Sanığın akıl sağlığının yerinde olup olmadığının tespiti gerekçesi ile iddianamenin iadesi mümkün müdür ? emsal daire kararı

7.4.2021 16:11:38

Şüphelinin akıl hastası olduğunun anlaşılması, hakkında iddianame düzenlenmesine engel teşkil etmemektedir. Şahsi bir cezasızlık sebebi olmaması nedeni ile şüpheli hakkında güvenlik tedbiri uygulanmasına ancak suçu işlediğinin yargılama sonucunda sabit görülmesi halinde hükmedileceğinden, Cumhuriyet savcısının takdir yetkisini kullanarak akıl hastalığının etkisiyle suç işleyen fail hakkında kovuşturmaya yer olmadığına karar vermesi mümkün değildir.


16. Ceza Dairesi         2020/5020 E.  ,  2020/4967 K.


"İçtihat Metni"

I-TALEP:

Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 03.06.2020 tarih ve 2020/48180 sayılı yazısı ile Terör örgütü propagandası yapmak suçundan şüpheli ... hakkında yapılan soruşturma evresi sonunda Ağrı Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 01/03/2020 tarihli ve 2018/1712 soruşturma, 2020/526 esas, 2020/133 sayılı iddianamenin iadesine dair Ağrı 2. Ağır Ceza Mahkemesinin 06/03/2020 tarihli ve 2020/79 iddianame değerlendirme sayılı kararına karşı Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından yapılan itirazın reddine ilişkin mercii Ağrı 1. Ağır Ceza Mahkemesinin 18/03/2020 tarihli ve 2020/329 değişik iş sayılı kararı

nı kapsayan dosya incelendi.


Dosya kapsamına göre, Ağrı 2. Ağır Ceza Mahkemesinin 06/03/2020 tarihli kararı ile, "şüpheli hakkında Adli Tıp Uzmanı  imzalı tek hekim raporu dayanak yapılarak dava açıldığı, oysa sanığın cezai ehliyeti olup olmadığının tespitinin Adli Tıp Kurumu'ndan veya Psikiyatri Ana Bilim Başkanlığı Bölümü mevcut olan tam teşekküllü bir üniversite hastanesinden veya yine tam teşekküllü Akıl ve Ruh Sağlığı Hastanesinden alınacak HEYET raporu ile belirlenebileceği, dosya kapsamında şüpheli hakkında daha önceden sayılan kuruluşlardan herhangi birisi tarafından verilmiş bir raporun da bulunmadığı, bu yönde alınmış bir rapor var ise dosyaya kazandırılarak iddianamenin yeniden düzenlenmesi gerektiği, bu yönde alınmış heyet raporu bulunmaması halinde şüphelinin belirtilen sağlık kuruluşlardan birine sevki ile cezai ehliyetinin bulunup bulunmadığına ilişkin heyet raporu aldırıldıktan sonra rapor doğrultusunda sanığın cezai ehliyeti konusunda değerlendirme yapılarak ona göre iddianame düzenlenmesi gerektiği" gerekçesi ile iddianamenin iadesine karar verildiği


5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun "Akıl Hastalığı" başlıklı 32. maddesinin ; " (1) Akıl hastalığı nedeniyle, işlediği fiilin hukukî anlam ve sonuçlarını algılayamayan veya bu fiille ilgili olarak davranışlarını yönlendirme yeteneği önemli derecede azalmış olan kişiye ceza verilmez. Ancak, bu kişiler hakkında güvenlik tedbirine hükmolunur. (2) Birinci fıkrada yazılı derecede olmamakla birlikte işlediği fiille ilgili olarak davranışlarını yönlendirme yeteneği azalmış olan kişiye, ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası yerine yirmibeş yıl, müebbet hapis cezası yerine yirmi yıl hapis cezası verilir. Diğer hâllerde verilecek ceza, altıda birden fazla olmamak üzere indirilebilir. Mahkûm olunan ceza, süresi aynı olmak koşuluyla, kısmen veya tamamen, akıl hastalarına özgü güvenlik tedbiri olarak da uygulanabilir." şeklinde olduğu,


Benzer bir olay nedeni ile Yargıtay 14. Ceza Dairesinin 06/07/2017 tarihli ve


2017/2503 esas, 2017/3752 karar sayılı ilamı ile; "... Konu ile ilgili olarak Yagıtay 13. Ceza Dairesinin 30/11/2011 tarih ve 2011/17629 esas, 2011/6976 karar sayılı ilamında yeni Türk Ceza Adalet sisteminde benimsenen kişilerin lekelenmeme hakkı ile eksiksiz soruşturma ve tek celsede duruşma prensipleri uyarınca soruşturmayı yürüten Cumhuriyet Savcılığının makul sürede bütün delilleri toplamaları, sadece mahkumiyetle sonuçlanacağını değerlendirdikleri hususları dava konusu yapmaları, beraatle sonuçlanacağını değerlendirdikleri hususları dava konusu yapmamaları yani bir nevi filtre görevi yapmaları gerektiği, .... Dosya kapsamına göre suça sürüklenen çocuk hakkında işlediği fiilin hukuki anlam ve sonuçlarını algılama veya davranışlarını yönlendirme yeteneğinin yeterince gelişip gelişmediği hususunda rapor aldırılması gerekliliği ile Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığının düzenlenen iddianamede müşteki olarak gösterilmesi gerektiği hususlarındaki iade sebepleri yerinde olup bu iki nedene ilişkin kanun yararına bozma talebinin kabulü gerektiği ve diğer iade nedenlerine yönelik talebin ise yerinde olmadığı anlaşıldığından," şeklinde de belirtildiği üzere,

Şüpheli hakkında soruşturma evresinde, işlediği fiilin hukuki anlam ve sonuçlarını algılayamadığı veya davranışlarını yönlendirme yeteneğinin yeterince gelişmemiş olduğu yönünde iddianame düzenlenmesi için yeterli olan adli tıp raporunun alınmış olduğu, Ağrı 2. Ağır Ceza Mahkemesinin 06/03/2020 tarihli iade kararına konu raporun alınması yöndeki araştırma ve değerlendirmenin ise mahkemesine ait olduğu gözetilmeksizin, itirazın kabulü yerine yazılı şekilde reddine karar verilmesinde isabet görülmemiştir.


