Köy muhtarlarının görevlerini ifa ederlerken gerçekleştirdikleri işlemler sırasında suç işlemeleri hâlinde Devlet memuru gibi soruşturulacağı-Usulsüz evlilik

Davalar-Soruşturmalar-Ceza Hukuku

Ceza Genel Kurulu         2015/585 E.  ,  2019/720 K.


"İçtihat Metni"



Kararı veren

Yargıtay Dairesi : 11. Ceza Dairesi

Mahkemesi :Ağır Ceza

Sayısı : 167-324


Sanıklar ... ve ... hakkında kamu görevlisinin resmî belgede sahteciliği suçundan açılan kamu davasında yapılan yargılama sonucunda, TCK’nın 204/2, 43/1, 53 ve 63. maddeleri uyarınca sanık ...'ın 10 yıl, sanık ...'ın ise 5 yıl hapis cezası ile cezalandırılmalarına, hak yoksunluklarına ve mahsuba ilişkin Kozan Ağır Ceza Mahkemesince verilen 18.11.2008 tarihli ve 167-324 sayılı hükümlerin, Cumhuriyet savcısı, sanıklar müdafisi ve sanık ... tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 11. Ceza Dairesince 10.09.2013 tarih ve 27979-12581 sayı ile onanmasına karar verilmiştir.

Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı ise 30.04.2015 tarih ve 110200 sayı ile;

"...Suç tarihinde köy muhtarı oldukları anlaşılan sanıklar ... ve ... hakkında resmi belgede sahtecilik suçuna ilişkin olarak 4483 sayılı yasa gereği soruşturma izni verildiğine ilişkin bir karar bulunmadığı gibi, dosya içerisinde bulunan Kozan Kaymakamlığı'nın 10.02.2004 tarih ve 3 sayılı kararında, Türk Medeni Kanunu'nun 136, 141 ve Evlendirme Yönetmeliğinin 9, 20 ve 26. maddelerine aykırı işlem yapan Hama Köyü Muhtarı ... ile Damyeri Köyü Muhtarı olan ...'ın, kanun ve yönetmeliğe aykırı işlem yapmaları nedeniyle evlendirme memurlarının yaptıkları işler adli vazife olduğundan, re'sen takibatı gerektirdiğinden haklarında işlem yapılması gerektiğinden haklarında işlem yapılmak üzere dosyanın doğrudan Cumhuriyet Başsavcılığına gönderilmesine karar verildiği anlaşılmıştır.

Evlendirme Yönetmeliğinin suç tarihinde yürürlükte olan 56. Maddesinde, 'Kanunun evlenmelerini menettiği kimselerin bu manilerini bildikleri halde akidlerini yapan evlendirme memurlarıyla, bu suretle evlenen, bunları evlenmeye sevkeden veya evlenmelerine rıza gösteren veli veya vasileri ile, kanuni şartlara riayet etmeksizin evlenme belgesi düzenleyen memur, evlenme akdinin kanuna göre yapılmış olduğunu gösteren kağıdı görmeden evlenme için dini merasim yapanlar ile aralarında evlenme akdi olmaksızın evlenmenin dini merasimini yaptıran erkek ve kadınlar ve muttali oldukları hususu yetkili mercilere bildirmekte ihmal gösterenler hakkında 765 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 237'inci maddesine göre işlem yapılmak üzere durum belgelerle cumhuriyet savcılıklarına intikal ettirilir' şeklinde düzenleme mevcuttur.

Evlendirme Yönetmeliğinin 56. maddesinde 08.12.2006 tarihinde yapılan değişiklikle 'Evli olmasına rağmen, başkasıyla evlenme işlemi yaptıran, kendisi evli olmamakla birlikte, evli olduğunu bildiği bir kimse ile evlilik işlemi yaptıran, gerçek kimliğini saklamak suretiyle bir başkasıyla evlenme işlemi yaptıran, aralarında evlenme olmaksızın evlenmenin dinsel törenini yaptıranlar ve evlenme akdinin kanuna göre yapılmış olduğunu gösteren belgeyi görmeden bir evlenme için dinsel tören yapan kimseler hakkında 5237 sayılı Türk Ceza Kanununun 230 uncu maddesi uyarınca işlem yapılmak üzere durum belgelerle birlikte Cumhuriyet savcılığına intikal ettirilir' şeklinde düzenleme getirilmiştir.

Evlendirme Yönetmeliği'nin 56. maddesinin değişiklikten önceki halinde 765 sayılı TCK'nun 237. maddesi kapsamında, değişiklikten sonraki halinde ise 5237 sayılı TCK'nun 230. maddesi kapsamında evlendirme memurları hakkında doğrudan soruşturma yapılması hususu düzenlenmiş olup, evlendirme memurları hakkında gerek 765 sayılı TCK'nun 339. maddesinde düzenlenen resmi belgede sahtecilik suçu yönünden, gerekse 5237 sayılı TCK'nun 204/2. maddesinde düzenlenen resmi belgede sahtecilik suçu yönünden soruşturma izni gerekmediğine ve doğrudan soruşturma yapılacağına ilişkin bir düzenleme bulunmamaktadır. Evlendirme memurluğu yetkisi bulunan muhtarların evlendirme işlemlerinden kaynaklı resmi belgede sahtecilik suçundan dolayı soruşturma iznine tabi olmadıklarına ilişkin başka bir kanuni düzenleme de bulunmamaktadır.

