Bu konuda kolayca emsal karar bulabilmek için lütfen Karar Arama sayfamıza bakınız.

Fetö bağlantısı nedeniyle meslekten çıkartılan ve tutuklanan hakim hakkında hak ihlali kararı

Anayasa Mahkemesi

3. Esas Yönünden


a. Genel İlkeler


42. Genel ilkeler için bkz. Metin Evecen, B. No: 2017/744, 4/4/2018, §§ 47-52; Zafer Özer, B. No: 2016/65239, 9/1/2020, §§ 38-45.


b. İlkelerin Olaya Uygulanması


43. Somut olayda öncelikle başvurucunun tutuklanmasının kanuni dayanağının olup olmadığının belirlenmesi gerekir. Başvurucu, darbe teşebbüsü sonrasında hakkında yürütülen soruşturma kapsamında anayasal düzeni ortadan kaldırmaya teşebbüs etme suçlamasıyla 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 100. maddesi uyarınca tutuklanmıştır.


44. Diğer taraftan başvurucu 24/2/1983 tarihli ve 2802 sayılı Hâkimler ve Savcılar Kanunu'nda -hâkimlerle ilgili- öngörülen usule ilişkin güvencelerin hiçbirine riayet edilmeksizin, yetkili ve görevli olmayan mahkemece tutuklandığını iddia etmektedir.


45. Anayasa Mahkemesi, Yıldırım Turan kararında ilgili Kanunlar çerçevesinde konuyu etraflıca değerlendirmiş ve Yargıtay içtihatlarına da değinerek terör örgütüne üye olma suçunun kişisel bir suç olduğunu, Yüksek Mahkeme üyelerinden farklı olarak hâkim ve Cumhuriyet savcıları yönünden ağır ceza mahkemesinin görevine giren suçüstü hâli bulunmasa da kişisel suçlarına ilişkin olarak soruşturma yürütülmesi için izin şartı bulunmadığını belirterek Vergi Mahkemesi üyesi (hâkim) olan başvurucunun tutuklanmasının kanuni dayanağının bulunduğu sonucuna varmıştır (ayrıntı için bkz. Yıldırım Turan [GK], B. No: 2017/10536, 4/6/2020, §§ 102-147).


46. Somut olayda anılan karardan ayrılmayı gerektiren bir durum söz konusu değildir. Dolayısıyla somut olayın koşullarında başvurucunun kanuna aykırı olarak tutuklandığı iddiası yerinde değildir. Bu itibarla başvurucu hakkında uygulanan tutuklama tedbirinin kanuni dayanağı bulunmaktadır.


47. Kanuni dayanağı bulunduğu anlaşılan tutuklama tedbirinin meşru bir amacının olup olmadığı ve ölçülülüğü incelenmeden önce tutuklamanın ön koşulu olan suçun işlendiğine dair kuvvetli belirti bulunup bulunmadığının değerlendirilmesi gerekir.


48. Düzce Sulh Ceza Hâkimliğinin tutuklama kararında başvurucu hakkında kuvvetli suç şüphesinin varlığına ilişkin olarak dosyada somut delillerin olduğu ifade edilmiştir. Ancak bu delillerin neler olduğu belirtilmemiştir (bkz. § 14).


49. Başvurucu hakkında hazırlanan iddianamede ise HSYK'nın meslekten çıkarılma kararına, başvurucunun haklarında FETÖ soruşturması yürütülen şahıslarla telefon irtibatının bulunduğuna dair HTS raporuna ve tanık beyanlarına dayanılmıştır (bkz. §§ 22-24).


50. Anayasa Mahkemesi daha önce verdiği birçok kararda görevden uzaklaştırma veya kamu görevinden ya da meslekten çıkarma şeklindeki idari kararların niteliğini dikkate alarak bu kararların verilmesinin karara muhatap olan kişiler bakımından suç işlediklerine dair kuvvetli bir belirti olarak kabulünün mümkün olmadığını değerlendirmiştir (Mustafa Baldır, B. No: 2016/29354, 4/4/2018 § 70; Mustafa Açay, B. No: 2016/66638, 3/7/2019, § 54; E.A., B. No: 2016/78293, 3/7/2019, § 57; Ali Aktaş, B. No: 2016/14178, 17/7/2019, § 53; Mustafa Özterzi, § 104; Zafer Özer, §§ 53-58). Somut olayda başvurucu yönünden de anılan kararlarda yer alan değerlendirmelerden ayrılmayı gerektiren bir durum söz konusu değildir.


51. Soruşturma mercilerinin başvurucunun haklarında FETÖ/PDY ile bağlantılı suçlardan soruşturma yürütülen kişilerle telefon görüşmelerinin olduğunu belirterek bu hususu da suçlamaya dayanak bir olgu olarak değerlendirdikleri görülmektedir. Başvurucu, belirtilen görüşmelerin görev nedeniyle mesleğe yönelik olarak yapıldığını savunmuştur. Soruşturma makamlarınca söz konusu telefon görüşmelerinin örgütsel bir ilişki çerçevesinde yapıldığı yönünde bir tespit ya da iddiada bulunulmadığı görülmektedir. Görüşmelerin içeriğine ilişkin herhangi veri de mevcut değildir. Ayrıca söz konusu görüşmelerin FETÖ/PDY'nin yargı alanındaki yöneticileriyle (imamlarıyla) gerçekleştirildiğine dair bir belirlemede de bulunulmamıştır. Öte yandan yargı mensuplarının yaklaşık üçte biri hakkında FETÖ/PDY ile bağlantılı suçlardan soruşturma yürütüldüğü, toplamda ise anılan suçlar dolayısıyla yüz binlerce kişi hakkında soruşturma açıldığı hatırda tutulmalıdır. Bu durumda somut olayın koşulları itibarıyla -içeriği belli olmayan- bu telefon görüşme kayıtlarının örgütsel bir ilişki bakımından kuvvetli suç belirtisi olarak kabulü mümkün görünmemiştir (aynı yöndeki değerlendirmeler için bkz. Mustafa Açay, § 61; Mustafa Özterzi, § 106).


52. Diğer taraftan soruşturma mercilerinin tanıkların başvurucu hakkındaki "2014 yılı HSYK seçimlerinde FETÖ/PDY ile bağlantısı olduğu bilinen adaylar lehine hareket ettiği" şeklindeki (bkz. § 23) beyanlara dayandığı görülmektedir. Tanıkların beyanları genel olarak başvurucunun HSYK üye seçimleri sürecindeki tutumlarına ilişkindir.


53. 2014 yılında yapılan HSYK üye seçimlerinde ilk derece mahkemelerinde görev yapan hâkim ve savcılar da aday olmuş ve oy kullanmışlardır. Belirlenen seçim sistemi uyarınca hâkim ve savcılar adli yargıdan yedi asıl, dört yedek; idari yargıdan üç asıl iki yedek üyeyi seçecek olup Yargıda Birlik Platformu (YBP) ile Yargıçlar Savcılar Birliği (YARSAV) seçimde destekledikleri adaylarını açıklamıştır. Bu iki yargı örgütünün desteklediklerinin dışında bazı adaylar seçime bağımsız olarak (bir başka adayla birlikte hareket etmeden) girdiklerini ifade etmişlerdir. Kendilerini bağımsız adaylar olarak tanımlayan ve seçim sürecinde hukuk çevrelerinde FETÖ/PDY ile bağlantılarının olduğuna dair iddialar bulunan -ve darbe teşebbüsünden sonra bu yapılanmayla iltisak ve irtibatlarının bulunduğu gerekçesiyle meslekten çıkarılmış olan- bu yargı mensupları lehine çok sayıda hâkim ve savcının propaganda faaliyetinde bulunduğu ve seçim çalışmalarına destek verdiği bilinmektedir. Nitekim yargı mensupları hakkında FETÖ/PDY ile bağlantılı suçlardan yürütülen soruşturmalar kapsamında alınan birçok şüpheli veya tanığın ifadelerinde bu hususa yer verilmiştir. Seçim sonuçları incelendiğinde seçime bağımsız olarak girdiğini beyan eden adli yargıdan on adayın binlerce hâkim savcıdan blok olarak oy aldığı ve bunlardan ikisinin HSYK yedek üyeliğine seçildiği, idari yargıdan ise beş adayın yüzlerce hâkimden blok olarak oy aldığı ve bunlardan ikisinin HSYK asıl üyeliğine seçildiği görülmektedir (Zafer Özer, § 60).


