Hırsızlık suçu-ağır ve acil bir ihtiyacı karşılamak için hırsızlık- değer azlığı-Emsal CGK kararı

Davalar-Soruşturmalar-Ceza Hukuku

Ceza Genel Kurulu         2018/281 E.  ,  2019/695 K.


"İçtihat Metni"

Yargıtay Dairesi : 13. Ceza Dairesi

Mahkemesi :Asliye Ceza

Sayısı : 12-290



Hırsızlık suçlarından sanık ... hakkında ceza verilmesine yer olmadığına ilişkin Pendik (Kapatılan) 5. Asliye Ceza Mahkemesince verilen 16.10.2012 tarihli ve 315-79 sayılı hükümlerin, Cumhuriyet savcısı tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 13. Ceza Dairesince 01.12.2014 tarih ve 14476-34042 sayı ile;

"Oluşa ve dosya içeriğine göre, sanığın suç tarihinde mağdurlara ait mağazalardan 124 TL değerinde mont ve hırka ile 185 TL değerinde pantolon, çocuk pijama takımı ve ceketten oluşan kıyafetleri alarmlarını sökerek çalması ve toplanan delillerden sanığın suçunun sabit olması karşısında, eylemlerine uyan TCK’nın 142/1-b ve 53. maddeleri uyarınca cezalandırılması gerekirken, çalınan eşyaların değerinin az olması gerekçe gösterilerek sanık hakkında ceza verilmesine yer olmadığına kararı verilmesi," isabetsizliğinden bozulmasına karar verilmiştir.

İstanbul Anadolu 29. Asliye Ceza Mahkemesi ise 09.06.2015 tarih ve 12-290 sayı ile;

"Özel Dairenin bozma kararı dikkate alındığında, değer azlığı nedeniyle TCK'nın 145. maddesi hükmünün uygulama alanının miktar yönünden son derece sınırlı olduğu görülmektedir. Ne var ki, yasa hükmünün, ceza yargılamasının insanîliği ve kamu yararı ilkelerine dayandığı düşünülmektedir. Şikâyetin var olmadığı, sanığın pişmanlığı, malzemelerin iade edilmiş olması olguları, cezalandırmadan amaçlanan kamu yararını ortadan kaldırmaktadır. Sanığın sabıkasızlığı da dikkate alındığında, somut olayda, dava konusunun değerinin 200-300 TL'ye ulaşmasının 145. maddenin uygulanmasına engel olmayacağı kanaatine varılmıştır." şeklindeki gerekçe ile bozmaya direnerek önceki hükümler gibi sanık hakkında ceza verilmesine yer olmadığına karar vermiştir.

Bu hükümlerin de Cumhuriyet savcısı tarafından temyiz edilmesi üzerine, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 29.08.2015 tarihli ve 264512 sayılı “bozma” istekli tebliğnamesiyle Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca 14.12.2016 tarih ve 754-1318 sayı ile; 6763 sayılı Kanun'un 38. maddesi ile 5320 sayılı Kanun'a eklenen geçici 10. madde uyarınca kararına direnilen daireye gönderilmiş, aynı madde uyarınca inceleme yapan Yargıtay 13. Ceza Dairesince 22.05.2018 tarih ve 269-7923 sayı ile; direnme kararının yerinde görülmemesi üzerine Yargıtay Birinci Başkanlığına iade edilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır.

TÜRK MİLLETİ ADINA

CEZA GENEL KURULU KARARI

Özel Daire ile Yerel Mahkeme arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; Mağdurlara yönelik eylemleri nedeniyle sanık hakkında TCK'nın 145. maddesi uyarınca ceza verilmesine yer olmadığına ilişkin direnme kararına konu hükümlerin isabetli olup olmadığının belirlenmesine ilişkindir.