Evlendirme memurluğu yetkisinden kaynaklı resmi belgede sahtecilik suçunu işledikleri anlaşılan köy muhtarları olan sanıklar ... ve ... hakkında, mahkemece durma kararı verilerek 4483 sayılı yasa kapsamında Kaymakamlık'tan soruşturma izni talep edilmesi gerekirken, yargılamaya devamla mahkumiyet kararı verilmesi usul ve yasaya aykırı olmuş, mahkumiyet hükmünün onanmasına ilişkin Yargıtay 11. Ceza Dairesi Başkanlığı kararının da yasaya aykırı olduğu" görüşüyle itiraz kanun yoluna başvurmuştur.

CMK'nın 308. maddesi uyarınca inceleme yapan Yargıtay 11. Ceza Dairesince 02.06.2015 tarih ve 4285-26548 sayı ile; itiraz nedenlerinin yerinde görülmediğinden bahisle Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır.

TÜRK MİLLETİ ADINA

CEZA GENEL KURULU KARARI

İtirazın kapsamına göre inceleme, sanıklar ... ve ... hakkında kamu görevlisinin resmî belgede sahteciliği suçundan kurulan mahkûmiyet hükümleri ile sınırlı olarak yapılmıştır.

Özel Daire ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; köy muhtarı olan sanıkların, Kanun'dan kaynaklanan evlendirme memurluğu görevlerini ifa ederlerken yabancı uyruklu inceleme dışı sanıklar ile müştekilerin evlendirme işlemlerini sahte olarak gerçekleştirmeleri nedeniyle haklarında kamu görevlisinin resmî belgede sahteciliği suçundan yargılama yapılabilmesi için 4483 sayılı Kanun uyarınca soruşturma izni alınmasının gerekip gerekmediğinin belirlenmesine ilişkindir.

İncelenen dosya kapsamından;

Adana ili Kozan ilçesi Hamam köyü muhtarı olan sanık ... ve Damyeri köyü muhtarı olan sanık ...’ın, Kanun'dan kaynaklanan evlendirme memurluğu görevlerini ifa ederlerken yabancı uyruklu inceleme dışı sanıklar ile müştekilerin evlendirme işlemlerini birçok müştekinin bilgisi olmaksızın ve/veya hukuki şartlara riayet etmeksizin sahte olarak gerçekleştirmeleri nedeniyle haklarında soruşturma başlatıldığı,

Kozan Kaymakamlığınca 10.02.2004 tarih ve 03 karar numarası ile; Türk Medeni Kanunu’nun 136, 141 ve Evlendirme Yönetmeliği’nin 9, 20 ve 26. maddelerine aykırı işlem yapan Hamam Köyü muhtarı ... ve Damyeri Köyü muhtarı ...’ın, evlendirme memurlarının yaptıkları işler adli vazife olduğundan ve resen takibatı gerektiğinden haklarında işlem yapılmak üzere dosyanın doğrudan Cumhuriyet Başsavcılığına gönderilmesine karar verildiği,

Sanık ... hakkında Kozan Cumhuriyet Başsavcılığının, 25.03.2004 tarihli ve 349-35, 11.03.2004 tarihli ve 284-30, sanık ... hakkında ise Kozan Cumhuriyet Başsavcılığının 24.02.2004 tarihli ve 217-20, 25.02.2004 tarihli ve 218-21, 23.01.2004 tarihli ve 96-13, 23.01.2004 tarihli ve 95-12, 22.01.2004 tarihli ve 90-11, 31.03.2004 tarihli ve 354-37, 08.01.2004 tarihli ve 25-2, 08.01.2004 tarihli ve 35-5 ve 02.02.2005 tarihli ve 80-15 sayılı iddianameleri ile sanıkların “sahte evlilik olaylarını gerçekleştirdikleri” belirtilerek 765 sayılı TCK’nın 339/1-2, 31, 33, 39 ve 40. maddeleri uyarınca cezalandırılmaları talebiyle kamu davaları açıldığı, sanıklara yüklenen suça ilişkin vasıf değiştirilmeksizin dosya kapsamında verilen görevsizlik kararları sonucunda yargılamalara devam edilen Mahkemelerce tüm dosyaların, aralarındaki bağlantı nedeniyle Kozan Ağır Ceza Mahkemesinin 2004/167 esas numaralı dosyasında birleştirildiği ve anılan Mahkemece yapılan yargılama neticesinde TCK’nın 204/2, 43/1, 53 ve 63. maddeleri uyarınca sanık ...’ın 10 yıl, sanık ...’in ise 5 yıl hapis cezası ile cezalandırılmalarına ilişkin hükümlerin, Cumhuriyet savcısı, sanıklar müdafisi ve sanık ... tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Özel Dairece onanmasına karar verildiği, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığınca bu karara karşı Evlendirme Yönetmeliği'nin 56. maddesinin değişiklikten önceki hâlinde 765 sayılı TCK'nın 237. maddesi kapsamında, değişiklikten sonraki hâlinde ise 5237 sayılı TCK'nın 230. maddesi kapsamında evlendirme memurları hakkında işlem yapılmak üzere durumun Cumhuriyet savcılıklarına intikal ettirileceği hususunun düzenlendiği, ne anılan Yönetmelik’te ne de başka bir mevzuatta evlendirme memurları hakkında gerek 765 sayılı TCK'nın 339. maddesinde düzenlenen, gerekse 5237 sayılı TCK'nın 204/2. maddesinde düzenlenen resmî belgede sahtecilik suçu yönünden soruşturma izni alınmasının gerekmediğine ve doğrudan soruşturma yapılabileceğine ilişkin bir düzenleme bulunmadığı, bu yetkiden kaynaklı resmî belgede sahtecilik suçunu işledikleri anlaşılan köy muhtarları olan sanıklar hakkında, Mahkemece durma kararı verilerek 4483 sayılı Kanun kapsamında Kaymakamlıktan soruşturma izni talep edilmesi gerektiği belirtilmek suretiyle itiraz kanun yoluna başvurulduğu,

Anlaşılmaktadır.