54. Bu kapsamda anılan seçim sürecinde örgütsel ilişki çerçevesinde söz konusu adaylar lehine propaganda faaliyetinde bulunmanın veya seçim çalışmalarına katılmanın yargı mensupları hakkında FETÖ/PDY ile bağlantılı suçlar bakımından yürütülen soruşturmalarda önemli bir olgu olarak değerlendirmesi söz konusu olabilir. Bununla birlikte tanıkların beyanlarında başvurucunun örgütsel bir ilişki içinde olduğu veya bu yönde bir eylem ve faaliyetin içinde yer aldığına ya da örgüt adına kendilerinden oy istediğine dair bir anlatım mevcut değildir. Bu itibarla tanıkların başvurucunun seçim sürecindeki bu tutumunun FETÖ/PDY lehine bir tavır olduğu yönündeki açıklamalarının herhangi bir olguya değil kişisel değerlendirme ve kanaatlerine dayalı olduğu görülmektedir (benzer değerlendirmeler için bkz. Zafer Özer,§ 61).


55. Öte yandan soruşturma evresinde dinlenen tanık beyanlarında başvurucunun darbe teşebbüsüyle veya teşebbüsün arkasındaki yapılanma olan FETÖ/PDY ile örgütsel bir ilişki içinde bulunduğu yönünde somut olguya dayalı bir ifade bulunmamaktadır. Tanık beyanlarında da anlatıldığı şekilde başvurucunun maddi imkânsızlıklar dolayısıyla 2005-2009 yılları arasında öğrencilik döneminde örgüt evlerinde kalmış olması tek başına örgütsel bir faaliyet olarak değerlendirilemeyecektir (Yargıtayın FETÖ/PDY ile iltisaklı yurtta kalmakla ilgili olarak aynı yöndeki değerlendirmeleri için bkz. § 29). Tanıkların 2014 yılında yapılan HSYK üye seçim dönemine ilişkin anlatımları ise kişisel kanaatlerin açıklanması niteliğinde olup (bkz. § 23) eylem bilgileri ihtiva etmemekte ve bu anlamda yargı makamlarının denetim yaparak söz konusu beyanları doğrulamasına ya da çürütmesine imkân vermemektedir (benzer değerlendirmeler için bkz. Recep Uygun, B. No: 2016/76351, 12/6/2018, § 43). Tanık beyanlarında başvurucunun FETÖ/PDY üyesi olduğuna, bu örgütle bir örgütsel bağlantısı olduğuna veya hangi örgütsel eylemlerde bulunduğuna ya da başvurucunun örgütsel konumuna ilişkin herhangi bir bilgi, vaka veya olguya yer verilmediği görülmektedir. Ayrıca başvurucu hakkındaki beyanların izlenim ve düşünceye dayalı olması, somut olgu barındırmaması dikkate alındığında söz konusu beyanların örgütsel bir faaliyet bakımından kuvvetli suç belirtisi olarak kabulü mümkün değildir.


56. Bu itibarla soruşturma belgelerinde yer alan tespit ve değerlendirmeler kapsamında somut olayda tutuklama için gerekli olan yargı makamlarının denetimini yapabilecek suç işlendiğine dair kuvvetli belirtinin yeterince ortaya konulamadığı sonucuna varılmıştır.





TÜRKİYE CUMHURİYETİ


ANAYASA MAHKEMESİ


 


 


BİRİNCİ BÖLÜM


 


KARAR


.......................................


(Başvuru Numarası: 2017/2851)


 


Karar Tarihi: 9/6/2020


 


BİRİNCİ BÖLÜM


 


KARAR


 


 


Başkan


:


Hasan Tahsin GÖKCAN


Üyeler


Burhan ÜSTÜN



Hicabi DURSUN


Muammer TOPAL

Yusuf Şevki HAKYEMEZ


Raportör

Murat BAŞPINAR


Başvurucu


..................


Vekili

Av. 


I. BAŞVURUNUN KONUSU


1. Başvuru, tutuklamanın hukuki olmaması nedeniyle kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.


II. BAŞVURU SÜRECİ


2. Başvuru 17/11/2016 tarihinde yapılmıştır.


3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.


4. Komisyon tarafından başvurucunun tutuklamanın hukuki olmaması nedeniyle kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiği iddiası bakımından kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına, diğer temel hak ve özgürlüklerin ihlal edildiğine yönelik iddiaların ise kabul edilemez olduğuna karar verilmiştir.


5. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüşünü bildirmiştir.


6. Başvurucu, Bakanlığın görüşüne karşı süresinde beyanda bulunmuştur.


III. OLAY VE OLGULAR


7. Başvuru formları ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ve Ulusal Yargı Ağı Bilişim Sistemi (UYAP) aracılığıyla erişilen bilgi ve belgeler çerçevesinde olaylar özetle şöyledir:


8. Türkiye 15 Temmuz 2016 tarihinde askerî bir darbe teşebbüsüyle karşı karşıya kalmış, bu nedenle 21/7/2016 tarihinde ülke genelinde olağanüstü hâl ilan edilmesine karar verilmiş ve olağanüstü hâl 19/7/2018 tarihinde son bulmuştur. Kamu makamları ve yargı organları -olgusal temellere dayanarak- bu teşebbüsün arkasında Türkiye'de çok uzun yıllardır faaliyetlerine devam eden ve son yıllarda Fetullahçı Terör Örgütü (FETÖ) ve/veya Paralel Devlet Yapılanması (PDY) olarak isimlendirilen bir yapılanmanın olduğunu değerlendirmişlerdir (Aydın Yavuz ve diğerleri [GK], B. No: 2016/22169, 20/6/2017, §§ 12-25).


9. Darbe teşebbüsü sırasında ve sonrasında ülke genelinde darbe girişimiyle bağlantılı ya da doğrudan darbe girişimiyle bağlantılı olmasa bile FETÖ/PDY'nin kamu kurumlarındaki örgütlenmesinin yanı sıra eğitim, sağlık, ticaret, sivil toplum ve medya gibi farklı alanlardaki yapılanmasına yönelik olarak Cumhuriyet başsavcılıkları tarafından soruşturmalar yürütülmüş; çok sayıda kişi hakkında gözaltı ve tutuklama tedbirleri uygulanmıştır (Aydın Yavuz ve diğerleri, § 51; Mehmet Hasan Altan (2) [GK], B. No: 2016/23672, 11/1/2018, § 12).


10. Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun (HSYK) 16/7/2016 tarihli kararı ile -Düzce Yıgılca Hâkimi olarak görev yapmakta olan- başvurucunun görevden uzaklaştırılmasına ve 24/8/2016 tarihinde meslekten çıkarılmasına karar verilmiştir.


11. Ankara Cumhuriyet Başsavcılığının HSYK kararıyla görevden uzaklaştırılanlar hakkında soruşturma işlemlerinin yapılması yönündeki yazısı üzerine başvurucu, Düzce Cumhuriyet Başsavcılığının talimatıyla 17/7/2016 tarihinde gözaltına alınmıştır.


12. Başvurucu 18/7/2016 tarihinde müdafii huzurunda Başsavcılıkta ifade vermiş, ifadesinde özetle FETÖ/PDY ile bir ilgisinin bulunmadığını savunmuştur. Düzce Cumhuriyet Başsavcılığı silahlı terör örgütüne üye olma ve anayasal düzeni ortadan kaldırmaya teşebbüs etme suçlarından tutuklanması istemiyle başvurucuyu aynı tarihte Düzce Sulh Ceza Hâkimliğine sevk edilmiştir.


13. Başvurucunun sorgusu Hâkimlik tarafından aynı tarihte yapılmış, başvurucunun müdafii de sorgu esnasında hazır bulunmuştur. Başvurucu ifadesinde özetle Savcılık beyanını tekrar ederek isnat edilen suçlamaları kabul etmediğini belirtmiştir. Başvurucunun müdafii, dosyada atılı suçları işlediğine dair bir delil bulunmaması nedeniyle müvekkilinin serbest bırakılmasını talep etmiştir.


