Aldatan eşin partnerine karşı açılan davanın reddine ilişkin karara yönelik başvuruya ilişkin AYM kararı

25.3.2021 22:57:34

48. Meşru beklenti, objektif temelden uzak bir beklenti olmayıp belirli bir kanun hükmüne veya başarılı olma ihtimalinin yüksek olduğunu gösteren yerleşik bir yargı içtihadına ya da ayni menfaatle ilgili hukuki bir işleme dayanan yeterli derecede somut nitelikteki bir beklentidir (Selçuk Emiroğlu, B. No: 2013/5660, 20/3/2014, § 28; Mehmet Şentürk, § 42). Dolayısıyla Anayasa ve Sözleşme'nin ortak koruma kapsamında olan meşru beklentiye dayalı mülkiyet hakkının tespiti mevcut hukuk sisteminde iddia edilen mülkiyet iddiasının tanınmasına bağlı olup bu tespit, mevzuat hükümleri ve yargı kararları ile yapılmaktadır (Üçgen Nakliyat Ticaret Ltd. Şti., B. No: 2013/845, 20/11/2014, § 37). Temelsiz bir hak kazanma beklentisi veya sadece mülkiyet hakkı kapsamında ileri sürülebilir bir iddianın varlığı meşru beklentinin kabulü için yeterli değildir (Kemal Yeler ve Ali Arslan Çelebi, § 37).


49. Başvurucu, tazminat davasının reddedilmesinden yakınmaktadır. Başvurucunun davasında, Yargıtay Dairesinin evlilik birliği devam ederken eşlerden biri ile evli olduğunu bilerek birlikte olan üçüncü kişi aleyhine aldatılan eş lehine tazminata karar verilemeyeceği yönündeki kararına istinaden davanın reddine karar verilmiştir. Her ne kadar aynı hususta Yargıtay HGK'nın aldatılan eş lehine karar verilebileceği yönünde kararları varsa da bu kararların meşru beklenti oluşturacak şekilde yerleşik içtihat hâline gelmediği, aksine Yargıtay İçtihatları Birleştirme Büyük Genel Kurulu tarafından içtihadın Daire kararı doğrultusunda birleştirildiği görülmüştür.



TÜRKİYE CUMHURİYETİ


ANAYASA MAHKEMESİ


 


 


BİRİNCİ BÖLÜM


 


KARAR


 


DİANA KUTLAR BAŞVURUSU


(Başvuru Numarası: 2017/33788)


 


Karar Tarihi: 10/2/2021


 


BİRİNCİ BÖLÜM


 


KARAR


 


 


Başkan


:


Hasan Tahsin GÖKCAN


Üyeler


:


Muammer TOPAL


 


 


Recai AKYEL


 


 


Yusuf Şevki HAKYEMEZ


 


 


Selahaddin MENTEŞ


Raportör


:


Eren Can BENAKAY


Başvurucu


:


Diana KUTLAR


 


I. BAŞVURUNUN KONUSU


1. Başvuru, evlilik birliği devam ederken eşin evli olduğunu bilerek eşle ilişki yaşayan üçüncü kişiye karşı diğer eş tarafından açılan manevi tazminat davasının aynı konudaki lehe Yargıtay Hukuk Genel Kurulu kararına rağmen reddedilmesi nedeniyle mülkiyet ve adil yargılanma haklarının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.


II. BAŞVURU SÜRECİ


2. Başvuru 25/8/2017 tarihinde yapılmıştır.


3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.


4. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir.


5. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.


6. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık görüş bildirmiştir.


7. Başvurucu, Bakanlığın görüşüne karşı beyanda bulunmamıştır.


III. OLAY VE OLGULAR


8. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ilgili olaylar özetle şöyledir:


9. Başvurucu, eşi ile M.G.nin -eşinin evli olduğunu M.G.nin bilmesine rağmen- ilişki yaşadıklarını belirterek M.G.ye (davalı) karşı 13/9/2013 tarihinde manevi tazminat davası açmıştır. Dava dilekçesinde başvurucu, yaşanan olayları anlattıktan sonra davalının onurunu kırdığını ve kendisini küçük düşürdüğünü belirterek kişilik haklarına yapılan ağır saldırı sonucunda oluşan manevi zararın karşılanması gerektiğini iddia etmiştir.