İncelenen dosya kapsamından;

Yakalama tutanağında; 14.09.2012 tarihinde saat 17.30 sıralarında Viaport AVM içinde huzur timi olarak görev yapan ekiplerin, sanık ...'ın, elinde bulunan içi kıyafet dolu bir poşet ile LCW mağazasına girdiğini, alışveriş yapmadan dışarı çıkarak hızlıca alışveriş merkezinin çıkış kapısına doğru yöneldiğini fark etmeleri üzerine durumdan şüphelenerek sanığı durdurdukları, sanığın elinde bulunan poşet incelendiğinde bir adet ... marka bayan ceket, bir adet ... marka çocuk ceketi, bir adet ... marka çocuk pijama altı, bir adet ... marka çocuk pijama üstü, bir adet ... marka bayan kot pantolon, bir adet... marka bayan mont ve bir adet... marka bayan hırka olmak üzere toplamda yedi parça ürünün alarmlarının sökülmüş hâlde olduğu ve faturalarının bulunmadığının anlaşılması üzerine mağaza yetkilileri ile görüşülerek sanığın yakalandığı bilgilerine yer verildiği,

Değer tespit ve tesellüm tutanaklarında; Mango marka montun 89 TL, Mango marka hırkanın 35 TL; ... marka bayan ceketin 55 TL, ... marka çocuk ceketinin 35 TL, ... marka çocuk pijama altının 18 TL, ... marka çocuk pijama üstünün 27 TL ve ... marka bayan kot pantolonun 50 TL değerinde olduğu tespit edilerek mağaza yetkililerine teslim edildiklerinin belirtildiği,

Anlaşılmıştır.

Mağdur ... aşamalarda; Viaport AVM içinde bulunan... Markette güvenlik amiri olarak çalıştığını, olay tarihinde sivil polis memurlarının gelerek iş yerinden hırsızlık yapıldığını söyleyip ürünleri kontrol etmesini istediklerini, sanıktan ele geçirilen poşet içindeki bir kısım ürünlerin... Market içinde satılan ... marka kıyafetler olduğunu, kıyafetlerin alarm barkodlarının söküldüğünü, ayrıca sonradan kamera görüntülerini incelediğinde sanığın elindeki ürünlerle deneme kabinine girdiğini, ancak kabinden çıkarken birkaç parça ürünün elinde olmadığını gördüğünü, ürünlerin ele geçirilen hâliyle polisler tarafından kendisine teslim edildiğini, sanıktan şikâyetçi olmadığını,

Mağdur ... aşamalarda; Viaport AVM içinde bulunan... mağazasında satış danışmanı olarak çalıştığını, komşusu olan... Market yetkilisinin iş yerinden hırsızlık yapıldığını, yakalanan şahsın elinde bulunan poşet içinde marketlerinde satılan ürünlerin yanında... markalı ürünlerin de olduğunu söylemesi üzerine bahse konu iş yerine geçtiğini, polis memurlarının elinde bulunan poşete baktığında kendi mağazalarında satılan mont ve hırkayı teşhis ettiğini, ürünlerin barkodlarının sökülmüş olduğunu, sanıktan şikâyetçi olmadığını,

Beyan etmişlerdir.

Sanık soruşturma aşamasında ve bozmadan sonra yapılan yargılamada; atılı suçlamaları kabul ettiğini, maddi açıdan zor durumda olduğu için mağdurların sorumlusu olduğu mağazalardan hırsızlık yaptığını, önce... isimli mağazadan hırka ve mont çaldığını, daha sonra... Markete girdiğini, buradan da ceket, kot pantolon, çocuk pijama takımı ve çocuk ceketi çaldığını, pişman olduğunu savunmuştur.