Uyuşmazlığın isabetli bir hukuki çözüme kavuşturulabilmesi bakımından, öncelikle Köy Kanunu’nun muhtarların görevlerini ve soruşturma usullerini düzenleyen hükümleri üzerinde durulması gerekmektedir.

442 sayılı Köy Kanunu’nun 9. maddesi; “İşbu kanun ile köye verilen işleri görmek (Köy muhtarının) ve (İhtiyar mecli-sinin) vazifesidir.”,

10. maddesi; “Muhtar, köyün başıdır. İşbu kanuna göre köy işlerinde söz söylemek, emir vermek ve emrini yaptırmak muhtarın hakkıdır.

Muhtar Devletin memurudur. Devlet işlerinde vazifesini (36) ncı maddeye göre yapar.”,

11. maddesi ise; “Köy muhtarının ve yapacağı işte köy muhtariyle birlik olanlara köy işlerinde fenalıkları anlaşılırsa Devlet memuru gibi muhakeme edilirler ve ceza görürler.” şeklinde düzenlenerek muhtarın görevini ifa ederken gerçekleştirdiği işlemler sırasında suç işlediğinin anlaşılması hâlinde Devlet memuru gibi soruşturulacağı hüküm altına alınmıştır.

Aynı Kanun’un beşinci fasılında yer alan "muhtarın göreceği işler" başlığı altındaki 34. maddesi; “Köyün sınırı içinde köylüye ait işleri yapmak ve yaptırmak muhtarla onun başında bulunduğu ihtiyar meclisinin vazifesidir.”,

35. maddesi; “Muhtarın göreceği işler ikiye ayrılır:

1- Devlet işleri;

2- Köy işleri.”,

36. maddesi ise “Muhtarın göreceği Devlet işleri şunlardır:

1- Hükümet tarafından bildirilecek kanunları, nizamları köy içinde ilan etmek ve halka anlatmak ve kanunlar, nizamlar, talimatlar, emirler ile kendisine verilecek işleri görmek;

2- Köyün sınırı içinde dirlik ve düzenliği korumak (asayişi korumak);

3- Salgın ve bulaşık hastalıkları günü gününe Hükümete haber vermek;

4- Hekim olmıyanların ve üfürükçülerin hastalara ilaç yapmasını menetmek ve Hükümete haber vermek;

5- Köylünün çiçek ve bulaşık hastalıklar aşısı ile aşılanıp hastalıktan kurtulmasına çalışmak;

6- Köye gelip gidenlerin niçin gelip gitmekte olduklarını anlamak ve bunlar içinde şüpheli adamlar veyahut ecnebiler görülürse hemen yakın karakola haber vermek;

7- Her ay içinde köyde doğan, ölen, nikahlanan ve boşananların defterini yapıp ertesi ayın onuncu gününden evvel nüfus memuruna vermek ve köyün nüfus defterini birlikte götürerek vukuatı yürüttürmek;

8- Vergi toplamak için gelen tahsildarlara yol göstermek, yardım etmek ve tahsildarların yolsuzluğunu görürse Hükümete haber vermek.

9- Asker toplamak ve bakaya ve kaçakları Hükümete haber vermek;

10- Köy civarında eşkıya görürse Hükümete haber vermek ve elinden gelirse tutturmak;

11- Köylünün ırzına ve canına ve malına el uzatan ve Hükümet kanunlarını dinlemiyen kimseleri köy korucuları ve gönüllü korucularla yakalattırarak Hükümete göndermek;

12- Köy sınırı içinde yangın ve sel olursa köylüleri toplayıp söndürmeğe ve çevirmeğe çalışmak, (orman yangınlarında sınırdan dışarı olsa dahi yardıma mecburdurlar.);

13- Mahkemelerden gönderilen celpname ve her türlü tezkere ve hükümleri lazım gelen-lere bildirerek istenilen işleri yapmak ve mahkeme mubaşirine ve jandarmaya vazifesinde kolay-lık göstermek;

14- İhzar ve tevkif müzekkereleri (bazı adamların kanun namına tutulmasını emreden mahkeme kağıdı) gösterildikte aranılan kimseleri kağıdı getirenlere tutturmak;

15- Zarar görenlerin şikayeti ve bilip işidenlerin haber vermesi üzerine sorup araştırmak;

16- Bu kanunda ismi geçen davaları ihtiyar meclisine söyleyip hükmünü almak.” şeklinde düzenlenmiş olup köy muhtarının yerine getireceği işler arasında kanunlarla kendisine verilen görevleri ifa etmek olduğu da açıkça belirtilmiştir.

Köy Kanunu’nun bu hükümleri incelendikten sonra mülga 743 sayılı Türk Kanunu Medenisi, 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu ile suç tarihinde yürürlükte olan 1587 sayılı Nüfus Kanunu’nun ilgili hükümlerinin de irdelenmesinde fayda bulunmaktadır.

