Bu konuda kolayca emsal karar bulabilmek için lütfen Karar Arama sayfamıza bakınız.

TBMM Genel Kurulundaki HMK'da önemli değişikler getirecek kanun tasarısının başlıca maddeleri

Haberler

HMK'da değişiklik yapılmasına ilişkin kanun tasarısı ile önemli değişiklikler getirilmekte. 


İşte bu değişiklikler :

1-  Dilekçe verilmesi kanunda öngörülen veya hâkim tarafından uygun bulunan haller dışında taraflarca herhangi bir isim altında sunulan dilekçeler hükme esas alınamayacak

  • MADDE 2- 6100 sayılı Kanunun 32 nci maddesine aşağıdaki fıkra eklenmiştir.
     “(3) Dilekçe verilmesi kanunda öngörülen veya hâkim tarafından uygun bulunan haller dışında taraflarca herhangi bir isim altında sunulan dilekçeler hükme esas alınmaz.”

  • MADDE 2- Maddeyle yargılamanın sevk ve idaresine ilişkin Kanunun 32 nci maddesine fıkra ilave edilerek mahkemeyi gereksiz yere meşgul eden bir uygulama sorununa çözüm bulunması amaçlanmaktadır. Kanunda dilekçe verilmesi öngörülen (dava, cevap, cevaba cevap, ikinci cevap dilekçeleri ve bilirkişi raporuna karşı beyan dilekçeleri) haller ile hâkim tarafından dilekçe verilmesi uygun görülen haller dışında taraflarca özellikle “beyan dilekçesi” adı altında çok çeşitli dilekçeler verilebilmektedir. Çoğu zaman kanunda verilmesi öngörülen dilekçelerin tekrarı mahiyetinde olan bu "beyan dilekçeleri", hem gereksiz yere dosya hacmini artırmakta, hem maddi gerçeğe ulaşmada hiçbir katkısı olmamakta, hem de dosyayı incelemek ve karar vermek durumunda olan hakimin daha fazla emek ve mesai sarf etmesine neden olmaktadır. Maddeyle hangi isim altında sunulursa sunulsun bu tür dilekçelerin hükme esas alınmaması öngörülmektedir. Dolayısıyla mahkeme, bu tür dilekçelerin içeriğine vakıf olmak ve karşı tarafın bu dilekçelere karşı beyanını almak için zaman harcamayacaktır. Bu düzenlemenin makul sürede yargılanma amacına hizmet edeceği ve silahların eşitliği ilkesinin daha etkin bir şekilde uygulanmasına yardımcı olacağı düşünülmektedir. Ayrıca bu düzenlemenin, usul hükümlerinin taraflara tanıdığı dilekçe verme ve beyanda bulunma hakkını kısıtlamadığı, bu nedenle hak arama hürriyetini ihlal etmediği değerlendirilmektedir. İçerik itibariyle benzer bir hüküm, İsviçre Medeni Usul Kanununun 132 nci maddesinin üçüncü fıkrasında da yer almaktadır. Hatta bu hükümle daha da ileri gidilerek dilekçe hakkının kötüye kullanılması niteliğinde olan veya usul hukukuna ilişkin bir hak kullanılıyor görüntüsü altında sırf yargılamayı uzatmak amacıyla pervasızca verilen dilekçelerin hakim tarafından kabul edilmeyerek ilgilisine iade edilmesi öngörülmektedir.


2-  Avukatın, uyarıya rağmen disiplin suçu veya adli suç teşkil eder nitelikteki fiilini sürdürürse avukatın takip eden duruşmalara kabul edilmemesine karar verilecek