5237 sayılı TCK’nın 145. maddesinde; “(1) Hırsızlık suçunun konusunu oluşturan malın değerinin azlığı nedeniyle, verilecek cezada indirim yapılabileceği gibi, ceza vermekten de vazgeçilebilir.” hükmü yer almakta iken, anılan hüküm, 29.06.2005 tarihli ve 5377 sayılı Kanun'un 16. maddesi ile; “(1) Hırsızlık suçunun konusunu oluşturan malın değerinin azlığı nedeniyle, verilecek cezada indirim yapılabileceği gibi, suçun işleniş şekli ve özellikleri de göz önünde bulundurularak, ceza vermekten de vazgeçilebilir.” şeklinde değiştirilmiştir.

Madde ile hırsızlık suçlarında, suça konu değerin azlığı nedeniyle hâkime, cezada indirim yapma veya ceza vermeme yönünde geniş bir takdir yetkisi tanınmıştır.

Yargıtay 6. Ceza Dairesinin, “değer azlığı” ile ilgili olan ve bu konudaki içtihada “daha çoğunu alabilme olanağı varken yalnızca gereksinimi kadar ve değer olarak az olan şeyi alma” şeklinde yansıtılan görüşünün, TCK'nın 145. maddesi uygulamasında bütünüyle reddedilmesi mümkün görülmemekte ve maddenin uygulanabileceği hâllerden biri olarak kabul edilmekte ise de, maddenin sadece bu tanımlamayla sınırlandırılması mümkün değildir. TCK'nın 145. maddesinin gerek ilk şekli, gerekse değiştirilmiş biçimi; ortak tanımlama ile, hırsızlık suçunun konusunu oluşturan değerin az olmasını temel almaktadır. Değer azlığı ile kanun koyucu tarafından neyin kastedildiği, tereddütleri önleyecek biçimde açıklığa kavuşturulmamış, rakamsal bir sınırlandırma getirilmemiş fakat hâkime, yargılama konusu maddi olayla ilgili olarak takdir ve değerlendirme yetkisi tanınmıştır. Ne var ki, kanun koyucu, hâkimin takdirini, soyut ve farklı bir disiplinle sınırlandırmıştır. O da; “az olarak kabul edilecek değerin” hâkimin takdirinde, ceza vermekten vazgeçmesini gerektirecek ehemmiyetsiz ölçüde olması, başka bir ifade ile değere dayalı ihlâlin ceza verilmemeyi nasafeten haklı saydıracak alt düzeyde bulunmasıdır. Hâkim, çalınan veya çalınmaya kalkışılan bu değerin azlığını ya indirimli bir cezayla ya da suçun işlenmesindeki özellikler itibarıyla ceza vermemekle değerlendirebilecektir.

Maddenin ilk metninden sonraki değişiklikte; “suçun işleniş şekli ve özellikleri göz önünde bulundurularak” ibaresinin, “cezada indirim” seçeneğinden sonra ve “ceza vermekten vazgeçilebilir” seçeneğinden önce yazılmasının, suça konu malın değerini farklılaştırmayacağı açıktır. Bu nedenle; “az ceza verme” seçeneğinde daha yüksek değerin aranacağı, “ceza vermekten vazgeçme” hâlinde ise daha az bir değerin aranmasının gerekli olduğu sonucuna ulaşılmamalıdır.

Bu itibarla, 5237 sayılı TCK'nın 145. maddesinin uygulanmasında, 765 sayılı TCK'nın 522. maddesinde öngörülen “hafif” ya da “pek hafif” kavramlarıyla irtibatlı bir yoruma girilmemeli, Yargıtay’dan, anılan maddenin uygulanması sürecindeki içtihatlarına paralel şekilde, yıllık değer ölçülerini belirlemesi beklenmemelidir. 5237 sayılı TCK'nın 145. maddesinin düzenleniş amacı gözetilmeli, belirtilen hükmün 765 sayılı TCK'nın 522. maddesinden farklı olduğu kabul edilmelidir.

