Askerlik görevini yaparken yaralanma ve maluliyet-aylık bağlanma talebi-yargı yolu

10.4.2021 11:57:58

Bu Kanunda aksine bir hüküm bulunmadığı takdirde; iştirakçi iken, bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarih itibarıyla bu Kanunun 4'üncü maddesinin birinci fıkrasının (c) bendi kapsamına alınanlar, bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten önce 5434 sayılı Kanun hükümlerine tabi olarak çalışmış olup bu Kanunun 4'üncü maddesinin birinci fıkrasının (c) bendine tabi olarak yeniden çalışmaya başlayanlar ile bunların dul ve yetimleri hakkında bu Kanunla yürürlükten kaldırılan hükümleri de dahil 5434 sayılı Kanun hükümlerine göre işlem yapılır.

Bu madde kapsamına girenlerin aylıklarının bağlanması, artırılması, azaltılması, kesilmesi, yeniden bağlanması, toptan ödemeleri, ilgi devamı, ihya ve borçlanmaları, diğer ödemeler ve yardımlar ile emeklilik ikramiyeleri hakkında bu Kanunla yürürlükten kaldırılan hükümleri de dahil 5434 sayılı Kanun hükümlerine göre işlem yapılır ve bu maddenin uygulanmasında mülga 2829 sayılı Kanun hükümleri ayrıca dikkate alınır. (Ek cümle: 16/6/2010-5997/10 md.) Ancak, Polis Akademisinde öğrenim görmekte olan öğrencilerin yetim aylıkları bu öğrenimleri süresince kesilmeksizin ödenmeye devam edilir...” düzenlemesine yer verilmiştir. Anılan geçici madde ile kanun koyucu tarafından, 5510 sayılı Kanun’un yürürlüğü öncesinde sosyal güvenlik kanunları uygulanmak suretiyle hak sahiplerine bağlanan gelir veya aylığın, durum değişikliği sebebine bağlı olarak kesilmesi veya yeniden bağlanmasında, yine anılan hükümlerinin esas alınması gerektiğinin benimsendiği anlaşılmaktadır. 5510 sayılı Kanun'un yürürlüğe girdiği tarihten önce 5434 sayılı Kanun hükümlerine göre aylık bağlanması talebinde bulunanlar, aylık bağlananlar ve işlemleri devam edenler hakkında 5434 sayılı Kanun hükümlerine göre işlem yapılacaktır.

19. Yukarıda anlatılan bilgiler ışığında somut olay değerlendirildiğinde; davacının 02.08.1992 tarihinde askerlik vazifesini yerine getirirken silah arkadaşı tarafından yaralanması sonucunda %6 oranında malul kaldığı ve vazife malullüğü nedeniyle kendisine aylık bağlandığı, ancak davacının geçmiş dönemler içinde ödeme yapılması gerektiğini belirterek eksik ödeme nedeniyle eldeki alacak davasını açtığı anlaşılmakta olup, davacının talebi açısından 5510 sayılı Kanun'un geçici 4. maddesi gereği 5434 sayılı Kanun'un uygulanması gerekmektedir ve söz konusu davanın adli yargıda görülmesi hukuken mümkün değildir. 5510 sayılı Kanun'un geçici 4. maddesinin açık düzenlemesi karşısında ihtilafın idari yargıda çözülmesi gereklidir.


Hukuk Genel Kurulu         2016/2362 E.  ,  2020/330 K.


MAHKEMESİ :İş Mahkemesi


1. Taraflar arasındaki “alacak” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda, Dörtyol 1. İş Mahkemesince verilen davanın kabulüne ilişkin karar davalı Sosyal Güvenlik Kurumu Başkanlığı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay 10. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonunda bozulmuş, Mahkemece Özel Daire bozma kararına karşı direnilmiştir.

2. Direnme kararı davalı Sosyal Güvenlik Kurumu Başkanlığı vekili tarafından temyiz edilmiştir.

3. Hukuk Genel Kurulunca dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:


I. YARGILAMA SÜRECİ

Davacı İstemi:

4. Davacı vekili 22.02.2013 harç tarihli dava dilekçesinde; müvekkilinin 02.08.1992 tarihinde Kıbrıs Türk Barış Kuvvetleri Komutanlığında askerlik görevini yaparken piyade er Veliaht Çakırbey tarafından vurularak yaralandığını, müvekkili tarafından Kuruma defalarca başvurulmasına rağmen vazife malûllüğü nedeniyle aylık bağlanmadığını, en son olarak Kurum tarafından aylık bağlanmasına rağmen geçmiş döneme dair birikmiş aylıkların ödenmediğini ileri sürerek fazlaya dair hakkını saklı tutarak şimdilik 10.000,00TL'nin 02.08.1992 tarihinden itibaren yasal faizi ile birlikte tahsiline karar verilmesini talep etmiş ve 24.04.2014 tarihli ıslah dilekçesi ile talebini 79.905,95TL olarak artırmıştır.