14. Sorgu sonucunda başvurucunun silahlı terör örgütüne üye olma ve anayasal düzeni ortadan kaldırmaya teşebbüs etme suçlarından tutuklanmasına karar verilmiştir. Kararın ilgili bölümü şöyledir:


"Şüphelinin üzerine atılı suçları işlediği yönünde kuvvetli suç şüphesinin varlığını gösteren somut delillerin bulunduğu, şüphelinin üzerine atılı suçun 5271 sayılı CMK.nın 100/3.maddesinde sayılan katalog suçlardan olması nedeniyle tutuklama nedenlerinin varsayıldığı, suçların vasıf ve mahiyeti, ileride verilmesi beklenen muhtemel cezaların miktarı ve korunan hukuki değer ile menfaat karşılaştırıldığında adli kontrol uygulamasının yetersiz kalacağı, işin önemi, verilmesi beklenen ceza miktarları göz önünde tutulduğunda verilecek tutuklama kararının ölçülülük ilkesini ihlal etmeyeceği, özgürlüklerin esas, sınırlanmasının ise istisna olduğu evrensel ilkesi bilinmekte ise de, dosya kapsamından talebin ve suçun mahiyeti gereği, mevcut delil durumu karşısında istisnai halin, istisnai önlemi haklı kılacağı anlaşılmakla konuya ilişkin şartlar oluştuğundan Düzce Cumhuriyet Başsavcılığının 18/7/2016 tarihli talebinin kabulü ile şüphelinin silahlı terör örgütüne üye olma, Anayasal düzeni ortadan kaldırmaya teşebbüs etme suçlarından 5271 sayılı CMK.nın 100 ve devamı maddeleri uyarınca ayrı ayrı TUTUKLANMASINA ... [karar verildi.] "


15. Başvurucu tutuklama kararına itiraz etmiş, Bolu Sulh Ceza Hâkimliği 26/7/2016 tarihinde itirazın kesin olarak reddine karar vermiştir.


16. Düzce Cumhuriyet Başsavcılığı 29/9/2016 tarihinde yetkisizlik kararı vererek dosyayı Ankara Cumhuriyet Başsavcılığına göndermiştir.


17. Başvurucunun tahliye talebi ve tutukluluk durumunu inceleyen Ankara 2. Sulh Ceza Hâkimliği 10/10/2016 tarihinde tutukluluğunun devamına karar vermiştir.


18. Başvurucu bu karara 24/10/2016 tarihinde itiraz etmiş, Ankara 3. Sulh Ceza Hâkimliği 31/10/2016 tarihinde itirazın kesin olarak reddine karar vermiştir. Kararın ilgili bölümü şöyledir:


"Şüpheliler hakkında verilen tutukluluk hallerinin ayrı ayrı devamına ilişkin kararının kaldırılmasını gerektirecek dosya içerisinde şüpheliler lehine yeni ve farklı bir delil bulunmadığı, bu aşamada tutukluluk hallerinin devamının orantılı ve uygun bir tedbir olduğu, Ankara 2. Sulh Ceza Hakimliğinin 10/10/2016 tarih 2016/5359 değişik iş sayılı kararında belirtilen gerekçelerin usul ve yasaya uygun olduğu anlaşıldığından şüpheliler ve müdafiileri tarafından yapılan itirazların ayrı ayrı reddine,, şüphelilerin ayrı ayrı tutukluluk hallerinin devamına ... [karar verildi.]"


19. Başvurucu, kararı 2/11/2016 tarihinde öğrendiğini beyan etmiştir.


20. Başvurucu 17/11/2016 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur.


21. Başvurucu, Ankara Cumhuriyet Başsavcılığının talebi üzerine Ankara 8. Sulh Ceza Hâkimliğinin 3/3/2017 tarihli kararı ile tahliye edilmiştir. Kararın ilgili kısmı şöyledir:


"... soruşturmanın geldiği aşama göz önüne alınarak tutuklama tedbirinin devamının artık gereksiz olduğu, tutuklama tedbiri ile ulaşılmak istenen amaca Adli Kontrol hükümleri ile de ulaşılabileceği kanaatine varıldığından ... [karar verildi.]"


22. Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı 27/2/2019 tarihli iddianamesi ile başvurucunun silahlı terör örgütü üyesi olma suçundan cezalandırılması istemiyle aynı yer ağır ceza mahkemesinde dava açmıştır. FETÖ/PDY'ye ve bu örgütün yargıdaki yapılanmasına ilişkin genel açıklamaların yer aldığı iddianamede başvurucunun gerek organik olarak gerekse örgütsel nitelikli eylemleri bakımından FETÖ/PDY hiyerarşisi içinde yer aldığı ileri sürülmüştür. İddianamede suçlamaya esas alınan olgular şöyle özetlenebilir:


i. FETÖ/PDY ile irtibatlı olduğu gerekçesiyle HSYK'nın 16/7/2016 tarihli kararı ile başvurucunun görevden uzaklaştırıldığı, akabinde 24/8/2016 tarihli kararı ile meslekten ihraç edildiği belirtilmiştir.


ii. Başvurucunun kullanmakta olduğu cep telefonu üzerinde yapılan HTS analizi sonucu düzenlenen rapor içeriğine göre haklarında FETÖ/PDY ile bağlantılı suçlardan soruşturma yürütülen kişilerle telefon irtibatının bulunduğu ileri sürülmüştür.


iii. Başvurucunun 2014 yılı HSYK seçimlerinde sözde bağımsız görünen örgüt adayları lehine hareket ettiği ileri sürülmüş ancak buna ilişkin bir olgu belirtilmemiştir.


23. İddianamede başvurucuya yöneltilen eylemlere ilişkin olarak hukuk fakültesinden dönem arkadaşı ve meslektaşları olan bazı tanık beyanlarına dayanılmıştır. Bu beyanların içeriği özetle şöyledir:


- E.Ş. beyanında "şüphelinin fakülte hayatı boyunca FETÖ/PDY örgütüne ait evlerde kaldığını" ifade etmiştir.


- M.A.D. ifadesinde "... Funda ŞAHİN benim gözlemlediğim kadarıyla HSYK seçimi öncesinde ve sonrasında YBP adaylarının ve YBP çizginin dışında duruş sergiledi ve bu duruşu o dönemde bağımsız olarak adlandırılan adaylar lehineydi ..." şeklinde beyanda bulunmuştur.


- N.C.B. ifadesinde "... Üçüncü sınıfa başladığımızda ev değiştirdik ve yanlış hatırlamıyorsam Türközü mahallesinde bir evde kalmaya başladım. Bu evde iki tane liseli ile birlikte benim bölümümde okuyan Funda ŞAHİN isimli arkadaşım ile birlikte kaldım. Funda isimli arkadaşım maddi imkansızlıklardan dolayı bu evde kalmaktaydı. Evde kalmasına rağmen cemaati çok da sevmezdi. İmkanı olsa başka bir yerde kalırdı. Hatta biz ikimiz 3. Sınıfta başka bir yurda çıkmak için müracaatta bulunmuştuk fakat olmadı. Biz de bu evde kalmaya devam ettik. Ben bu evde çok uzun süre kalmadım. Devamlı suretle memleketime gidip geliyordum. Memleketten geldiğimde bu evde kalıyordum. Bu süre içerisinde derslerim de kötü olmuştu ... Funda ŞAHİN isimli şahıs, bu şahıs benim fakülteden arkadaşımdı. Hukuk bölümünde okumaktaydı. Funda isimli arkadaşım maddi imkansızlıklardan dolayı bu evde kalmaktaydı. Evde kalmasına rağmen cemaati çok da sevmezdi. İmkanı olsa başka bir yerde kalırdı. Bildiğim kadarı ile hakimlik sınavını kazanmıştı. Sonrasında ne oldu bilmiyorum ..." şeklinde beyanda bulunmuş, fotoğraf üzerinden yaptırılan teşhis işleminde başvurucuyu kesin ve net olarak teşhis etmiştir.


- M.D. beyanında "şüphelinin FETÖ irtibatı olduğu gerekçesi ile sonradan meslekten çıkartılan hakim ve savcılar ile birlikte hareket ettiğini, şüphelinin 2014 yılı HSYK seçimlerinde bağımsız adı altındaki örgüt adayları lehine hareket ettiğini" ifade etmiştir.


- Z.D. beyanında "... FETÖ/PDY irtibatı nedeni ile HSYK tarafından meslekten çıkarılmasına karar verilen Funda ŞAHİN'i 2013-2015 yılları arasında Şırnak Adliyesinde birlikte çalışmış olmamız nedeni ile tanırım. Funda ŞAHİN kendi halinde sessiz biriydi. Benimle bir diyaloğu yoktu. Bekar biri olduğu için Adliyede bayan hakimler ile vakit geçirirdi. 2014 yılı HSYK seçimleri öncesinde ameliyat olmam nedeniyle 2-3 ay kadar raporlu idim. Bu nedenle HSYK seçim sürecindeki tavrına ilişkin bilgi sahibi değilim ..." şeklinde anlatımda bulunmuştur.