Hâkim, suça konu eşyanın değerinin az olup olmadığı yönündeki değerlendirmenin yanı sıra her somut olayda, suçun işleniş şekli, mağdur veya sanığın konumu, olayın gerçekleştiği yer ve zamanı dikkate almalı, 5237 sayılı TCK’nın 3. maddesinde öngörüldüğü üzere, “işlenen fiilin ağırlığıyla orantılı” olacak şekilde belirlediği hapis cezası ile suça konu eşyanın değerini karşılaştırarak hakkaniyet ilkesini de gözetmek suretiyle ceza adaletini sağlamalıdır. Görüldüğü gibi madde ile getirilen sistem, sadece malın değerinin objektif ölçütlere göre belirlenerek, cezadan indirim yapılması veya ceza verilmemesinden ibaret değildir. Kimi hâllerde belirlenen hapis cezasının, suça konu eşyanın değerinin azlığı karşısında ağır olacağı düşünülebilir ise de, örneğin, bir kişinin sınav belgesinin çalınarak sınava girmesinin engellendiği bir durumda, suça konu sınav belgesinin değeri az olmakla birlikte olay sebebiyle suç mağdurunun telafisi imkansız bir duruma düşmüş olması nazara alınarak, hakkaniyet ilkesi gereğince maddenin uygulanmasına yer olmadığına karar verilebilecektir. Buna göre, her somut olayda, mağdurun konumu, failin kişiliği ve suçun işleniş şekli ayrı ayrı değerlendirilmeli, faili, meydana gelen haksızlığa iten etkenler ve bu haksızlığın mağdur üzerindeki etkileri de gözetilerek, maddenin uygulanıp uygulanmayacağı ve özellikle ceza verilmeme hâliyle ilgili seçeneğin, failin eylemine uygun düşüp düşmeyeceği belirlenmeli ve şekillenen takdirin gerekçesi kararda gösterilmelidir.

Ancak burada 5237 sayılı TCK’nın 147. maddesinde düzenlenen “ağır ve acil bir ihtiyacı karşılamak için hırsızlık suçunun işlenmesi” hâli ile 145. maddede öngörülen “değer azlığı” kavramı karıştırılmamalıdır. 145. maddede öngörülen değer azlığı ile zorunluluk hâlini düzenleyen 147. maddenin uygulanma şartları birbirinden farklı olup 147. maddenin ayırıcı ölçütü, hırsızlığın ağır ve acil bir ihtiyacı karşılamak için yapılmasıdır. Burada hırsızlığın konusu olan malın değerinin az veya çok olmasının herhangi bir önemi yoktur. Örneğin, ölümcül bir hasta için eczaneden çok pahalı bir ilacın çalınması söz konusu olabilir. Buradaki ölçüt değer değil, ağır ve acil bir ihtiyaç için bu malın çalınmasıdır.

Buna karşılık 145. maddenin uygulanmasındaki en önemli kriter, kuşkusuz değer ölçüsüdür ve bu değerin "ceza vermeme" ya da "belirlenecek bir oranda indirim uygulama" hâlini haklı saydıracak düzeyde az olması gerekir.

Nitekim Ceza Genel Kurulunun 20.06.2017 tarihli ve 733-341 sayılı, 27.11.2018 tarihli ve 1043-577 sayılı kararlarında da anılan hususlara işaret edilmiştir.

Bu açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde;

Sanığın olay tarihinde gündüzleyin Viaport isimli alışveriş merkezi içinde bulunan mağdur ...'ın yetkilisi olduğu... isimli mağazaya hırsızlık amacıyla girdiği, alarmlarını söktüğü 89 TL değerindeki... marka bayan mont ile 35 TL değerindeki... marka bayan hırka olmak üzere toplamda 124 TL değerindeki ürünleri elinde bulunan poşete koyduğu ve mağazadan uzaklaştığı, daha sonra mağdur ...'nın yetkilisi olduğu... Markete geldiği, bu iş yerinden de alarmlarını söktüğü 55 TL değerindeki ... marka bayan ceketi, 35 TL değerindeki ... marka çocuk ceketi, 18 TL değerindeki ... marka çocuk pijama altı, 27 TL değerindeki ... marka çocuk pijama üstü ile 50 TL değerindeki ... marka bayan kot pantolonu olmak üzere toplamda 185 TL değerindeki kıyafetleri alarak dışarı çıktığı, huzur timi olarak görev yapan ekiplerin elinde bulunan içi kıyafet dolu poşetle alışveriş merkezi içinde dolaşan sanığı şüpheli hareketlerde bulunması nedeniyle takibe başladıkları, sanığın LCW isimli başka bir mağazaya da girmesi, ancak herhangi bir ürün almadan dışarı çıkarak hızlıca alışveriş merkezinin çıkış kapısına doğru yönelmesi üzerine durdurularak elinde bulunan poşet incelendiğinde alarmları sökülmüş ve faturaları bulunmayan suça konu eşyanın ele geçirildiği olayda;

