Vekilin taşınmazı yakınlarına satması-vekilin hesap verme borcu-HGK kararı

10.4.2021 11:55:17

Hukuk Genel Kurulu         2019/693 E.  ,  2020/335 K.


MAHKEMESİ : İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 1. Hukuk Dairesi




1. Taraflar arasındaki "tapu iptali ve tescil, olmadığı takdirde taşınmaz bedelinin tahsili" davasından dolayı yapılan yargılama sonunda, Didim (Yenihisar) 1. Asliye Hukuk Mahkemesince verilen davacının tapu iptali ve tescil isteminin reddine, alacak isteminin ise kabulüne ilişkin kararın İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 1. Hukuk Dairesi tarafından kaldırılarak, davacının ilk istemi olan tapu iptali ve tescil isteminin kabulüne, davalılar vekilinin istinaf talebinin reddine karar verilmesi üzerine temyiz edilen karar Yargıtay 1. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonunda bozulmuş, Bölge Adliye Mahkemesince Özel Daire bozma kararına karşı direnilmiştir.

2. Direnme kararı davalılar vekili tarafından temyiz edilmiştir.

3. Hukuk Genel Kurulunca dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:


I. YARGILAMA SÜRECİ

Davacı İstemi:

4. Davacı vekili dava dilekçesinde; davalıların müvekkiline ait taşınmazı yüksek bir fiyata satacakları hususunda ikna etmeleri üzerine davacının 941 ada 1 parsel sayılı taşınmazın satışı için 21.02.2012 tarih ve 02292 yevmiye numaralı vekâletname ile davalılar ..., ... ve ...'a yetki verdiğini, vekilin vekâlet verenin talimatlarına uymak ve onun çıkarlarını korumak zorunda olmasına ve davacının vekâlet verdikten hemen sonra satışın bekletilmesi talimatını vermesine rağmen davalıların aynı gün taşınmazın satışını yaptıklarını, bunu öğrenen davacının ertesi gün vekilleri azlettiğini, davalıların taşınmazı kendi aralarında sattıkları gibi bedelini de tüm ikazlara karşın ödemediklerini, taşınmazın %50 hissesinin vekil ...'e, %50 hissesinin ise diğer vekil ...'ın akrabası (babası) olması nedeniyle vekâlet görevinin kötüye kullanıldığını bilebilecek durumda olan ...'ya satıldığını, oysa ki taşınmazın gerçek değerinin 350.000,00TL'nin üzerinde olduğunu, değerinin yarı fiyatına satılarak vekillerin haksız kazanç sağlandığını ve müvekkilinin büyük bir zarara uğradığını, taşınmazın gerçek değerinin çok altında satıldığını bilerek hareket eden davalıların vekâlet görevini açıkça kötüye kullanıldıklarını ileri sürerek, öncelikle tapu kaydının iptali ile davacı adına tesciline, mümkün olmaması hâlinde ise taşınmazın dava tarihindeki değerinin tespit edilerek yasal faiziyle birlikte tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.


Davalılar Cevabı:

5. Davalılar vekili cevap dilekçesinde; taraflar arasındaki ilişkinin 31.01.2012 tarihinde başladığını, müvekkillerinin davacıya ait 1680 ada 2, 4, 5, 6 ve 7 parseller ile davaya konu 941 ada 1 parsel sayılı taşınmazın satışı konusunda teklifte bulunduğunu, davacının süre istemesi üzerine 01.02.2012 tarihinde tekrar görüştüklerini, bu görüşmede davacının satışı kabul ettiğini, taşınmazlar üzerinde çok sayıda haciz ve ipotek şerhi bulunması ve toplam borç miktarının 600.000,00TL civarında olması nedeniyle pazarlık sonucunda haciz ve ipotek şerhleriyle birlikte 1680 ada 2, 4, 5, 6, ve 7 sayılı parseller için 80.000,00TL, dava konusu taşınmaz için de 20.000,00TL olmak üzere davacıya toplamda 100.000,00TL ödenmesi konusunda anlaştıklarını, ipotek ve haciz şerhlerinin kaldırılması için yapılacak ödemelerden davacının sorumlu olmayacağı, borçlardan yapılacak indirimler nedeniyle hak talebinde bulunmayacağı hususunda da anlaştıklarını, davacının 1680 adadaki taşınmazların satışını kendisinin yapacağını ancak 941 ada 1 parsel ile ilgili hiçbir şeye karışmayacağını ve vekâlet vereceğini söylemesi üzerine davalılardan ... ile ...'ı vekil tayin ettiğini, ancak 02.02.2012 tarihinde vekâletten azlettiğini, görüştüklerinde kendisi geleceğinden azilname gönderdiğini beyan ettiğini, 03.02.2012 tarihinde ise davacı ile bir araya gelerek 1680 adadaki taşınmazların devir işlemlerinin üzerindeki ipotek ve hacizlerle birlikte vekil ... tarafından dava dışı Kerim Topçu'ya yapıldığını, dava konusu taşınmaz hakkında ise üzerinde 150/c şerhi bulunduğundan işlem yapılamadığını, aynı gün sözleşmeye uygun olarak Finansbankta bulunan hesaptan para çekilerek 100.000,00TL'nin Halk bankasında davacıya elden ödendiğini, davacının çok sayıda alacaklısı bulunduğundan el konulmaması için paranın 95.000,00 TL'sini kendi hesabına değil üçüncü bir kişinin hesabına yatırdığını, bedelin tamamını alan davacının 03.02.2012 tarihinde ... ve ...'ı yeniden vekil tayin ettiğini, 05.02.2012 tarihinde ipotek ve haciz şerhlerinin kaldırılması için vekillerin Ankara'ya giderek Halk bankası ve varlık yönetim şirketi ile görüştüklerini, borçları ödeyip haciz kaldırma yazılarını aldıklarını, LBT Varlık Yönetim Şirketine 61.000,00TL ödediklerini, ancak 08.02.2012 tarihinde tapuya giden müvekkillerinin yeniden azledildiklerini öğrendiklerini, davacının 21.02.2012 tarihinde ise ..., ... ve ...'yı vekil tayin ettiğini, vekâletnamenin alınması ile taşınmaz üzerindeki şerh kaldırıldığından aynı gün bütün takyidatları ile birlikte davacının bilgisi dâhilinde satışın yapıldığını, davacının anlaşma gereğince alması gereken parayı aldığını, dava konusu parsel üzerinde çok sayıda şerh bulunduğundan bütün borçların ödenerek şerh ve ipoteğin kaldırıldığını, ... ve ...'ın Didim'de emlak işi yaptıklarını, bu nedenle satışa yetkili vekaletname aldıklarını, davacının ise her verdiği vekaletnameden sonra özellikle azilname gönderdiğini, hiçbir aşamada sözleşme yapmaya yanaşmadığını ve aralarındaki satış ilişkisini yazılı belgeye bağlamadığını, ipotek ve hacizlerin kaldırılması için Ankara'ya gidip gelme masraflarını dahi müvekkillerinin karşıladığını, davacının baştan beri kötü niyetli olduğunu ve hiçbir masraf ödemeden taşınmazlar üzerindeki şerhlerin kaldırılmasını sağladıktan sonra eldeki davayı açtığını, diğer yandan alıcı ...'nın davalı ...'ın babası olduğunu ancak aradaki ilişkiyi bilmediğini savunarak, öncelikle davanın reddine karar verilmesini, kabulü hâlinde ise davalılarca yapılan ödeme ve masrafların davacıdan alınarak depo edilmesine karar verilmesini talep etmiştir.

