Avukatın uyuşmazlıkla bağlantısı olmayan ve somut delile dayanmayan açıklamaları-İddia ve savunma dokunulmazlığının sınırları konusunda kolayca emsal karar bulabilmek için lütfen Karar Arama sayfamıza bakınız.

Avukatın uyuşmazlıkla bağlantısı olmayan ve somut delile dayanmayan açıklamaları-İddia ve savunma dokunulmazlığının sınırları

Avukatlık-Barolar

Kararın özü :  Bir davada tarafların yargı mercileri önünde iddia ve savunmalarını hiçbir endişeye kapılmadan serbestçe yapmaları gerekir. Ancak bu serbesti, dava konusu olayın aydınlığa kavuşması, bir başka anlatımla hakkın meydana çıkarılmasına vesile olması amacına hizmet etmelidir. Böyle olduğu takdirde Anayasa’nın öngördüğü meşru vasıta ve yollara başvurulmuş olur. Ancak o dava sebebiyle söylenmesinde ve yazılmasında yarar bulunmayan, diğer bir deyişle davanın aydınlığa kavuşmasında ve hakkın meydana çıkarılmasında hiçbir olumlu etkisi olmayan, hakareti oluşturan yazı ve sözlerin kullanılmasında meşruiyet vardır denilemez. Bu gibi durumlarda iddia ve savunma sınırı aşılmış ve dolayısıyla haysiyetler korunmamış olur...”


Türkiye Barolar Birliği 

Disiplin kurulu kararı 


Tarih  26.03.2017

Esas   : 2016/1053

Karar  : 2017/353

* Şikayetli avukatın açıklamalarının, “hakkın ortaya çıkarılmasına yararlı, etkili ve hatta zaruri açıklama” olmadığı, “hukuki açıklama” olarak kabul edilemeyeceği, objektif vakıalara dayanmadığı ortada olduğundan, eylem disiplin cezasını gerektirir.


 


                              (Av. Yas. m. 34, 134 TBB Mes. Kur. m. 5, 27/1)


Şikâyetli avukat hakkında; “R.K. vekili olarak … Cumhuriyet Başsavcılığı’na verdiği 29.03.2013 tarihli dilekçede; “Av. H.G. şüphelilerden Ş.Y. ile suç işleme pahasına anlaşarak” şeklinde şikâyetçi avukata suç isnadından bulunduğu” iddiası üzerine başlatılan disiplin kovuşturması sonucunda, eylem sabit görülerek disiplin cezası tayin edilmiştir.


Şikâyetli avukat önceki savunmalarından özetle; Şikâyetçinin, kendisi hakkında yaptığı şikâyetten kurtulmak için anlamsız ve haksız şikâyette bulunduğunu, yaptığı şikâyet sonunda şikâyetçi hakkında iddianame düzenlenerek, ... 10. Asliye Ceza Mahkemesi’nde kamu davası açıldığını, şikâyetçinin müvekkili hakkında yapmış olduğu yanlış işlemler nedeniyle şikâyette bulunduğunu, şikâyetçinin hatalı eylemlerinin dikkate alınmadan Türkiye Barolar Birliği tarafından, hakkında haksız karar tesis edildiğini beyan etmiştir.

incelenen dosya kapsamından; Baro Yönetim Kurulu’nun 29.05.2014 günlü kararı ile şikâyetli avukat hakkında disiplin kovuşturması açılmasına yer olmadığına karar verildiği,

Şikâyetçinin açılan kamu davasının müvekkili H.Y. ile ilgili olduğunu belirterek iddialarını tekrarlayarak karara itirazı üzerine, TBB Yönetim Kurulu’nun 09.06.2015 günlü kararı ile itirazın kabulüne karar verildiği,

Baro Yönetim Kurulu’nun 05.11.2015 günlü kararı ile şikâyetli avukat hakkında, Avukatlık Yasası’nın 34, 134, TBB Meslek Kuralları’nın 5 ve 27. maddeleri uyarınca disiplin kovuşturması açılmasına karar verildiği,

Şikâyetlinin, R.K. vekili sıfatıyla, ... Barosu Başkanlığına verdiği 27.02.2013 günlü dilekçede, müvekkilinin evinden tahliyesinin haksız şekilde gerçekleştirildiğini, şikâyetçinin görevini kötüye kullandığını, disiplin yönünden hakkında işlem yapılmasını talep ettiği ve şikâyetçi hakkında Cumhuriyet savcılığına vereceği şikâyet dilekçesini eklediği,

... Cumhuriyet Başsavcılığı’na verilen 29.03.2013 tarihli dilekçede, şikâyet nedenlerinin açıklandığı, ancak Av. H.G. şüphelilerden Ş.Y. ile suç işleme pahasına anlaşarak’ şeklinde şikâyetçi avukata suç isnadında bulunduğu,

Baro Disiplin Kurulu tarafından; “Şikâyetlinin R.K. vekili sıfatıyla ... Cumhuriyet Başsavcılığı’na verilen 29.03.2013 tarihli dilekçesinde, ‘Avukat H.G. şüphelilerden Ş.Y. ile suç işleme pahasına anlaşarak’, “Aynı suçların farklı olarak” şeklinde beyanda bulunduğu göz önüne alınarak…” gerekçesiyle karar verildiği,


Şikâyetli avukatın disiplin sicil özetinde, 09.06.2014 gün ve 2013/D.627 Esas sayılı karar ile kınama cezası ile cezalandırıldığı, kararın 20.11.2014 tarihinde kesinleştiği, ancak eylem tarihi (29.03.2013) itibariyle tekerrüre esas ceza olmadığı,


Şikâyetlinin 15.08.2016 kayıt tarihli itiraz dilekçesinde özetle; önceki savunmalarını tekrarla, ... 8. İcra Müdürlüğü’nün dosyası incelenmeden, bu dosyada şikâyetçi avukatın yaptığı usulsüz işlemler göz önünde bulundurulmaksızın karar verildiğini, şikâyetçinin şahsına karşı herhangi bir beyanda bulunmadığını belirterek, hakkındaki cezanın kaldırılmasını talep ettiği görülmektedir.