3-  Belirsiz alacak davasında, karşı tarafın verdiği bilgi veya tahkikat sonucu alacağın miktarı veya değerinin tam ve kesin olarak belirlenebilmesi mümkün olduğunda, hakim tarafından tahkikat sona ermeden verilecek iki haftalık kesin süre içinde davacı, iddianın genişletilmesi yasağına tabi olmaksızın talebini tam ve kesin olarak belirleyebilecek
  • MADDE 5- 6100 sayılı Kanunun 107 nci maddesinin kenar başlığı “Belirsiz alacak davası” şeklinde ve maddenin ikinci fıkrası aşağıdaki şekilde değiştirilmiş ve üçüncü fıkra yürürlükten kaldırılmıştır. “(2) Karşı tarafın verdiği bilgi veya tahkikat sonucu alacağın miktarı veya değerinin tam ve kesin olarak belirlenebilmesi mümkün olduğunda, hakim tarafından tahkikat sona ermeden verilecek iki haftalık kesin süre içinde davacı, iddianın genişletilmesi yasağına tabi olmaksızın talebini tam ve kesin olarak belirleyebilir.”

  • MADDE 5- Maddeyle, belirsiz alacak ve tespit davasını düzenleyen Kanunun 107 nci maddesinde değişiklik yapılmaktadır. Belirsiz alacak davasında alacağın tamamı dava edilmekte, ancak davanın açıldığı tarihte alacağın miktar yahut değerinin tam ve kesin olarak belirlenebilmesi davacıdan beklenememekte veya bu belirlemeyi yapmak davacı açısından imkânsız bulunmaktadır. Mevcut hükme göre karşı tarafın verdiği bilgi veya tahkikat sonucu alacağın miktar veya değerinin tam ve kesin olarak belirlenebilmesi mümkün olduğu “an”da davacı talebini belirlemelidir. Uygulamada sorun yaşanan ve doktrinde de tartışılan konu, alacağın miktar veya değerinin tam ve kesin olarak belirlenebilmesinin mümkün olduğu “an”ın tespitine yöneliktir. Maddenin ikinci fıkrasında yapılan değişiklikle bu “an”ın, bir başka ifadeyle alacağın miktar veya değerinin tam ve kesin olarak belirlenebilmesinin mümkün hale geldiğinin tespiti mahkemece yapılacaktır. Hâkim, bu belirlemeyi yapmak artık “mümkün olduğunda” talebini tam ve kesin olarak belirlemesi için davacıya iki haftalık kesin süre verecektir. Bu süre verme işlemi tahkikat aşaması sona ermeden yapılacaktır. Bu hüküm bölge adliye mahkemesince tahkikat yapıldığı hallerde de uygulanabilecektir. İsviçre hukukunda da kabul edilen genel görüş, hâkimin davacıya talebini belirlemesi için süre vermesi gerektiği yönündedir. Ayrıca 107 nci maddenin ikinci fıkrasında yer alan ve davacının, davanın başında belirtmiş olduğu talebini “artırabileceğine” ilişkin hüküm, yapılan diğer değişikliğin zorunlu sonucu olarak davacının talebini tam ve kesin olarak “belirleyebileceği” şeklinde değiştirilmektedir. Değişiklikle, 107 nci maddenin üçüncü fıkrası da yürürlükten kaldırılmaktadır. Bu fıkra, "Ayrıca, kısmi eda davasının açılabildiği hâllerde, tespit davası da açılabilir ve bu durumda hukuki yararın var olduğu kabul edilir." şeklindedir. Soyut bir şekilde değerlendirildiğinde fıkra hükmünün kısmi dava veya tespit davasına ilişkin hükümler arasında yer alması gerektiği düşünülebilir. Ancak fıkra, belirsiz alacak davasını düzenleyen 107 nci madde içinde düzenlenmiş ve "Ayrıca" ibaresiyle başlayarak maddenin birinci ve ikinci fıkralarıyla bağlantı kurulmuştur. Bu düzenleme tarzı ve fıkraya ilişkin gerekçe metni sebebiyle fıkrada bahsedilen tespit davasının mahiyeti doktrinde eleştirilmiş ve uygulamada da hangi davaların bu kapsamda kaldığı konusu muğlak kalmıştır. Belirsiz alacak davası olarak nitelenebilecek bir davanın kısmi dava şeklinde açılmasının mümkün olup olmadığından, eda davası açılabilecek hallerde tespit davası açılmasında hukuki yararın bulunup bulunmadığına kadar pek çok konu bu kapsamda tartışılmaktadır. Belirsiz alacak davasında, alacak miktarının tam ve kesin olarak belirlenememesi, dava açılırken asgari bir miktar ya da değerin belirtilmesiyle alacağın tamamının talep edilmiş (hukuken himaye görmüş) sayılması ve alacağın tamamı için zamanaşımının kesilmesi karşısında, belirsiz alacak davasının kısmi dava şeklinde açılmasının mümkün olmadığı ifade edilmekte ve alacağın tamamının dava edildiği bu durumda tespit davası açılmasında hukuki yarar bulunmadığı belirtilmektedir. Buna karşılık belirsiz alacak davasına ilişkin talebin, kısmi dava şeklinde de ileri sürülebileceği, çünkü kısmi dava için alacağın bölünebilir olmasının yeterli olduğu da dile getirilmektedir. Üçüncü fıkranın konumu ve lafzı sebebiyle, kısmi eda davasının açılabileceği her durumda tespit davası da açılabileceği; kısmi eda davası ile birlikte kısmi tespit davası açılabileceği; kısmi eda davası yerine bütünüyle külli tespit davası açılabileceği; kısmi eda davası ile birlikte aynı zamanda kısmi tespit davası açılamayacağı; eda davası açılabilecek her durumda değil, ancak belirsiz alacak davasının koşulları oluşmuşsa kısmi eda davasıyla birlikte külli tespit davası açılabileceği gibi pek çok farklı görüş uygulamada ve doktrinde ileri sürülmektedir. Bütün bu tartışmalar ışığında üçüncü fıkrada düzenlenen tespit davasının tam olarak hangi alanı düzenlediği konusunda netlik olmadığı değerlendirildiğinden fıkranın yürürlükten kaldırılmasında fayda görülmüştür. Fıkra yürürlükten kaldırıldığında bu kapsamda dava açmak isteyenlerin hakları, mevcut düzenlemeler çerçevesinde korunabilecektir. Yapılan değişiklikle 107 nci maddenin üçüncü fıkrası hükmü yürürlükten kaldırıldığından, madde başlığı da buna uygun olarak "Belirsiz alacak davası" şeklinde değiştirilmektedir.