- N.S.B. beyanında "Ben halen Yargıtay 12. Hukuk Dairesinde Tetkik Hakimi olarak görev yapmaktayım. 2013-2015yılları arasında Şırnak Adliyesinde Asliye Hukuk Hakimi olarak çalıştım. Fetö irtibatı nedeniyle HSYK tarafından meslekten çıkartılan Funda ŞAHİN’i2013-2015 yılları arasında Şırnak Adliyesinde birlikte görev yapmamız nedeniyle tanırım. Aynı dönemde akademide staj yapmamıza rağmen Funda ŞAHİN’i önceden tanımıyorum. 2014 yılı HSYK seçimleri öncesinde Funda ŞAHİN ile iyi görüşürdük. Kendisi içine kapanık ve sessiz biriydi. HSYK seçim sürecinde, daha sonra Fetö irtibatı nedeniyle meslekten ihraç edilen Şırnak Cumhuriyet Savcısı F.E. ve eşi Şırnak Hakimi F.E., öncesinde çok işi görüşmedikleri Funda ŞAHİN ile dikkat çekici bir şekilde birden samimi oldular. Daha sonra Fetö irtibatı nedeniyle meslekten ihraç edilen, HSYK adayı İ.Ç., seçim öncesinde Şırnak iline geldi ve seçime yönelik yemekli bir toplantı yapıldı. Bu toplantı öncesinde F.E. beni arayarak toplantıya davet etti ancak ben o gün yıllık izinli olduğumdan Trabzon ilinde bulunuyordum. Bu nedenle gelemeyeceğimi söyledim. Zaten Şırnak ilinde olsaydım da toplantıya katılmazdım çünkü bu tür toplantıların HSYK seçimlerinde bağımsız adı altında seçimlere giren paralel yapı adaylarına oy istemek için yapıldığını biliyordum ve ben YBP yi destekliyordum. Bu toplantıyı F. ve F. E. ile Şırnak eski Cumhuriyet Başsavcısı, Fetö irtibatı nedeniyle meslekten ihraç edilen M.A.nın organize ettiğini ve Funda ŞAHİN’in de bu toplantıya katıldığını duydum. Bu toplantıdan bir gün sonra Şırnak iline döndüm. Akşam saatlerinde F. ve F.E. beni evlerine davet etti. O esnada Funda ŞAHİN ile onun evinde beraberdim. Birlikte F.E.nin evine gittik. Orada F. ve .E. bana, İ.Ç.nin halen Şırnak ilinde olduğunu, otelden ayrılmadığını, Şırnak eski Cumhuriyet Başsavcısı, Fetö irtibatı nedeniyle meslekten ihraç edilen M.A.nın da orada olduğunu, her ikisinin benimle görüşmek istediklerini, HSYK seçimlerinde bağımsız adayların kazanması gerektiğini söyleyerek, benim de bağımsız adaylara oy vermemi istediler. Ben bağımsız adaylara oy vermeyeceğimi, YBP adaylarını destekleyeceğimi söyledim. Bunun üzerine F.E. bana 'sizin hükümeti destekleyecek kadar omurgasız olduğunuzu fark etmemiştim, yarın tayin olacaksınız, kim kazanırsa kazansın bizim tanıdığımız insanlar orada olacak, ona göre davranın' dedi. Orada bulunan Funda ŞAHİN, F.E.nin bu sözünü destekledi. Konuşma sonrasında Funda ŞAHİN’in evine gittik. Benim moralim çok bozulmuştu. Funda ŞAHİN bana 'F.E. doğru söylüyor, ben özgür düşünceden yanayım' gibi sözler söyledi. O günden sonra Funda ŞAHİN dahil, Fetö irtibatları nedeniyle meslekten ihraç edilen diğer meslektaşlar adliyede ve sosyal çevremde beni dışladılar. Benimle mecbur kalmadıkça görüşmediler, tüm iş yükü üzerimde kaldı, nöbetler sıklıkla yazıldı, hakimi izinli/raporlu mahkemelere ben görevlendirildim. Ayrıca şunu da belirtmek istiyorum. Yine seçim öncesinde bir gün Funda ŞAHİN’in evinde otururken, televizyonda Fetö elebaşının beddua görüntüleri yayınlanıyordu. Ben bu görüntüye olumsuz yorumlar yaptım. Bunun üzerine Funda ŞAHİN’in annesi bana, bu şekilde konuşmamamı söyledi. Aynı şekilde Funda ŞAHİN de 'Sibel böyle konuşmanı istemiyorum' diyerek bana tepki gösterdi. HSYK seçimlerinin yapıldığı gün Fetö irtibatları nedeniyle meslekten ihraç edilen Şırnak ve mülhakat adliyelerinde görevli bayan hakimler Fetö irtibatı nedeniyle meslekten ihraç edilen Şırnak Hakimi D. Hanımın odasında toplandılar. Orada F.E. seçimlerde kimin kazanacağı belli gibi şeyler söyledi. Funda ŞAHİN’de onları destekledi. Seçim sonrasında Doğu ve Güneydoğu illerindeki sandıklardan sonuçlar gelmeye başladığında, bağımsız görünümlü paralel yapı adaylarının oyları daha fazla çıkınca Funda ŞAHİN ve diğerleri sevindi. Funda ŞAHİN sözde bağımsız, paralel yapı adaylarını desteklediğini eylem ve söylemleriyle açıkça belli ettiğini" ifade etmiştir.


24. Başvurucuya isnat edilen suça dayanak olan olgulara ilişkin hukuki değerlendirmeler iddianamede şöyle ifade edilmiştir:


"Şüpheli hakkında; FETÖ/PDY ile irtibatlı olduğu gerekçesiyle HSYK tarafından verilen meslekten çıkarma kararı, beyanlar, teşhis tutanakları, Veri Havuzu Sorgulama Raporu, HTS Analiz Raporu, kolluk tarafından düzenlenen raporlar ve tüm soruşturma kapsamında elde edilen deliller bir bütün olarak değerlendirildiğinde; şüphelinin, Fetullahçı silahlı terör örgütünün ideolojisini, amaçlarını, faaliyetlerini benimsediği, kendi iradesini örgütün iradesine terk ettiği, örgüt hiyerarşisi içinde hareket ettiği, örgütle organik bağ kurduğu ve örgütün yargı yapılanması içinde yer aldığı ve anlatılan lehe/aleyhe tüm deliller ile savunması karşısında; şüphelinin, anılan silahlı terör örgütünün üyesi olduğuna dair kamu davasını açmaya yetecek derecede yeterli şüphenin bulunduğu anlaşılmıştır."


25. Ankara 21. Ağır Ceza Mahkemesi (Mahkeme) 19/3/2019 tarihinde iddianamenin kabulüne karar vermiş ve E.2019/169 sayılı dosya üzerinden kovuşturma aşaması başlamıştır.


26. Mahkemece 11/9/2019 tarihinde yapılan ilk duruşmada başvurucunun savunması alınmıştır. Başvurucu savunmasında özetle isnat edilen suçlamaları kabul etmediğini belirtmiştir.


27. Dava, bireysel başvurunun incelendiği tarih itibarıyla ilk derece mahkemesinde derdesttir.


IV. İLGİLİ HUKUK


A. İlgili Kanun Hükümleri


28. İlgili hukuk için bkz. Adem Türkel, B. No: 2017/632, 23/1/2019, §§ 24-39; Mustafa Özterzi [GK], B. No: 2016/14597, 31/10/2019, §§ 33-48.


B. Yargıtay İçtihatları


29. Silahlı terör örgütüne üye olma suçuyla ilgili olarak Yargıtay 16. Ceza Dairesinin 30/9/2019 tarihli ve E.2019/2653, K.2019/5656 sayılı kararının ilgili kısımları şöyledir:


"... sanığın örgütle iltisaklı olması nedeniyle kapatılan dershaneye gitmesinin, yurtlarda kalmasının ve çocuklarını göndermesinin örgütsel faaliyet olarak kabul edilemeyeceği belirlenerek yapılan incelemede;..."


V. İNCELEME VE GEREKÇE


30. Mahkemenin 9/6/2020 tarihinde yapmış olduğu toplantıda başvuru incelenip gereği düşünüldü:


A. Başvurucunun İddiaları ve Bakanlık Görüşü


31. Başvurucu; suç şüphesi ve bunu haklı kılan somut olgu ya da deliller olmamasına rağmen mesleğinden kaynaklanan güvencelere de riayet edilmeksizin hakkında tutuklama kararı verildiğini, delilleri karartma tehlikesi ve kaçma şüphesinin de somut olayda bulunmadığına karar verildiğini belirterek kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.


