye gerekçeli temyiz dilekçesi sunmak suretiyle kararı temyiz ettikleri hallerde dahi, kararın gerekçesini dikkate alarak yeni temyiz gerekçelerine dayanmaları mümkün olduğundan, bu gibi hallerde bile gerekçeli kararın taraflara tebliği gerekir. 
Davanın tümden kabul veya tümden reddedildiği hallerde, reddedilen bir talebi bulunmadığından davacının veya davacı yararına kurulan bir hüküm bulunmadığından davalının kararı temyizde ilke olarak hukuki yararı bulunmadığı kabul edilmekte ise de tarafların kararın gerekçesini temyiz etme hakları bulunduğundan gerekçeli karar taraflara tebliğ edilmelidir.Öte yandan 6100 sayılı HMK’da istinaf gerekçelerinin bildirilmesi için ve yine Bölge Adliye Mahkemesinin istinaf incelemesinin süresini sınırlandıran bir hukuki düzenleme yer almamaktadır.Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 19/09/2018 tarih ve 2018/9-584 E- 2018/1332 K.sayılı ilamında da belirtildiği üzere; 1982 Anayasası’nın “Hak arama hürriyeti” başlıklı 36’ncı maddesi uyarınca, “Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir.” düzenlemesi yer almaktadır. Ayrıca Anayasanın 90’ıncı maddesinin son fıkrasında, usulüne göre yürürlüğe konulmuş milletlerarası andlaşmaların kanun hükmünde olduğu, bunlar hakkında anayasaya aykırılık iddiası ile Anayasa Mahkemesine başvurulamayacağı, temel hak ve özgürlüklere ilişkin milletlerarası andlaşmalarla kanunların aynı konuda farklı hükümler içermesi nedeniyle çıkabilecek uyuşmazlıklarda milletlerarası andlaşma hükümlerinin esas alınacağı ifade edilmiştir. 
Bu bağlamda ülkemizin de taraf olduğu Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin (AİHS) 6’ncı maddesinde adil yargılanma hakkı ayrıntılı yer almış olup, gerek Anayasa gerekse AİHS düzenlemelerine koşut olarak da 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (HMK) 27’nci maddesinde hukuki dinlenilme hakkı düzenlenmiştir. 
HMK'nın 27’nci maddesinde; 
"(1) Davanın tarafları, müdahiller ve yargılamanın diğer ilgilileri, kendi hakları ile bağlantılı olarak hukuki dinlenilme hakkına sahiptirler.
(2) Bu hak;
a) Yargılama ile ilgili olarak bilgi sahibi olunmasını,
b) Açıklama ve ispat hakkını,
c) Mahkemenin, açıklamaları dikkate alarak değerlendirmesini ve kararların somut ve açık olarak gerekçelendirilmesini, içerir" düzenlemesi yer almıştır.
Hukuki dinlenilme hakkı çoğunlukla "iddia ve savunma hakkı" olarak bilinmektedir. Ancak bu hak iddia ve savunma hakkı kavramına göre daha geniş ve üst bir kavramdır.
Hakkın temel unsurları maddede tek tek belirtilmiş, böylece uygulamada bu temel yargısal hak konusundaki tereddütlerin önüne geçilmesi amaçlanmıştır. 
Bunlardan ilki “bilgilenme hakkı”dır. Bu çerçevede, öncelikle tarafların gerek yargı organlarınca gerek karşı tarafça yapılan işlemler konusunda bilgilendirilmeleri zorunludur. Kişinin kendisinden habersiz yargılama yapılarak karar verilmesi, kural olarak mümkün değildir. Hak sahibinin kendisi ile ilgili yargılama ve yargılamanın içeriği hakkında tam bir şekilde bilgi sahibi olması sağlanmalıdır. Tarafın bilgi sahibi olmadığı işlemler, belge ve bilgiler yargılamada esas alınamaz. Bilgilenmenin şekli bakımından, hukuki dinlenilme hakkına uygun davranılmalı, ilgilinin bilgilenmesi şeklen değil, gerçek anlamda sağlanmaya çalışılmalıdır.Bu hakkın ikinci unsuru, “açıklama ve ispat hakkı” dır. Taraflar, yargılamayla ilgili açıklamada bulunma, bu çerçevede iddia ve savunmalarını ileri sürme ve ispat etme hakkına sahiptirler. Her iki taraf da bu haktan eşit şekilde yararlanırlar. Bu durum "silahların eşitliği ilkesi" olarak da ifade edilmektedir. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (AİHS) adil yargılanma hakkını düzenleyen 6’ncı maddesinin birinci bendinin ilk cümlesinde yer alan silahların eşitliği ilkesi, yine AİHS’ne göre, mahkeme önünde sahip olunan hak ve vecibeler bakımından taraflar arasında tam bir eşitliğin bulunması ve bu dengenin bütün yargılama boyunca korunmasıdır. Başka bir deyişle, silahların eşitliği ilkesi, davanın taraflarından birini diğeri karşısında avantajsız bir duruma düşürmeyecek şekilde her iki tarafın deliller de dâhil olmak üzere, iddia ve savunmasını ortaya koymak için makul bir olanağa sahip olması, tarafların denge içinde olması demektir. Söz konusu ilke tarafların usulüne uygun olarak mahkemenin önüne gelmelerini sağlayan tebligat işlemi açısından da önemlidir. Çünkü ancak hukuka uygun bir usulde gerçekleşen tebligat üzerine, durumdan haberdar olan taraflar iddia ve savunmalarını eşit şekilde yapabileceklerdir.
Hukuki dinlenilme hakkının üçüncü unsuru, “tarafların iddia ve savunmalarını yargı organlarının tam olarak dikkate alıp değerlendirmesi” dir. Bu değerlendirmenin de karar gerekçesinde yapılması gerekir. (6100 sayılı HMK’nın gerekçesi m. 32). Yargılama bakımından, sadece bir tarafın dinlenip diğerinin dinlenmemesi, tek yönlü karar verilmesi demektir. Yargılamada yer alan taraflar yargılamanın objesi değil, süjesidir. Hukukî dinlenilme hakkı doğru karar verilmesinin garantisidir; bu nedenle, haksızlığa karşı koyabilme imkânı tanır. Bu hak, hukuk devletinin, insan onurunun korunması ve eşitlik ilkesinin, hak arama özgürlüğünün, adil yargılanma hakkının bir gereğidir.
Bütün bu açıklamalar doğrultusunda, 15.02.2017 tarihli kısa kararın davacı ve davalı vekillerine tefhim edildiği, gerekçeli kararın 27.03.2017 tarihinde taraf vekillerine tebliğ edildiği, davalı vekilinin 16.02.2017'de harçlandırmak sureti ile istinaf yoluna başvurduğu, 21.03.2017 tarihinde ise gerekçeli istinaf dilekçesini ibraz ettiği, davacı vekilinin 21.03.2017'de harçlandırmak sureti ile doğrudan istinaf yoluna başvurduğu, evrak üzerinde aynı tarihli havale işleminin olduğu ve UYAP sisteminde istinaf başvuru dilekçesinin aynı tarihte kaydının yapıldığı anlaşıldığından, istinaf başvuru dilekçesinin 21.03.2017 tarihli olduğu gözetildiğinde Bölge Adliye Mahkemesince davacı vekilinin istinaf başvurusunun olumlu veya olumsuz şekilde değerlendirilmemiş olması hatalı olmuştur.
Davacı vekilinin istinaf başvurusuna karşı Bölge Adliye Mahkemesince istinaf incelemesi yapılması gerekirken olumlu veya olumsuz şekilde değerlendirilmemiş olması usul ve yasaya aykırı olduğundan, davalı tarafın temyiz itirazları bu aşamada incelenmeden, temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesinin kararının bozulması gerekmiştir. 
O halde davacının bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.
H) SONUÇ: Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının, yukarıda yazılı sebeplerden dolayı, sair yönleri incelenmeksizin, 6100 sayılı HMK’nun 373/1. maddesi uyarınca BOZULMASINA, dosyanın davacı istinafı incelenmek üzere Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, temyiz harcının istek halinde temyiz edenlere iadesine, 21.02.2019 gününde karar verildi.
  
15.3.2019 15:30:35

Yorumlar


Adınız:





Web Tasarım ve Yazılım Dizaynist Bilişim