Bu konuda kolayca emsal karar bulabilmek için lütfen Karar Arama sayfamıza bakınız.

Mükerrer dava - aynı fiilden dolayı verilmiş bir hükmün veya açılmış bir davanın bulunmaması şartı

Emsal Karar

Ceza Genel Kurulu         2016/842 E.  ,  2019/699 K.


"İçtihat Metni"

Kararı Veren

Yargıtay Dairesi : 10. Ceza Dairesi

Mahkemesi :Ağır Ceza

Sayısı : 329-23

Uyuşturucu madde ticareti yapma suçundan sanık ...'ın, TCK'nın 188/3, 62, 52/2-4, 53, 54 ve 63. maddeleri uyarınca 4 yıl 2 ay hapis ve 1000 TL adli para cezası ile cezalandırılmasına, taksitlendirmeye, hak yoksunluğuna, müsadereye ve mahsuba ilişkin Osmaniye 2. Ağır Ceza Mahkemesince verilen 05.02.2014 tarihli ve 329-23 sayılı hükmün, sanık müdafisi tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 10. Ceza Dairesince 11.06.2014 tarih ve 3332-4581 sayı ile onanmasına karar verilmiştir.

Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı ise 17.02.2016 tarih ve 43445 sayı ile;

"...Davaya konu eylemi sanık 03.11. 2013 tarihinde gerçekleştirmiştir. Bu eylemi nedeniyle sanık hakkında 10.11.2013 tarihinde düzenlenen iddianname ile kamu davası açılmış, yapılan yargılama sonucu Osmaniye 2. Ağır Ceza Mahkemesi 05.02.2014 tarih ve 20123/329 esas, 2014/23 sayılı kararı mahkumiyetine hükmetmiş, bu hüküm Daire tarafından onanmış ve hüküm kesinleşmiştir.

Buraya kadar yapılan işlemler usulüne uygun ise de Yerel Mahkeme tarafından gönderilen dosya ekinde bulunan aynı Mahkemenin 2014/65 esas ve 2015/85 karar sayılı dosyanın incelenmesinde; sanık ... hakkında yukarıda bahsi geçen davaya konu 03.11.2013 olan suç tarihinden önce ve teselsül kesilmeden 11.09.2013 19.09.2013, 26.09.2013, 27.09.2013, 30.09.2013 ve 23.10.2013 tarihinde gerçekleştirdiği eylemleri nedeniyle 17.02.2014 tarihinde düzenlenen iddianame ile ayrı bir kamu davası açıldığı, sanığın yapılan yargılaması sonucu Yerel Mahkemenin esas ve karar sayısı belirtilen kararı ile TCK'nın 188/3, 188/4, 43/1, 62, 52/2-4, 53/1-2-3. ve 54. maddeleri uyarınca 7 yıl 9 ay 22 gün hapis ve 3740 TL adli para cezası ile cezalandırılmasına karar verilmiş, hükmün sanık ve vasisi tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay Yüksek 9. Ceza Dairesi 30.09.2015 tarihinde yaptığı inceleme sonucu 2015/9592 esas ve 2015/ 6295 sayılı kararı ile Yerel Mahkeme hükmünü onamıştır.

Her iki davaya konu eylemlerini gerek suç tarihleri ve gerekse iddianame düzenleme tarihleri itibarıyla zincirleme olarak gerçekleştirdiği anlaşılan sanık hakkında bir kez mahkûmiyet hükmü kurulup eylemlerini zincirleme olarak gerçekleştirdiğinden dolayı hakkında TCK'nın 43. maddesinin uygulanması gerekirken, dosyaların incelenmesinde iki ayrı mahkûmiyet hükmü kurulduğu ve hükümlerin kesinleştiği anlaşılmıştır.

Osmaniye 2. Ağır Ceza Mahkemesinin 2014/65 esas ve 2015/85 sayılı kararında eylemini zincirleme olarak gerçekleştiren sanık hakkında TCK'nın 43. maddesinin de uygulandığı göz önüne alındığında, mükerrer olan bu davanın mahallinde reddine karar verilmesine olanak tanımak bakımından Yargıtay 10. Ceza Dairesinin onama kararının kaldırılarak Yerel Mahkeme hükmünün bozulmasında yasal zorunluluk bulunduğu..." görüşüyle itiraz kanun yoluna başvurmuştur.