Sanığın, aynı tarihte... isimli mağazadan toplamda 124 TL değerindeki kıyafetler ile... Marketten toplamda 185 TL değerindeki kıyafetleri alarmlarını sökerek çalması şeklinde gerçekleşen eyleminde, çalınan eşyanın niteliği, suçların işleniş şekilleri ve özellikleri dikkate alındığında, hırsızlık suçlarına konu eşyanın değeri, nasafeten ceza vermekten vazgeçmeyi gerektirecek derecede ehemmiyetsiz ölçüde olmadığı gibi suç tarihinde paranın satın alma gücü ve ekonomik şartlar gözetildiğinde ise her bir hırsızlık suçuna konu eşyanın değerinin az olarak da kabul edilemeyeceğinin anlaşılması karşısında, sanığın mağdurlara yönelik eylemleri nedeniyle mahkûmiyetine karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde ceza verilmesinden vazgeçilmesinde isabet bulunmamaktadır.

Bu itibarla Yerel Mahkemenin direnme kararına konu hükümlerinin, sanık hakkında her bir mağdura yönelik hırsızlık eylemleri nedeniyle suç tarihi itibarıyla yürürlükte bulunan TCK’nın 142/1-b maddesi uyarınca mahkûmiyetine karar verilmesi gerektiği gözetilmeden ceza vermekten vazgeçilmesi isabetsizliğinden bozulmasına karar verilmelidir.

Diğer taraftan, sanık hakkında her iki mağdura yönelik iş yeri dokunulmazlığının ihlâli suçlarından kamu davası açıldığı, ancak Yerel Mahkemece hem 16.10.2012 tarihli, hem de 09.06.2015 tarihli kararlarda bu suçlar bakımından bir hüküm kurulmadığının anlaşılması karşısında bu hususta zamanaşımı süresi içinde mahallinde işlem yapılması mümkün görülmüştür.

SONUÇ:

Açıklanan nedenlerle;

1- İstanbul Anadolu 29. Asliye Ceza Mahkemesinin 09.06.2015 tarihli ve 12-290 sayılı direnme kararına konu hükümlerinin, sanığın mağdurlar ... ve ...’a yönelik hırsızlık eylemleri nedeniyle suç tarihi itibarıyla yürürlükte bulunan TCK’nın 142/1-b maddesi uyarınca mahkûmiyetine karar verilmesi gerektiği gözetilmeden yazılı şekilde her iki eylem nedeniyle sanık hakkında ceza verilmesine yer olmadığına karar verilmesi isabetsizliğinden BOZULMASINA,

2- Dosyanın, mahalline gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİ EDİLMESİNE, 05.12.2019 tarihinde yapılan müzakere oy birliğiyle karar verildi.


Önceki Haber

Yaşlılık aylığının tespiti davası- usuli müktesep hak konusu olup olmayacağı

Sonraki Haber

Ceza-i ehliyetin tespiti-Akıl hastalığı-Çelişkili rapor

Yorumlar

Henüz yorum yapılmadı.

Yorum Yap

Davalar-Soruşturmalar-Ceza Hukuku Haberleri