10. İstanbul 24. Asliye Hukuk Mahkemesi (Mahkeme) 2/7/2014 tarihinde davayı kısmen kabul etmiş ve başvurucuya 40.000 TL manevi tazminatın faizi ile birlikte ödenmesine karar vermiştir. Kararda, davalının başvurucunun eşinin evli olduğunu bilerek onunla ilişki yaşadığı belirtilmiştir. Söz konusu ilişkinin başvurucunun hamilelik dönemine ve yeni doğum yaptığı döneme rast geldiği ifade edilmiştir. Davalının eyleminin başvurucuya karşı kişilik haklarına ağır saldırı teşkil edecek nitelikte haksız eylem olduğu ve bu eylem nedeniyle de başvurucunun manevi zarara uğradığı söylenmiştir.


11. Davalı 8/8/2014 tarihinde mahkeme kararını temyiz etmiştir. Dilekçesinde hakkında başlatılan icra takibi neticesinde mahkeme kararından haberdar olduğunu belirtmiştir. Mahkeme kararının kanuna aykırı olduğunu belirterek gerekçeli kararın tebliğinden itibaren temyiz sebeplerini vereceği ek dilekçe ile bildireceğini ifade etmiştir.


12. Başvurucu 16/9/2014 tarihinde temyiz dilekçesine cevap vermiş ve aynı zamanda mahkeme kararını temyiz etmiştir. Dilekçesinde temyiz dilekçesinin bir kez verilebileceğini belirterek davalı tarafından verilecek ek temyiz dilekçesinin dikkate alınmaması gerektiğini ve faiz işleme tarihinin yanlış belirlendiğini ifade etmiş, bununla birlikte hükmedilen manevi tazminat tutarının az olduğundan yakınmıştır. Bu sebeple mahkeme kararının belirttiği şekilde düzeltilerek onanmasını talep etmiştir.


13. Bu arada başvurucu ile eşi, İstanbul Anadolu 12. Aile Mahkemesinin 22/1/2015 tarihli kararıyla boşanmıştır. Kararın boşanmaya yönelik kısmı Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin 29/2/2016 tarihli kararıyla onanmıştır.


14. Davalı 27/2/2015 tarihinde ek temyiz dilekçesini vermiştir. Dilekçesinde Mahkemenin eksik inceleme neticesinde karar verdiğini belirtmiştir. Zira yaşamış olduğu ilişkiden başvurucunun iki yıla yakın bir süredir haberdar olduğunu ve bu durumun başvurucunun ilişkiye rıza gösterdiğini açıkça ortaya koyduğunu ifade etmiştir. Öte yandan başvurucu ile eşi arasında açılan boşanma davasının bekletici mesele yapılması gerektiğini ileri sürmüştür.