5271 Sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 309. maddesi uyarınca anılan kararın bozulması lüzumu Yüksek Adalet Bakanlığı Ceza İşleri Genel Müdürlüğü ifadeli 14/05/2020 gün ve 94660652-105-04-6851-2020-Kyb sayılı yazılı istemlerine müsteniden ihbar ve mevcut evrak Dairemize gönderilmiştir.


II-OLAY;


UYAP sisteminden 09.02.2018 tarihinde hükümlü olarak giriş kaydı görülen, Ağrı Kapalı Ceza İnfaz Kurumunun "müşahede 2 koğuşunda/odasında" bulunduğu süreçte;

17.02.2018 tarihli tutanak ile koğuşun kapısını tekmeleyerek “Bana savcıyı çağırın, kurum müdürünü çağırın, ben cezamı fazlasıyla yattım devlet bana borçlu,siz beni burda zorla tutuyorsunuz" ve sonrasında yapılan müdahalede "ben kimseyi bekleyemem hepinizi sinkaf edeceğim" şeklinde sözler sarfetmesi üzerine kendisine zarar vermemesi ve diğer koğuşlarda bulunanların “bu deliyi bu kısımdan götürün yatamıyoruz, televizyon izleyemiyoruz” diyerek şikayetlerini dile getirmeleri üzerine başka odaya alındığı,

18.02.2018 tarihli tutanak ile saat 02:30'da müşahede 2 koğuşunda iken koğuş kapısını teklemeyerek "terör örgütü PKK ve ... hakkında slogan ve övgü dolu cümleler kurarak bağırdığı" ve Cumhurbaşkanı hakkında "sinkaflı kelimeler" kullanarak hakaret ettiği, uyarılara rağmen eylemine devam etmesi üzerine bir başka odaya alındığı,

18.02.2018 tarihli bir diğer tutanak ile saat 23:45 sıralarında müşahede 2

koğuşunda iken koğuş kapısına sert bir cisimle vurduğu ve tekmelediği, içeri girildiğinde "banyoda bulunan sıcak su musluğunu söktüğü" ve görevlilere "Benim kızımı kesmişler,ben devlet memuruydum.Beni ne hale düşürdüler, benim başıma gelen inşallah sizin başınızada gelir,sizin kızınızıda keserler" şeklinde sözler sarfettiği ve diğer koğuşlarda bulunanların "Lütfen bunu burdan alın, sabrımız kalmadı artık,onun yüzünden yatamıyoruz, bizde mi onun gibi kapılara vuralım" şeklindeki şikayetleri üzerine sakinleşmesi ve kurum güvenliği için bir başka odaya alındığı,

19.02.2018 tarihli tutanak ile de saat 10:30 sıralarında müşahede 2 koğuşunda iken "florasan lambasının yuvasını, duvarda asılı sıvı sabun kutusunu kırarak oda kapısının mazgalından memurlara fırlattığı, tuvalet sifonunu kırdığı" ve memurlara ayrıca müdür, avukat, savcı ve hakimlere "sinkaf" içerir hakaretlerde bulunduğu belirtilen şüpheli ... hakkında İnfaz Kurumu Müdürlüğünce yapılan suç duyurusuna istinaden Ağrı Cumhuriyet Başsavcılığınca soruşturmaya başlanılmıştır.


Cumhuriyet Başsavcılığında, müdafii istemediğini beyanla verdiği 04.07.2018 tarihli ifadesinde şüpheli özetle, psikolojik sıkıntıları nedeni ile ceza evine ilk geldiği tarihlerde neler olduğunu tam hatırlayamadığını, tutanak içeriklerini kabul etmediğini, kurum malına zarar verdiğini hatırlamadığını, sevkinin yapılarak tedavilerinin hastanede yapıldığını, yaptığı bir eylem varsa özür dilediğini, pişman olduğunu, atılı suçlamaları kabul etmediğini beyan etmiştir.


Tutanakta imzası bulunan...'ın Cumhuriyet Başsavcılığında tanık sıfatı ile 11.07.2018 tarihinde alınan beyanında özetle, 18.02.2018 tarihli tutanaktaki imzanın kendisine ait olduğunu, şüphelinin kapılara vurarak huzursuzluk çıkarttığını, olaya müdahale için gidildiğinde neden yaptığını sorduklarında kendilerine "beni buraya Devlet gönderdi. Ben bundan sonra dağa çıkacağım. Bizim başkanımız ...'dır" şeklinde ayrıca Cumhurbaşkanına karşı da "şerefsiz" kelimesini kullanarak söylemde bulunduğunu; 09.10.2019 tarihinde tanık sıfatı ile alınan diğer ifadesinde ise özetle, olay tarihinde ...'in sesini duymaları üzerine müşahede 2 koğuşuna gittiklerinde, ...'in "PKK'nın sembolik işareti olan 2 parmağını yukarıya doğru kaldırarak barış işareti yaparak, ben bundan sonra dağa çıkacam bizim başkanımız ...'dır, ... suçsuz günahsızdır, PKK vuruyorsa boşuna vurmuyordur, biji apo, biji pkk, Afrindekiler için onlar barış istiyor, ama Devlet savaş istiyor, Afrin'i Devlet bombalıyor'' şeklinde slogan attığını ayrıca Cumhurbaşkanına hakarette bulunduğunu beyan etmiştir.