4- Kısmı dava açılması halinde tespit davası açılamayacak

5-6102 sayılı Türk Ticaret Kanununun 5 inci maddesinin üçüncü fıkrası 2012 yılında 6335 sayılı Kanunla değiştirilmiş ve asliye ticaret mahkemesi ile asliye hukuk mahkemesi arasındaki ilişki iş bölümü ilişkisi olmaktan çıkarılarak görev ilişkisi haline getirilmişti, uygulanma ihtimali bulunmayan HMK'daki iş bölümü düzenlemesi de kaldırılacak

6-  Cevap dilekçesini verme süresinin uzatılmasına karar verilmesi halinde başvuran davalıya verilecek süre cevap süresinin son gününden itibaren işlemeye başlayacağı hususu netlik kazanacak

7- ön inceleme duruşmasına taraflardan birinin gelmemesi durumunda muafakati olmaksızın diğer tarafın iddia ve savunmalarını genişletme imkanı olmayacak

8- Yazılı yargılama usulünde ön inceleme duruşması sırasında delil sunulması imkanı ortadan kaldırılarak, ön inceleme duruşmasına ilişkin davetiyenin tebliğinden itibaren iki haftalık kesin süre içinde tarafların dilekçelerinde gösterdikleri, ancak henüz sunmadıkları belgeleri mahkemeye sunmaları veya başka yerden getirtilecek belgelerin getirtilebilmesi amacıyla gereken açıklamayı yapmaları, bu hususların verilen süre içinde yerine getirilmemesi hâlinde o delile dayanmaktan vazgeçmiş sayılacaklar.