15. Yargıtay 4. Hukuk Dairesi (Daire) 22/12/2015 tarihinde mahkeme kararını bozmuştur. Kararda, evlenmeyle eşler arasında kurulan aile birliğinin taraflara yüklediği ödevlerin ihlali veya yerine getirilmemesi durumunda bu yükümlülüğü yerine getirmeyen eş 22/11/2011 tarihli ve 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'ndaki sonuçların boşanma sebebi ve boşanmanın olması durumunda bu olaylar yüzünden kişilik hakları saldırıya uğradığında eşin manevi tazminat talep edebileceği şeklinde olduğu belirtilmiştir. 4721 sayılı Kanun'daki düzenlemenin dava dışı eşin evlenme ile kurulan aile birliğinin tarafı olması sıfatından kaynaklandığı zira dava dışı eş kendi iradesi ile bu birliğin tarafı olmayı kabul ederek Kanun'un kendisine tanıdığı hak ve yükümlülükler altına girdiği ifade edilmiştir. Davalının doğrudan başvurucunun bedensel veya ruhsal bütünlüğüne yönelik hukuka aykırı bir fiilde bulunduğundan söz edilemeyeceği zira Kanun'da yükümlülüğünü ihlal eden eşin eylemini birlikte gerçekleştirdiği kişiler yönünden herhangi bir düzenleme bulunmadığı söylenmiştir. Öte yandan davalının işlenen fiilden asli olarak sorumlu tutulamayacağından haksız fiil hükümlerinin uygulanamayacağı ve yine işlenen fiil müstakilen ve asli olarak işlenebilir bir fiil olmaması nedeniyle iştirak hükümlerinin de uygulanamayacağı dile getirilmiştir.


16. Mahkeme bozma kararına uyarak 10/3/2016 tarihinde davayı reddetmiştir. Kararda yukarıda belirtilen bozma kararında yer alan gerekçelere yer verilmiştir.


17. Başvurucu 28/4/2016 tarihinde mahkeme kararını temyiz etmiştir. Dilekçesinde, davalının kendisine arayarak ve elektronik posta yoluyla ulaşarak kişilik haklarını ihlal ettiğini söylemiştir. Her ne kadar Dairenin bozma kararına uyularak karar verilse de Dairenin aynı konuya ilişkin olarak farklı verdiği kararlar bulunduğunu ve söz konusu durumun eşitlik ilkesini ihlal ettiğini belirtmiştir. Davalının evli olduğunu bilerek eski eşi ile yaşamış olduğu ilişkinin kişilik haklarını ihlal ettiğini vurgulayarak kendisine manevi tazminat ödenmesi gerektiğini ifade etmiştir.


18. Daire 13/10/2016 tarihinde temyiz talebini reddederek mahkeme kararını onamıştır.


19. Başvurucu 29/11/2016 tarihinde Daire kararının düzeltilmesini talep etmiştir. Dilekçesinde, temyiz dilekçesinde ileri sürdüğü hususları tekrar etmiştir.


20. Başvurucu 30/5/2017 tarihinde karar düzeltme istemine ilişkin ek dilekçe vermiştir. Dilekçesinde Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun (Yargıtay HGK) 22/3/2017 tarihli kararı uyarınca evli kişi ile ilişki yaşayan kişinin söz konusu eyleminin aldatılan eşe karşı haksız fiil niteliğinde olduğu ve anılan eylem nedeniyle oluşan manevi zarardan sorumlu tutulması gerektiği belirtilmiştir.


21. Daire 22/6/2017 tarihli kararıyla başvurucunun karar düzeltme talebini reddetmiştir.


22. Nihai karar başvurucuya 1/8/2017 tarihinde tebliğ edilmiştir. Başvurucu 28/8/2017 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur.


IV. İLGİLİ HUKUK


A. Mevzuat Hükümleri


23. 4721 sayılı Kanun'un 185. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:


 “Evlenmeyle eşler arasında evlilik birliği kurulmuş olur.


...


Eşler birlikte yaşamak, birbirine sadık kalmak ve yardımcı olmak zorundadırlar."


24. 11/1/2011 tarihli ve 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 49. maddesi şöyledir:


 “Kusurlu ve hukuka aykırı bir fiille başkasına zarar veren, bu zararı gidermekle yükümlüdür.


Zarar verici fiili yasaklayan bir hukuk kuralı bulunmasa bile, ahlaka aykırı bir fiille başkasına kasten zarar veren de, bu zararı gidermekle yükümlüdür.”


25. 6098 sayılı Kanun'un 58. maddesinin birinci fıkrası şu şekildedir:


"Kişilik hakkının zedelenmesinden zarar gören, uğradığı manevi zarara karşılık manevi tazminat adı altında bir miktar para ödenmesini isteyebilir.”