İlk Derece Mahkemesi Kararı:

6. Didim (Yenihisar) 1. Asliye Hukuk Mahkemesinin 29.09.2016 tarihli ve 2012/231 E., 2016/575 K. sayılı kararı ile; davacının davalılar ..., ... ve ...'yı 21.02.2012 tarihli vekâletname ile vekil tayin ettiği, taşınmazın aynı gün davalılar ... ile ...'ye satıldığı, ancak bedelin ödendiğine dair herhangi bir delilin sunulmadığı, resmî senetten 187.000,00TL bedelle satıldığı anlaşılmakta ise de devir tarihindeki gerçek değerinin 555.000,00TL olduğu, taşınmazın değerinin çok altında satılması ve satış bedelinin davacıya ödenmemiş olması ve taşınmazı devralan ...'in satışa yetkili vekil olması sebebiyle vekâlet görevinin kötüye kullanıldığı, diğer davalı ...'nin de vekillerden ...'ın akrabası olması sebebiyle vekâlet görevinin kötüye kullanıldığını bilebilecek durumda olduğu, ancak dosya kapsamından davacının taşınmazı satma iradesinin olduğu, bu irade doğrultusunda taşınmazın satışı sonrasında bedelin ödenmemesi nedeniyle taraflar arasındaki ihtilafın doğduğu gerekçesiyle davacının ilk talebi olan tapu iptali ve tescil isteğinin reddine, bedel isteğinin ise kabulüyle 560.000,00TL'nin dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte davacıya ödenmesine karar verilmiştir.

Bölge Adliye Mahkemesi Kararı:

7. Taraf vekillerince süresi içinde istinaf kanun yoluna başvurulmuştur.

8. İstinaf talebi üzerine İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 1. Hukuk Dairesinin 17.02.2017 tarihli ve 2017/98 E., 2017/155 K. sayılı kararı ile; davalılar tarafından davacıya ait başka taşınmazların işlemlerinin de yapıldığı, diğerleri ile birlikte toplam 100.000,00TL ödendiği savunulmuş ise de ödemenin ispat edilemediği, taşınmaz üzerindeki 150/c şerhinin 01.02.2012-07.02.2012 tarihleri arasında kaldırıldığı, satış yetkisini içeren vekâletnamenin ise 21.02.2012 tarihinde düzenlendiği, taşınmazın aynı gün satışının yapıldığı, satın alanlardan ...'in satış için düzenlenen vekâletnamede vekil olduğu, ...'nin ise yine vekil ...'ın babası olduğu, vekilin vekâlet görevini kötüye kullandığı, diğer davalıların da bunu bilen veya bilmesi gereken kişi konumunda bulunduğu, el ve iş birliği içinde hareket ettikleri gerekçesi ile ilk derece mahkemesi kararı kaldırılarak esas hakkında yeniden hüküm kurulmuş ve davacının ilk talebi olan tapu iptali ve tescil isteminin kabulüne, davalılar vekilinin istinaf talebinin ise reddine karar verilmiştir.

Özel Daire Bozma Kararı:

9. İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 1. Hukuk Dairesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalılar vekili temyiz isteminde bulunmuştur.