CMK'nın 308. maddesi uyarınca inceleme yapan Yargıtay 10. Ceza Dairesince 29.03.2016 tarih ve 867-1036 sayı ile itiraz nedenlerinin yerinde görülmediğinden bahisle Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır.

TÜRK MİLLETİ ADINA

CEZA GENEL KURULU KARARI

Özel Daire ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; Osmaniye 2. Ağır Ceza Mahkemesinin 05.02.2014 tarihli ve 329-23 sayılı kararına konu olan ve Yargıtay 10. Ceza Dairesinin 11.06.2014 tarihli ve 3332-4581 sayılı ilamıyla onanmasına karar verilen sanığın 03.11.2013 tarihli eyleminin, aynı Mahkemenin 05.03.2015 tarihli ve 65-85 sayılı kararına konu olan ve Yargıtay 9. Ceza Dairesinin 30.09.2015 tarihli ve 9592-6295 sayılı ilamıyla düzeltilerek onanmasına karar verilen eylemlerinden birisi olması nedeniyle söz konusu davalardan hangisinin mükerrer dava olduğunun, bu bağlamda Yargıtay 10. Ceza Dairesinin 11.06.2014 tarihli ve 3332-4581 sayılı ilamıyla onanmasına karar verilen davanın CMK'nın 223/7. maddesi uyarınca reddine karar verilebilmesini sağlamak bakımından bozulmasına karar verilip verilemeyeceğinin değerlendirilmesi gerekmektedir.

İncelenen dosya kapsamından;

03.11.2013 tarihli olay, üst arama, el koyma, yakalama tutanağın göre; Kaçakçılık ve Organize Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğü görevlilerince yapılan istihbari çalışmalarda; Osmaniye’de ikamet eden ... isimli şahsın, 03.11.2013 tarihinde akşam saatlerinde Adana’dan temin edeceği uyuşturucu içerikli hapları Osmaniye’ye getirerek para karşılığında satacağı, şahsın Adana’dan... plaka sayılı yolcu minibüsü ile Osmaniye’ye geleceği yönünde elde edilen bilgiler doğrultusunda adı geçen şahsın yakalanması ve suç unsurlarının ele geçirilmesi amacıyla Osmaniye 1. Sulh Ceza Mahkemesinin 21.10.2013 tarih ve 2013/941 değişik iş nolu önleme araması ve el koyma kararına istinaden 03.11.2013 tarihinde saat 16.00 itibarıyla otoban yolu Kadirli Turnikeleri, Toprakkale Erzin Yol Kavşağı, Toprakkale ilçe yolu üzeri, otoban Toprakkale Turnikelerinde uygulama noktaları oluşturularak çalışmalara başlanıldığı, aynı gün saat 17.00 sıralarında D-400 karayolu Toprakkale Erzin Yol Kavşağında oluşturulan uygulama noktasına Adana’dan Osmaniye istikametine gelen... plaka sayılı yolcu minibüsünün giriş yaptığının görülerek durdurulduğu, araç sürücüsüne mevcut arama kararı gösterilip arama yapılacağı söylendikten sonra araç ve içerisinde bulunan yolcular üzerinde arama işlemine geçildiği, yapılan kontroller sırasında istihbarat bilgisinde adı geçen ...’ın da araçta bulunduğunun tespit edilmesi sonrasında adı geçenin minibüsten inmesinin istenildiği, minibüs içerisinde oturduğu yerde ve üst aramasında herhangi bir suç unsuruna rastlanılmadığı, arama sırasında tedirgin davranışlarda bulunduğu ve pantolonun ön kısmının bacak arasında bir kabarıklık olduğu görülen, suç unsuru maddeleri buraya saklamış olabileceğinin değerlendirilen şahsın, uygulama noktası yakınında bulunan nakliyecilere ait tuvaletin bulunduğu bölüme götürülerek detaylı üst aramasınının yapılmasına başlanıldığı esnada şahsın pantolon altında bulunan iç çamaşırından (külot içerisinden) çıkardığı poşeti yere attığının görülmesi üzerine görevlilerce poşet içerisinde yapılan kontrolde 222 adet tablet olduğunun tespiti ile şahsın yakalandığı,