32. Bakanlık görüşünde; başvurucunun üyesi olduğu iddia edilen terör örgütünün yapılanma ve toplanma biçimleri de gözönünde bulundurulduğunda dosyada mevcut olan somut delillere dayanılarak başvurucu hakkında uygulanan tutuklama tedbirinin ölçülü olduğu, bu delillerin değerlendirilmesi sonucunda adli kontrol uygulamasının yetersiz kalacağı ifade edilmiştir. Bakanlık ayrıca soruşturmada tutuklamaya dair verilen kararlara ilişkin gerekçeler kapsamında tutuklama tedbirinin temel hak ve özgürlüklerin ihlaline sebebiyet veren bariz takdir hatası ya da açık bir keyfîlik içerdiğinin söylenemeyeceği görüşündedir.


33. Başvurucu, Bakanlık görüşüne karşı beyanında genel olarak başvuru formunda belirttiği iddialarını tekrarlamış ve Bakanlık görüşünün hukuki dayanaktan yoksun olduğunu belirtmiştir.


B. Değerlendirme


34. Anayasa'nın "Temel hak ve hürriyetlerin sınırlanması" kenar başlıklı 13. maddesi şöyledir:


"Temel hak ve hürriyetler, özlerine dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanın sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz."


35. Anayasa'nın "Kişi hürriyeti ve güvenliği" kenar başlıklı 19. maddesinin birinci fıkrası ile üçüncü fıkrasının birinci cümlesi şöyledir:


"Herkes, kişi hürriyeti ve güvenliğine sahiptir.


...


Suçluluğu hakkında kuvvetli belirti bulunan kişiler, ancak kaçmalarını, delillerin yokedilmesini veya değiştirilmesini önlemek maksadıyla veya bunlar gibi tutuklamayı zorunlu kılan ve kanunda gösterilen diğer hallerde hâkim kararıyla tutuklanabilir."


36. Başvurucunun şikâyetinin özü, tutukluluğun hukuki olmadığına ilişkindir. Dolayısıyla başvurucunun bu bölümdeki iddialarının Anayasa'nın 19. maddesinin üçüncü fıkrası bağlamındaki kişi hürriyeti ve güvenliği hakkı kapsamında incelenmesi gerekir.


1. Uygulanabilirlik Yönünden


37. Anayasa'nın "Temel hak ve hürriyetlerin kullanılmasının durdurulması" kenar başlıklı 15. maddesi şöyledir:


" Savaş, seferberlik, sıkıyönetim veya olağanüstü hallerde, milletlerarası hukuktan doğan yükümlülükler ihlâl edilmemek kaydıyla, durumun gerektirdiği ölçüde temel hak ve hürriyetlerin kullanılması kısmen veya tamamen durdurulabilir veya bunlar için Anayasada öngörülen güvencelere aykırı tedbirler alınabilir.


Birinci fıkrada belirlenen durumlarda da, savaş hukukuna uygun fiiller sonucu meydana gelen ölümler dışında, kişinin yaşama hakkına, maddî ve manevî varlığının bütünlüğüne dokunulamaz; kimse din, vicdan, düşünce ve kanaatlerini açıklamaya zorlanamaz ve bunlardan dolayı suçlanamaz; suç ve cezalar geçmişe yürütülemez; suçluluğu mahkeme kararı ile saptanıncaya kadar kimse suçlu sayılamaz."


38. Anayasa Mahkemesi, olağanüstü yönetim usullerinin uygulandığı dönemlerde alınan tedbirlere ilişkin bireysel başvuruları incelerken Anayasa'nın 15. maddesinde ortaya konulan temel hak ve özgürlüklere ilişkin güvence rejimini dikkate alacağını belirtmiştir. Buna göre olağanüstü bir durumun bulunması ve bunun ilan edilmesinin yanı sıra bireysel başvuruya konu temel hak ve özgürlüklere müdahale teşkil eden tedbirin olağanüstü durumla bağlantılı olması hâlinde inceleme Anayasa'nın 15. maddesi uyarınca yapılacaktır (Aydın Yavuz ve diğerleri, §§ 187-191).


39. Soruşturma mercilerince başvurucuya yöneltilen ve tutuklama tedbirine konu olan suçlama, başvurucunun darbe teşebbüsünün arkasındaki yapılanma olduğu belirtilen FETÖ/PDY üyeliği iddiasıdır. Anayasa Mahkemesi, anılan suçlamanın olağanüstü hâl ilanını gerekli kılan olaylarla ilgili olduğunu değerlendirmiştir (Selçuk Özdemir [GK], B. No: 2016/49158, 26/7/2017, § 57).


40. Bu itibarla başvurucu hakkında uygulanan tutuklama tedbirinin hukuki olup olmadığının incelenmesi Anayasa'nın 15. maddesi kapsamında yapılacaktır. Bu inceleme sırasında öncelikle başvurucunun tutuklanmasının başta Anayasa'nın 13. ve 19. maddeleri olmak üzere diğer maddelerinde yer alan güvencelere aykırı olup olmadığı tespit edilecek, aykırılık saptanması hâlinde ise Anayasa'nın 15. maddesindeki ölçütlerin bu aykırılığı meşru kılıp kılmadığı değerlendirilecektir (Aydın Yavuz ve diğerleri, §§ 193-195, 242; Selçuk Özdemir, § 58).


2. Kabul Edilebilirlik Yönünden


41. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine karar verilmesini gerektirecek başka bir neden bulunmadığı anlaşılan bu bölümdeki iddiaların kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.


3. Esas Yönünden


a. Genel İlkeler


42. Genel ilkeler için bkz. Metin Evecen, B. No: 2017/744, 4/4/2018, §§ 47-52; Zafer Özer, B. No: 2016/65239, 9/1/2020, §§ 38-45.


b. İlkelerin Olaya Uygulanması


43. Somut olayda öncelikle başvurucunun tutuklanmasının kanuni dayanağının olup olmadığının belirlenmesi gerekir. Başvurucu, darbe teşebbüsü sonrasında hakkında yürütülen soruşturma kapsamında anayasal düzeni ortadan kaldırmaya teşebbüs etme suçlamasıyla 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 100. maddesi uyarınca tutuklanmıştır.


44. Diğer taraftan başvurucu 24/2/1983 tarihli ve 2802 sayılı Hâkimler ve Savcılar Kanunu'nda -hâkimlerle ilgili- öngörülen usule ilişkin güvencelerin hiçbirine riayet edilmeksizin, yetkili ve görevli olmayan mahkemece tutuklandığını iddia etmektedir.


45. Anayasa Mahkemesi, Yıldırım Turan kararında ilgili Kanunlar çerçevesinde konuyu etraflıca değerlendirmiş ve Yargıtay içtihatlarına da değinerek terör örgütüne üye olma suçunun kişisel bir suç olduğunu, Yüksek Mahkeme üyelerinden farklı olarak hâkim ve Cumhuriyet savcıları yönünden ağır ceza mahkemesinin görevine giren suçüstü hâli bulunmasa da kişisel suçlarına ilişkin olarak soruşturma yürütülmesi için izin şartı bulunmadığını belirterek Vergi Mahkemesi üyesi (hâkim) olan başvurucunun tutuklanmasının kanuni dayanağının bulunduğu sonucuna varmıştır (ayrıntı için bkz. Yıldırım Turan [GK], B. No: 2017/10536, 4/6/2020, §§ 102-147).


46. Somut olayda anılan karardan ayrılmayı gerektiren bir durum söz konusu değildir. Dolayısıyla somut olayın koşullarında başvurucunun kanuna aykırı olarak tutuklandığı iddiası yerinde değildir. Bu itibarla başvurucu hakkında uygulanan tutuklama tedbirinin kanuni dayanağı bulunmaktadır.


47. Kanuni dayanağı bulunduğu anlaşılan tutuklama tedbirinin meşru bir amacının olup olmadığı ve ölçülülüğü incelenmeden önce tutuklamanın ön koşulu olan suçun işlendiğine dair kuvvetli belirti bulunup bulunmadığının değerlendirilmesi gerekir.


48. Düzce Sulh Ceza Hâkimliğinin tutuklama kararında başvurucu hakkında kuvvetli suç şüphesinin varlığına ilişkin olarak dosyada somut delillerin olduğu ifade edilmiştir. Ancak bu delillerin neler olduğu belirtilmemiştir (bkz. § 14).


49. Başvurucu hakkında hazırlanan iddianamede ise HSYK'nın meslekten çıkarılma kararına, başvurucunun haklarında FETÖ soruşturması yürütülen şahıslarla telefon irtibatının bulunduğuna dair HTS raporuna ve tanık beyanlarına dayanılmıştır (bkz. §§ 22-24).