Mülga 743 sayılı Türk Kanunu Medenisi’nin “Evlenme merasimi, Aleniyet” başlıklı 108. maddesinde; “Evlenme; reşit iki şahit muvacehesinde belediye dairesinde veya heyeti ihtiyariyede, belediye reisi veya reisin evlenme işlerine memur ettiği vekili veya muhtar tarafından alenen aktolunur. Evleneceklerden birinin belediye veya heyeti ihtiyariyeye gelemiyecek derecede hastalığı tabip raporile tebeyyün ederse, evlenme başka bir yerde dahi aktolunabilir.”,

“Nizamnameler” başlıklı 111. maddesinde ise “İlân ve evlenme merasimine ve evlenme sicillerine dair hükümler nizamname ile muayyendir.”,

743 sayılı Türk Kanunu Medenisi’ni yürürlükten kaldıran ve 01.01.2002 tarihinde yürürlüğe giren 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun üçüncü ayrımında yer alan “Evlenme Başvurusu ve Töreni” ana başlıklı, “Başvuru makamı” alt başlıklı 134. maddesinde; “Birbiriyle evlenecek erkek ve kadın, içlerinden birinin oturduğu yer evlendirme memurluğuna birlikte başvururlar.

Evlendirme memuru, belediye bulunan yerlerde belediye başkanı veya bu işle görevlendireceği memur, köylerde muhtardır.”,

“Yönetmelik” alt başlıklı 144. maddesinde ise “Evlenme işlemi, evlenme kütüğü, evlenmeye ilişkin yazışma ve evlenme ile ilgili diğer konular yönetmelikle düzenlenir.” hükümlerine yer verilmiştir.

Anılan hükümler uyarınca gerek mülga Türk Kanunu Medenisi’nde gerekse yürürlükte bulunan Türk Medeni Kanunu’nda köy muhtarları evlendirme işlerini yerine getirmekle görevlendirilmiş olup evlenme işlemleri, evlenmeye ilişkin yazışma ve evlenme ile ilgili diğer konuların yönetmelikle düzenleneceği hükme bağlanmış, ayrıca 03.12.2001 tarihinde kabul edilen Türk Medeni Kanununun Yürürlüğü ve Uygulama Şekli Hakkında Kanun’un “Tüzük ve Yönetmelikler” başlıklı 22. maddesinde yer alan; “Türk Medenî Kanununda öngörülen tüzük ve yönetmelikler, bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten itibaren bir yıl içinde çıkarılır ya da yürürlükteki tüzük ve yönetmeliklerde gerekli değişiklikler yapılır. Bu düzenlemeler yapılıncaya kadar, yürürlükteki tüzük ve yönetmeliklerin Türk Medenî Kanununa aykırı olmayan hükümlerinin uygulanmasına devam olunur.” şeklindeki düzenleme ile de 4721 sayılı Kanun'un yürürlüğe girmesi sonrasında mülga Türk Kanunu Medenisi döneminde yürürlükte olan tüzük ve yönetmeliklerin hâlen geçerli olduğu hüküm altına alınmıştır.

15.11.1984 tarihinde kabul edilen 3080 sayılı Kanun’un 2. maddesi ile değiştirilen ve suç tarihinde yürülükte olan 1587 sayılı Nüfus Kanunu’nun 15. maddesi de; “Evlendirme işleri nüfus hizmetlerinin bütünlüğü içerisinde, İçişleri Bakanlığınca düzenlenir.

Evlendirme memurluğu yetki ve görevi İçişleri Bakanlığınca nüfus idarelerine, belediye başkanlıklarına, köy muhtarları veya gerektiğinde köy ve kasabalarda eğitim ve öğretim hizmetleri sınıfındaki devlet memurlarına verilebilir.

Birbiriyle evlenecek erkek ve kadının evlenme akdi için bu kanuna göre yetkilendirilmiş evlendirme memuruna yaptıkları başvurular üzerine Medeni Kanunda öngörülen esaslara göre gerekli işleme başlanır. Ancak evlendirme kararı ilan edilmez.

Evlenme akdinin yapılacağı güne kadar evlenmeye itiraz edilebilir.

Evlenme akdi bu işe tahsis edilmiş resmi salonlarda yapılır. Ancak tarafların isteği ve görevlinin de uygun bulacağı yerlerde de evlenme yapılabilir.

Evlenme ile ilgili işlem ve diğer hususlara ait esas ve usuller yönetmelikle düzenlenir.

Nüfus ve Vatandaşlık İşleri Genel Müdürlüğü ile il ve ilçe nüfus müdürlükleri evlendirme memur ve dairelerini denetlemeye yetkilidir.” biçiminde düzenlenmiş olup bu hüküm ile de mülga ve yürürlükteki Medeni Kanunlar gibi köy muhtarlarına evlendirme görev ve yetkisi verilmiş, evlenme ile ilgili işlemler ve bu konudaki diğer hususlara ait esas ve usullerin yönetmelikle düzenleneceği açıkça belirtilmiştir.

Bu açıklamalardan sonra konumuzla ilgisi bakımından 07.11.1985 tarihli ve 18921 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanmak suretiyle yürürlüğe girerek 01.09.1926 tarihli Evlendirme Talimatnamesi’ni yürürlükten kaldıran ve suç tarihinde uygulanmakta olan Evlendirme Yönetmeliği’nin ilgili hükümlerine yer verilmesi ve bu hükümlerin 4483 sayılı Memurlar ve Diğer Kamu Görevlilerinin Yargılanması Hakkında Kanun ile Anayasa hükümleri uyarınca değerlendirilmesinde gereklilik bulunmaktadır.