  • MADDE 12- 6100 sayılı Kanunun 140 ıncı maddesinin beşinci fıkrası yürürlükten kaldırılmıştır.
  • MADDE 12- Maddeyle Kanunun 140 ıncı maddesinin beşinci fıkrası, tasarıyla 139 uncu maddede yapılan değişikliğin zorunlu sonucu olarak yürürlükten kaldırılmaktadır


  • MADDE 11- 6100 sayılı Kanunun 139 uncu maddesinin birinci fıkrasının ikinci cümlesi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir. “Çıkarılacak davetiyede, duruşma davetiyesine ve sonuçlarına ilişkin diğer hususlar yanında, taraflara sulh için gerekli hazırlığı yapmaları, duruşmaya sadece taraflardan birinin gelmesi ve yargılamaya devam etmek istemesi durumunda, gelmeyen tarafın yokluğunda yapılan işlemlere itiraz edemeyeceği; davetiyenin tebliğinden itibaren iki haftalık kesin süre içinde tarafların dilekçelerinde gösterdikleri, ancak henüz sunmadıkları belgeleri mahkemeye sunmaları veya başka yerden getirtilecek belgelerin getirtilebilmesi amacıyla gereken açıklamayı yapmaları, bu hususların verilen süre içinde yerine getirilmemesi hâlinde o delile dayanmaktan vazgeçmiş sayılacaklarına karar verileceği ayrıca ihtar edilir.”
  • MADDE 11- Maddeyle ön inceleme duruşmasına daveti düzenleyen 139 uncu maddede değişiklik yapılmakta ve çıkarılacak davetiyede yer alan unsurlardan biri kaldırılarak bunun yerine yeni bir unsur ilave edilmektedir. Davetiye içeriğinden kaldırılan unsur, Kanunun 141 inci maddesiyle ilgilidir. Tasarıyla değiştirilen 141 inci madde uyarınca dilekçeler aşamasının tamamlanmasından sonra iddia veya savunma genişletilemeyecek veya değiştirilemeyecektir. Bu değişlikle uyumlu olarak, çıkarılacak davetiyede yer alan ve ön inceleme duruşmasına gelmeyen tarafın yokluğunda onun muvafakati olmadan iddia ve savunmanın genişletebilmesine veya değiştirebilmesine imkan veren ihtarat, madde metninden çıkarılmaktadır. Maddede düzenlenen ihtarata ilave edilen unsur ise Kanunun 140 ıncı maddesinin beşinci fıkrasında yer alan husustur. 140 ıncı maddenin beşinci fıkra hükmü, 139 uncu madde uyarınca çıkarılacak davetiye içeriğine dercedilmekte ve 140 ıncı maddeden ilga edilmektedir. Buna göre ön inceleme duruşması için çıkarılacak davetiyede, davetiyenin tebliğinden itibaren iki haftalık kesin süre içinde tarafların dilekçelerinde gösterdikleri, ancak henüz sunmadıkları belgeleri mahkemeye sunmaları veya başka yerden getirtilecek belgelerin getirtilebilmesi amacıyla gereken açıklamayı yapmaları, bu hususların verilen süre içinde yerine getirilmemesi hâlinde o delile dayanmaktan vazgeçmiş sayılacaklarına karar verileceği ihtar edilecektir. Böylece ön inceleme duruşmasının daha etkin bir şekilde icrası ve bu aşamadan beklenen faydanın artırılması amaçlanmaktadır. Değişiklikle ön inceleme duruşmasında tarafların bildirdiği deliller azami ölçüde toplanmış ve uyuşmazlığın çözümü için ihtiyaç duyulan yol haritası daha erken aşamada netleşmiş olacaktır. Bu düzenleme sayesinde tahkikata vakit kaybetmeksizin ve bir an önce geçilmesi de sağlanmış olacaktır.