50. Anayasa Mahkemesi daha önce verdiği birçok kararda görevden uzaklaştırma veya kamu görevinden ya da meslekten çıkarma şeklindeki idari kararların niteliğini dikkate alarak bu kararların verilmesinin karara muhatap olan kişiler bakımından suç işlediklerine dair kuvvetli bir belirti olarak kabulünün mümkün olmadığını değerlendirmiştir (Mustafa Baldır, B. No: 2016/29354, 4/4/2018 § 70; Mustafa Açay, B. No: 2016/66638, 3/7/2019, § 54; E.A., B. No: 2016/78293, 3/7/2019, § 57; Ali Aktaş, B. No: 2016/14178, 17/7/2019, § 53; Mustafa Özterzi, § 104; Zafer Özer, §§ 53-58). Somut olayda başvurucu yönünden de anılan kararlarda yer alan değerlendirmelerden ayrılmayı gerektiren bir durum söz konusu değildir.


51. Soruşturma mercilerinin başvurucunun haklarında FETÖ/PDY ile bağlantılı suçlardan soruşturma yürütülen kişilerle telefon görüşmelerinin olduğunu belirterek bu hususu da suçlamaya dayanak bir olgu olarak değerlendirdikleri görülmektedir. Başvurucu, belirtilen görüşmelerin görev nedeniyle mesleğe yönelik olarak yapıldığını savunmuştur. Soruşturma makamlarınca söz konusu telefon görüşmelerinin örgütsel bir ilişki çerçevesinde yapıldığı yönünde bir tespit ya da iddiada bulunulmadığı görülmektedir. Görüşmelerin içeriğine ilişkin herhangi veri de mevcut değildir. Ayrıca söz konusu görüşmelerin FETÖ/PDY'nin yargı alanındaki yöneticileriyle (imamlarıyla) gerçekleştirildiğine dair bir belirlemede de bulunulmamıştır. Öte yandan yargı mensuplarının yaklaşık üçte biri hakkında FETÖ/PDY ile bağlantılı suçlardan soruşturma yürütüldüğü, toplamda ise anılan suçlar dolayısıyla yüz binlerce kişi hakkında soruşturma açıldığı hatırda tutulmalıdır. Bu durumda somut olayın koşulları itibarıyla -içeriği belli olmayan- bu telefon görüşme kayıtlarının örgütsel bir ilişki bakımından kuvvetli suç belirtisi olarak kabulü mümkün görünmemiştir (aynı yöndeki değerlendirmeler için bkz. Mustafa Açay, § 61; Mustafa Özterzi, § 106).


52. Diğer taraftan soruşturma mercilerinin tanıkların başvurucu hakkındaki "2014 yılı HSYK seçimlerinde FETÖ/PDY ile bağlantısı olduğu bilinen adaylar lehine hareket ettiği" şeklindeki (bkz. § 23) beyanlara dayandığı görülmektedir. Tanıkların beyanları genel olarak başvurucunun HSYK üye seçimleri sürecindeki tutumlarına ilişkindir.


53. 2014 yılında yapılan HSYK üye seçimlerinde ilk derece mahkemelerinde görev yapan hâkim ve savcılar da aday olmuş ve oy kullanmışlardır. Belirlenen seçim sistemi uyarınca hâkim ve savcılar adli yargıdan yedi asıl, dört yedek; idari yargıdan üç asıl iki yedek üyeyi seçecek olup Yargıda Birlik Platformu (YBP) ile Yargıçlar Savcılar Birliği (YARSAV) seçimde destekledikleri adaylarını açıklamıştır. Bu iki yargı örgütünün desteklediklerinin dışında bazı adaylar seçime bağımsız olarak (bir başka adayla birlikte hareket etmeden) girdiklerini ifade etmişlerdir. Kendilerini bağımsız adaylar olarak tanımlayan ve seçim sürecinde hukuk çevrelerinde FETÖ/PDY ile bağlantılarının olduğuna dair iddialar bulunan -ve darbe teşebbüsünden sonra bu yapılanmayla iltisak ve irtibatlarının bulunduğu gerekçesiyle meslekten çıkarılmış olan- bu yargı mensupları lehine çok sayıda hâkim ve savcının propaganda faaliyetinde bulunduğu ve seçim çalışmalarına destek verdiği bilinmektedir. Nitekim yargı mensupları hakkında FETÖ/PDY ile bağlantılı suçlardan yürütülen soruşturmalar kapsamında alınan birçok şüpheli veya tanığın ifadelerinde bu hususa yer verilmiştir. Seçim sonuçları incelendiğinde seçime bağımsız olarak girdiğini beyan eden adli yargıdan on adayın binlerce hâkim savcıdan blok olarak oy aldığı ve bunlardan ikisinin HSYK yedek üyeliğine seçildiği, idari yargıdan ise beş adayın yüzlerce hâkimden blok olarak oy aldığı ve bunlardan ikisinin HSYK asıl üyeliğine seçildiği görülmektedir (Zafer Özer, § 60).


54. Bu kapsamda anılan seçim sürecinde örgütsel ilişki çerçevesinde söz konusu adaylar lehine propaganda faaliyetinde bulunmanın veya seçim çalışmalarına katılmanın yargı mensupları hakkında FETÖ/PDY ile bağlantılı suçlar bakımından yürütülen soruşturmalarda önemli bir olgu olarak değerlendirmesi söz konusu olabilir. Bununla birlikte tanıkların beyanlarında başvurucunun örgütsel bir ilişki içinde olduğu veya bu yönde bir eylem ve faaliyetin içinde yer aldığına ya da örgüt adına kendilerinden oy istediğine dair bir anlatım mevcut değildir. Bu itibarla tanıkların başvurucunun seçim sürecindeki bu tutumunun FETÖ/PDY lehine bir tavır olduğu yönündeki açıklamalarının herhangi bir olguya değil kişisel değerlendirme ve kanaatlerine dayalı olduğu görülmektedir (benzer değerlendirmeler için bkz. Zafer Özer,§ 61).


55. Öte yandan soruşturma evresinde dinlenen tanık beyanlarında başvurucunun darbe teşebbüsüyle veya teşebbüsün arkasındaki yapılanma olan FETÖ/PDY ile örgütsel bir ilişki içinde bulunduğu yönünde somut olguya dayalı bir ifade bulunmamaktadır. Tanık beyanlarında da anlatıldığı şekilde başvurucunun maddi imkânsızlıklar dolayısıyla 2005-2009 yılları arasında öğrencilik döneminde örgüt evlerinde kalmış olması tek başına örgütsel bir faaliyet olarak değerlendirilemeyecektir (Yargıtayın FETÖ/PDY ile iltisaklı yurtta kalmakla ilgili olarak aynı yöndeki değerlendirmeleri için bkz. § 29). Tanıkların 2014 yılında yapılan HSYK üye seçim dönemine ilişkin anlatımları ise kişisel kanaatlerin açıklanması niteliğinde olup (bkz. § 23) eylem bilgileri ihtiva etmemekte ve bu anlamda yargı makamlarının denetim yaparak söz konusu beyanları doğrulamasına ya da çürütmesine imkân vermemektedir (benzer değerlendirmeler için bkz. Recep Uygun, B. No: 2016/76351, 12/6/2018, § 43). Tanık beyanlarında başvurucunun FETÖ/PDY üyesi olduğuna, bu örgütle bir örgütsel bağlantısı olduğuna veya hangi örgütsel eylemlerde bulunduğuna ya da başvurucunun örgütsel konumuna ilişkin herhangi bir bilgi, vaka veya olguya yer verilmediği görülmektedir. Ayrıca başvurucu hakkındaki beyanların izlenim ve düşünceye dayalı olması, somut olgu barındırmaması dikkate alındığında söz konusu beyanların örgütsel bir faaliyet bakımından kuvvetli suç belirtisi olarak kabulü mümkün değildir.


56. Bu itibarla soruşturma belgelerinde yer alan tespit ve değerlendirmeler kapsamında somut olayda tutuklama için gerekli olan yargı makamlarının denetimini yapabilecek suç işlendiğine dair kuvvetli belirtinin yeterince ortaya konulamadığı sonucuna varılmıştır.


57. Varılan bu sonuç karşısında tutuklama nedenlerinin bulunup bulunmadığına ve tutuklamanın ölçülü olup olmadığına ilişkin ayrıca bir inceleme yapılmasına gerek görülmemiştir.