Hukuki dayanağı, mülga ve yürürlükteki Medeni Kanunlar ile Nüfus Kanunu olduğu 58. maddesinde belirtilen Evlendirme Yönetmeliği’nin “Amaç ve Kapsam” başlıklı 1. maddesi; “Bu Yönetmelik, evlendirme işlemlerini yürütecek görevlilerin tesbitine ve bunların yetkilerine, evlendirmeye esas olacak dosyaların düzenlenmesine evlenmeye itiraza, evlenme akdinin yapılmasına, tören yerlerine, evlendirme daire ve memurlarının denetlenmesine dair esas ve usuller çerçevesinde evlendirme işlemlerinin nüfus hizmetlerinin bütünlüğü içerisinde yürütülmesini sağlamak amacıyla düzenlenmiştir.” şeklinde olup Yönetmelik’in hazırlanmasının amacı ve kapsamının sınırları belirlenmiştir.

Aynı Yönetmelik’in suç tarihinde yürürlükte olan 56. maddesi ise “Ceza Hükümleri” başlığı altında “Kanunun evlenmelerini menettiği kimselerin bu manilerini bildikleri halde akidlerini yapan evlendirme memurlarıyla, bu suretle evlenen, bunları evlenmeye sevkeden veya evlenmelerine rıza gösteren veli veya vasileri ile, kanuni şartlara riayet etmeksizin evlenme belgesi düzenleyen memur, evlenme akdinin kanuna göre yapılmış olduğunu gösteren kağıdı görmeden evlenme için dini merasim yapanlar ile aralarında evlenme akdi olmaksızın evlenmenin dini merasimini yaptıran erkek ve kadınlar ve muttali oldukları hususu yetkili mercilere bildirmekte ihmal gösterenler hakkında 765 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 237 inci maddesine göre işlem yapılmak üzere durum belgelerle cumhuriyet savcılıklarına intikal ettirilir.” şeklinde düzenlenmiştir.

Bu maddenin getiriliş amacının değerlendirilmesinden önce Anayasa ve 4483 sayılı Kanun’un ilgili hükümlerine göz atılmasında fayda bulunmaktadır.

Anayasa’nın “Kamu hizmeti görevlileriyle ilgili hükümler” bölümündeki “Görev ve sorumlulukları, disiplin kovuşturulmasında güvence” başlıklı 129. maddesinin son fıkrası; "Memurlar ve diğer kamu görevlileri hakkında işledikleri iddia edilen suçlardan ötürü ceza kovuşturması açılması, kanunla belirlenen istisnalar dışında, kanunun gösterdiği idari merciin iznine bağlıdır." şeklinde düzenlenmiştir.

Anayasa'nın bu hükmü ile memurlar ve diğer kamu görevlileri için özel bir soruşturma usulü (izin sistemi) getirilmesi öngörülmüş ve bu hüküm doğrultusunda 4483 sayılı Memurlar ve Diğer Kamu Görevlilerinin Yargılanması Hakkında Kanun'un "Amaç" başlıklı 1. maddesi; "Bu Kanunun amacı, memurlar ve diğer kamu görevlilerinin görevleri sebebiyle işledikleri suçlardan dolayı yargılanabilmeleri için izin vermeye yetkili mercileri belirtmek ve izlenecek usulü düzenlemektir.",

Aynı Kanun'un "Kapsam" başlıklı 2. maddesinin birinci ve ikinci fıkraları;

"Bu Kanun, Devletin ve diğer kamu tüzel kişilerinin genel idare esaslarına göre yürüttükleri kamu hizmetlerinin gerektirdiği asli ve sürekli görevleri ifa eden memurlar ve diğer kamu görevlilerinin görevleri sebebiyle işledikleri suçlar hakkında uygulanır.

Görevleri ve sıfatları sebebiyle özel soruşturma ve kovuşturma usullerine tabi olanlara ilişkin kanun hükümleri ile suçun niteliği yönünden kanunlarda gösterilen soruşturma ve kovuşturma usullerine ilişkin hükümler saklıdır.” biçiminde düzenlenmiştir.

Bu hükümlerle, Devletin ve diğer kamu tüzel kişilerinin genel idare esaslarına göre yürüttükleri kamu hizmetlerinin gerektirdiği asli ve sürekli görevleri ifa eden memurlar ve diğer kamu görevlilerinin, görevleri sebebiyle işledikleri suçlar yönünden uygulanacak soruşturma usulleri 4483 sayılı Memurlar ve Kamu Görevlilerinin Yargılanması Hakkında Kanun’da gösterilmiş olup gerek Anayasa’da gerekse 4483 sayılı Kanun’da belirtilen memurlar ve diğer kamu görevlileri hakkında genel hükümlere göre soruşturma yapılabilmesinin kanunlarla getirilecek istisnalarla mümkün olabileceği açık bir şekilde ifade edilmiştir.

Evlendirme Yönetmeliği’nin 1. maddesinde belirtilen amaç ve kapsam maddesi ile 56. maddesindeki düzenleme birlikte ele alındığında; anılan maddede belirtilen ilgililerin işledikleri suçlar yönünden Cumhuriyet Başsavcılıklarınca doğrudan soruşturulabileceğine dair bir anlam çıkmadığı gibi Yönetmelik’in bir kısım memur veya kamu görevlisinin soruşturma usullerini belirleme gibi bir amaç da taşımadığı anlaşılmaktadır.