Tutanakta imzası bulunan 'nin Cumhuriyet Başsavcılığında tanık sıfatı ile 11.07.2018 tarihinde alınan beyanında özetle, 18.02.2018 tarihli tutanaktaki imzanın kendisine ait olduğunu, şüphelinin koğuştayken kapılara vurarak huzursuzluk çıkarttığını, olaya müdahale için yanına gidip neden yaptığını sorduklarında "... suçsuzdur, günahsızdır. PKK vuruyorsa boşuna vurmuyordur" dediğini ve Cumhurbaşkanına hakaret ettiğini, 09.10.2019 tarihinde tanık sıfatı ile alınan diğer ifadesinde ise özetle, olay tarihinde ...'in sesini duymaları üzerine müşahede 2 koğuşuna gittiklerinde Kemal'in "PKK'nın sembolik işareti olan 2 parmağını yukarıya doğru kaldırarak barış işareti yaparak, ben bundanssonra dağa çıkacam bizim başkanımız ...'dır, ... suçsuz günahsızdır, PKK vuruyorsa boşuna vurmuyordur, biji apo, biji pkk, Afrindekiler için onlar barış istiyor, ama Devlet savaş istiyor, Afrin'i Devlet bombalıyor'' şeklinde slogan attığını ve Cumhurbaşkanına hakarette bulunduğunu beyan etmiştir.


Tutanakta imzası bulunan .......... Cumhuriyet Başsavcılığında tanık sıfatı ile 11.07.2018 tarihinde alınan beyanında özetle; tutanaktaki imzanın kendisine ait olduğunu, şüphelinin koğuştayken kapılara vurarak huzursuzluk çıkarttığını, olaya müdahale için yanına gidip neden yaptığını sorduklarında kendilerine "biji apo, biji PKK, Afrindekiler için onlar barış istiyor, ama devlet savaş istiyor, Afrini Devlet bombalıyor" dediğini ve sonrasında Cumhurbaşkanına hakarette bulunduğunu beyan etmiştir.


Tutanakta imzası bulunan ...'ın, Cumhuriyet Başsavcılığında tanık sıfatı ile 11.07.2018 tarihinde alınan beyanında özetle; tutanaktaki imzanın kendisine ait olduğunu, şüphelinin koğuştayken kapılara vurarak huzursuzluk çıkarttığını, olaya müdahale için yanına gidip neden yaptığını sorduklarında kendilerine "biji apo, kobonidekiler için onlar barış istiyor, ama devlet savaş istiyor" ve sonra da Cumhurbaşkanına hakaret ettiğini, tanık sıfatı ile 09.10.2019 tarihinde verdiği beyanında ise, olay tarihinde ...'in sesini duymaları üzerine müşahede 2 koğuşuna gittiklerinde "PKK'nın sembolik işareti olan 2 parmağını yukarıya doğru kaldırarak barış işareti yaparak ,ben bundan sonra dağa çıkacam bizim başkanımız ...'dır, ... suçsuz günahsızdır, PKK vuruyorsa boşuna vurmuyordur, biji apo, biji pkk, Afrindekiler için onlar barış istiyor, ama Devlet savaş istiyor, Afrin'i Devlet bombalıyor'' şeklinde slogan attığını, Cumhurbaşkanına hakarette bulunduğunu beyan etmiştir.


Tutanakta imzası bulunan 'nın Cumhuriyet Başsavcılığında tanık sıfatı ile 09.10.2019 tarihinde alınan beyanında özetle, tutanaktaki imzanın kendisine ait olduğunu, olay tarihinde ...'in sesini duymaları üzerine koğuşuna gittiklerinde Kemal'in "PKK'nın sembolik işareti olan 2 parmağını yukarıya doğru kaldırarak barış işareti yaptığını ve ben bundan sonra dağa çıkacam bizim başkanımız ...'dır, ... suçsuz günahsızdır, PKK vuruyorsa boşuna vurmuyordur, biji apo, biji pkk, Afrindekiler için onlar barış istiyor, ama Devlet savaş istiyor, Afrin'i Devlet bombalıyor'' şeklinde slogan attığını ayrıca Cumhurbaşkanına hakarette bulunduğunu beyan etmiştir.


Ağrı Kapalı Ceza İnfaz Kurumu Müdürlüğünce başlatılan disiplin soruşturması kapsamında, bildirilmesine rağmen savunma yapmadığı anlaşılan şüpheli hakkında verilen hücre cezasına dair karar ve eki belgelerden, şüphelinin Ağrı Devlet Hastanesinin 14.02.2018 tarihli hasta sevk raporuyla "bibolar duygulanım bozukluğu, tanımlanmamış" tanısı ile ileri tetkik ve tedavisinin yapılması gerekçesi ile Elazığ Eğitim ve Araştırma Hastanesine "manik epizod grandiyoz hezeyanlar mevcut yatarak tedavi olması amacıyla sevk" açıklaması ile sevkinin yapıldığı görülmüştür. UYAP sisteminden şüphelinin 14.03.2018-16.03.2018, 06.11.2019-07.11.2019 ve 20.07.2020-23.07.2020 tarihleri arasında Elazığ E tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumunda bulunduğu anlaşılmıştır.