Adana Kriminal Polis Laboratuvarınca düzenlenen 31.12.2013 tarihli rapora göre; suç konusu 222 adet tabletin MDMA (3,4-Metilendioksimetamfetamin) etken maddesi içerdiği,

Osmaniye Cumhuriyet Başsavcılığının 10.11.2013 tarihli ve 4723-408 sayılı iddianamesi ile; sanığın 03.11.2013 tarihinde işlediği iddia olunan uyuşturucu madde ticareti yapma suçundan TCK’nın 188/3, 53/1, 54 ve 63. maddeleri uyarınca cezalandırılması istemiyle kamu davası açıldığı,

Sanığın soruşturmada; uyuşturucu madde ticareti yapma suçlamasını kabul etmediğini beyan ettiği, kovuşturmada ise; maddi durumunun zorluğu nedeniyle hap alarak satmayı düşündüğünü, bu amaçla Adana’ya giderek hapları aldığını ancak yolda yakalandığını savunduğu,

Yapılan yargılama sonucunda Osmaniye 2. Ağır Ceza Mahkemesinin 05.02.2014 tarihli ve 329-23 sayılı kararı ile; sanığın, uyuşturucu madde ticareti yapma suçundan TCK’nın 188/3, 62, 52/2-4, 53, 54, 63. maddeleri uyarınca 4 yıl 2 ay hapis ve 1000 TL adli para cezasıyla cezalandırılmasına hükmolunduğu,

Hükmün sanık müdafisi tarafından temyiz edilmesi üzerine inceleme yapan Yargıtay 10. Ceza Dairesince 11.06.2014 tarih ve 3332-4581 sayı ile “onanmasına” karar verildiği,

11.06.2014 tarihinde onanmasına karar verilmek suretiyle kesinleşen kararın Yerel Mahkemece 08.07.2014 tarihinde infaza verildiği,

Adana Cumhuriyet Başsavcılığının 16.12.2015 tarihli yazısı ile; sanığın 03.11.2013 tarihli eyleminin, zincirleme şekilde uyuşturucu madde ticareti yapma suçundan mahkûmiyetine karar verilen ve kesinleşen bir başka dava dosyasında da hükme esas alındığınının anlaşılması nedeniyle infazın durdurulmasının talep edildiği,

Osmaniye 2. Ağır Ceza Mahkemesinin 21.12.2015 tarihli ve 329-23 sayılı ek kararı ile infazın durdurulmasına ve sanık hakkında CMK’nın 308. maddesi uyarınca değerlendirme yapılmak üzere dosyanın Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına gönderilmesine karar verildiği,

Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 14.01.2016 tarih ve eksikliğin giderilmesi konulu Osmaniye Cumhuriyet Başsavcılığına hitaben yazdığı yazı ile; temyiz incelemesi yapılarak mahalline iade edildiği anlaşılan Osmaniye 2. Ağır Ceza Mahkemesinin 2014/65 esas ve 2015/85 karar sayılı dosyasının, aynı Mahkemenin 2013/329 esas ve 2014/23 karar sayılı dosyasına eklenerek iadesinin istenildiği,

İtiraza konu edilen Osmaniye 2. Ağır Ceza Mahkemesinin 05.02.2014 tarihli ve 329-23 ile itiraz edilmesine neden olarak gösterilen Osmaniye 2. Ağır Ceza Mahkemesinin 05.03.2015 tarihli ve 65-85 sayılı dosyalarını birlikte inceleyen Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığınca, Osmaniye 2. Ağır Ceza Mahkemesinin 05.02.2014 tarihli ve 329-23 sayılı olup Yargıtay 10. Ceza Dairesince 11.06.2014 tarihinde onanmasına karar verdiği dosyanın itiraza konu edildiği,

İtiraza konu edilen dosya arasına alındığı anlaşılan Osmaniye 2. Ağır Ceza Mahkemesinin 05.03.2015 tarihli ve 65-85 sayılı dosyasının incelenmesinde ise;