B. Yargıtay İçtihadı


26. Başvurucunun dilekçesine eklediği Yargıtay HGK'nın 22/3/2017 tarihli ve E.2017/1334, K.2017/545 sayılı kararının ilgili kısmı şu şekildedir:


"...


Sonuç itibariyle, davalının davacının eşi ile evli olduğunu bilerek duygusal ve cinsel ilişkiye girdiğinin tarafların ve mahkemenin kabulünde olmasına göre; davalının sorumluluğu ahlaka ve adaba aykırılık nedeniyle gerçekleşen 'haksız fiil'den kaynaklanmakta; dava da yasal dayanağını haksız fiile ilişkin hükümlerden almaktadır.


Türk Medeni Kanunu'nun 185. maddesinde yer alan 'evlenmeyle eşler arasındaki evlilik birliği kurulmuş olur... Eşler birlikte yaşamak, birbirine sadık kalmak ve yardımcı olmak zorundadırlar.' biçimindeki düzenleme gereğince, evli bir kimsenin evlilik dışı birlikteliği, diğer eşin sosyal kişilik değerlerine saldırı niteliğindedir. Bu eyleme evliliği bilerek katılan kişi de diğer eşin uğradığı zarardan sorumludur. Ayrıca eşlerin bu yüzden boşanmış olup olmaları da önem taşımaz.


Bu nedenlerle somut olayda mahkemece davalının açıklanan şekilde gerçekleşen eyleminden sorumluluğu kabul edilerek davacı eş yararına tazminata hükmedilmesi yerindedir.


..."


27. Yargıtay İçtihatları Birleştirme Büyük Genel Kurulunun 6/7/2018 tarihli ve E.2017/5, K.2018/7 sayılı kararının ilgili kısmı şu şekildedir:


"...


Konumuz açısından üçüncü kişinin fiilinin haksız fiil olarak nitelendirilebilmesine olanak bulunmadığından sadece aldatma fiiline iştirak etmesi nedeniyle, aldatan eşle birlikte TBK'nun 61. maddesi çerçevesinde müteselsilen sorumlu tutulabilmesi mümkün değildir.


Görüldüğü üzere evlilik birliği devam ederken eşlerden biri ile evli olduğunu bilerek birlikte olan üçüncü kişinin, aldatılan eşe karşı manevi tazminat sorumluluğu ile ilgili olarak kanunlarımızda özel bir tazminat hükmü yer almamasına rağmen, haksız fiile ilişkin genel koşulları da taşımayan eyleminden dolayı üçüncü kişi aleyhine yargı kararıyla tazminat sorumluluğu ihdas edilmesi, evlilik birliğinin ve aile bütünlüğünün korunması gibi saiklerle dahi kabul görmemelidir.


Hemen belirtilmelidir ki, üçüncü kişinin katıldığı aldatma eylemi ile bağlantılı olmakla birlikte sadakatsizlik olgusundan farklı olarak, bağımsız, özel ve nitelikli bir kişilik hakkı ihlali durumunda, eş söyleyişle üçüncü kişinin doğrudan aldatılan eşin kişilik değerlerine yönelik hukuka aykırı bir fiilde bulunması durumunda manevi tazminat sorumluluğunun doğacağında tereddüt bulunmamaktadır.


Bu kapsamda örneğin, aldatma eylemi ile bağlantılı olarak üçüncü kişinin, aldatılan eşin konut dokunulmazlığını ihlal etmesi, özel yaşamına müdahale etmesi, sır alanına girmesi, ele geçirdiği bazı özel bilgileri ifşa etmesi, kullandığı söz ve diğer ifadeler ile onur ve saygınlığını zedelemesi gibi eylemlerinde hukuka aykırılık unsurunun gerçekleştiği şüphesizdir.