17.02.2018 tarihinde meydana gelen görevli memura hakaret, 18.02.2018 tarihinde meydana gelen Cumhurbaşkanına hakaret ve terör örgütü propagandası yapmak, 19.02.2018 tarihinde meydana gelen kamu malına zarar verme ve görevli memura hakaret olaylarına ilişkin işlediği fiillerin hukuki anlam ve sonuçlarını algılayıp algıyamadığı ve bu fiillerle ilgili olarak davranışlarını yönlendirme yeteneğinin bulunup bulunmadığına dair rapor alınması hususunda, Cumhuriyet savcısının sözlü talimatı üzerine Ağrı Kapalı Ceza İnfaz Kurumu Müdürlüğünce 09.10.2019 tarihinde Ağrı Adli Tıp Şube Müdürlüğüne sevki yapılan şüpheli hakkında, tek hekim imzası ile hazırlanan 09.10.2019 tarih 2019/718 sayılı raporda, işlemiş olduğunu kamu malına zarar verme, görevli memura hakaret, Cumhurbaşkanına hakaret suçları ile ilgili fiilin hukuki anlam ve sonuçlarını algılama ve davranışlarını yönlendirme yeteneğinde olay tarihinde önemli ölçüde azalma olduğu ve TCK 32/1 madde kapsamında değerlendirilmesinin uygun olduğu belirtilmiştir.


Ağrı Cumhuriyet Başsavcılığının ek rapor tanzim edilmesine dair 25.02.2020 tarihli yazısına müteakip, Ağrı Adli Tıp Şube Müdürlüğünün 25.02.2020 tarih 2020/198 sayılı tek hekim imzası ile tanzim olunan raporunda ise şüphelinin 09.10.2019 tarihinde yapılan muayenesinde; psikiyatrik tedavi aldığını, solian ve gyrex kullandığını, olay döneminde ilacını kullanamadığı için sinirli olduğunu, kendisini kaybettiğini, olayı hatırlamadığını ifade ettiği, psikiyatri konsültasyon muayenesinde hastanın geçmişte remisyon ve manik döneminin görüldüğü ve yataklı servise sevkinin geçmişte sağlandığı, yapılan ruhsal durum muayenesine göre hastalığın şu anki haliyle remisyonda olduğu, alınan ötkü ve yapılan ruhsal durum muayenesine göre hastanın işlediği iddia olunan suçlarla ilgili hastalık dönemi nedeniyle yargılamasının önemli ölçüde bozulduğu ve TCK 32/1 maddesi kapsamında değerlendirilmesinin uygun olduğu kanaatine varıldığı saptandığından işlemiş olduğu iddia olunan basit tehdit ve terör örgütü propagandası yapma suçu ile ilgili fiilin hukuki anlam ve sonuçlarını algılama ve davranışlarını yönlendirme yeteneğinde olay tarihinde önemli ölçüde azalma olduğu, olay ile ilgili TCK 32/1 madde kapsamında değerlendirilmesinin uygun olduğu kanaati bildirilmiştir.

Cumhuriyet Başsavcılığının 27.02.2020 tarihli ayırma kararı ile terör örgütü propagandası yapmak suçu dışındaki diğer suçların soruşturma evrakından tefrikine karar verilmiştir.


Ağrı Cumhuriyet Başsavcılığının 01.03.2020 tarih 2020/133 iddianame no'lu, tanzim edilen tutanak, disiplin soruşturması evrakları, tanık ifadeleri, Ağrı Adli Tıp Şube Müdürlüğünün 25.02.2020 tarih 2020/188 sayılı raporu, şüpheli ifadesi, adli sicil kaydı ve nüfus kaydı ile tüm dosya kapsamının delil olarak belirtildiği görülen iddianamesi ile özetle; 18.02.2018 tarihinde Kapalı Ceza İnfaz Kurumu müşahade-2 odasında hükümlü olarak bulunan şüphelinin bağırış ve kapıya vurma seslerinin duyulması üzerine vardiyada görevli tanıklar .....ın müşahade odasına gittikleri, bu sırada şüphelinin PKK terör örgütünün sembolik işareti olan, iki parmağını yukarı doğru kaldırarak ''Ben bundan sonra dağa çıkacağım, bizim

başkanımız ...'dır, ... suçsuz günahsızdır, PKK vuruyorsa boşuna vurmuyordur, biji apo, biji PKK, Afrindekiler için onlar (PKK) barış istiyor, ama Devlet savaş istiyor, Afrin'i Devlet bombalıyor'' şeklinde slogan atmak suretiyle örgüt propagandası yaptığı, sonrasında sakinleştirilerek tedbir amaçlı cezaevinin yumuşak odasına alındığı ve tutanak tutulduğu şeklinde gerçekleşen olayda, şüphelinin atılı suçlamayı kabul etmediğine dair beyanının suçtan kurtulmaya yönelik olduğu değerlendirilerek, terör örgütü propagandası yapmak suçunu işlediği, Ağrı Adli Tıp Şube Müdürlüğü'nün 25.02.2020 tarihli raporuna göre suç tarihi itibariyle cezai durumunun TCK'nın 32/1 maddesi kapsamında değerlendirilmesi gerektiği anlaşıldığından, cezai sorumluluğu bulunmayan şüpheli hakkında 3713 sayılı TMK'nın 7/2, 5237 sayılı TCK'nın 32/1 maddeleri ile 5271 sayılı CMK'nın 223/3-a maddesi uyarınca ceza verilmesine yer olmadığına, koruma ve tedavi amacıyla 5237 sayılı TCK'nın 57 maddesi uyarınca akıl hastalarına özgü güvenlik tedbirlerinin uygulanmasına karar verilmesi istenilmiştir.