58. Açıklanan gerekçelerle suç işlediğine dair kuvvetli belirtiler ortaya konulmadan başvurucu hakkında tutuklama tedbirinin uygulanmasının kişi hürriyeti ve güvenliği hakkına ilişkin olarak olağan dönemde Anayasa'nın 19. maddesinin üçüncü fıkrasında yer alan güvencelere aykırı olduğu sonucuna ulaşılmıştır.


59. Bununla birlikte anılan tedbirin Anayasa'nın olağanüstü dönemlerde temel hak ve özgürlüklerin kullanımının durdurulmasını ve sınırlandırılmasını düzenleyen 15. maddesi kapsamında meşru olup olmadığının incelenmesi gerekir.


Muammer TOPAL bu görüşe katılmamıştır.


4. Anayasa'nın 15. Maddesi Yönünden


60. Anayasa Mahkemesi daha önceki pek çok kararında Anayasa'nın olağanüstü hâl döneminde temel hak ve özgürlüklerin kullanımının durdurulmasını ve sınırlandırılmasını düzenleyen 15. maddesinin suç işlendiğine dair belirtilerin varlığı ortaya konulmadan gerçekleştirilen tutuklamaları meşru kılmadığına, suç işlendiğine dair belirti olduğu ortaya konulmadan tutuklama tedbirinin uygulanmasının durumun gerektirdiği ölçüde bir müdahale olmadığına karar vermiştir (Şahin Alpay [GK], B. No: 2016/16092, 11/1/2018, §§ 105-110; Mehmet Hasan Altan (2), §§ 152-157; Turhan Günay [GK], B. No: 2016/50972, 11/1/2018, §§ 83-89; Mustafa Baldır, §§ 83-88).


61. Somut olayda bu kararlardan ayrılmayı gerektiren bir yön bulunmamaktadır. Bu nedenle -Anayasa'nın 15. maddesiyle birlikte değerlendirildiğinde de- Anayasa'nın 19. maddesinin üçüncü fıkrası bağlamında kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.


5. 6216 Sayılı Kanun'un 50. Maddesi Yönünden


62. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un 50. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:


"(1) Esas inceleme sonunda, başvurucunun hakkının ihlal edildiğine ya da edilmediğine karar verilir. İhlal kararı verilmesi hâlinde ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yapılması gerekenlere hükmedilir…


 (2) Tespit edilen ihlal bir mahkeme kararından kaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden yargılama yapmak üzere dosya ilgili mahkemeye gönderilir. Yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar bulunmayan hâllerde başvurucu lehine tazminata hükmedilebilir veya genel mahkemelerde dava açılması yolu gösterilebilir. Yeniden yargılama yapmakla yükümlü mahkeme, Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında açıkladığı ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden karar verir."


63. Başvurucu, tahliyesine karar verilmesi istemiyle birlikte maddi ve manevi zararlarına karşılık olarak toplam 1.000.000 TL tazminat talebinde bulunmuştur.


64. Anayasa Mahkemesinin Mehmet Doğan ([GK], B. No: 2014/8875, 7/6/2018) kararında ihlal sonucuna varıldığında ihlalin nasıl ortadan kaldırılacağı hususunda genel ilkeler belirlenmiştir. Anayasa Mahkemesi diğer bir kararında ise bu ilkelerle birlikte ihlal kararının yerine getirilmemesinin sonuçlarına da değinmiş ve bu durumun ihlalin devamı anlamına geleceği gibi ilgili hakkın ikinci kez ihlal edilmesiyle sonuçlanacağına da işaret etmiştir (Aligül Alkaya ve diğerleri (2), B. No: 2016/12506, 7/11/2019).


65. Bireysel başvuru kapsamında bir temel hakkın ihlal edildiğine karar verildiği takdirde ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırıldığından söz edilebilmesi için temel kural mümkün olduğunca eski hâle getirmenin yani ihlalden önceki duruma dönülmesinin sağlanmasıdır. Bunun için ise öncelikle ihlalin kaynağı belirlenerek devam eden ihlalin durdurulması, ihlale neden olan karar veya işlemin ve bunların yol açtığı sonuçların ortadan kaldırılması, varsa ihlalin sebep olduğu maddi ve manevi zararların giderilmesi, ayrıca bu bağlamda uygun görülen diğer tedbirlerin alınması gerekmektedir (Mehmet Doğan, §§ 55, 57).


66. Başvuruda, tutuklamanın hukuki olmaması nedeniyle Anayasa'nın 19. maddesinin üçüncü fıkrasının ihlal edildiğine karar verilmiştir. Soruşturma sürecinde 3/3/2017 tarihinde başvurucunun tahliyesine (bkz. § 21) karar verilmiş ve tutukluluk hâli sona ermiştir.


67. Öte yandan somut olayda ihlalin tespit edilmesinin başvurucunun uğradığı zararların giderilmesi bakımından yetersiz kalacağı açıktır. Başvurucunun kişi hürriyeti ve güvenliği hakkına yönelik müdahale nedeniyle yalnızca ihlal tespitiyle giderilemeyecek olan manevi zararları karşılığında başvurucuya net 30.000 TL manevi tazminat ödenmesine karar verilmesi gerekir.


68. Dosyadaki belgelerden tespit edilen 239,50 TL harç ve 3.000 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 3.239,50 TL yargılama giderinin başvurucuya ödenmesine karar verilmesi gerekir.


VI. HÜKÜM


Açıklanan gerekçelerle;


A. Tutuklamanın hukuki olmaması nedeniyle kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA OYBİRLİĞİYLE,


B. Tutuklamanın hukuki olmaması nedeniyle Anayasa'nın 19. maddesinin üçüncü fıkrası kapsamındaki kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE Muammer TOPAL'ın karşıoyu ve OYÇOKLUĞUYLA,


C. Başvurucuya net 30.000 TL manevi tazminat ÖDENMESİNE, tazminata ilişkin diğer taleplerin REDDİNE,


D. 239,50 TL harç ve 3.000 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 3.239,50 TL yargılama giderinin başvurucuya ÖDENMESİNE,


E. Ödemelerin, kararın tebliğini takiben başvurucunun Hazine ve Maliye Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına, ödemede gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadar geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,


F. Kararın bir örneğinin bilgi için Ankara 21. Ağır Ceza Mahkemesine (E.2019/169) GÖNDERİLMESİNE,


G. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE 9/6/2020 tarihinde karar verildi.


 


 


 


KARŞIOY GEREKÇESİ


Başvurucu hakkında düzenlenen iddianamede FETÖ/PDY’ye ve bu örgütün yargıdaki yapılanmasına ilişkin genel açıklamaların yer aldığı, başvurucunun gerek organik olarak gerekse örgütsel nitelikli eylemleri bakımından FETÖ/PDY hiyerarşisi içinde yer aldığı; başvurucunun kullanmakta olduğu cep telefonu üzerinde yapılan HTS analizi sonucu düzenlenen rapor içeriğine göre hakkında FETÖ/PDY ile bağlantılı suçlardan soruşturma yürütülen kişilerle telefon irtibatının bulunduğu; başvurucunun 2014 yılı HSYK seçimlerinde sözde bağımsız görünen örgüt adayları lehine hareket ettiği ileri sürülmüştür.