10. Yargıtay 1. Hukuk Dairesinin 22.05.2018 tarihli ve 2018/991 E., 2018/10413 K. sayılı kararında "...davacı ...’in 01.02.2012 tarih ve 3014 yevmiye no’lu vekâletname ile dava konusu 941 ada 1 parsel sayılı taşınmazı dilediği bedel ve koşullarda satmaları ve dava dışı 1680 ada 2, 4, 5, 6 ve 7 parsel sayılı taşınmazlar üzerindeki tüm takyidatları kaldırmaları konusunda davalılar ... ve ...’i birlikte veya ayrı ayrı hareket etmek suretiyle vekil tayin ettiği, anılan vekâletnameye dayanarak herhangi bir işlem yapılmadan davacının 02.02.2012 tarih ve 3035 yevmiye no’lu işlemle davalılar ... ve ...’i vekillikten azlettiği, akabinde davacının 03.02.2012 tarih ve 1025 yevmiye no’lu vekaletname ile yine yukarıda anılan konularda işlem yapmak üzere davalılar ... ve ...’i birlikte veya ayrı ayrı hareket etmek suretiyle vekil tayin ettiği, ancak anılan vekâletname ile herhangi bir işlem yapılmadan davacının 08.02.2012 tarih ve 1368 yevmiye no’lu işlemle davalılar ... ve ...’i vekillikten azlettiği, öte yandan davalı ...’in çekişmeli temlik yapılmadan önce 07.02.2012 tarihinde davacının ( ve birlikte icra takibine uğradığı Uncular İnş. San. Tic. Ltd. Şti’nin) Şekerbank’a olan borçlarını devir alan LBT Varlık Yönetimi A.Ş’ne 61.000,00TL ödeyerek davacının taşınmazları üzerine konulan haciz ve ipoteklerin kaldırılmasını teklif ettiği, davalılar tarafından ibraz edilen ve davacı tarafça karşı çıkılmayan Garanti Bankası dekontunun incelenmesinde; 07.02.2012 tarihinde davalı ... tarafından LBT Varlık Yönetimi A.Ş hesabına ‘’ Uncular İnş 941/1 parseldeki ... BRC ‘’ açıklaması ile 61.000,00TL yatırdığı, 07.02.2012 tarih ile 13.02.2012 tarihleri arasındaki dönemde dava dışı 1680 ada 2, 4, 5, 6 ve 7 parsel sayılı taşınmazlar üzerindeki takyidatların fekkine karar verildiği, özellikle tarafların ortak tanığı Cemil Bican’ın alınan ifadesinde; üzerlerindeki hacizler ile birlikte dava dışı beş adet taşınmazı davacının 80.000,00TL karşılığında davalılara sattığını, davacının çekişme konusu taşınmazı da üzerindeki Şekerbank T.A.Ş’ne olan haczin borç ödenerek kaldırılması ve ek olarak 20.000,00TL ödenmesi koşuluyla davalılara teklif ettiğini, davalıların teklifi kabul ederek anılan bedeli ödediklerini, ancak Şekerbank T.A.Ş’ne olan borcun ödenip ödenmediğini bilmediğini beyan ettiği, bir süreç içerisinde taraflar arasında gerçekleşen maddi vakıalar, olay silsilesi, dosya kapsamındaki tüm deliller bütün hâlinde değerlendirildiğinde, çekişmeli taşınmazın temlikinin davacının iradesine uygun olduğu anlaşılmaktadır.

Bu minvalde, çekişmeli temlik davacının iradesine uygun olduğundan vekalet görevinin kötüye kullanıldığından bahsedilemeyeceği açıktır.

Hâl böyle olunca, davanın tümden reddine karar verilmesi gerekirken yanılgılı değerlendirme ile yazılı şekilde karar verilmesi doğru değildir..." gerekçesiyle Bölge Adliye Mahkemesi kararı bozulmuştur.

Direnme Kararı:

11. İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 1. Hukuk Dairesinin 18.09.2018 tarihli ve 2018/1402 E., 2018/1298 K. sayılı kararı ile önceki gerekçelerle direnme kararı verilmiştir.

Direnme Kararının Temyizi:

12. Direnme kararı süresi içinde davalılar vekili tarafından temyiz edilmiştir.


II. UYUŞMAZLIK

13. Direnme yolu ile Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; somut olayda 941 ada 1 parsel sayılı taşınmazın, yetkili vekiller ... ile ... tarafından 1/2 payının diğer vekil ...'e, 1/2 payının da vekil ...'nın babası ...'ya satışına ilişkin işlemin vekâlet veren davacının iradesine uygun olup olmadığı, varılacak sonuca göre vekâlet görevinin kötüye kullanılıp kullanılmadığı noktasında toplanmaktadır.


III. GEREKÇE

14. Dava, vekâlet görevinin kötüye kullanılması hukuksal nedenine dayalı olarak açılan tapu iptali ve tescil, olmadığı takdirde taşınmaz bedelinin ödenmesi istemine ilişkindir.