Ağrı 2 Ağır Ceza Mahkemesinin 06.03.2020 tarih 2020/79 iddianame değerlendirme numaralı kararı ile özetle, şüpheli hakkında Adli Tıp Uzmanı imzalı, tek hekim raporunun dayanak yapılarak dava açıldığı, oysa cezai ehliyetin olup olmadığının tespitinin Adli Tıp Kurumu'ndan veya Psikiyatri Ana Bilim Başkanlığı Bölümü mevcut olan tam teşekküllü bir üniversite hastanesinden veya yine tam teşekküllü Akıl ve Ruh Sağlığı Hastanesinden alınacak heyet raporu ile belirlenebileceği, dosya kapsamında şüpheli hakkında daha önceden sayılan kuruluşlardan herhangi birisi tarafından verilmiş bir raporun bulunmadığı, bu yönde alınmış bir rapor var ise dosyaya kazandırılarak iddianamenin yeniden düzenlenmesi gerektiği, heyet raporu bulunmaması halinde şüphelinin belirtilen sağlık kuruluşlardan birine sevki ile cezai ehliyetinin bulunup bulunmadığına ilişkin heyet raporu aldırıldıktan sonra cezai ehliyeti konusunda değerlendirme yapılarak iddianame düzenlenmesi gerektiğinden 5271 sayılı CMK'nın 174/1-b maddesi gereğince iddianamenin iadesine itiraz yolu açık olmak üzere oybirliği ile karar verilmiştir.


07.03.2020 tarihinde Cumhuriyet savcısınca özetle, şüpheli hakkında heyet raporu alınmamasının iddianamenin iadesi sebepleri arasında yer almadığı ve suçun sübutuna etki edecek delillerden de olmadığı, yargılama sırasında mahkemece teminin mümkün olduğu ayrıca raporun cezai durumu belirleyen bir husus olmakla suç delili niteliğinde olmadığı, suçun sübutuna etki eden tanık delillerinin toplandığı ve delillerin iddianamede tartışılarak sübuta yönelik hukuki değerlendirmede bulunulduğu, mevcut delillerin kamu davası açılabilecek yeterli şüpheyi içerir nitelikte olduğu, Yargıtay'ın sunulan ilamlarında belirtildiği üzere soruşturma aşamasında akıl hastası olduğu iddia edilen şüpheli hakkında uzman hekim raporu aldırılması zorunluluğunun bulunmadığı, dolayısıyla rapor aldırılmadan iddianame düzenlense dahi bu hususun iade nedeni yapılamayacağı, bununla birlikte Adli Tıp Şube Müdürlüğünden de rapor alındığından iade kararının usul ve yasaya aykırı olduğu belirtilerek 07.03.2020 tarihinde itirazda bulunulması üzerine, 09.03.2020 tarihli kararı ile yapılan itiraz yerinde görülmediğinden dosyanın itiraz merciine gönderilmesine karar verilmiştir.


Cumhuriyet savcısının iddianamenin iadesine ilişkin karardaki gerekçeler karşısında itirazın kabulüne karar verilmesine yönelik mütalaasının teminine müteakip, Ağrı 1 Ağır Ceza Mahkemesinin 18.03.2020 tarih 2020/329 değişik iş sayılı kararı ile belirtildiği şekilde; "şüphelinin başka suçtan cezaevinde t/h olarak bulunduğu, sabıka kaydının incelenmesinde de sanığın birden fazla kesinleşmiş mahkumiyetinin bulunduğunun görüldüğü, her ne kadar Cumhuriyet Savcılığı itiraz dilekçesinde TCK'nın 32. maddesinin iade sebebi olamayacağına ilişkin Yargıtay kararları sunmuş ise de; iddianamede sanığın cezalandırılması değil, hakkında güvenlik tedbiri uygulanmasının talep edildiği, bu halde ise mahkemece sanığın cezai ehliyetinin varlığının tespiti halinde iddianamede talep olmadığından cezalandırma yoluna gidilemeyeceği, savcılık tarafından sunulan Yargıtay kararlarının cezalandırma talepli iddianamelere ilişkin olduğu anlaşılmakla, tüm bu hususlar göz önüne alınarak Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından yapılan itirazın reddine" oy birliği ile kesin olarak karar verilmiştir.


23.03.2020 tarihinde Adalet Bakanlığı Ceza İşleri Genel Müdürlüğüne, şüphelinin cezai ehliyetinin olup olmadığının tespitine yönelik heyet raporunun suçun sübutuna etki eden delillerden olmadığı, gerekli görülmesi halinde kovuşturmada tamamlanabileceği, emsal Yargıtay ilamlarının da bu yönde olduğu, itiraz merciinin ayrıca mahkemenin iade gerekçesi dışında başka bir gerekçeyle itirazın reddine karar verdiği de belirtilerek, kesin kararın kanun yararına bozulması hususunda ihbarda bulunulması üzerine, 14.05.2020 tarihli Adalet Bakanlığı Ceza İşleri Genel Müdürlüğünün yazısı ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığından kesin kararın Kanun Yararına Bozulmasının istenilmesi üzerine dosya Dairemize gönderilmiştir.