Osmaniye Cumhuriyet Başsavcılığının 17.02.2014 tarihli ve 848-63 sayılı iddianamesi ile; sanığın da aralarında bulunduğu (12) şahıs hakkında kullanmak için uyuşturucu madde bulundurma ve uyuşturucu madde ticareti yapma suçlarından kamu davası açıldığı, iddianamede sanığın 11.09.2013, 19.09.2013, 26.09.2013 (3 ayrı eylem), 27.09.2013 (2 ayrı eylem), 30.09.2013, 01.10.2013 (2 ayrı eylem), 03.10.2013, 07.10.2013, 08.10.2013, 12.10.2013, 23.10.2013, 31.10.2013 ve 03.11.2013 tarihlerinde işlediği iddia olunan (17) ayrı eyleme yer verilerek sanığın zincirleme şekilde uyuşturucu madde ticareti yapma suçundan TCK’nın 188/3-4, 43/1, 53, 54 ve 63. maddeleri uyarınca cezalandırılmasınını istenildiği,

03.11.2013 tarihli eylemin, sanığın (17) numaralı eylemi olarak söz konusu iddianamede; “...’ın ticaretini gerçekleştirmek üzere uyuşturucu sentetik hap temin etmek için Adana iline gittiği, Adana ilinde uyuşturucu maddeleri temin ettikleri açık kimlik bilgileri tespit edilemeyen Halef isimli şahsı aradığı, telefona yine açık kimlik bilgileri tespit edilemeyen X şahsın cevap verdiği, ...’ın ‘KARDEŞ HALAF YANINDA MI’ söylemi ile Halef’i sorduğu, X Şahsın ise ‘VALLA YANIMDA DEĞİL ŞUAN AMA BULURUM BİRAZDAN’ söylemi ile Halef isimli şahsın kendisinin yanında olmadığını, fakat kısa süre sonra Halef’in yanında olacağını bildirdiği, bunun üzerine ...’ın ‘HE BENDE AHA SİZİN MAHALLEYE DOĞRU GELİYOM ONU GÖRÜRSEN Bİ SÖYLE AYIKTIR ONU KARDEŞİMSİN’ söylemi ile kendisinin Halef’ten sentetik uyuşturucu hap almaya geldiğini, kendisinin geldiğinden Halef’e bilgi vermesini istediği tespit edilmiştir (TK.2416247709).

...’ın sentetik uyuşturucu hap temin etmek üzere Adana iline giden ...’ı arayarak ‘ALO HE NE YAPTIN YİĞENİM’ söylemi ile uyuşturucu maddeleri temin edip etmediğini sorduğu, ...’ın da ‘ANNEM ARADI ANNEMİN YANINA DOĞRU BEN ÇIKIYORUM BEN ŞİMDİ HABERİN OLSUN’ söylemi ile şifreli konuşarak annemin yanına doğru ben çıkıyorum söylemi ile uyuşturucu maddeleri temin ettiğini ve Osmaniye iline doğru yola çıktığını bildirdiği taspit edilmiştir (TK.2416439696).

Kolluk görevlilerince 03.11.2013 günü saat 16.00 sıralarında Adana ili Organize Sanayi Bölgesi D-400 karayolu üzeri Osmaniye istikametinde gerekli tertibat alınarak beklenilmeye başlanmış, aynı gün saat 16.15 sıralarında Adana ili istikametinden gelen... plakalı Osmaniye-Adana arası çalışan GEDİK yazılı minibüs görülerek takibe alınmış, saat 16.25’te Ceyhan ilçesini geçtiği ve minibüsten inen kimsenin olmadığı görülerek takibe devam edilmiş, yol üzerinde ve ilimiz Toprakkale ilçesi kavşağında tertibat alan görevlilere bilgi verilerek takibe devam edilmiş ve aynı gün saat 16.55 sıralarında... plakalı aracın Toprakkale kavşağında bulunan uygulama noktasına giriş yaptığı görülerek takibe son verilmiştir. (FİZİKİ TAKİP-19)