15. 01.07.2012 tarihinde yürürlüğe giren 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun (TBK) 502. maddesinin birinci fıkrasına göre vekâlet sözleşmesi; vekilin vekâlet verenin bir işini görmeyi veya işlemini yapmayı üstlendiği sözleşmedir. Geniş anlamda bir iş görme sözleşmesi olan vekâlet sözleşmesiyle vekil, kendisine verilen işin ya da işlemin vekâlet verenin irade ve yararına uygun olarak yapılmasını üstlenir.

16. Borçlar Kanunu'nun temsil ve vekâlet ilişkisini düzenleyen hükümlerine göre vekâlet sözleşmesi büyük ölçüde tarafların karşılıklı güvenine dayanır. Vekilin borçlarının çoğu bu güven unsurundan, onun vekil edenin yararına ve iradesine uygun davranış yükümlülüğünden doğar.

17. Nitekim TBK'nda sadakat ve özen borcu, vekilin vekâlet verene karşı en önde gelen borcu kabul edilmiş ve 506. maddesinde;

"Vekil, vekâlet borcunu bizzat ifa etmekle yükümlüdür. Ancak vekile yetki verildiği veya durumun zorunlu ya da teamülün mümkün kıldığı hâllerde vekil, işi başkasına yaptırabilir.

Vekil üstlendiği iş ve hizmetleri, vekâlet verenin haklı menfaatlerini gözeterek, sadakat ve özenle yürütmekle yükümlüdür.

Vekilin özen borcundan doğan sorumluluğunun belirlenmesinde, benzer alanda iş ve hizmetleri üstlenen basiretli bir vekilin göstermesi gereken davranış esas alınır."düzenlemesine yer verilmiştir.

18. Davaya konu temlikin yapıldığı tarihte yürürlükte bulunan 818 sayılı Borçlar Kanunu'nun 390. maddesi de;

"Vekilin mesuliyeti, umumi surette işçinin mesuliyetine ait hükümlere tabidir.

Vekil, müvekkile karşı vekaleti iyi bir suretle ifa ile mükelleftir.

Vekil, başkasını tevkile mezun veya hal icabına göre mecbur olmadıkça veya adet başkasını kendi yerine ikameye müsait bulunmadıkça müvekkilünbihi kendisi yapmağa mecburdur." hükmünü taşımakta olup; buradaki "iyi bir suretle ifa" deyimini, söz konusu hükmün aslı olan İsviçre Borçlar Kanunu’nun 398. maddesi düzenlemesinde olduğu gibi "sadakat ve özen ile ifa" olarak anlamak gerekir.

19. Sadakat borcu kavramı vekilin gerek vekâletin ifası sırasında gerekse sonrasında kendisine duyulan güvene uygun olarak müvekkilinin menfaatlerini sözleşme ile güdülen amaç çerçevesinde koruma ve kendi menfaatini müvekkilinkine tabi kılma yükümlülüğünü ifade eder. Vekilin iş görme ile hedeflenen sonucun başarılı olması için hayat deneyimlerine ve işlerin normal akışına göre gerekli girişim ve davranışlarda bulunması ve başarılı sonucu engelleyebilecek davranışlardan kaçınması ise özen borcunun konusunu oluşturur.

20. Yukarıdaki hükümler uyarınca vekilin, vekil edenin yararına ve iradesine uygun hareket etme, onu zararlandırıcı davranışlardan kaçınma yükümlülüğü altında olacağı açıktır. Vekâletin kapsamı, sözleşmede açıkça gösterilmemişse TBK'nın 504/1. maddesi uyarınca görülecek işin niteliğine göre belirlenir. Sözleşmede vekâletin nasıl yerine getirileceği hakkında açık bir hüküm bulunmasa veya yapılan işlem dış temsil yetkisinin sınırları içerisinde kalsa dahi vekilin bu yükümlülüğü daima mevcuttur.


