Parmak kesiğinin acil serviste hatalı dikilmesi

8.4.2021 17:40:55

3. Hukuk Dairesi         2020/4577 E.  ,  2020/6301 K.


MAHKEMESİ :ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ


Taraflar arasındaki tazminat davasının mahkemece yapılan yargılaması sonucunda, davanın reddine yönelik olarak verilen hükmün, süresi içinde davacı tarafından temyiz edilmesi üzerine; temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra, dosya içerisindeki bütün kağıtlar okunup gereği düşünüldü:


Y A R G I T A Y K A R A R I


Davacı, 11.05.2012 tarihinde parmağını bıçak kesmesi nedeni ile davalı hastaneye gittiğini, orada acil doktoru olan diğer davalı Dr. ...’ın kendisi estetik plastik cerrahı olmadığı halde, kesikle ilgili hiçbir inceleme ve araştırma yapmadan, estetik plastik cerraha yönlendirmeden hatalı müdahale ederek kesiği diktiğini, tendon bağlarının kesik olup olmadığına bakmadığını, ilk müdahaleyi tendon bağlarının tedavisine yönelik yapmayarak tendon bağları kopukluğun giderilemez hale gelmesine sebebiyet vermiş olduğunu, dikişler alınınca tendon bağlarının kopuk olduğunun anlaşıldığını, parmağını oynatamaz ve hissedemez hale geldiğini, daha sonra ameliyat olduğunu ancak tedavi yapılamadığını, tendonun tutmadığını, halen fizik tedavisinin yeni sonuçlandığını ileri sürerek , fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydı ile, 1.000,00 TL maddi, geçici ve sürekli iş göremezlik ve tedavi giderleri ile 30.000,00 TL manevi tazminat olmak üzere toplam 31.000,00 TL tazminatın 11.05.2012 tarihinden itibaren işleyecek avans faiziyle birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsiline, 6098 sayılı Borçlar Kanunu 76. madde gereğince davalıların 20.000,00 TL geçici ödeme yapmalarına karar verilmesini istemiştir.

Davalılar, davanın reddini dilemişlerdir.

Mahkemece, davanın reddine karar verilmiş, hüküm davacı tarafça temyiz edilmiştir.

Dava, davalı hastane ve davalı doktorun özen yükümlülüğüne aykırı davranması iddiası nedeniyle istenilen maddi - manevi tazminata ilişkindir. Davanın temeli vekillik sözleşmesi olup, özen borcuna aykırılığa dayandırılmıştır. (BK 386-390)(TBK 502.506)

Vekil, vekalet görevine konu işi görürken yöneldiği sonucun elde edilmemesinden sorumlu değil ise de, bu sonuca ulaşmak için gösterdiği çabanın, yaptığı iş ve işlemlerin, davranışların özenli olmayışından doğan zararlardan dolayı sorumludur. Mesleki iş gören vekil özenle davranmak zorunda olup, en hafif kusurundan bile sorumludur (BK 321/1 md)(TBK 400). O nedenle doktor ve hastanenin meslek alanı içinde olan bütün kusurları hafif de olsa sorumluluğun unsuru olarak kabul edilmelidir. Vekil, hastanın zarar görmemesi için, mesleki tüm şartları yerine getirmek, hastanın durumunu tıbbi açıdan zamanında ve gecikmeksizin saptayıp, somut durumunun gerektirdiği önlemleri eksiksiz bir şekilde almak, uygun tedaviyi de yine gecikmeden belirleyip uygulamak zorundadır. Asgari düzeyde dahi olsa bir tereddüt doğuran durumlarda, bu tereddütü ortadan kaldıracak araştırmaları yapmak ve bu arada da koruyucu tedbirleri almakla yükümlüdür. Çeşitli tedavi yöntemleri arasında bir seçim yapılırken, hastanın ve hastalığın özellikleri göz önünde tutulmak, onu risk altına sokacak tutum ve davranışlardan kaçınmak ve en emin yol seçilmek gerekir. Gerçekten de müvekkil (hasta)