Tanık beyanlarından, başvurucunun fakülte hayatı boyunca FETÖ/PDY örgütüne ait evlerde kaldığı, HSYK seçimi öncesinde ve sonrasında YBP adaylarının ve YBP çizgisinin dışında duruş sergilediği ve bu duruşunun o dönemde bağımsız olarak adlandırılan adaylar lehine olduğu; başvurucunun FETÖ irtibatı olduğu gerekçesi ile sonradan meslekten çıkartılan hâkim ve savcılar ile birlikte hareket ettiği, başvurucunun 2014 yılı HSYK seçimlerinde bağımsız görünümlü örgüt adayları lehine hareket ettiği, HSYK seçim sürecinde, daha sonra FETÖ irtibatı nedeniyle meslekten ihraç edilen Şırnak Cumhuriyet Savcısı F.E. ve eşi Şırnak Hâkimi F.E.’nin, seçim öncesinde çok iyi görüşmedikleri halde sonrasında başvurucu ile dikkat çekici bir şekilde birden samimi oldukları, daha sonra FETÖ irtibatı nedeniyle meslekten ihraç edilen, HSYK adayı İ.Ç.’nin, seçim öncesinde Şırnak iline geldiği ve seçime yönelik yemekli bir toplantı yapıldığı; bu toplantı öncesinde F.E.’nin tanığı arayarak toplantıya davet ettiği, ancak tanığın katılamayacağını çünkü bu tür toplantıların HSYK seçimlerinde bağımsız görünüm altında seçimlere giren paralel yapı adaylarına oy istemek için yapıldığını, kendisinin YBP’yi desteklediğini beyan ettiği; bu toplantıyı F. ve F. E. ile Şırnak eski Cumhuriyet Başsavcısı, FETÖ irtibatı nedeniyle meslekten ihraç edilen M.A.’nın organize ettiği ve başvurucunun da bu toplantıya katıldığı; tanığın bu toplantıdan sonra başvurucu ile birlikte F.E.’nin evine gittikleri; orada F.E.’nin tanığa, İ.Ç.’nin halen Şırnak ilinde olduğunu, otelden ayrılmadığını, Şırnak eski Cumhuriyet Başsavcısı, FETÖ irtibatı nedeniyle meslekten ihraç edilen M.A.’nın da orada olduğunu, her ikisinin de tanıkla görüşmek istediklerini, HSYK seçimlerinde bağımsız adayların kazanması gerektiğini söyleyerek, tanığın da bağımsız adaylara oy vermesini istedikleri; tanığın bağımsız adaylara oy vermeyeceğini, YBP adaylarını destekleyeceğini söylemesi üzerine F.E.’nin tanığa 'sizin hükümeti destekleyecek kadar omurgasız olduğunuzu fark etmemiştim, yarın tayin olacaksınız, kim kazanırsa kazansın bizim tanıdığımız insanlar orada olacak, ona göre davranın' dediği; orada bulunan başvurucunun da F.E.’nin bu sözünü desteklediği; tanığın moralinin çok bozulduğu; başvurucunun kendisine 'F.E. doğru söylüyor, ben özgür düşünceden yanayım' gibi sözler söylediği; o günden sonra başvurucu dahil, FETÖ irtibatları nedeniyle meslekten ihraç edilen diğer meslektaşlarının adliyede ve sosyal çevresinde tanığı dışladıkları, mecbur kalmadıkça görüşmedikleri, tüm iş yükünün üzerinde kaldığı, nöbetlerin sıklıkla yazıldığı, hâkimi izinli/raporlu mahkemelere görevlendirildiği; yine seçim öncesinde başvurucunun evinde otururken, televizyonda FETÖ elebaşının beddua görüntülerinin yayınlandığı; tanığın bu görüntüye olumsuz yorumlar yaptığı; bunun üzerine başvurucunun annesinin tanığa bu şekilde konuşmamasını söylediği; aynı şekilde başvurunun da 'Sibel böyle konuşmanı istemiyorum' diyerek tepki gösterdiği; HSYK seçimlerinin yapıldığı gün FETÖ irtibatları nedeniyle meslekten ihraç edilen Şırnak ve mülhakat adliyelerinde görevli bayan hakimlerin FETÖ irtibatı nedeniyle meslekten ihraç edilen Şırnak Hâkimi D. Hanımın odasında toplandıkları; orada F.E.’nin seçimlerde kimin kazanacağının belli olduğu gibi şeyler söylediği; başvurucunun da onları desteklediği; seçim sonrasında Doğu ve Güneydoğu illerindeki sandıklardan sonuçların gelmeye başladığı; bağımsız görünümlü paralel yapı adaylarının oyları daha fazla çıkınca başvurucunun ve diğerlerinin sevindiği; başvurucunun sözde bağımsız, paralel yapı adaylarını desteklediğini eylem ve söylemleriyle açıkça belli ettiği anlaşılmıştır.


Soruşturma mercilerinin tanıkların başvurucu hakkındaki "2014 yılı HSYK seçimlerinde FETÖ/PDY ile bağlantısı olduğu bilinen adaylar lehine hareket ettiği" şeklindeki beyanlara dayandığı görülmektedir. Tanıkların beyanları genel olarak başvurucunun HSYK üye seçimleri sürecindeki tutumlarına ilişkindir. Seçim sürecinde örgütsel ilişki çerçevesinde söz konusu adaylar lehine propaganda faaliyetinde bulunmanın veya seçim çalışmalarına katılmanın yargı mensupları hakkında FETÖ/PDY ile bağlantı bakımından yürütülen soruşturmalarda önemli bir olgu olarak değerlendirilmesi gereklidir. Bu tanıkların beyanlarında başvurucunun örgütsel bir ilişki içinde olduğuna veya bu yönde bir eylem ve faaliyetin içinde yer aldığına ya da örgüt adına kendilerinden oy istediğine dair bir anlatım mevcuttur. Bu itibarla tanıkların, başvurucunun seçim sürecindeki bu tutumunun FETÖ/PDY lehine bir tavır olduğu yönündeki açıklamalarının kişisel değerlendirme ve kanaatlerine dayalı olduğu görülmekle birlikte, başvurucunun FETÖ/PDY üyesi olduğu yönündeki iddianameyi güçlendirdiği göz ardı edilemez.


Tanık beyanlarından başvurucunun FETÖ/PDY üyesi olduğu, bu örgütle bir örgütsel bağlantısının bulunduğu sonucuna varılmaktadır. Bu aşamada başvurucunun örgütsel konumu önem arz etmektedir. Ayrıca başvurucu hakkındaki beyanların izlenim ve düşünceye dayalı olması, örgütsel bir faaliyet bakımından kuvvetli suç belirtisi olarak kabulüne engel değildir. Nitekim FETÖ/PDY yargılamalarında, darbeye fiilen katılan sanıklar dışındaki sanıklar hakkındaki iddiaların büyük çoğunluğu tanıkların beyanlarındaki izlenim ve düşüncelere dayalıdır. Örgütün yapısından kaynaklanan bu durum, izlenim ve düşünceden öteye olgusal tanıklıklara pek az izin vermektedir. Bu durum Anayasa Mahkemesi tarafından 15 Temmuz 2016 tarihindeki darbe girişimi sonrasında verilen “Alpaslan Altan” ve “Erdal Tercan” kararlarında “sosyal çevre bilgisi” adı altında kavramsallaştırılmıştır.


Bu itibarla soruşturma belgelerinde yer alan tespit ve değerlendirmeler kapsamında somut olayda tutuklama için gerekli olan yargı makamlarının denetimini yapabileceği, suç işlendiğine dair kuvvetli belirtinin yeterince ortaya konulduğu anlaşıldığından, çoğunluğun aksi yöndeki kararına katılmadım.


 


 


 


 


Üye


 Muammer TOPAL

Anayasa Mahkemesi Haberleri

Yarsav Başkanının bireysel başvurusunun reddine ilişkin AYM kararı

TÜRKİYE CUMHURİYETİANAYASA MAHKEMESİ  BİRİNCİ BÖLÜM KARAR MURAT ARSLAN BAŞVURUSU(Başvuru Numarası: 2018/15422) Karar Tarihi: 22/7/2020R.G. Tarih ve Sayı: 22/9/2020-31252 BİRİNCİ BÖLÜM KARAR Başkan:Hasan Tahsin GÖKCANÜyeler:Serdar ÖZGÜLDÜR  Hicabi DUR

Fetö bağlantısı nedeniyle meslekten çıkartılan ve tutuklanan hakim hakkında hak ihlali kararı

3. Esas Yönündena. Genel İlkeler42. Genel ilkeler için bkz. Metin Evecen, B. No: 2017/744, 4/4/2018, §§ 47-52; Zafer Özer, B. No: 2016/65239, 9/1/2020, §§ 38-45.b. İlkelerin Olaya Uygulanması43. Somut olayda öncelikle başvurucunun tutuklanmasının kanuni dayanağının olup olmadığının belirlenmesi gere

Eşe veya Kardeşe Karşı İşlenen Kasten Yaralama Suçunun Şikâyet Aranmaksızın Takip Edilmesinin Anayasa’ya Aykırı Olmadığı

Eşe veya Kardeşe Karşı İşlenen Kasten Yaralama Suçunun Şikâyet Aranmaksızın Takip Edilmesinin Anayasa’ya Aykırı OlmadığıAnayasa Mahkemesi 11/6/2020 tarihinde E.2019/2 numaralı dosyada, eşe veya kardeşe karşı işlenen kasten yaralama suçunun şikâyet aranmaksızın takip edilmesini ve eşe yönel

Önceki Haber

İşyerinde erkek çalışanın kadınlar tuvaletine girmesi haklı fesih nedenidir

Sonraki Haber

‘Dünyanın en güzel kadını, sana sırılsıklam aşığım, seni görmek istiyorum şeklindeki mesajın cinsel taciz suçunu oluşturacağı