Hâl böyle olunca, üçüncü kişi tarafından gerçekleştirilen başkaca bir kişilik hakkı ihlali bulunmadıkça, salt evli bir kişiyle birlikte olmak şeklindeki eyleminden dolayı aldatılan eşin üçüncü kişiden manevi tazminat isteyebilmesinin mümkün bulunmadığı sonuç ve kanaatine varılmıştır.


..."


V. İNCELEME VE GEREKÇE


28. Mahkemenin 10/2/2021 tarihinde yapmış olduğu toplantıda başvuru incelenip gereği düşünüldü:


A. Hakkaniyete Uygun Yargılanma Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia


1. Başvurucuların İddiaları ve Bakanlık Görüşü


29. Başvurucu; davalının tazminat ödemesi gerektiği yönünde Yargıtay HGK'nın 22/3/2017 tarihli kararı olduğu ve karar düzeltme aşamasında bu kararı sunduğu hâlde dikkate alınmayarak davasının reddedilmesi nedeniyle adil yargılanma hakkının ve eşitlik ilkesinin ihlal edildiğini ileri sürmüştür.


30. Bakanlık görüşünde, başvurucunun şikâyetinin evli olduğunu bilmesine rağmen aldatan eşi ile birlikte olan üçüncü kişiye karşı kişilik haklarına saldırı sebebiyle açtığı tazminat davasının reddedilmesine ilişkin olduğu belirtilerek şikâyetlerin özel hayata saygı hakkı kapsamında dikkate alınması gerektiği ifade edilmiştir.


2. Değerlendirme


31. Anayasa'nın "Hak arama hürriyeti" kenar başlıklı 36. maddesinin birinci fıkrası şöyledir:


"Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir."


32. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılan hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini kendisi takdir eder (Tahir Canan, B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16). Somut olayda başvurucunun özel hayata saygı hakkına ilişkin açık bir şikâyeti bulunmamaktadır. Başvurucunun şikâyeti, emsal Yargıtay HGK kararı olmasına rağmen davasının reddedilmesine ilişkin olduğundan adil yargılanma hakkının güvencelerinden biri olan hakkaniyete uygun yargılanma hakkı kapsamında inceleme yapılmıştır.


33. Somut olayda ilk derece mahkemesi başvurucu lehine tazminat ödenmesine karar vermiş ise de Daire, kararı bozmuştur. Daire kararında; davalının doğrudan başvurucunun bedensel veya ruhsal bütünlüğüne yönelik hukuka aykırı bir fiilde bulunduğundan söz edilemeyeceği, Kanun'da yükümlülüğünü ihlal eden eşin eylemini birlikte gerçekleştirdiği kişiler yönünden sorumluluk getiren düzenleme bulunmadığı, davalının işlenen fiilden asli olarak sorumlu tutulamayacağından haksız fiil hükümlerinin de uygulanamayacağı ve yine işlenen fiil müstakilen ve asli olarak işlenebilir bir fiil olmaması nedeniyle iştirak hükümlerinin de uygulanamayacağı gerekçelerine dayanılmıştır. İlk derece mahkemesi bozma kararına uyarak davanın reddine karar vermiştir (bkz. §§ 15, 16).


34. Hukuk kurallarının ne şekilde yorumlanacağı veya birden fazla yorumunun mümkün olduğu durumlarda bu yorumlardan hangisinin benimseneceği derece mahkemelerinin yetkisinde olan bir husustur. Anayasa Mahkemesinin bireysel başvuruda derece mahkemelerince benimsenen yorumlardan birine üstünlük tanıması veya derece mahkemelerinin yerine geçerek hukuk kurallarını yorumlaması bireysel başvurunun amacıyla bağdaşmaz. Anayasa Mahkemesinin kanunilik ilkesi bağlamındaki görevi, hukuk kurallarının birden fazla yorumunun varlığının hukuki belirlilik ve öngörülebilirliği etkileyip etkilemediğini tespit etmektir (Mehmet Arif Madenci, B. No: 2014/13916, 12/1/2017, § 81).