mesleki bir iş gören vekilden, tedavinin bütün aşamalarında titiz bir ihtimam ve dikkat beklemek hakkına sahiptir. Gereken özen görevini göstermeyen vekil, BK 394/1(TBK 510) maddesi hükmü uyarınca, vekaleti gereği gibi ifa etmemiş sayılmalıdır. Aynı hususlar adam çalıştıran sıfatı ile doktorun görev yaptığı sağlık kuruluşları için de geçerlidir. Bu genel açıklamalardan sonra somut olaya bakılacak olursa; yargılama sırasında Adli Tıp Kurumundan alınan raporun sonuç kısmında, 11.05.2012 tarihinde sol el 2. parmakta 2-3 cmlik cilt kesisinin olduğu, kesinin ilgili hekimin talimatı ile hemşire tarafından dikildiği, ertesi gün plastik cerrahi klinik kontrolünün önerildiğinin iddia edildiği, kişinin dikişlerinin aldırmak için 10 gün sonra ilgili hastaneye gittiği, sol el 2. fleksör tendon kesisi olduğu tespit edildiğinden kişinin devlet hastanesinde lokal anestezi altında tendon kesisinin onarıldığı, işlemden 13 gün sonra parmakta hareket kısıtlılığının devam etmesi üzerine yapılan operasyonda; sol el 2. parmak derin fleksör tendonda orta falanks düzeyinden itibaren yapışıklıklar olduğunun tespit edildiği, yapışıklıkların serbestlendiği, tenoliz ve Z plastinin yapıldığı,fizik tedavinin uygulandığını anlaşıldığı, acil servis şartlarında tendon kesilerinde acil hekimi tarafından yara debridmanının yapılması, antibiyotik tedavisinin uygulanması, cilt kesisinin kapatılması ve ilgili branş hekimine yönlendirmesinin gerektiği, fleksör tendon kesilerinin acil opere edilmesi gereken kesiler arasında yer almadığı ancak 3 hafta içerisinde opere edilmemesi durumunda yapışıklık, tendon boyunda kısalmanın gelişebileceğinin tıbben bilindiği, dava konusu olayda aynı hal ve şartlarda bir pratisyen hekimince gösterilmesi gereken özenin gösterildiği, kişide mevcut sağ el hareket kısıtlılığının tendon kesilerinin beklenen sonuçlarından olduğu, ilgili pratisyen hekiminin uygulamalarından kaynaklanmadığı, ilgili hekim tarafından kişiye plastik cerrahi poliklinik kontrolünün önerilip önerilmediği hususunun adli tahkikatla aydınlatılması gerektiği şeklinde görüş bildirilmiştir. Davacı adli tıp kurumu raporuna itirazında, davalı doktorun kesikle ilgili hiçbir inceleme ve araştırma yapmadığını, plastik cerraha yönlerdirmeden hatalı olarak kesiyi diktiğini, erken evrede vücudun başka bölgelerinden alınan tendongreftleri ile tendonu onarılabileceğini ileri sürerek yeniden rapor alınmasını talep etmiştir. Mahkemece, davacının, itirazları karşılanmadan hüküm tesis edilmiştir. O halde, Mahkemece; üniversitelerin ana bilim dalından, davacının itirazlarını karşılayan, konusunda uzman, akademik kariyere sahip 3 kişilik bilirkişi kurulundan, davalıların teşhis ve tedavide gerekli özen ve dikkati gösterip göstermediği, hastanın takibinin tıp kurallarına uygun şekilde yapılıp yapılmadığı, yapılan işlemlerin tıp bilimi açısından yeterliliği, tıbbın gerek ve kurallarına göre olayda davalıların sorumluluğunu gerektirecek ihmal ve hata bulunup bulunmadığı hususlarını gösteren, nedenlerini açıklayıcı, taraf, mahkeme ve Yargıtay denetimine elverişli rapor alınmak suretiyle hasıl olacak sonuca uygun bir karar verilmesi gerekirken, değinilen bu yön gözardı edilerek eksik araştırma ile yazılı şekilde hüküm kurulmuş olması usul ve yasaya aykırı olup, bozmayı gerektirir.

SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle temyiz olunan hükmün davacı yararına BOZULMASINA, peşin alınan temyiz harcının istek halinde temyiz edene iadesine, 6100 sayılı HMK'nun geçici madde 3 atfıyla 1086 sayılı HUMK'nın 440. maddesi gereğince kararın tebliğinden itibaren 15 günlük süre içerisinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 10/11/2020 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.