III-KANUN YARARINA BOZMA İSTEMİNE İLİŞKİN UYUŞMAZLIĞIN KAPSAMI:


Şüpheli hakkında düzenlenen iddianamenin 5271 sayılı CMK'nın 174/1-b maddesi gereğince iadesinde ve karara karşı yapılan itirazın reddine dair mercii kararının hukuka uygunluğu hususunda uyuşmazlık bulunmaktadır.


IV-HUKUKSAL DEĞERLENDİRME:


Karar tarihindeki mevzuat şöyledir

5237 sayılı Kanun

Akıl hastalığı

Madde 32- (1) Akıl hastalığı nedeniyle, işlediği fiilin hukuki anlam ve sonuçlarını algılayamayan veya bu fiille ilgili olarak davranışlarını yönlendirme yeteneği önemli derecede azalmış olan kişiye ceza verilmez. Ancak, bu kişiler hakkında güvenlik tedbirine hükmolunur.

5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu

Kamu davasını açma görevi

Madde 170

(1)Kamu davasını açma görevi, Cumhuriyet savcısı tarafından yerine getirilir.

(2)Soruşturma evresi sonunda toplanan deliller, suçun işlendiği hususunda yeterli şüphe oluşturuyorsa; Cumhuriyet savcısı, bir iddianame düzenler.

(3)Görevli ve yetkili mahkemeye hitaben düzenlenen iddianamede;

a) Şüphelinin kimliği,

b) Müdafii,

c)Maktul, mağdur veya suçtan zarar görenin kimliği,

d)Mağdurun veya suçtan zarar görenin vekili veya kanunî temsilcisi,

e)Açıklanmasında sakınca bulunmaması halinde ihbarda bulunan kişinin kimliği,

f)Şikâyette bulunan kişinin kimliği,

g)Şikâyetin yapıldığı tarih,

h)Yüklenen suç ve uygulanması gereken kanun maddeleri,

i)Yüklenen suçun işlendiği yer, tarih ve zaman dilimi,

j)Suçun delilleri,

k)Şüphelinin tutuklu olup olmadığı; tutuklanmış ise, gözaltına alma ve tutuklama tarihleri ile bunların süreleri,

Gösterilir.

(4)İddianamede, yüklenen suçu oluşturan olaylar, mevcut delillerle ilişkilendirilerek açıklanır.

(5)İddianamenin sonuç kısmında, şüphelinin sadece aleyhine olan hususlar değil, lehine olan hususlar da ileri sürülür.

(6)İddianamenin sonuç kısmında, işlenen suç dolayısıyla ilgili kanunda öngörülen ceza ve güvenlik tedbirlerinden hangilerine hükmedilmesinin istendiği; suçun tüzel kişinin faaliyeti çerçevesinde işlenmesi halinde, ilgili tüzel kişi hakkında uygulanabilecek olan güvenlik tedbiri açıkça belirtilir.

İddianamenin iadesi

Madde 174 – (Değişik: 25.5.2005 - 5353/27 md.)

(1) Mahkeme tarafından, iddianamenin ve soruşturma evrakının verildiği tarihten itibaren onbeş gün içinde soruşturma evresine ilişkin bütün belgeler incelendikten sonra, eksik veya hatalı noktalar belirtilmek suretiyle;

a)170 inci maddeye aykırı olarak düzenlenen,

b)(Değişik:17.10.2019-7188/20 md.) Suçun sübutuna doğrudan etki edecek mevcut bir delil toplanmadan düzenlenen,

c)(Değişik:17.10.2019-7188/20 md.) Önödemeye veya uzlaştırmaya ya da seri muhakeme usulüne tâbi olduğu soruşturma dosyasından açıkça anlaşılan işlerde önödeme veya uzlaştırma ya da seri muhakeme usulü uygulanmaksızın düzenlenen,

d)(Ek:17.10.2019-7188/20 md.) Soruşturma veya kovuşturma yapılması izne veya talebe bağlı olan suçlarda izin alınmaksızın veya talep olmaksızın düzenlenen,

İddianamenin Cumhuriyet Başsavcılığına iadesine karar verilir.

(2)Suçun hukukî nitelendirilmesi sebebiyle iddianame iade edilemez.

(3)En geç birinci fıkrada belirtilen süre sonunda iade edilmeyen iddianame kabul edilmiş sayılır.

(4)Cumhuriyet savcısı, iddianamenin iadesi üzerine, kararda gösterilen eksiklikleri tamamladıktan ve hatalı noktaları düzelttikten sonra, kovuşturmaya yer olmadığı kararı verilmesini gerektiren bir durumun bulunmaması halinde, yeniden iddianame düzenleyerek dosyayı mahkemeye gönderir. İlk kararda belirtilmeyen sebeplere dayanılarak yeniden iddianamenin iadesi yoluna gidilemez.

(5)İade kararına karşı Cumhuriyet savcısı itiraz edebilir.

Ceza muhakemesinin amacı, maddi gerçeğin insan onuruna yaraşır biçimde araştırılıp bulunmasıdır.

Soruşturma evresinin asıl yetkilisi olan Cumhuriyet savcısı, ihbar veya başka bir suretle bir suçun işlendiği izlenimini veren bir hali öğrenir öğrenmez ceza yargılamasının temel amacı olan maddi gerçeğin ortaya çıkarılması için soruşturmaya başlayacaktır.

