Apartmandaki ayıp iddiasına konu alanların çatı ve zemin izolasyonu gibi ortak alanlara ilişkin olması doğrudan yönetimi kat mülkiyetinin kurulmasından önce gerçekleşmiş bir sözleşmenin tarafı kılmaz.

4.4.2021 23:00:37

31. Somut olayda kat malikleri adına yöneticinin açtığı davada kat mülkiyetine konu apartmanın ayıplı inşaa edildiği iddiasıyla müteahhit davalının sorumluluğuna gidilmesi talep edilmiştir. Ayıptan sorumluluk iddiası, kural olarak, ayıba konu sözleşmenin tarafları arasında gündeme gelir. Apartmandaki ayıp iddiasına konu alanların çatı ve zemin izolasyonu gibi ortak alanlara ilişkin olması doğrudan yönetimi kat mülkiyetinin kurulmasından önce gerçekleşmiş bir sözleşmenin tarafı kılmaz. Nitekim Hukuk Genel Kurulunun 13.12.2017 tarihli, 2017/13-689 E., 2017/1686 K. sayılı kararında da aynı ilke benimsenmiştir.


32. Tüm bu açıklamalar ışığında uyuşmazlık irdelendiğinde; dava konusu tazminat iddiasının temeli sözleşmenin ayıplı ifası nedenine ve bu hakkın devamı olarak tüketiciye tanınan seçimlik yetkilere dayandığından site yönetimine kat malikleri kurulunca yetki verilmiş olması, somut olay bakımından, yönetimin dava açma ehliyetinin bulunduğunu kabule yeterli sayılamaz. Bu yöndeki bir dava, Özel Daire kararında da işaret edildiği üzere, ancak kat maliklerince açılabilir.


Hukuk Genel Kurulu         2017/663 E.  ,  2020/873 K.


MAHKEMESİ :Tüketici Mahkemesi



1. Taraflar arasındaki “itirazın iptali” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda, İzmir 1. Tüketici Mahkemesince verilen davanın kısmen kabulüne ilişkin karar davalı vekilinin temyizi üzerine Yargıtay (kapatılan) 13. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonunda bozulmuş, Mahkemece Özel Daire bozma kararına karşı direnilmiştir.

2. Direnme kararı davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir.

3. Hukuk Genel Kurulunca dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:


I. YARGILAMA SÜRECİ

Davacı İstemi:

4. Davacı vekili; davalının müteahhidi olduğu apartmanda çatı ve garaj yalıtımı ile ilgili gizli ve açık ayıplar bulunduğunu, davalının zamanla artan sorunları gidermesi için uyarıldığını ancak çözüm sağlanamadığını, bunun üzerine apartman sakinleri tarafından yönetime yasal yolları kullanmak üzere yetki verildiğini, ayıpların mahkeme kanalıyla tespit edildiğini ve giderilmesi için gereken masrafın davalıdan tahsili yönünde icra takibi başlatıldığını, davalının takibe haksız şekilde itiraz ettiğini ileri sürerek itirazın iptaliyle davalı aleyhine %40 icra inkâr tazminatına hükmedilmesini talep etmiştir.

Davalı Cevabı:

5. Davalı vekili; apartman adına dava açılamayacağını, davacının taraf sıfatının bulunmadığını, bilirkişi raporundaki tespitlerin gerçeği yansıtmadığını, dairelerdeki durumun su sızmasından değil havalandırma sonucu terlemeden meydana geldiğini, delil tespitinin icra takibine konu yapılamayacağını savunarak davanın reddine karar verilmesini istemiştir.

Mahkeme Kararı:

6. İzmir 1. Tüketici Mahkemesinin 13.06.2013 tarihli ve 2012/581 E., 2013/600 K. sayılı kararı ile; yargılamayla tespit edilen ayıpların gizli ayıp niteliğinde olduğu ve zaman içinde kullandıkça ortaya çıkacağı anlaşılmakla davacının 4077 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun’un (TKHK) 4. maddesi doğrultusunda yasal haklarını kullanma imkânının doğduğu, bilirkişi tarafından ayıpların giderilmesi için gereken tutarın tespit edildiği gerekçesiyle itirazın kısmen iptaline, takibin 10.149,55TL asıl alacak üzerinden asıl alacağa dava tarihinden itibaren yasal faiz uygulanmak suretiyle devamına, alacak yargılamayı gerektirdiğinden faiz ve inkâr tazminatı takdirine yer olmadığına karar verilmiştir.