Son olarak Evlendirme Yönetmeliği’nin 56. maddesi ile atıf yapılan 765 sayılı TCK’nın 237 ve 5237 sayılı TCK’nın 230. maddeleri irdelenip anılan Yönetmelik’in 56. maddesinin konuluş amacının değerlendirilmesinde yarar bulunmaktadır.

Evlendirme Yönetmeliği’nin suç tarihinde yürürlükte bulunan 56. maddesinin atıf yaptığı ceza hükmü olan 765 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 237. maddesi; “Kanunun evlenmelerini menettiği kimselerin bu memnuiyetlerini bildikleri halde akidlerini yapan evlenme memurlar ile bu suretle evlenen ve bunları evlenmeye sevkeden veya evlenmelerine rıza gösteren veli veya vasileri üç aydan iki seneye kadar hapsolunurlar.

Kanuni şartlara riayet etmeksizin evlenme kağıdı veren memur, bir aydan üç aya kadar hapsolunur.

Evlenme akdinin kanuna göre yapılmış olduğunu gösteren kağıdı görmeden bir evlenme için dini merasim yapanlar hakkında da bundan evvelki fıkrada yazılı ceza verilir.

Aralarında evlenme akdi olmaksızın evlenmenin dini merasimini yaptıran erkek ve kadınlar iki aydan altı aya kadar hapis cezasile cezalandırılır.

Erkek evli olduğu takdirde verilecek ceza altı aydan üç seneye kadar hapistir. Erkeğin evli olduğunu bilen kadına da aynı ceza verilir.

Muhtarlar aralarında evlenme akdi yok iken evlenmenin dini merasimini yaptıklarına muttali oldukları kimseleri salâhiyetli makama bildirmeğe mecburdurlar. Bu hususta ihmal gösterenler beş liradan yüz liraya kadar ağır para cezasile cezalandırılır ve tekerrürü halinde ayrıca bir aya kadar hapsolunur.” biçimindedir.

Evlendirme Yönetmeliği’nin 56. maddesi, 08.12.2006 tarihli ve 26370 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Evlendirme Yönetmeliğinde Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmelik’in yürürlüğe konulmasıyla; “Evli olmasına rağmen, başkasıyla evlenme işlemi yaptıran, kendisi evli olmamakla birlikte, evli olduğunu bildiği bir kimse ile evlilik işlemi yaptıran, gerçek kimliğini saklamak suretiyle bir başkasıyla evlenme işlemi yaptıran, aralarında evlenme olmaksızın evlenmenin dinsel törenini yaptıranlar ve evlenme akdinin kanuna göre yapılmış olduğunu gösteren belgeyi görmeden bir evlenme için dinsel tören yapan kimseler hakkında 5237 sayılı Türk Ceza Kanununun 230 uncu maddesi uyarınca işlem yapılmak üzere durum belgelerle birlikte Cumhuriyet savcılığına intikal ettirilir." şeklinde,

02.12.2017 tarihli ve 30258 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Evlendirme Yönetmeliğinde Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmelik’in yürürlüğe konulmasıyla ise “Evli olmasına rağmen, başkasıyla evlenme işlemi yaptıran, kendisi evli olmamakla birlikte evli olduğunu bildiği bir kimse ile evlilik işlemi yaptıran, gerçek kimliğini saklamak suretiyle bir başkasıyla evlenme işlemi yaptıran kimseler hakkında 5237 sayılı Türk Ceza Kanununun 230 uncu maddesi uyarınca işlem yapılmak üzere durum belgelerle birlikte Cumhuriyet savcılığına intikal ettirilir.” biçiminde değiştirilmiş olup son hâlini almıştır.

Evlendirme Yönetmeliği’nin 2006 yılından itibaren değişikliklere uğraması sonucunda anılan Yönetmelik’in atıf yaptığı ceza hükmü olan 5237 sayılı TCK’nın 230. maddesi de “Birden çok evlilik, hileli evlenme, dinsel tören” başlığı altında “1- Evli olmasına rağmen, başkasıyla evlenme işlemi yaptıran kişi, altı aydan iki yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.

2- Kendisi evli olmamakla birlikte, evli olduğunu bildiği bir kimse ile evlilik işlemi yaptıran kişi de yukarıdaki fıkra hükmüne göre cezalandırılır.

3- Gerçek kimliğini saklamak suretiyle bir başkasıyla evlenme işlemi yaptıran kişi, üç aydan bir yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.

4- Yukarıdaki fıkralarda tanımlanan suçlardan dolayı zamanaşımı, evlenmenin iptali kararının kesinleştiği tarihten itibaren işlemeye başlar.

5- Aralarında evlenme olmaksızın, evlenmenin dinsel törenini yaptıranlar hakkında iki aydan altı aya kadar hapis cezası verilir. Ancak, medeni nikah yapıldığında kamu davası ve hükmedilen ceza bütün sonuçlarıyla ortadan kalkar.

6- Evlenme akdinin kanuna göre yapılmış olduğunu gösteren belgeyi görmeden bir evlenme için dinsel tören yapan kimse hakkında iki aydan altı aya kadar hapis cezası verilir.” biçiminde hazırlanmışken maddenin 5 ve 6. fıkraları Anayasa Mahkemesi’nin 27.5.2015 tarihli ve 36-51 sayılı kararı ile iptal edilerek son şeklini almıştır.