9- Sonradan delil ileri sürülmesi yargılamayı geciktirme amacı taşımaması halinde delil ileri sürülmesi imkanı artık olmayacak
  • MADDE 14- 6100 sayılı Kanunun 145 inci maddesinin birinci fıkrasında yer alan “sonradan ileri sürülmesi yargılamayı geciktirme amacı taşımıyorsa veya” ibaresi yürürlükten kaldırılmıştır.
  • MADDE 14- Maddeyle, 145 inci maddede değişiklik yapılmakta ve Kanunda belirtilen süreden sonra delil gösterebilme imkânı daraltılmaktadır. Değişiklikle, bir delilin sonradan ileri sürülmesi yargılamayı geciktirme amacı taşımıyorsa, mahkemenin o delilin sonradan gösterilmesine izin verebileceğine ilişkin hüküm madde metninden çıkarılmaktadır. Bilindiği gibi adil yargılanma ilkesi kapsamında yargılamanın mümkün olduğu ölçüde kısa sürede sonuçlandırılabilmesi amacıyla delillerin hangi aşamada gösterileceği Kanunda düzenlenmiştir. Ancak bu düzenlemenin katı bir şekilde uygulanması halinde hukuki dinlenilme hakkının ihlali gündeme gelebilir. Bu sebeple tarafların sonradan delil gösterebilmesine de izin verilmiştir. Belirtilen ilkeler arasında dengenin sağlanması ve hakkaniyetli bir yargılamanın yürütülebilmesi amacıyla, bir delilin sonradan ileri sürülmesine izin veren ve uygulamada ciddi yorum tartışmaları yaratan, “delilin sonradan ileri sürülmesinin yargılamayı geciktirme amacı taşımaması” hali madde metninden çıkarılmaktadır. Yapılan değişiklik sonrasında bir delilin süresinde ileri sürülmemesi ilgili tarafın kusurundan kaynaklanmıyorsa, mahkemece o delilin sonradan gösterilmesine izin verilebilecektir.


10- Ön inceleme aşaması bittikten sonra tahkikat - sözlü yargılamaya için duruşmanın ertelenmesi halinde gelmeyen tarafa duruşma günü artık tebliğ edilmeyecek 
  • MADDE 15- 6100 sayılı Kanunun 147 nci maddesinin birinci fıkrasına “tahkikat” ibaresinden sonra gelmek üzere “ve sözlü yargılama” ibaresi ile ikinci fıkrasında yer alan “itiraz edemeyecekleri” ibaresinden sonra gelmek üzere “, tahkikatın sona erdiği duruşmada sözlü yargılamaya geçileceği, sözlü yargılama için duruşmanın ertelenmesi halinde taraflara ayrıca davetiye gönderilmeyeceği ve yokluklarında hüküm verileceği” ibaresi eklenmiştir.
  • MADDE 15- Maddeyle tarafların duruşmaya davetini düzenleyen 147 nci maddede değişiklik yapılmaktadır. Mevcut hükümde ön inceleme aşaması tamamlandıktan sonra tarafların tahkikat için duruşmaya davet edileceği belirtilmektedir. Tasarıyla 186 ncı maddede yapılan değişiklikle tahkikat duruşmasından sonra sözlü yargılamaya geçilmesi kural haline getirilmekte, ancak taraflardan birinin talebi üzerine iki haftadan az olmamak üzere duruşmanın ertelenebileceği, bu durumda da taraflara ayrıca davetiye gönderilmeyeceği hükme bağlanmaktadır. Bu değişikliğin gereği olarak 147 nci maddenin birinci fıkrasına ön inceleme aşamasının tamamlanmasından sonra, tarafların sadece tahkikat için değil sözlü yargılama için de duruşmaya davet edileceğine ilişkin ibare ilave edilmektedir. Maddenin ikinci fıkrasında yapılan değişiklikle ise tahkikatın sona erdiği duruşmada kural olarak sözlü yargılamaya geçileceği, ancak sözlü yargılama için duruşmanın ertelenmesi halinde ayrıca taraflara davetiye gönderilmeyeceği, tarafların sözlü yargılama için belirlenen duruşmaya gelmemesi halinde yokluklarında hüküm verileceği hususlarının davet yazısında ihtar edileceği hüküm altına alınmaktadır. Yargılamanın her aşamasında tebligat zorunluluğu getirilmesi, gereksiz masrafa ve yargılamanın uzamasına sebebiyet vermekte ve uygulamada şikâyetlere neden olmaktadır. Bu nedenle Tasarıyla 186 ncı maddede yapılan değişiklikle, sözlü yargılama aşaması için taraflara davetiye tebliğ edilmesi zorunluluğu ortadan kaldırılmaktadır. Ancak hukuki dinlenilme hakkının korunması amacıyla, tahkikat duruşmasına davette, tahkikatın sona erdiği duruşmada sözlü yargılama aşamasına geçileceği, sözlü yargılama için duruşmanın ertelenmesi halinde bu duruşma için ayrıca davetiye gönderilmeyeceği hususunun taraflara ihtar edilmesi gerekli görülmektedir. Yapılan bu değişikliğin 186 ncı maddedeki değişiklikle birlikte mütalaa edilmesi, ayrıca 150 nci madde hükmünün de saklı olduğunun dikkate alınması gerekmektedir.