Özel Daire Bozma Kararı:

7. Yerel Mahkemenin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.

8. Yargıtay (kapatılan) 13. Hukuk Dairesince 27.01.2014 tarihli ve 2013/24627 E., 2014/1913 K. sayılı kararı ile; “…Davacı site yönetimi, dava konusu taşınmazın çatı ve zemininde yalıtım sorunu olduğu, bazı dairelerin yan duvarlardan su sızdığını bu ayıplar nedeniyle gerekli olan giderlerin tahsili için başlattığı icra takibine vaki itirazın iptaline karar verilmesini istemi ile eldeki davayı açmıştır. Bağımsız bölüm maliklerinin, kat malikleri kurulu kararı ile de olsa yöneticiye yetki vermesi ve yöneticinin kat malikleri adına dava açması hukuken mümkün değildir. Bu şekilde açılan davaya muvafakat vererek taraf teşkili sağlanması da mümkün değildir. Bu tür davaların bizzat kat malikleri tarafından açılması gerekir. Ancak, aynı zamanda yönetici aynı zamanda kat maliki ise, kendisine ait bağımsız bölümdeki ile ortak yerlerdeki eksik iş ve ayıplı imalatların bedelinden kendi bağımsız bölümüne tapudaki arsa payına düşen kısmın tahsilini talep edebilir. Hal böyle olunca Mahkemece, yöneticinin kat maliki olup olmadığı araştırılarak kat maliki ise sahip olduğu taşınmazlar nedeni ile hissesine düşen bölümü yönünden arsa payı oranında talebe hakkının olduğu kabul edilmeli, diğer hisseler yönünden davacı yöneticiliğin dava açma ehliyeti bulunmadığından, yönetici kat maliki değil ise kendisi açısından da husumet nedeni ile davanın reddine karar verilmesi gerekir. Aksi düşüncelerle tüm taşınmaz yönünden işin esası hakkında karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup bozmayı gerektirir…” gerekçesi ile karar bozulmuştur.

Direnme Kararı:

9. Mahkemece 24.06.2014 tarihli ve 2014/1950 E., 2014/937 K. sayılı kararı ile; ilk karar gerekçelerinin yanında kat maliklerinin ortak olanlardaki ayıpların giderilmesi için yönetime yetki verdikleri, 634 sayılı Kat Mülkiyeti Kanunu’nun (KMK) 35. maddesinde kat malikleri kurulunca verilen kararların yerine getirilmesinin yöneticinin görevleri arasında sayıldığını, aynı Kanun’un 40. maddesinde "yönetici kaide olarak vekilin haklarına sahiptir" denilmekle yöneticinin davada mevcut konumu itibariyle vekâlet vermesinde KMK'ya aykırı bir durum olmadığı gibi şekil ve esas olarak da bağımsız bölüm malikleri aleyhine bir uygulama bulunmadığı gerekçesiyle direnme kararı vermiştir.

Direnme Kararının Temyizi:

10. Direnme kararı süresi içinde davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir.


II. UYUŞMAZLIK

11. Direnme yolu ile Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; çatı ve zemin katta izolasyon ayıbı bulunduğu iddiasıyla onarım için gereken bedelin davalı müteahhitten tahsiline ilişkin olarak kat maliklerince apartman yönetimine yetki verilmesi üzerine yönetim tarafından icra takibi ve devamında itirazın iptali davası açılan somut olayda apartman yönetiminin taraf sıfatını haiz olup olmadığı noktasında toplanmaktadır.


III. GEREKÇE

12. Uyuşmazlığın çözümlenmesinde öncelikle dava hakkı, dava ehliyeti ve taraf sıfatı kavramları üzerinde durulmalıdır.

13. Medeni hukukta olduğu gibi medeni usul hukukunda da ehliyet büyük önem taşır. Konunun temeli, “hak” ve “dava hakkı” kavramlarına dayalıdır.