Son kısımda yer verilen tüm bu düzenlemelerden, 765 sayılı TCK’nın 237. maddesinde gösterilen yaptırımların belirtildiği kısımlar hariç eylemlere ilişkin ifadeler, aynen Evlendirme Yönetmeliği’nin 56. maddesine dercedilmek suretiyle anılan Yönetmelik maddesinin ilk hâlinin oluşturulduğu, 5237 sayılı Kanun’un 765 sayılı Kanun’un yerini alması nedeniyle bu kez 5237 sayılı TCK’nın 230. maddesinde gösterilen yaptırımların belirtildiği kısımlar hariç eylemlere ilişkin ifadeler, aynen Evlendirme Yönetmeliği’nin 56. maddesine alınmak suretiyle anılan Yönetmelik hükmünde 2006 ve 2017 yıllarında değişiklikler yapıldığı, ancak bu Yönetmelik maddesinin ilk hâlinden bu yana maddede gösterilen eylemleri gerçekleştiren kişi veya kişilerin 765 sayılı TCK’nın 237 veya 5237 sayılı TCK’nın 230. maddesi uyarınca işlem yapılmak üzere belgelerle Cumhuriyet savcılıklarına intikal ettirileceğinin belirtildiği anlaşılmakla, 5237 sayılı TCK’nın 230. maddesinin ilk düzenlendiği hâli de dahil olmak üzere evlendirme memurunu cezalandırmaya yönelik bir eylemi kapsamadığı dikkate alındığında, Evlendirme Yönetmeliği’nin 56. maddesinin ilk düzenlendiği andan itibaren evlendirme memurları hakkında yapılacak soruşturmaların doğrudan Cumhuriyet Başsavcılıklarınca yapılmasını mümkün kılmak amacıyla hazırlanmış bir hüküm olmadığı, yalnızca anılan Yönetmelik’in uygulayıcılarına yol gösterici nitelikte bir düzenleme olduğu sonucuna varılmaktadır.

Bu açıklamalar ışığında uyuşmazlık konusu değerlendirildiğinde;

Adana ili Kozan ilçesi Hamam köyü muhtarı olan sanık ... ve Damyeri köyü muhtarı olan sanık ...’ın, suç tarihinde yürürlükte bulunan Türk Medeni Kanunu'nun 134/2 ve 1587 sayılı Nüfus Kanunu'nun 15/2. maddeleri uyarınca köy muhtarlarına verilen evlendirme görev ve yetkilerini ifa ederlerken yabancı uyruklu inceleme dışı sanıklar ile müştekilerin evlendirme işlemlerini birçok müştekinin bilgisi olmaksızın ve/veya hukuki şartlara riayet etmeksizin sahte olarak gerçekleştirdikleri olayda;

Köy Kanunu’nun 36. maddesinde muhtarın göreceği Devlet işleri sayılmış olup anılan maddenin 1 numaralı bendinde yer alan “Hükümet tarafından bildirilecek kanunları, nizamları köy içinde ilan etmek ve halka anlatmak ve kanunlar, nizamlar, talimatlar, emirler ile kendisine verilecek işleri görmek." şeklindeki hüküm ile köy muhtarının Devlet işlerinden birisinin de kanunlarla kendisine verilen görevleri yerine getirmek olduğunun gösterilmesi, aynı Kanun’un 11. maddesindeki “Köy muhtarının ve yapacağı işte köy muhtariyle birlik olanlara köy işlerinde fenalıkları anlaşılırsa Devlet memuru gibi muhakeme edilirler ve ceza görürler.” düzenlemesi uyarınca köy muhtarlarının görevlerini ifa ederlerken gerçekleştirdikleri işlemler sırasında suç işlemeleri hâlinde Devlet memuru gibi soruşturulacağının hüküm altına alınması, Anayasa’nın “Kamu hizmeti görevlileriyle ilgili hükümler” bölümündeki “Görev ve sorumlulukları, disiplin kovuşturulmasında güvence” başlıklı 129. maddesinin son fıkrasının; "Memurlar ve diğer kamu görevlileri hakkında işledikleri iddia edilen suçlardan ötürü ceza kovuşturması açılması, kanunla belirlenen istisnalar dışında, kanunun gösterdiği idari merciin iznine bağlıdır.” şeklinde, 4483 sayılı Memurlar ve Diğer Kamu Görevlilerinin Yargılanması Hakkında Kanun'un "Kapsam" başlıklı 2. maddesinin 1 ve 2. fıkraları da anılan Anayasa hükmü ile aynı doğrultuda; “(1) Bu Kanun, Devletin ve diğer kamu tüzel kişilerinin genel idare esaslarına göre yürüttükleri kamu hizmetlerinin gerektirdiği asli ve sürekli görevleri ifa eden memurlar ve diğer kamu görevlilerinin görevleri sebebiyle işledikleri suçlar hakkında uygulanır. (2) Görevleri ve sıfatları sebebiyle özel soruşturma ve kovuşturma usullerine tabi olanlara ilişkin kanun hükümleri ile suçun niteliği yönünden kanunlarda gösterilen soruşturma ve kovuşturma usullerine ilişkin hükümler saklıdır.” biçiminde düzenlenerek 4483 sayılı Memurlar ve Kamu Görevlilerinin Yargılanması Hakkında Kanun kapsamında bulunan Devletin ve diğer kamu tüzel kişilerinin genel idare esaslarına göre yürüttükleri kamu hizmetlerinin gerektirdiği asli ve sürekli görevleri ifa eden memurlar ve diğer kamu görevlileri hakkında, görevleri sebebiyle işledikleri suçlar yönünden özel soruşturma yöntemlerine ilişkin usullerin uygulanabilmesi veya mercisinden izin alınmasına gerek olmaksızın doğrudan soruşturma yapılabilmesinin kanunlarla getirilecek istisnai hükümlerle mümkün olabileceğinin açıkça belirtilmiş olması karşısında; köy muhtarı olan sanıkların, Kanun’dan kaynaklanan evlendirme memurluğu görevlerini ifa ettikleri sırada işledikleri iddia edilen suçlar yönünden Köy Kanunu’nun ilgili hükümlerine göre Devlet memuru gibi soruşturulmaları gerekirken Anayasa’nın 129. maddesinin son fıkrası ile 4483 sayılı Kanun’un 2. maddesinin 2. fıkrasındaki düzenlemelerin aksine Yönetmelik hükmü ile sanıklar hakkında mercisinden izin alınmaksızın doğrudan soruşturma ve kovuşturma yapılabilmesinin mümkün olmayacağı kabul edilmelidir.