35. Öte yandan yargısal kararlardaki değişiklikler, hukukun dinamizmini ve mahkemelerin yaklaşımlarını yaşanan gelişmelere uyarlama kabiliyetlerini yansıtması yönüyle olumludur. Ancak uygulamadaki birlikteliği sağlaması beklenen yüksek mahkemeler içinde yer alan dairelerin benzer davalarda tatmin edici bir gerekçe göstermeksizin farklı sonuçlara ulaşması, bir kararın belirli bir daireye düştüğü takdirde onanacağı, başka bir daire tarafından ele alındığı takdirde bozulacağı gibi ihtimale dayalı ve birbirine zıt sonuçları ortaya çıkarır. Bu ise hukuki belirlilik ve öngörülebilirlik ilkelerine ters düşecektir. Ayrıca böyle bir algının toplumda yerleşmesi hâlinde bireylerin yargı sistemine ve mahkeme kararlarına duymaları beklenen güven zarar görebilir (Türkan Bal [GK], B. No: 2013/6932, 6/1/2015, § 64).


36. Anayasa Mahkemesi; bu noktada derece mahkemelerinin hukuk kurallarını yorumlamasından kaynaklanan içtihat farklılığının süregelen bir hâl aldığı, başka bir anlatımla kısa sayılamayacak bir zaman dilimi içinde uygulamada birliğin sağlanamadığı durumlarda uygulamadaki tutarsızlıkları ortadan kaldıracak nitelikteki tedbirlerin önemine işaret etmektedir (Yasemin Bodur, B. No: 2017/29896, 25/12/2018, § 43).


37. Hukukun üstünlüğü ilkesi gereği yargı sistemine olan güveni sağlamak ve korumakla yükümlü olan devlet, aynı yargı koluna dâhil mahkemeler arasındaki derin ve süregelen içtihat farklılıklarını ortadan kaldırabilecek nitelikte bir mekanizmayı kurmak ve bu mekanizmanın etkin bir şekilde işleyişini sağlayacak düzenlemeler yapmakla yükümlüdür. Bu yükümlülük, adil yargılanma hakkının güvencelerinden biri olarak kabul edilmelidir. (Engin Selek, B. No: 2015/19816, 8/11/2017, § 58).


38. Esas itibarıyla hukuk kurallarını yorumlama ve uygulama yetkisine sahip olan derece mahkemelerinin içtihat değişikliğine gitmiş olması tek başına adil yargılanma hakkının ihlali olarak kabul edilemez. Ancak bu yargısal içtihat farklılıklarının hukuk güvenliği ve hukuki belirlilik ilkelerini zedelememesi için en önemli görev yüksek mahkemelere düşmektedir. Yüksek mahkemeler, yargı sistemine olan güveni sağlamak amacıyla aynı yargı koluna dâhil mahkemeler arasındaki derin ve süregelen içtihat farklılıklarını ortadan kaldırabilecek nitelikteki mekanizmaları çalıştırarak söz konusu içtihat farklılıklarını ortadan kaldırmalıdır. Bu bağlamda yargılamanın hakkaniyeti bağlamında hukuk devleti ile hukuk güvenliği ilkelerine uyulduğundan söz edilebilmesi için öncelikli olan, ilgili yargısal süreçte oluşabilecek içtihat farklılığının giderilmesidir (Ertan Yılmaz [GK], B. No: 2018/14445, 12/12/2019, § 62).


39. Bu bağlamda, evlilik birliği devam ederken eşlerden biri ile evli olduğunu bilerek birlikte olan üçüncü kişiye karşı diğer eş tarafından manevi tazminat davasının açılabilirliği konusunda yaşanan içtihat farklılığını gidermek için içtihadı birleştirme yolunun işletildiği görülmektedir. Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kurulunun 6/7/2018 tarihli kararında; anılan hususta Yargıtay 4. Hukuk Dairesi ile Yargıtay Hukuk Genel Kurulu arasında içtihat farklılığı olduğu belirtilmiş ve kararlar arasındaki aykırılığın içtihatların birleştirilmesi yoluyla giderilmesine karar verildiği ifade edilmiştir.