Uygulama noktasındaki... plaka sayılı minibüsün içerisinde ... isimli şahsın da bulunduğu görülmüş, şahıstan minibüsten aşağı inmesi söylenmiş, şahsın minibüs içerisinde oturduğu yer kontrol edilmiş herhangi bir suç unsuruna rastlanılmamış, şahsın yapılan üst aramasında, herhangi bir suç unsuruna rastlanılmamış, şahsın arama esnasında tedirgin tavırlarda bulunması ve pantolonunun ön kısmı bacak arasında kabarıklık olduğu görülmesi üzerine şahsın suç unsuru maddeleri buraya saklamış olabileceği değerlendirilerek, şahıs uygulama noktası yakınında bulunan nakliyecilere ait tuvaletin bulunduğu bölüme götürülmüş, mevcut arama kararına istinaden şahsın detaylı üst aramasına başlanıldığı esnada şahıs, pantolon altında bulunan iç çamaşırından çıkarmış olduğu poşeti alarak yere atmış, şahsın atmış olduğu poşet bulunduğu yerden alınıp şahsın huzurunda içerisi kontrol edildiğinde, poşet içerisinde tahmini 222 adet sarı ve pembe renkli haplar olduğu görülmüş, poşet içerisindeki haplar kontrol edildiğinde, sarı renkli hapların üzerinde PRADA ibaresinin yazılı bulunduğu, pembe renkli hapların bir kısmının kalp şeklinde olduğu, ve üzerinde LOVE ibaresinin bulunduğu, pembe renkli hapların bir kısmının yuvarlak şekilde olduğu ve üzerinde at resmi ibaresinin bulunduğu görülmüş, bahse konu hapların görünüm itibarı ile uyuşturucu maddelerden extacy hap olduğu tespit edilmiştir” şeklinde anlatıldığı,

Yine iddianamede; 03.11.2013 tarihli eyleme, sanık ...’ın uyuşturucu madde ticareti yapma suçunda birlikte hareket ettiği iddia edilen sanık ...’ın eylemlerinden birisi olarak yer verildiği ve 03.11.2013 tarihli eylemin sanık ...’ın (20) numaralı eylemi olarak da aynı şekilde anlatıldığı,

Sanığın; diğer sanık ...’ın amcası olduğunu, aynı kapıdan girilen bir avlu içerisinde oturduklarını, her gün 12-13 saat amcası sanığı gördüğünü, uyuşturucu sattığına tanık olmadığını, polislerin amcası sanıkla yaşadıkları münakaşa nedeniyle kumpas kurduklarını, kendisinin uyuşturucu sattığı iddiasını da kabul etmediğini, aynı mahkemede yapılan yargılama sonucunda uyuşturucu madde taşıma suçundan 4 yıl 2 ay hapis cezası aldığını savunduğu,

Yapılan yargılama sonucunda Osmaniye 2. Ağır Ceza Mahkemesinin 05.03.2015 tarihli ve 65-85 sayılı kararı ile; sanığın, zincirleme şekilde uyuşturucu madde ticareti yapma suçundan TCK’nın 188/3-4, 43/1, 62, 52/2-4, 53, 54, 63. maddeleri uyarınca 7 yıl 9 ay 22 gün hapis ve 3740 TL adli para cezasıyla cezalandırılmasına hükmolunduğu,

Hükmün sanık ile vasisi tarafından temyiz edilmesi üzerine inceleme yapan Yargıtay 9. Ceza Dairesince 30.09.2015 tarih ve 9592-6295 sayı ile “düzeltilerek onanmasına” karar verildiği,

30.09.2015 tarihinde düzeltilerek onanmasına karar verilmek suretiyle kesinleşen kararın Yerel Mahkemece 09.11.2015 tarihinde infaza verildiği,

Anlaşılmaktadır.

Ceza muhakemesi yapılabilmesi için bir takım "olmazsa olmaz" (sine qua non) şartlar bulunmaktadır. Bu bağlamda, muhakeme yapılabilmesinin şartlarından birisi de "Non bis in idem" olarak ifade edilen, aynı fiilden dolayı verilmiş bir hükmün veya açılmış bir davanın bulunmamasıdır. Bu hâlde, bir kamu davasının görülebilmesi veya davaya devam edilebilmesi için olumsuz anlamda bir dava şartı söz konusudur.