Anayasa’nın 36. maddesine göre, “herkes meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir “, Eski TCK’nun 486., yeni TCK’nun 128. maddesi de, “Yargı mercileri veya idari makamlar nezdinde yapılan yazılı veya sözlü başvuru, iddia ve savunmalar kapsamında, kişilerle ilgili olarak somut isnadlarda ya da olumsuz değerlendirmelerde bulunulması halinde ceza verilemez” hükmünü içermektedir. Bu evrensel kuralların kabulü ile iddia ve savunma dokunulmazlığı anayasal ve yasal teminat altına alınmıştır. Her hakta olduğu gibi iddia ve savunma dokunulmazlığı da sınırsız olmayıp, m. devamında, “Ancak, bunun için, isnat ve değerlendirmelerin, gerçek ve somut vakıalara dayanması ve uyuşmazlıkla bağlantılı olması gerektiği” bildirilmiştir.


 Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nun 20.10.1998 tarih, E. 1998/225, K. 1998/316 sayılı kararında, “... Görülüyor ki, Anayasa’nın kabul ettiği esasa göre, iddia ve savunma hakkının kullanılması ancak meşru vasıta ve yollardan yararlanmak suretiyle olmalıdır. İddia ve savunma hakkının her türlü etkiden uzak olarak kullanılması esastır. Bir davada tarafların yargı mercileri önünde iddia ve savunmalarını hiçbir endişeye kapılmadan serbestçe yapmaları gerekir. Ancak bu serbesti, dava konusu olayın aydınlığa kavuşması, bir başka anlatımla hakkın meydana çıkarılmasına vesile olması amacına hizmet etmelidir. Böyle olduğu takdirde Anayasa’nın öngördüğü meşru vasıta ve yollara başvurulmuş olur. Ancak o dava sebebiyle söylenmesinde ve yazılmasında yarar bulunmayan, diğer bir deyişle davanın aydınlığa kavuşmasında ve hakkın meydana çıkarılmasında hiçbir olumlu etkisi olmayan, hakareti oluşturan yazı ve sözlerin kullanılmasında meşruiyet vardır denilemez. Bu gibi durumlarda iddia ve savunma sınırı aşılmış ve dolayısıyla haysiyetler korunmamış olur...”


Yargıtay 4. Hukuk Dairesi’nin 02.05.1975 tarih, E.1974/1160, K. 1975/5782 sayılı kararında da, “Avukat, müvekkillerinin çıkarlarını hasmının zararlarını gözetmeden, sert bir biçimde savunmak zorundadır. Çünkü meslek ödevi bunu gerektirir. Ancak avukatın, temsil ettiği tarafın çıkarlarını korumasının gerektirdiği ölçüyü ve objektif tartışma sınırını aşan, yersiz ve icapsız olarak karşı tarafın kişiliğini hedef tutan, O’nu küçük düşürmeye ve dürüst olmayan bir kişi olarak göstermeye yönelik saldırılar hukuka aykırıdır ve avukatın sorumluluğunu gerektirir. Başka bir deyişle karşı tarafın kişisel ilişkilerini rencide edebilecek savunmasını, davanın amacı haklı gösterdiği, savunma gerçekten esasa yararlı ve etkili olduğu, hatta zaruri bulunduğu takdirde hukuka aykırılıktan söz edilmesi olanaksızdır...” denilmektedir.


 Şikâyetli avukatın R.K. vekili olarak ... Cumhuriyet Başsavcılığı’na verdiği 29.03.2013 tarihli dilekçede “Av. H.G. şüphelilerden Ş.Y. ile suç işleme pahasına anlaşarak” şeklinde şikâyetçi avukata suç isnadında bulunduğu dosya kapsamı ile tartışmasızdır.


 Şikâyetli avukatın 20.03.2013 tarihli dilekçesinin bir bütün olarak incelenmesinde kullandığı sözlerin Anayasal savunma hakkı kapsamında yargılamanın hukuksal yönü ile ilgili olarak “hakkın ortaya çıkarılmasına yararlı, etkili ve hatta zaruri açıklama” olmadığı, “hukuki açıklama” olarak kabul edilemeyeceği, objektif vakıalara dayanmadığı kolaylıkla görülmektedir ve bu nedenle eylemin disiplin suçu olduğuna ilişkin Baro Disiplin Kurulunca yapılan hukuksal değerlendirme isabetli olmakla itirazın reddi ile kararın onanması gerekmiştir.


Sonuç olarak Şikâyetli avukatın itirazının reddi ile;


1-... Barosu Disiplin Kurulu’nun “Kınama Cezası Verilmesine” ilişkin 30.05.2016 gün ve 2015/648 Esas, 2016/409 Karar sayılı kararının ONANMASINA,

2-Kurulumuz kararının tebliğini izleyen günden itibaren 60 gün içinde Ankara İdare Mahkemesi’nde dava yolu açık olmak üzere,


 Oybirliği ile karar verildi.

Önceki Haber

Adliyelerde alınacak COVİD-19 tedbirleri belirlendi

Sonraki Haber

Kat karşılığı inşaat sözleşmesine konu arsanın yükleniciye teslimi şartı-İfanın sonradan imkansız hale gelmesi

Yorumlar

Henüz yorum yapılmadı.

Yorum Yap