40. Anılan Kurul; ilgili kanunları, kavram ve kurumları (haksız fiil sorumluluğu; -hukuka aykırı fiil, zarar, nedensellik bağı, kusur- ahlaka aykırı fiilden kaynaklanan haksız fiil sorumluluğu, kişilik hakları, sadakat yükümlülüğü, eşler arasındaki sadakat yükümlülüğünün ihlalinin sonuçları, zina) ve bilimsel görüşleri değerlendirmiş ve evlilik birliği devam ederken eşlerden biri ile evli olduğunu bilerek birlikte olan üçüncü kişiden aldatılan eşin -salt bu nedene dayalı olarak- manevi tazminat isteyemeyeceği sonucuna varmıştır.


41. Bu itibarla başvurucunun dava açtığı tarihte Daire ve Yargıtay HGK arasında aynı mahiyetteki olayların hukuki yorumuna ilişkin farklılıklar mevcut ise de bu farklılıkların Yargıtay tarafından içtihadı birleştirme yoluyla giderildiği anlaşılmaktadır. Ayrıca mahkemelerin değişen koşullar, toplumsal ihtiyaçlar ve günün gereklerine uygun hareket edebilme yönünden mevcut olan yorumlarını terk ederek yeni bir yaklaşım benimsemesi mümkün olup bu husus kişiler için öngörülemez nitelikte değildir. Dolayısıyla başvurucunun iddiasına dayanak yaptığı kanun hükümlerine ilişkin olarak birbiriyle çelişen birden fazla yorum mevcut ise de Daire tarafından benimsenen yorumun Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kurulu kararında da benimsenmiş olduğu nazara alındığında varılan sonucun yargılamanın hakkaniyetini zedelemediği sonucuna varılmaktadır.


42. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının diğer kabul edilebilirlik şartları yönünden incelenmeksizin açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.


B. Mülkiyet Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia


1. Başvurucunun İddiaları


43. Başvurucu, manevi tazminat davasının reddedilmesi nedeniyle mülkiyet hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.


44. Bakanlık görüşünde, mülkiyet hakkı konusunda herhangi bir husus belirtilmemiştir.


2. Değerlendirme


45. Bir anayasal hak ihlali iddiasının Anayasa Mahkemesinin konu bakımından yetkisi dâhilinde olabilmesi için başvurucu tarafından dayanılan hakkın Anayasa'da güvence altına alınmış temel hak ve özgürlüklerden olması, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ve Türkiye’nin taraf olduğu buna ek protokoller kapsamında yer alması, ayrıca başvurucunun ihlal iddiasına temel alınan hakkın kapsamına giren korunmaya değer bir menfaatinin bulunması gerekir (Ahmet Sağlam, B. No: 2013/3351, 18/9/2013, § 31).


46. Mülkiyet hakkının ihlal edildiğinden şikâyet eden bir kimse, önce böyle bir hakkının var olduğunu kanıtlamak zorundadır (Mustafa Ateşoğlu ve diğerleri, B. No: 2013/1178, 5/11/2015, § 54). Bu nedenle öncelikle başvurucunun Anayasa'nın 35. maddesi uyarınca korunmayı gerektiren mülkiyete ilişkin bir menfaate sahip olup olmadığı noktasındaki hukuki durumunun değerlendirilmesi gerekir (Cemile Ünlü, B. No: 2013/382, 16/4/2013, § 26; İhsan Vurucuoğlu, B. No: 2013/539, 16/5/2013, § 31).