14. Bireylerin bir hakkın inkâr veya ihlali durumunda yargı gücüne başvurarak haklarının etkin şekilde korunmasını istemek konusunda sahip oldukları yetkiye “dava hakkı” denilmektedir. Bir kimsenin bu korumayı yargı gücünden belli bir hasma karşı fiilen talep etmesi ise davadır.

15. Doktrinde davada taraf kavramını açıklamaya yönelik olarak maddi taraf kuramı, şekli taraf kuramı ve işlevsel taraf kuramı başlıkları altında toplanabilecek üç farklı yaklaşım bulunmaktadır. İşlevsel taraf kuramı yalnızca mal varlığı davaları bakımından tarafın belirlenmesine yönelik çözüm sunmakta iken, taraf olmayı maddi anlamda hakkın ayrılmaz parçası olarak gören maddi taraf kuramının aksine 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (HMK) davada taraf tayininde, kimin kime karşı hukuki koruma istediğinin belirlenmesinde dava dilekçesinin esas alınmasını öngören şekli taraf kuramını esas aldığı münferit düzenlemelerinden (iradî taraf değişikliği: m.124; dava ve cevap dilekçelerinin içerikleri: m.119/1-b, c ve 129/1-b, c; kesin hükmün davanın tarafları açısından bağlayıcı olması: m. 303 gibi) açıkça anlaşılmaktadır.

16. HMK’nın 50. maddesinde taraf ehliyeti “Medenî haklardan yararlanma ehliyetine sahip olan, davada taraf ehliyetine de sahiptir.” şeklinde açıklanmıştır.

17. Davada taraf ehliyetinden maksat bir davada davacı veya davalı olarak yer alabilme ehliyetidir. Bu kavram medeni hukuktaki hak ehliyetinin medeni usul hukuku alanındaki uzantısını oluşturur (Tanrıver, S.: Medeni Usul Hukuku, c.I, Ankara 2016, s. 485).

18. HMK’nın 53. maddesinde talep sonucu hakkında hüküm alabilme yetkisi olarak tanımlanan dava takip yetkisi ise hukukumuzda davanın taraflarının tayininde şekli taraf kuramının kabul edilmesinin sonucu olarak taraf ve taraf sıfatı kavramlarının birbirlerinden ayrılmasının sonucu olarak varlık kazanmıştır.

19. Kişinin taraf ehliyetinin bulunması, taraf olarak yer aldığı davasını yürütebilmesi için tek başına yeterli değildir; kişinin dava ehliyetine de sahip olması gerekir (Erişir, E.: Medeni Usul Hukukunda Taraf Ehliyeti, İzmir 2007, s.57).

20. Dava ehliyeti ise bir kişinin bizzat yahut tayin edeceği temsilcisi aracılığı ile dava açabilmesi, davayla ilgili usul işlemleri yapabilmesi ve kendisine karşı dava açılması hâlinde de hakkını koruyucu beyanlarda bulunabilme yani savunma yapabilme ehliyeti olarak tanımlanabilir.

21. Davada davacı ve davalı olarak yer almakla taraf olarak gösterilenlerin maddi hukuk bakımından gerçekten bu niteliği taşıyıp taşımamaları tümüyle birbirinden farklı kavramlardır.

22. Nitekim dava konusu kılınan subjektif hakla davanın tarafları arasındaki ilişkiyi ifade eden ve dava dilekçesinde davacı ve davalı olarak gösterilmiş kişilerin maddi hukuk bakımından gerçekten hak sahibi veya yükümlü konumunda bulunup bulunmadığına ilişkin olarak sıfat kavramı karşımıza çıkar (Tanrıver, s.512). Sıfat, belirli ve somut bir davada husumeti yöneltebilmek olanağını sağlayan hukuki bir durum olup statüye mensup olmayı ifade eden bir niteliktir. Belirli bir hak üzerinde dava hakkını sağlayan statü, o hakka sahip olmak olabileceği gibi temsil kuralları uyarınca o hakta tasarruf yetkisi de olabilir. Başka bir anlatımla; ileri sürülen hakkın veya hukuki durumun söz konusu davayı açmak yetkisini verip vermediği keyfiyeti sıfat kavramına karşılık gelir.