Kanunlarda açıkça yazılı olmamakla birlikte uygulamada yeri bulunan ve bir hukuk normu olarak doktrinde de kabul edilen "Non bis in idem" ilkesi, karar tarihi itibarıyla yürürlükte bulunmayan 1412 sayılı CMUK'nın 253. maddesinin üçüncü fıkrasında; "Aynı konuda, aynı sanık için evvelce verilmiş bir hüküm veya açılmış bir dava var ise davanın reddine karar verilir.", karar tarihi itibariyla yürürlükte bulunan 5271 sayılı CMK'nın "Duruşmanın sona ermesi ve hüküm" başlıklı 223. maddesinin yedinci fıkrasında ise; "Aynı fiil nedeniyle, aynı sanık için önceden verilmiş bir hüküm veya açılmış bir dava varsa davanın reddine karar verilir." şeklinde düzenlenmiştir. Bu düzenlemelerden anlaşılacağı üzere, aynı fiil nedeniyle, aynı sanık hakkında önceden verilmiş bir hüküm veya açılmış bir dava varsa, sonradan açılmış olan davanın reddine karar verilecektir.

"Non bis in idem" ilkesine uluslararası sözleşmelerde de yer verilmiş olup konu, İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesinin 7 numaralı Ek Protokolünün "Aynı suçtan iki kez yargılanmama ve cezalandırılmama hakkı" başlıklı 4. maddesinin ilk fıkrasında; "Hiç kimse bir devletin ceza yargılaması usulüne ve yasaya uygun olarak kesin bir hükümle mahkûm edildiği ya da beraat ettiği bir suçtan dolayı aynı devletin yargısal yetkisi altındaki yargılama usulleri çerçevesinde yeniden yargılanamaz veya mahkûm edilemez." şeklinde ifade edilmiştir.

Gelinen aşamada "Adil yargılanma hakkı" ilkesi de incelenmelidir.

Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 6. maddesinde hüküm altına alınan "adil yargılanma hakkı" hukukun üstünlüğü ile adalete erişimi koruyan ve kişilerin ceza muhakemesinin ilk aşaması olan soruşturmanın başından itibaren açık ve adil bir şekilde yargılanmalarını teminat altına alan mutlak bir hak olup kişilerin hukuk devleti kuralları içinde makul sürede yargılanmasını öngörür. Adil yargılanma hakkı hukuk devleti ilkesinin bir gereği olup, bireyler için bir hak, devlet için ise bir görevdir. Adil yargılanma hakkının amacı, yargılamanın doğru, hakkaniyete uygun ve adil bir biçimde yerine getirilmesini sağlamaktır.

Adil yargılama, ceza muhakemesi hukukunda sanığa ve mağdura tanınan hakların tümü ve insan hakları ihlal edilmeden yapılan yargılama olarak tanımlanmakta olup soruşturma ve kovuşturma evrelerinin tamamında geçerli olan bir hak olarak karşımıza çıkmaktadır. Daha önce soruşturma veya kovuşturmaya tabi tutulmuş olan bireyin, aynı fiilden dolayı tekrar soruşturmaya veya kovuşturmaya tabi tutulması ve hatta buna tâbi tutulabileceği endişesi taşıması adil yargılanma hakkı ilkesine aykırılık oluşturmaktadır. Anayasamızın 36. maddesinde güvence altına alınan bu ilkenin temelinde insan onurunun korunması yatmaktadır. Kişinin daha önce soruşturma ve kovuşturmaya tabi olduğu fiilden dolayı, önceden kanunla belirlenmiş istisnai şartlar gerçekleşmeden tekrar şüpheli veya sanık statüsüne sokulması, insan olmasından kaynaklanan varlığını yani onurunu zedeleyici niteliktedir.

Bu genel açıklamalardan sonra uyuşmazlığın sağlıklı bir şekilde çözümlenmesi için, aynı fiil nedeniyle, aynı sanık için önceden verilmiş bir hüküm veya açılmış bir dava bulunduğunun, her iki hükmün kesinleşmesinden sonra fark edildiği veya daha sonra açılan davada önce hüküm verildiği durumlarda, bu hükümler veya davalardan hangisi bakımından davanın reddine karar verilmesi gerektiğinin de irdelenmesi gerekmektedir.