11- Bozmadan sonra ıslah yapılamaz ilkesi de değişecek olup Yargıtay tarafından bozulan veya bölge adliye mahkemesi tarafından kaldırılan hükme ilişkin olarak ilk derece mahkemesinin tahkikata ilişkin bir işlem yapması halinde tahkikat sona erinceye kadar da ıslah yapılabilecek, ancak bozma kararına uymakla ortaya çıkan hukuki durum ortadan kaldırılamayacak

12- Toplu mahkemelerde (ticaret mahkemesi) naip hakim uygulaması getirilerek tahkikatın naip hakimce yapılabilmesi imkanı getirilecek

13- Senetle ispat zorunluluğu 2500 TL'den 3000 TL'ye çıkartılacak

14- Feragat veya sulh hükümden sonra yapılması halinde dosya kanun yoluna gönderilmeden ilk derece mahkemesince veya BAM tarafından feragat veya kabul doğrultusunda karar verilecek

15- İhtiyati tedbir kararının hem kabulü halinde hem de reddi halinde istinaf kanun yoluna başvurulabilecek
  • MADDE 32- Maddeyle, Kanunun istinaf yoluna başvurulabilen kararları  düzenleyen 341 inci maddesinde değişiklik yapılmaktadır. Tasarıyla Kanunun 391 inci maddesinde değişiklik yapılmakta ve ihtiyati tedbir kararının hem kabulü halinde hem de reddi halinde istinaf kanun yoluna başvurulabilmesi hüküm altına alınmaktadır. Kanunun 391 inci maddesinde ihtiyati tedbir talep edenin talebinin reddi halinde istinaf kanun yoluna başvurma imkanı zaten mevcut idi. Bunun gibi 394 üncü maddede ihtiyati tedbir kararı yokluğunda verilen tarafın önce kararı veren mahkemeye itiraz etme ve itirazın reddi üzerine de istinaf kanun yoluna başvurma imkanı yine vardı. Ancak yüzüne karşı aleyhinde ihtiyati tedbir kararı verilen tarafın bu karara karşı doğrudan veya itiraz üzerine istinaf kanun yoluna başvurma hakkı bulunmamaktaydı. Tasarıyla 391 inci maddede yapılan değişiklikle yüzüne karşı aleyhinde ihtiyati tedbir kararı verilen tarafa bu karara karşı doğrudan istinaf kanun yoluna başvurma imkanı tanınmaktadır. Bu kapsamda 341 inci maddenin revize edilmesi gerekmekte ve istinaf kanun yoluna başvurma imkanını veren bu hal metne işlenmektedir. Yapılan değişiklikle, özetle, aleyhine ihtiyati tedbir veya ihtiyati haciz kararı verilen taraf; bu karar yüzüne karşı verilmişse doğrudan istinaf kanun yoluna başvurabilecek; yokluğunda verilmişse öncelikle kararı veren mahkemeye itiraz edebilecek ve itirazın reddi durumunda istinaf kanun yoluna başvurabilecektir.