23. Dava, bizzat hak sahibi tarafından açıldığı zaman hak sahibi olmak durumu ile sıfat kavramları örtüşmekte ise de; dava, hak sahibinden başka bir kişi tarafından açıldığında sıfat kavramı bütün özerkliği ve özelliği ile meydana çıkmaktadır.

24. Bu açıklamalardan sonra uyuşmazlıkta davacı konumundaki apartman yönetiminin hukuki statüsünü belirlemeye yönelik yasal düzenlemelerin ortaya konulması gerekir.

25. 634 sayılı Kat Mülkiyeti Kanunu’nun “Genel kurul” başlıklı 27. maddesinde, “Anagayrimenkul, kat malikleri kurulunca yönetilir ve yönetim tarzı, kanunların emredici hükümleri saklı kalmak şartıyla, bu kurul tarafından kararlaştırılır.” düzenlemesi yer almaktadır.

26. Anılan Kanun’un 34. maddesinin birinci fıkrası, “Kat malikleri, ana gayrimenkulün yönetimini kendi aralarından veya dışarıdan seçecekleri bir kimseye veya üç kişilik bir kurula verebilirler; bu kimseye (Yönetici), Kurula da (Yönetim Kurulu) denir.” şeklinde düzenleme içermekredir. Aynı Kanun’un “Genel yönetim işlerinin görülmesi” başlıklı 35. maddesinde ise yönetici veya yönetim kurulunun görevleri sayılmış olup, (i) bendinde “Kat mülkiyetine ilişkin borç ve yükümlerini yerine getirmeyen kat maliklerine karşı dava ve icra takibi yapılması ve kanuni ipotek hakkının kat mülkiyeti kütüğüne tescil ettirilmesi” şeklindeki ifade ile dava açma hakkı düzenlenmiştir.

27. Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 28.06.2006 tarihli, 2006/18-483 E., 2006/473 K. sayılı kararında da belirtildiği üzere kat malikleri kurulunun tüzel kişiliğinin bulunmadığı tartışmasızdır.

28. Ancak kanun koyucu tüzel kişiliği bulunmayan bu kurula 634 sayılı Kanun’un 35. maddesi ile; bu kanundan doğan yetki ve görevleri kapsamındaki bazı iş ve işlemlerde kat maliklerini temsilen hukuki ilişki kurma ve dava takip yetkisi vermiştir.

29. Ne var ki ana taşınmazın genel yönetimi dışında kalan işler için yöneticinin dava takip yetkisi bulunmadığının kabulü gerekir (Kale, S.: Medeni Yargılamada Taraf Ehliyeti, İstanbul 2010, s.188).

30. Hâl böyle olunca gelinen aşamada eldeki davaya konu istemin KMK’nın 35. maddesinde verilen yetki kapsamında değerlendirilmesinin mümkün olup olmadığı irdelenmelidir.


31. Somut olayda kat malikleri adına yöneticinin açtığı davada kat mülkiyetine konu apartmanın ayıplı inşaa edildiği iddiasıyla müteahhit davalının sorumluluğuna gidilmesi talep edilmiştir. Ayıptan sorumluluk iddiası, kural olarak, ayıba konu sözleşmenin tarafları arasında gündeme gelir. Apartmandaki ayıp iddiasına konu alanların çatı ve zemin izolasyonu gibi ortak alanlara ilişkin olması doğrudan yönetimi kat mülkiyetinin kurulmasından önce gerçekleşmiş bir sözleşmenin tarafı kılmaz. Nitekim Hukuk Genel Kurulunun 13.12.2017 tarihli, 2017/13-689 E., 2017/1686 K. sayılı kararında da aynı ilke benimsenmiştir.


32. Tüm bu açıklamalar ışığında uyuşmazlık irdelendiğinde; dava konusu tazminat iddiasının temeli sözleşmenin ayıplı ifası nedenine ve bu hakkın devamı olarak tüketiciye tanınan seçimlik yetkilere dayandığından site yönetimine kat malikleri kurulunca yetki verilmiş olması, somut olay bakımından, yönetimin dava açma ehliyetinin bulunduğunu kabule yeterli sayılamaz. Bu yöndeki bir dava, Özel Daire kararında da işaret edildiği üzere, ancak kat maliklerince açılabilir.