Öte yandan, Evlendirme Yönetmeliği’nin 56. maddesindeki düzenlemenin ilk hâlinin, 765 sayılı TCK’nın 237. maddesinde gösterilen yaptırımların belirtildiği kısımlar hariç eylemlere ilişkin ifadelerin, aynen dercedilmesi suretiyle oluşturulduğu, 5237 sayılı Kanun’un 765 sayılı Kanun’un yerini alması nedeniyle bu kez 5237 sayılı TCK’nın 230. maddesinde gösterilen yaptırımların belirtildiği kısımlar hariç eylemlere ilişkin ifadelerin, aynen alınması suretiyle Evlendirme Yönetmeliği’nin 56. maddesinde değişiklikler yapıldığı, ancak anılan Yönetmelik maddesine aynen alınan 5237 sayılı TCK’nın 230. maddesinde sayılan eylemlerin evlendirme memuru tarafından gerçekleştirilebilecek nitelikte olmadığı, yani evlendirme memurunun bu madde uyarınca cezalandırılma imkânının kalmadığı, Evlendirme Yönetmeliği’nin “amaç ve kapsam” başlıklı 1. maddesinde de evlendirme işlemlerine ilişkin görevleri yerine getiren memurların soruşturma usullerinin bu Yönetmelik ile belirleneceğine dair bir ibareye yer verilmediği gibi aynı Yönetmelik’in 56. maddesinde tanımlanan eylemleri gerçekleştiren kişi veya kişiler yönünden “...işlem yapılmak üzere durum belgelerle Cumhuriyet savcılıklarına intikal ettirilir.” cümlesinden de ilgililer hakkında açıkça doğrudan soruşturma yapılmasının öngörüldüğüne dair bir anlatımın çıkarılamayacağı hususları birlikte değerlendirildiğinde, Evlendirme Yönetmeliği’nin 56. maddesinin ilk düzenlendiği andan itibaren evlendirme memurları hakkında yapılacak soruşturmaların doğrudan Cumhuriyet Başsavcılıklarınca yapılmasını mümkün kılmak amacıyla hazırlanmış bir hüküm olmadığı, yalnızca anılan Yönetmelik’in uygulayıcılara yol gösterici nitelikte bir düzenleme olduğu sonucuna ulaşılmalıdır.

Bu itibarla, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının kabulüne, Özel Daire onama kararının sanıklar ... ve ... yönünden kaldırılmasına, sanıklar hakkında kurulan Yerel Mahkeme hükümlerinin, CMK’nın 223/8. maddesi uyarınca durma kararı verilerek 4483 sayılı Kanun kapsamında ilgili mercisinden izin alınması gerekirken yargılamaya devamla mahkûmiyet hükümleri kurulması isabetsizliğinden bozulmasına karar verilmelidir.

SONUÇ:

Açıklanan nedenlerle;

1- Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının KABULÜNE,

2- Yargıtay 11. Ceza Dairesinin 10.09.2013 tarihli ve 27979-12581 sayılı onama kararının sanıklar ... ve ... yönünden KALDIRILMASINA,

3- Kozan Ağır Ceza Mahkemesinin 18.11.2008 tarihli ve 167–324 sayılı sanıklar hakkında kurulan hükümlerinin, CMK’nın 223/8. maddesi uyarınca durma kararı verilerek 4483 sayılı Kanun kapsamında ilgili mercisinden izin alınması gerekirken yargılamaya devamla mahkûmiyet hükümleri kurulması isabetsizliğinden BOZULMASINA,

4- Dosyanın mahalline gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİ EDİLMESİNE, 24.12.2019 tarihinde yapılan müzakerede oy birliğiyle karar verildi.


Önceki Haber

Otopark Yönetmeliği değişti. Otopark zorunluluğu ertelendi

Sonraki Haber

Mükerrer dava - aynı fiilden dolayı verilmiş bir hükmün veya açılmış bir davanın bulunmaması şartı

Yorumlar

Henüz yorum yapılmadı.

Yorum Yap

Davalar-Soruşturmalar-Ceza Hukuku Haberleri