CMK’nın 160/1 maddesinde yer alan “bir suçun işlendiği izlenimini veren bir hal” ifadesinden de anlaşılacağı üzere belli bir suç şüphesine karşı soruşturmaya başlanılabilmesinin maddi koşulu, o suça ilişkin başlangıç şüphesinin var olmasıdır. Başlangıç şüphesi, soyut bir izlenimle değil; suçun işlendiği izlenimini uyandıran somut vakıalar ile oluşur. Cumhuriyet savcısı, başlangıç şüphesinin olup olmadığını yani, suçun işlendiği izlenimini uyandıran somut vakıaların bulunup bulunmadığını değerlendirerek soruşturmaya başlayacaktır. Kısaca, başlangıç şüphesinin bulunup bulunmadığını değerlendirme yetkisi, Cumhuriyet savcısına aittir (Veli Özbek, Nihat M. Kanbur, Koray Doğan, Pınar Bacaksız, İlker Tepe, Ceza Muhakemesi Hukuku, Seçkin Yayınlar, Ankara, 2011, sayfa 186 ve devamı).


Soruşturma evresi sonunda toplanan deliller, suçun işlendiği hususunda yeterli şüphe oluşturuyorsa; Cumhuriyet savcısı iddianame düzenler. "Yeterli şüphe", şüphelinin müsnet suçtan yargılanması için gerekli ve yeterli olan şüphe derecesini ifade eder. Bu şüphenin, hukuka uygun olarak elde edilmiş her türlü delile dayanması gerektiğinde kuşku yoktur. Cumhuriyet savcısı topladığı delillerin iddianame düzenlemek için yeterli olup olmadığını takdir edecek, delilleri olaylarla ilişkilendirerek yeterli şüpheyi ortaya koyacaktır. Kamu davasının açılmasında yeterli şüpheden bahsedebilmede önemli olan, suçun işlendiğine yönelik tartışılabilirlik ve mahkûmiyetin ne derecede mümkün olabilirliğidir.

5271 sayılı CMK'da düzenlenen iddianamenin iadesi kurumu, uzun süren yargılama süreçlerinin önüne geçilebilmesi ve davaların “tek celse”de bitirilebilmesini temin amacıyla getirilen yeniliklerden biridir. Bunun gerçekleştirilebilmesi, soruşturma safhasında mevcut tüm delillerin toplanmış olması ile mümkündür.


İddianamenin iadesi kurumu şüpheli/sanıkların lekelenmeme haklarını etkin şekilde koruma altına almaktadır. Bu nedenle Anayasanın 36-38. ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 6. maddelerinin teminatı mahiyetindedir. İddianamedeki şekle ilişkin eksiklikler her zaman giderilebilir ancak eksik soruşturma sonucu yeterli suç şüphesi oluşturmayan delillerle kişilere sanık sıfatı yüklenmesi, yargılama sonucunda beraat etmiş olsalar dahi hak ihlaline sebebiyet vereceği göz önünde bulundurulmalıdır. Aksi takdirde kanun koyucu suçun subutuna etkili olan bir delil toplanmadan dava açılmasını iade nedeni olarak kabul etmeyeceği aşikardır.


Soruşturma aşamasında toplanan deliller sonucunda yeterli şüphenin oluşmaması durumunda kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verilmesi, yargılama aşamasında hakim veya mahkemece verilen kararlar ile kanun yolu aşamalarında delillerin hukuka uygunluk denetiminin yapılacağına dair düzenlemelerin yanı sıra; iddianamenin iadesi müessesesinin de delilin denetimine olanak tanıdığının kabulü gereklidir. Ancak Anayasanın 38, 5271 sayılı CMK'nın 206/2 maddelerindeki


düzenlemeler kapsamında, bu olanağın çok geniş yorumlanmaması gerektiği CMK'nın 172/1 maddesinin doğal sonucudur.

Madde gerekçesinde de belirtildiği üzere;

"Kamu davasının tek veya zorunlu olduğunda birbirini izleyen oturumlarda ve mümkünse bir günde sonuçlandırılmasını gerçekleştirebilmek amacıyla; iddianamenin, hukuken geçerli ve yeterli delillerin toplanmasından ve dava açma koşullarının gerçekleşmesinden sonra, tüm yönleriyle doğru ve eksiksiz olarak mahkemeye verilmesi gerekmektedir. Yeterli delil bulunmadan veya toplanmadan âdeta delilsiz davanın açılmış olması ve bunun sonucu olarak mahkemenin soruşturma yapmak zorunluluğunda kalacağının anlaşılması halinde iddianame iade edilecektir... Deliller kamu davası açmak için yeterli olsa bile, iddianamede bulunması gerekli diğer ve bir bakıma şekli sayılabilecek hususların yer almaması halinde de iade mümkündür..."

7188 sayılı Kanunla yapılan değişiklik gerekçesinde ise;

"Maddenin birinci fıkrasının (b) bendinde suçun sübutuna etki edeceği mutlak sayılan mevcut bir delil toplanmadan düzenlenen iddianamenin iadesine karar verileceği hüküm altına alınmıştır. Söz konusu düzenleme uygulamada hâkimler ve savcılar tarafından farklı yorumlanmaktadır. "Mutlak sayılan mevcut bir delil" ibaresi dikkate alındığında mahkemelerin iade yetkisinin çok sınırlı olduğu ve mutlak olmamakla birlikte suçun sübutuna etki edebilecek deliller toplanmadan açılan iddianamelerin iade edilemediği görülmektedir. Yargıtay içtihatları da bu yönde gelişmiştir. Bu itibarla, maddeyle yapılan değişiklikle suçun sübutuna doğrudan etki edecek delillerin toplanması sağlanmaktadır. Suçun sübutuna doğrudan etki edecek delil, olayın oluş şekline göre ceza muhakemesi hukuku çerçevesinde belirlenecektir."