33. Hukuk Genel Kurulunda yapılan görüşmeler sırasında davaya konu ayıbın apartman yönetiminin kanun gereği sorumluluğunda bulunan ortak alanlara ilişkin olması karşısında her bir malikin ayrı ayrı dava açmasının ve yapılacak yargılama sonunda her bir malikin ortak alandaki payları nispetinde ayrı ayrı hüküm kurulmasının, usul ekonomisine ve kanun koyucunun Kat Mülkiyeti Kanunu ile sağlamak istediği amaca uygun düşmeyeceği, değişen yaşam düzeninin doğurduğu eldeki dava gibi bazı özel ihtiyaç hâllerinde apartman yönetiminin kanundaki usule uygun aldığı yetki ile dava açmaya yetkili olduğunun kabulü gerektiği, bu nedenle direnme hükmünün yerinde olduğu görüşü ileri sürülmüş ise de bu görüş açıklanan nedenlerle Kurul çoğunluğu tarafından benimsenmemiştir.

34. Hâl böyle olunca, Özel Daire bozma kararına uymak gerekirken, önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır.

35. Bu nedenle direnme kararı bozulmalıdır.


IV. SONUÇ:

Açıklanan nedenlerle;

Davalı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile direnme kararının Özel Daire bozma kararında gösterilen nedenlerden dolayı 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun geçici 3. maddesi atfıyla uygulanmakta olan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 429. maddesi gereğince BOZULMASINA,

İstek hâlinde temyiz peşin harcının yatırana geri verilmesine,

Aynı Kanun’un 440/III-1. maddesi gereğince karar düzeltme yolu kapalı olmak üzere 11.11.2020 tarihinde oy çokluğu ile kesin olarak karar verildi.






KARŞI OY


1. Özel Daire ile yerel mahkeme arasındaki temel uyuşmazlık, çatı ve zemin katta izolasyon ayıbı bulunduğu iddiasıyla onarım için gereken bedelin davalı müteahhitten tahsiline ilişkin olarak kat maliklerince apartman yönetimine yetki verilmesi üzerine yönetim tarafından icra takibi ve devamında itirazın iptali davası açılan somut olayda apartman yönetiminin davacı sıfatını haiz olup olmadığı noktasında toplanmaktadır.

2. Yerel mahkemenin “kat maliklerinin ortak olanlardaki ayıpların giderilmesi için yönetime yetki verdikleri, 634 sayılı Kat Mülkiyeti Kanunu’nun (KMK) 35. maddesinde kat malikleri kurulunca verilen kararların yerine getirilmesinin yöneticinin görevleri arasında sayıldığı, aynı Kanun’un 40. maddesinde "yönetici kaide olarak vekilin haklarına sahiptir" denilmekle yöneticinin davada mevcut konumu itibariyle vekâlet vermesinde Kat Mülkiyeti Kanununa aykırı bir durum olmadığı gibi şekil ve esas olarak da bağımsız bölüm maliklerinin aleyhine bir uygulama bulunmadığı” gerekçesiyle verdiği direnme kararı, çoğunluk görüşü ile Özel Daire bozma gerekçesi benimsenerek “site yönetiminin, dava konusu taşınmazın çatı ve zemininde yalıtım sorunu olduğu, bazı dairelerin yan duvarlarından su sızdığı, bu ayıplar nedeniyle gerekli olan giderlerin tahsili için başlattığı icra takibine vaki itirazın iptaline karar verilmesi istemi ile eldeki davayı açtığı, ayıpların yapılan inşaat sözleşmesine dayandırıldığı ve kat mülkiyeti oluşmadan önceki durumun dava konusu edildiği, bağımsız bölüm maliklerinin, kat malikleri kurulu kararı ile de olsa yöneticiye yetki vermesi ve yöneticinin kat malikleri adına dava açmasının hukuken mümkün olmadığı, bu şekilde açılan davayamuvafakat vererek taraf teşkili sağlanamayacağını, bu tür davaların kat malikleri tarafından açılması gerektiği, ancak, yönetici aynı zamanda kat maliki ise, kendisine ait bağımsız bölümdeki ile ortak yerlerdeki eksik iş ve ayıplı imalatların bedelinden kendi bağımsız bölümüne tapudaki arsa payına düşen kısmın tahsilini talep edebileceği, hal böyle olunca Mahkemece, yöneticinin kat maliki olup olmadığı araştırılarak kat maliki ise sahip olduğu taşınmazlar nedeni ile hissesine düşen bölümü yönünden arsa payı oranında talep hakkının olduğunun kabul edilmesi, diğer hisseler yönünden davacı yöneticiliğin dava açma ehliyeti bulunmadığından, yönetici kat maliki değil ise kendisi açısından da husumet nedeni ile davanın reddine karar verilmesi gerektiği” gerekçesi ile bozulmasına karar verilmiştir.