21. Hatta malik tarafından vekilin bir taşınmazın satışında, dilediği bedelle dilediği kimseye satış yapabileceği şeklinde yetkili kılınması, satacağı kimseyi dahi belirtmesi, ona dürüstlük kuralını, sadakat ve özen borcunu gözardı etmek suretiyle, makul sayılacak ölçüler dışına çıkarak satış yapma hakkını vermez. Vekil edenin yararı ile bağdaşmayacak bir eylem veya işlem yapan vekil, değinilen maddenin birinci fıkrası uyarınca sorumlu olur.


22. Öte yandan, vekil ile sözleşme yapan kişi 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun (TMK) 3. maddesi anlamında iyi niyetli ise yani vekilin vekâlet görevini kötüye kullandığını bilmiyor veya kendisinden beklenen özeni göstermesine rağmen bilmesine olanak yoksa, vekil ile yaptığı sözleşme geçerlidir ve vekil edeni bağlar. Vekil, vekâlet görevini kötüye kullansa dahi bu husus vekil ile vekâlet eden arasında bir iç sorun olarak kalır, vekil ile sözleşme yapan kişinin kazandığı haklara etkili olamaz.


23. Ne var ki, üçüncü kişi vekil ile çıkar ve işbirliği içerisinde ise veya kötü niyetli olup vekilin vekâlet görevini kötüye kullandığını biliyor veya bilmesi gerekiyorsa, vekil edenin sözleşme ile bağlı sayılmaması, TMK'nın 2. maddesinde yazılı dürüstlük kuralının doğal bir sonucu olarak kabul edilmelidir. Söz konusu yasa maddesi buyurucu nitelik taşıdığından hâkim tarafından kendiliğinden (resen) göz önünde tutulması zorunludur. Aksine düşünce kötü niyeti teşvik etmek, en azından ona göz yummak olur. Oysa bütün çağdaş hukuk sistemlerinde kötü niyet korunmamış daima mahkûm edilmiştir. Nitekim uygulama ve bilimsel görüşler de bu yönde gelişmiş ve kararlılık kazanmıştır. Aynı hususlar Hukuk Genel Kurulunun 07.12.2011 tarih ve 2011/14-609 E., 2011/744 K.; 19.12.2019 tarih ve 2017/1-1272 E., 2019/1399 K. sayılı kararlarında da vurgulanmıştır.


24. Uyuşmazlık konusu somut olaya gelindiğinde ise; davacının ilk olarak 01.02.2012 tarih ve 3014 yevmiye numaralı vekâletname ile dava konusu 941 ada 1 parsel sayılı taşınmazı dilediği bedel ve koşullarda satmaları ve dava dışı 1680 ada 2, 4, 5, 6 ve 7 parsel sayılı taşınmazlar üzerindeki tüm takyidatları kaldırmaları konusunda davalılar ... ve ...’i birlikte veya ayrı ayrı hareket etmek suretiyle vekil tayin ettiği, ancak bu vekâletname ile herhangi bir işlem yapılmadan kendilerini 02.02.2012 tarihinde vekillikten azlettiği, akabinde 03.02.2012 tarihinde 1680 ada 2, 4, 5, 6 ve 7 parsel sayılı taşınmazların bizzat davacı tarafından dava dışı Kerim  isimli şahsa üzerindeki tüm haciz ve ipotek şerhleriyle birlikte toplam 115.500,00TL bedelle satıldığı, anılan satış işleminde alıcı vekili olarak ...'nın işlem yaptığı, davacının yine 03.02.2012 tarihinde 1025 yevmiye numaralı vekâletname ile yukarıda belirtilen konularda işlem yapmak üzere davalılar ... ve ...’i yeniden vekil tayin ettiği, bu aşamada davacının icra takibine konu olan borçları nedeniyle dava konusu taşınmaz ile dava dışı 1680 ada 2, 4, 5, 6 ve 7 parsel sayılı taşınmazlar üzerine konulan haciz ve ipotek şerhlerinin kaldırılması için davalıların takip alacaklısı Halkbank A.Ş. ile alacaklı Şekerbank T.A.Ş. tarafından dosya alacağı kendisine devredilen LBT Varlık Yönetim Şirketi ile görüşmeler yaptıkları, LBT Varlık Yönetim Şirketi vekilinin Ankara 22. İcra Müdürlüğünün 1998/343 sayılı dosyasında ipotekli taşınmaz üzerindeki İİK m. 150/c şerhinin kaldırılması isteminde bulunduğu ve 05.03.2012 tarihinde şerhin kaldırılmasına karar verildiği, davacı adına vekâleten açıklaması ile 06.02.2012 tarihinde Halkbank A.Ş'ye 19.000,00TL ödeme yaptıkları ve bankanın aynı tarihte Ankara 29. İcra Müdürlüğünün 2003/1960 sayılı dosyasında bir alacağının kalmadığına dair yazı verdiği, 07.02.2012 tarihinde ise LBT Varlık Yönetim Şirketine 61.000,00TL ödeme yaptıkları, davacının ise 08.02.2012 tarihinde davalılar ... ile ...'i tekrar vekillikten azlettiği görülmektedir.