Diğer yönden, 5237 sayılı TCK'nın 32 maddesi gerekçesinde belirtildiği üzere, kusur yeteneğini etkileyen bir neden olan akıl hastalığının varlığı durumunda, kişi işlemiş bulunduğu fiilin anlam ve sonuçlarını algılayamamakta veya işlediği fiille ilgili olarak irade yeteneği önemli ölçüde etkilenmektedir, bu durumda kusurlu olamayacağından hakkında cezaya hükmedilemeyecektir ancak fiil hukuka aykırı niteliğe sahip olduğundan kişi hakkında akıl hastalarına özgü güvenlik tedbirlerine başvurulacaktır. Maddenin ilk fıkrasında kusur yeteneğini etkileyen bir neden olarak kabul edilen akıl hastalığı ceza sorumluluğu kaldıran bir hal olarak düzenlenmiş, ikinci fıkrasında ise ceza sorumluluğunu azaltan bir neden olarak belirtilmiştir.

Şüphelinin akıl hastası olduğunun anlaşılması, hakkında iddianame düzenlenmesine engel teşkil etmemektedir. Şahsi bir cezasızlık sebebi olmaması nedeni ile şüpheli hakkında güvenlik tedbiri uygulanmasına ancak suçu işlediğinin yargılama sonucunda sabit görülmesi halinde hükmedileceğinden, Cumhuriyet savcısının takdir yetkisini kullanarak akıl hastalığının etkisiyle suç işleyen fail hakkında kovuşturmaya yer olmadığına karar vermesi mümkün değildir.


Cumhuriyet savcısı soruşturma aşamasında failin akıl hastası olduğundan şüphelenirse re’sen akıl hastalıkları konusunda uzman bir bilirkişi görevlendirerek fail hakkında bir rapor düzenlenmesini isteyebilecektir. (CMK m. 63/3). Ancak akıl hastalığı suçun sübutuyla ilgili bir husus olmadığından soruşturma aşamasında raporun aldırılmaması iddianamenin iadesini gerektirmemektedir.

Bu bilgiler ışığında somut olayda, ceza infaz kurumunun müşahede koğuşunda bulunduğu süreçte terör örgütü lehine ve liderine yönelik övgü dolu cümleler kurarak slogan attığı belirtilen tutanak kapsamında yürütülen soruşturma neticesinde, PKK terör örgütünün sembolik işareti olan iki parmağını yukarı doğru kaldırmak sureti ile "Ben bundan sonra dağa çıkacağım, bizim başkanımız ...'dır, ... suçsuz günahsızdır, PKK vuruyorsa boşuna vurmuyordur, biji apo, biji PKK, Afrindekiler için onlar (PKK) barış istiyor, ama Devlet savaş istiyor, Afrin'i Devlet bombalıyor'' şeklinde slogan atmak suretiyle terör örgütü propagandası yaptığı iddia edilen şüpheli hakkında, olay tarihinde atılı suça yönelik fiilin hukuki anlam ve sonuçlarını algılama ve davranışlarını yönlendirme yeteneğinde önemli ölçüde azalma olduğu belirtilerek TCK'nın 32/1 maddesi kapsamında durumunun değerlendirilmesinin uygun olduğunun belirtildiği Ağrı Adli Tıp Şube Müdürlüğünün tek hekim tarafından hazırlanan raporuna istinaden tanzim olunan iddianamenin;

5271 sayılı CMK'nın 170/3 maddesinde iddianamede nelerin gösterileceğinin,174/1 maddesinde ise hangi hallerde iade kararı verileceğinin belirtilmesi karşısında, iddianamenin iadesi nedenleri arasında yer almadığı gibi suçun sübutuna doğrudan etki edecek delillerden de olmadığı, yargılama aşamasında mahkemesince teminin mümkün olduğu gözetilmeden TCK'nın 32 maddesi kapsamında, Adli Tıp Kurumu, Psikiyatri Ana Bilim Başkanlığı Bölümü mevcut olan tam teşekküllü bir üniversite hastanesi veya tam teşekküllü Akıl ve Ruh Sağlığı Hastanesinden alınmış heyet raporunun bulunmadığı veya daha önceden sayılan kuruluşlardan verilmiş bir raporun da celp edilmediği gerekçesi ile iadesinde,

Ayrıca yargılama faaliyeti sonucu suçu işlediği kesin biçimde saptanan akıl hastası sanık hakkında kusurunun bulunmaması nedeniyle ceza verilmesine yer olmadığına ve güvenlik tedbirine hükmedilebilmesi için öncelikle suçun akıl hastası sanık tarafından işlenip işlenmediğinin mahkemece araştırılıp saptanması gerektiği gözetilmeden, iddianamede sanığın cezalandırılmasına yönelik bir talep olmadığı, hakkında güvenlik tedbiri uygulanmasının talep edildiğinden bahisle itirazın reddine dair verilen mercii kararında, isabet bulunmadığından istemin kabulüne karar verilmiştir.

V-SONUÇ: Açıklanan sebeplerle;

Kanun yararına bozma talebine dayanılarak düzenlenen tebliğnamedeki bozma isteği incelenen dosya kapsamına nazaran yerinde görüldüğünden, Ağrı 1. Ağır Ceza Mahkemesinin 18.03.2020 tarih ve 2020/329 değişik iş sayılı kararının, CMK'nın 309/4-a maddesi uyarınca BOZULMASINA, müteakip işlemlerin icrasını teminen dosyanın mahalline gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 02.10.2020 gününde oybirliğiyle karar verildi.