Bir filinden dolayı yargılanan kişinin aynı fiil nedeniyle tekrar yargılanmayacağını bilmesi kişi için bir güvence olup, bu güvence hukuk devleti olmanın bir gereğidir. Dolayısıyla bu güvencenin hayata geçirilebilmesi için, aynı fiil nedeniyle, aynı sanık hakkında önceden verilmiş bir hüküm veya açılmış bir dava bulunduğunun tespiti hâlinde mükerrer yargılama yapılmasının engellenmesi için davanın reddine karar verilmesi gereklidir. Bu durum, aynı fiil nedeniyle, aynı sanık için önceden verilmiş bir hüküm bulunduğu ve bu hükmün kesinleştiğinin anlaşıldığı hâllerde ise kesin hükmün otoritesinin sağlanması ve aynı eylem nedeniyle iki farklı karar verilmek suretiyle çelişkiye neden olunmasının engellenmesi bakımından da önem arz etmektedir.

Aynı fiil nedeniyle, aynı sanık için önceden verilmiş bir hüküm veya açılmış dava bulunmaması, diğer bir anlatımla CMK’nın 223/7. maddesi gereğince “davanın reddi” şartlarının var olup olmadığının incelenmesi, ceza muhakemesi yapılabilmesi için gerekli olan bir dava şartı da olduğundan, kamu davasının açıldığı an itibarıyla bir dava şartının varlığı veya yokluğunun değerlendirilmesi gerekliliği ve önce açılan davada bu hususun değerlendirilmesinin imkânsızlığı karşısında, bu durumun sonradan açılan davada gözetilmesi gerektiği, sonradan açılan davada aynı fiil nedeniyle, aynı sanık için önceden açılmış bir dava bulunduğunun fark edilmeksizin hüküm verildiği hâllerde ise CMK’nın 223. maddesinin 7. fıkrasının “... önceden verilmiş bir hüküm veya açılmış bir dava varsa...” şeklindeki yazımı itibarıyla kanun koyucunun, önce dava açılıp sonra hükmün verilmesi kronolojisinden ayrılarak önceliği dava açılmış olmasına değil hüküm verilmiş olmasına tanıdığı dikkate alınarak, bu durumun önce açılan ancak henüz hüküm verilmemiş olan davada gözetilmesi gerektiği kabul edilmelidir.

Bu açıklamalar ışığında uyuşmazlık konusu değerlendirildiğinde;

Sanığın 03.11.2013 tarihli eylemi nedeniyle; Osmaniye Cumhuriyet Başsavcılığınca açılan kamu davalarından 10.11.2013 tarihli iddianamenin 17.02.2014 tarihli iddianameden daha önce düzenlenmiş olması, 10.11.2013 tarihli iddianame ile açılan incelememize konu davada yapılan yargılama sonucunda Osmaniye 2. Ağır Ceza Mahkemesince 05.02.2014 tarih ve 329-23 sayı ile hüküm verilmiş olması, bu hüküm tarihi itibarıyla henüz 17.02.2014 tarihli davanın açılmadığının, açılması sonrasında ise Osmaniye 2. Ağır Ceza Mahkemesince 05.03.2015 tarih ve 65-85 sayı ile hüküm verildiği tarih itibarıyla önce açılan davanın 11.06.2014 tarihinde kesinleşmiş olduğunun anlaşılması karşısında; daha önce açılan ve hüküm verilen Osmaniye 2. Ağır Ceza Mahkemesinin 05.02.2014 tarihli ve 329-23 sayılı mahkûmiyet hükmüne ilişkin incelememize konu dosyasının, aynı fiil nedeniyle, aynı sanık için önceden verilmiş bir hüküm veya açılmış dava niteliğinde olmadığı, aksinin kabulünün adil yargılanma hakkının ihlali ve kesin hükmün otoritesinin sarsılması anlamına geleceği, mükerrer açılan ve hüküm verilen davanın ise Osmaniye 2. Ağır Ceza Mahkemesinin 05.03.2015 tarihli ve 65-85 sayılı dosyası olduğu kabul edilmelidir.