Dava konusu taşınmazın devrine esas vekâletname ise 21.02.2012 tarihli olup, davacının önceki vekâletnamelerdeki yetkileri içerir şekilde birlikte veya ayrı ayrı işlem yapmak üzere bu defa davalılar ... ve ... ile birlikte davalı ...'yı da vekil olarak tayin ettiği, bu vekâletnameye istinaden tapuda işlem yapan vekiller ... ile ...'nın aynı gün dava konusu taşınmazın 1/2 payını diğer vekil ...'e, 1/2 payını ise vekil ...'ın babası olan davalı ...'ye toplam 187.000,00TL bedelle sattıkları anlaşılmaktadır.


25. Yukarıda açıklanan yasal düzenleme ve ilkeler kapsamında somut olay değerlendirildiğinde; özellikle davalılar tarafından aradaki hukuki ilişkinin gerçekte satış niteliğinde olduğu ve davacının dava dışı beş adet taşınmazı üzerindeki tüm şerhlerle birlikte 80.000,00TL, çekişme konusu taşınmazı da haciz ve ipotek borçlarının ödenerek takyidatların kaldırılması ve ayrıca 20.000,00TL ödenmesi koşuluyla kendilerine sattığı ileri sürülmüş ise de bu savunmayı kanıtlayan yazılı bir belge dosyaya sunulmamıştır. Bu durumda, taraflar arasında vekâlet sözleşmesinden kaynaklanan hukuki ilişki ve uyuşmazlığın TBK'nın 502 (BK'nın 386) ve devamı maddeleri uyarınca çözümlenmesi gerektiği açıktır.


26. Davacının vekâletname düzenlemek suretiyle taşınmazını vekil eliyle satma iradesini ortaya koyduğu belirgindir. Davalı taraf ise 03.02.2012 tarihinde bankadan çekilen 110.000,00TL paraya ilişkin dekontu sunarak, bu para ile hem dava konusu hem de diğer taşınmazlar için toplam 100.000,00TL bedelin davacıya ödediğini savunmuştur. Ne var ki bu savunma, vekilin taşınmaz bedelini vekâlet verene ödediğini kabule yeterli değildir. Çünkü, davacı taraf bahsi geçen tarihte sadece o gün satışı yapılan 1680 ada 2, 4, 5, 6 ve 7 sayılı parseller için ödeme yapıldığını kabul etmiş ise de çekişmeli taşınmaz için herhangi bir ödemenin yapılmadığını belirtmiştir. Gerçekten de dava konusu taşınmaz bedelinin 03.02.2012 tarihinde ya da daha sonra ödendiğine dair yazılı bir belge bulunmadığı gibi taşınmazın satış tarihindeki gerçek değeri de mahkemece yapılan keşif sonucunda 555.000,00TL olarak saptanmıştır.