47. Anayasa'nın 35. maddesinde düzenlenen mülkiyet hakkı mevcut mal, mülk ve varlıkları koruyan bir güvencedir. Bir kişinin hâlihazırda sahibi olmadığı bir mülkün mülkiyetini kazanma hakkı -kişinin bu konudaki menfaati ne kadar güçlü olursa olsun- Anayasa ile korunan mülkiyet kavramı içinde değildir. Bu bağlamda belirtmek gerekir ki Anayasa'nın 35. maddesi soyut bir temele dayalı olarak mülkiyete erişmeyi ve mülkiyeti edinmeyi değil mülkiyet hakkını güvence altına almaktadır. Bu hususun istisnası olarak belli durumlarda bir ekonomik değer veya icrası mümkün bir alacağı elde etmeye yönelik meşru bir beklenti Anayasa'da yer alan mülkiyet hakkı güvencesinden yararlanabilir (Kemal Yeler ve Ali Arslan Çelebi, B. No: 2012/636, 15/4/2014, §§ 36, 37; Mehmet Şentürk [GK], B. No: 2014/13478, 25/7/2017, §§ 41, 53; Mustafa Ateşoğlu ve diğerleri, §§ 52-54).


48. Meşru beklenti, objektif temelden uzak bir beklenti olmayıp belirli bir kanun hükmüne veya başarılı olma ihtimalinin yüksek olduğunu gösteren yerleşik bir yargı içtihadına ya da ayni menfaatle ilgili hukuki bir işleme dayanan yeterli derecede somut nitelikteki bir beklentidir (Selçuk Emiroğlu, B. No: 2013/5660, 20/3/2014, § 28; Mehmet Şentürk, § 42). Dolayısıyla Anayasa ve Sözleşme'nin ortak koruma kapsamında olan meşru beklentiye dayalı mülkiyet hakkının tespiti mevcut hukuk sisteminde iddia edilen mülkiyet iddiasının tanınmasına bağlı olup bu tespit, mevzuat hükümleri ve yargı kararları ile yapılmaktadır (Üçgen Nakliyat Ticaret Ltd. Şti., B. No: 2013/845, 20/11/2014, § 37). Temelsiz bir hak kazanma beklentisi veya sadece mülkiyet hakkı kapsamında ileri sürülebilir bir iddianın varlığı meşru beklentinin kabulü için yeterli değildir (Kemal Yeler ve Ali Arslan Çelebi, § 37).


49. Başvurucu, tazminat davasının reddedilmesinden yakınmaktadır. Başvurucunun davasında, Yargıtay Dairesinin evlilik birliği devam ederken eşlerden biri ile evli olduğunu bilerek birlikte olan üçüncü kişi aleyhine aldatılan eş lehine tazminata karar verilemeyeceği yönündeki kararına istinaden davanın reddine karar verilmiştir. Her ne kadar aynı hususta Yargıtay HGK'nın aldatılan eş lehine karar verilebileceği yönünde kararları varsa da bu kararların meşru beklenti oluşturacak şekilde yerleşik içtihat hâline gelmediği, aksine Yargıtay İçtihatları Birleştirme Büyük Genel Kurulu tarafından içtihadın Daire kararı doğrultusunda birleştirildiği görülmüştür.


50. Buna göre yargı makamları önünde iddiasını ispat edemeyen, belirli bir kanun hükmüne ya da istikrarlı bir içtihada dayanmayan başvurucunun Anayasa’nın 35. maddesinde güvence altına alınan mülkiyet hakkı kapsamına giren bir ekonomik değerin veya en azından böyle bir değeri elde etme yönünde meşru beklentisinin bulunmadığı anlaşılmaktadır.


51. Açıklanan gerekçelerle başvurucunun Anayasa’nın 35. maddesi kapsamına giren korunmaya değer bir menfaati bulunmadığı anlaşıldığından başvurunun bu kısmının konu bakımından yetkisizlik nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.


VI. HÜKÜM


Açıklanan gerekçelerle;


A. 1. Hakkaniyete uygun yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,


2. Mülkiyet hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın konu bakımından yetkisizlik nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,


B. Yargılama giderlerinin başvurucu üzerinde BIRAKILMASINA 10/2/2021 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.