Açıklanan nedenlerle; Yargıtay 10. Ceza Dairesinin 11.06.2014 tarihli ve 3332-4581 sayılı mahkûmiyet hükmünün onanmasına ilişkin ilamının, mükerrer olan davanın mahallinde reddine karar verilmesine olanak sağlamak bakımından kaldırılarak, Yerel Mahkeme hükmünün bozulmasına karar verilmesi gerektiğine ilişkin itirazın kabulü mümkün görülmemiştir.

Ancak, Özel Daire ilamlarının sanık lehine olması koşuluyla Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığınca her zaman itiraza konu edilmeleri imkânı bulunduğu da gözetildiğinde; Osmaniye 2. Ağır Ceza Mahkemesinin 05.03.2015 tarihli ve 65-85 sayılı olup Yargıtay 9. Ceza Dairesinin 30.09.2015 tarihli ve 9592-6295 sayılı kararı ile sanık hakkındaki mahkûmiyet hükmünün düzeltilerek onanmasına dair ilamının itiraza konu edilmesi ve itiraza konu edilen hususların bahsi geçen bu dosyada değerlendirilmesi mümkün olabilecektir.

Bu itibarla; Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının, sanığın 03.11.2013 tarihli eylemi nedeniyle Yargıtay 10. Ceza Dairesinin 11.06.2014 tarihli ve 3332-4581 sayılı kararına karşı yapmış olduğu itirazının reddine karar verilmelidir.

SONUÇ:

Açıklanan nedenlerle;

1- Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının, sanığın 03.11.2013 tarihli eylemi nedeniyle Yargıtay 10. Ceza Dairesinin 11.06.2014 tarihli ve 3332-4581 sayılı kararına karşı yapmış olduğu itirazının REDDİNE,

2- Osmaniye 2. Ağır Ceza Mahkemesinin 05.03.2015 tarihli ve 65-85 sayılı olup Yargıtay 9. Ceza Dairesinin 30.09.2015 tarihli ve 9592-6295 sayılı kararı ile sanık hakkındaki mahkûmiyet hükmünün düzeltilerek onanmasına dair ilamının itiraza konu edilmesinin ve itiraza konu edilen hususların bahsi geçen bu dosyada değerlendirilmesinin mümkün olduğuna,

3- Dosyanın, mahalline gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİ EDİLMESİNE, 10.12.2019 tarihinde yapılan müzakerede oy birliğiyle karar verildi.

Emsal Karar Haberleri

HMK'daki önemli değişiklik - 16 : Delil tespiti tutanağı ve varsa bilirkişi raporunun bir örneği mahkemece karşı tarafa resen tebliğ olunacak

MADDE 44- 6100 sayılı Kanunun 402 nci maddesine aşağıdaki fıkra eklenmiştir.“(4) Tespitin yapılmasından sonra, tespit tutanağı ve varsa bilirkişi raporunun bir örneği mahkemece karşı tarafa resen tebliğ olunur.”ESKİ MADDE METNİDelil tespiti talebi ve karar MADDE 402- (1) Delil tespiti talebi di

Hakaret içeren twetlerin retweet edilmesi suç olur mu ?

T.C.Yargıtay18. Ceza DairesiEsas No:2018/7790/Karar No:2019/1445K. Tarihi:KARARSesli, yazılı veya görüntülü bir ileti ile hakaret suçundan şüpheli ... hakkında yapılan soruşturma evresi sonucunda Ankara Cumhuriyet Başsavcılığınca verilen 30/01/2018 tarihli ve 2017/190222 soruşturma, 2018/12072 sayıl

Sesli - Görüntülü Duruşma Dönemi

Av. Mustafa Tırtır    I. GİRİŞ: Küresel bir sağlık krizi olan Covid-19 virüsü sebebiyle insanların bir araya gelebilecekleri ortamları minimize etmeye gayret gösterilmektedir. Buna bağlı olarak birçok ülke, yargıda virüsün bulaş riskini azaltabilmek adına tarafların bizzat hazı

Önceki Haber

Köy muhtarlarının görevlerini ifa ederlerken gerçekleştirdikleri işlemler sırasında suç işlemeleri hâlinde Devlet memuru gibi soruşturulacağı-Usulsüz evlilik

Sonraki Haber

İmar kirliliği-Yıkımın belediyece yapılması-Etkin pişmanlık-Masrafların sanık tarafından karşılanması-Emsal CGK kararı