27. Oysa ki vekil, vekâletten kaynaklanan yetkisini kullanırken vekil edenin haklarını korumak, görevini sadakat ve özenle yerine getirmek zorundadır. Bu nedenle, kendisine dilediği bedel ve koşullarda taşınmaz satışı için yetki verilmiş olsa dahi vekil, vekâlet verenin zararına olacak şekilde taşınmazı gerçek değerinin çok altındaki bir değerle satmamalıdır. Vekilin, vekil edeni zararlandırma eyleminin gerçekleşmesi hâlinde yetkinin kötüye kullanıldığı kabul edilmelidir.


28. Olayda ise taşınmazın tapuda gösterilen satış bedeli ile gerçek değeri arasında üç katına yakın bir oransızlık bulunmaktadır. Bu aşırı oransızlık vekâlet verenin zararlandırıldığı olgusunu ortaya koyduğu gibi icra dosyalarındaki borçlar nedeniyle yapılan ödeme miktarları gözetildiğinde davalıların savunmasındaki gibi ek olarak 20.000,00TL ödeme yapılmış olsa dahi aradaki bedel farkı beş katından fazladır. Dolayısıyla makul ölçüler fazlasıyla aşılmış olup, vekilin üstlendiği işi vekâlet verenin haklı menfaatini gözeterek yerine getirdiği söylenemez.


29. Tüm bu olgular karşısında vekâlet görevinin kötüye kullandığı, taşınmazı vekillerden devralan ve baştan beri olayların içindeki vekillerden biri olan davalı ... ile diğer vekil ...'ın babası olması nedeniyle bu durumu bilen ya da bilebilecek durumdaki davalı ...'nin de yargılama sırasında taşınmazdaki payını oğluna temlik ettiği gözetildiğinde el ve işbirliği içerisinde hareket ettikleri sabittir.


30. Açıklanan tüm bu nedenlerle İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 1. Hukuk Dairesince, vekâlet görevinin kötüye kullanıldığı kabul edilerek verilen direnme kararı usul ve yasa hükümlerine uygun olup, yerindedir.


31. Ne var ki, yargılama sırasında dava konusu arsa üzerine bina inşa edilerek 12.02.2015 tarihinde kat irtifakına geçilmiş ve depolu dükkan vasfındaki (1) numaralı bağımsız bölüm ile dükkan vasfındaki (2) numaralı bağımsız bölüm 1/2 paylarla davalılar ... ile ... adına tescil edilmiştir.


32. Bilindiği gibi 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 297/2. maddesi uyarınca, mahkemelerce kurulan hükümler infaz sırasında tereddüt ve şüphe yaratmayacak nitelikte olmalıdır. Kamu düzeninden olan doğru sicil oluşturma ilkesi gereğince hâkimin infazı kabil karar verme yükümlülüğü bulunmaktadır.


33. 634 sayılı Kat Mülkiyeti Kanunu'nun 11. maddesine göre de kat mülkiyeti ve kat irtifakı, Tapu Sicil Tüzüğüne göre tutulacak kat mülkiyeti kütüğüne tescil olunur. Böyle olunca, infaz sırasında tereddüt doğmaması için her bir bağımsız bölüm hakkında hüküm kurulması gerekirken, kat mülkiyeti kütüğüne aktarıldığı için üzerinde işlem yapma kabiliyeti kalmayan imar parseli üzerinden hüküm kurulmuş olması isabetli değildir.


34. O hâlde, esası yönünden isabetli bulunan direnme kararının salt bu nedenle bozulması gerekir.


IV. SONUÇ:

Açıklanan nedenlerle;

Davalılar vekilinin temyiz itirazının kabulü ile direnme kararının yukarıda açıklanan değişik gerekçe ve nedenden dolayı 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 371/1-ç maddesi gereğince BOZULMASINA,

İstek hâlinde temyiz peşin harcının yatırana geri verilmesine,

Dosyanın İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 1. Hukuk Dairesine gönderilmesine, 03.06.2020 tarihinde oy birliğiyle kesin olarak karar verildi.