3. Çoğunluk görüşüne aşağıda açıklanan nedenler ve özellikle ayıpların giderilmesi gereken yerlerin ortak alanlar olması, bağımsız bölümlere ait olmaması, ayıpların kat mülkiyeti oluştuktan sonra ortaya çıkması ve özellikle kat malikleri genel kurulu tarafından giderilmesi için site yönetimine yetki verilmesi nedenleri ile katılınmamıştır.

4. 634 sayılı Kat Mülkiyeti Kanunu (KMK)'nun 34. maddesi gereğince kat malikleri, ana gayrimenkulün yönetimi için bir yönetici veya üç kişilik yönetim kurulu seçmek zorundadırlar. Kanunun 35. maddesinde ise yöneticinin görevleri sayılmış olup, bunlar arasında kat malikleri kurulunca verilen kararların yerine getirilmesi (a bendi), ana gayrimenkulün gayesine uygun olarak kullanılması, korunması, bakımı ve onarımı için gereken tedbirlerin alınması (b bendi) ve ana gayrimenkulün korunması ve bakımı için kat maliklerinin yararına olan hususlarda gerekli tedbirlerin, onlar adına alınması (h bendi) sayılmıştır. Sözü edilen Kanunun 38. maddesinde yönetimin, kat maliklerine karşı aynen bir vekil gibi sorumlu bulunduğu belirtilmiştir. Bu durumda yönetici, vekâletname ile tayin edilen bir vekil gibi değildir. Yasal bir temsilcidir, yetkisini kanundan almaktadır. Bu sıfatla yaptığı sözleşmelerden dolayı kendisine husumet yöneltilebilir.

5. Somut uyuşmazlıkta kat mülkiyeti oluştuktan sonra, ortak alanlarda meydana gelen ve öncesine dayanan inşaat sözleşmesinden kaynaklanan ayıpların giderilmesi, takip edilmesi için kat malikleri genel kurulunun site yönetimine yetki verdiği ve site yönetiminin de tespit yaptırdığı, ayıplı alanların giderilmesi için tespit edilen değer üzerinden icra takibi yaptığı ve davalının icraya itiraz etmesi nedeni ile itirazın iptali davasının site yönetimi tarafından açıldığı anlaşılmaktadır. Her ne kadar site yönetimi inşaat sözleşmesinin tarafı değilse de, yöneticiye karşı açılan bir dava söz konusu değildir. Aksine yöneticinin Kat Mülkiyeti Kanunu uyarınca kat maliklerinden aldığı yetki ile kanun uyarınca verilen görevleri yerine getirdiği ve kat maliklerini temsilen icra takibi yaptığı anlaşılmaktadır. İcra takibine itiraz edildiğine göre icra takibini temsilen yapan site yönetiminin, takibin iptali davasını da kat malikleri adına açması da yasaldır. Zira ortada ortak alanlarda ayıplı bölümlerin giderilmesi söz konusudur. Ayıplar kat mülkiyeti oluşturulduktan sonra ortaya çıkmıştır. Kat malikleri karar almış ve yönetime yetki vermişlerdir. Site yönetimi alınan kararı yerine getirmekte, ana taşınmazın korunması, bakımı ve onarımı için çalışmakta ve bu konuda tedbirler almaktadır. Kısaca yasal temsil açısından tüm görevlerini yapmaktadır. Yerel mahkemenin taraf teşkili yönünden site yönetimini kabul etmesi isabetlidir. Açıklanan nedenlerle sayın çoğunluğun aksi yöndeki bozma gerekçesine katılınmamıştır.