16- Hüküm sonucunun tefhiminden itibaren bir hafta geçmeden hüküm konusu alacak hakkında icra takibi yapılamayacak
  • MADDE 33- Maddeyle, Kanunun istinaf kanun yoluna başvurunun icraya etkisine ilişkin 350 nci maddesine fıkra ilave edilmektedir. İlave edilen fıkrayla hüküm sonucunun tefhiminden itibaren bir hafta geçmeden hüküm konusu alacak hakkında icra takibi yapılamayacağı hükme bağlanmaktadır. Uygulamada hüküm sonucu tefhim edildikten hemen sonra, aleyhine hüküm verilenin, kararın gereğini kendiliğinden yerine getirmesine fırsat tanınmadan sırf vekâlet ücretine hak kazanabilmek için icra takibine geçildiği görülmektedir. Bu uygulama kararda yer alan alacağı iyi niyetli bir şekilde ödemeyi düşünen taraf yönünden hakkaniyetle bağdaşmayan sonuçlar doğurabilmektedir. Düzenlemeyle bu uygulamanın önüne geçilmesi amaçlanmaktadır.

17- Kararın tebliği için bir ay içinde başvurulmaması halinde taraflara resen tebliğ edilecek

18- Yargıtay temyiz incelemesinin duruşmalı yapılma sınırı 100.000 TL'ye çıkacak

19- Yüzüne karşı aleyhine ihtiyati tedbir veya ihtiyati haciz kararı verilen tarafın, bu karara karşı itiraz veya kanun yoluna başvurma imkanını açıkça düzenlendi

20- İhtiyati tedbir kararının 1 hafta içerisinde uygulanmasını isteme zorunluluğu karar  tarihinden itibaren değil tefhim veya tebliğ tarihinden itibaren başlayacak

21- Delil tespitinden sonra tutanak ve bilirkişi raporu resen taraflara tebliğ edilecek


Tasarının tam metni için tıklayınız : http://www.hukukmedeniyeti.org/haber/16006/


Haberler Haberleri

HMK'daki önemli değişiklik - 14 : İhtiyati tedbir kararının uygulanması, verildiği tarihten değil, tefhim veya tebliğ tarihinden itibaren talep edilmek zorunluluğu getirildi

MADDE 41- 6100 sayılı Kanunun 393 üncü maddesinin birinci fıkrasında yer alan “verildiği tarihten” ibaresi “bu kararın, tedbir isteyen tarafa tefhim veya tebliğinden” şeklinde değiştirilmiştir.ESKİ MADDE METNİİhtiyati tedbir kararının uygulanması MADDE 393- (1) İhtiyati tedbir kararının uygulanması,

TBMM Genel Kurulundaki HMK'da önemli değişikler getirecek kanun tasarısının başlıca maddeleri

HMK'da değişiklik yapılmasına ilişkin kanun tasarısı ile önemli değişiklikler getirilmekte. İşte bu değişiklikler :1-  Dilekçe verilmesi kanunda öngörülen veya hâkim tarafından uygun bulunan haller dışında taraflarca herhangi bir isim altında sunulan dilekçeler hükme esas al

3600 gün çalışmış olma nedeniyle kıdem tazminatı talep hakkı bir kez kullanılabilir -emsal karar

Özeti    :  Normal tahsis amaçlı emeklilik ya da yaş hariç emeklilik koşullarının oluşması halinde ayrılmalardan doğan kıdem tazminatı hakkı bir kez kullanılabilecek haklardandır. Işçi bu hakkı bir kez kullandığında bir sonraki çalışma dönemi için bu düzenlemelere dayanarak tekrar kıd

Önceki Haber

HSK adli ve idari yargı kararnamesi yayınlandı

Sonraki Haber

Prof.Dr. Uğur Yiğit ve Doç.Dr. İlhami Öztürk'ten alanında ilk eser : Yargı Hukuku