Davalı Cevabı:

5. Davalı Sosyal Güvenlik Kurumu Başkanlığı (SGK) vekili 02.01.2014 tarihli cevap dilekçesinde; 5434 sayılı Kanun'un 49. maddesi gereği vazife malûllüğünün doğduğu tarihten itibaren 1,5 yıl içinde talep edilmesi gerektiğini, 04.04.1998 tarihinde Kanuna eklenen geçici 203. madde "Bu Kanunun yürürlük tarihinden önce, 5434 sayılı Kanunun 49 uncu maddesinde belirtilen süreler içerisinde müracaat edilmemiş olması sebebiyle haklarında vazife malullüğü hükümleri uygulanmamış olanların, vazife malullüklerinin bu Kanunun ilgili maddesine göre tevsik edilmesi şartıyla T.C. Emekli Sandığına müracaatları tarihini takip eden aybaşından itibaren aylık bağlanır. Ancak geçmiş süreler için aylık, aylık farkı ve emekli ikramiyesi veya farkı ödenmez." şeklinde düzenleme getirildiğini, netice itibariyle 02.08.1992 tarihinde silah kazası sonucu yaralanan davacıya 1,5 yıl içerisinde başvurusu bulunmadığı için aylık bağlanmadığını ancak geçici 203. maddenin yürürlüğe girmesi ile davacıya talebini takip eden aybaşı olan 01.10.2011 tarihinden itibaren aylık bağlandığını, ancak geçmiş döneme dair ödeme yapılmasının kanunen mümkün olmadığını belirterek davanın reddini savunmuştur.

İlk Derece Mahkemesinin Kararı:

6. Dörtyol 1. İş Mahkemesinin 08.05.2014 tarihli ve 2013/91 E., 2014/156 K. sayılı kararı ile; işin esası incelenerek davanın kabulüne karar verilmiştir.

Özel Dairenin Bozma Kararı:

7. Dörtyol 1. İş Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı Sosyal Güvenlik Kurumu Başkanlığı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.

8. Yargıtay 10. Hukuk Dairesince 12.02.2015 tarihli ve 2014/14444 E., 2015/1984 K. sayılı kararı ile; " Dava, alacak istemine ilişkindir.

Mahkemece, davanın kabulüne karar verilmiştir.

Kıbrıs Türk Barış Kuvvetleri Komutanlığı’nda askerlik ödevini yerine getirmekteyken 1992 yılında vurularak sakatlanan davacıya 01.10.2011 tarihinden itibaren davalı Kurumca 5434 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Emekli Sandığı Kanunu hükümleri gereğince görev malûllüğü aylığı tahsis edildiği anlaşılmakta olup istem, aylığın 01.02.2003 günü itibarıyla bağlanarak biriken aylıkların yasal faiziyle birlikte ödenmesine ilişkindir.

5521 sayılı İş Mahkemeleri Kanununun 1. maddesinde, İş Kanununa göre işçi sayılan kimselerle (o kanunun değiştirilen 2. maddesinin Ç, D ve E fıkralarında istisna edilen işlerde çalışanlar hariç) işveren veya işveren vekilleri arasında iş akdinden veya İş Kanununa dayanan her türlü hak iddialarından doğan hukuk uyuşmazlıklarının çözülmesi ile görevli olarak gerek görülen yerlerde iş mahkemeleri kurulacağı, bu mahkemelerin, İşçi Sigortaları Kurumu ile sigortalılar veya yerine kaim olan hak sahipleri arasındaki uyuşmazlıklardan doğan itiraz ve davalara da bakacağı belirtilmiş, 506 sayılı Kanunun 134. ve 1479 sayılı Kanunun 70. maddelerinde, bu Kanunun uygulanmasından doğan uzlaşmazlıkların, yetkili iş mahkemelerinde veya bu davalara bakmakla görevli mahkemelerde görüleceği açıklanmış, 5510 sayılı Kanunun 01.10.2008 tarihinde yürürlüğe giren 101. maddesinde de, bu Kanunda aksine hüküm bulunmayan durumlarda, bu Kanun hükümlerinin uygulanmasıyla ilgili ortaya çıkan uyuşmazlıkların iş mahkemelerinde görüleceği hüküm altına alınmıştır.

Diğer taraftan 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununun 2. maddesinde, idari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları doğrudan zarar görenlerce açılan tam yargı davaları idari dava türleri arasında sayılmıştır.

İnceleme konusu davada taraflar arasındaki hukuki ilişki, çekişmenin niteliği ve dayanılan hukuki sebep dikkate alındığında, uyuşmazlığın çözümünde 506, 1479, 4857, 5510 sayılı Kanunların uygulama yeri olmadığından sınırlı yetki ile donatılmış iş mahkemelerinin görevi bulunmamakta, bu tür davalar idari yargının görev alanı içerisine girmektedir.

Bu maddi ve hukuki olgular göz önünde bulundurulmaksızın, mahkemece yanılgılı değerlendirme sonucu işin esasına girilerek karar verilmesi, usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.

O halde, davalı Kurum vekilinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.” gerekçesiyle karar bozulmuştur.

Direnme Kararı:

9. Dörtyol 1. İş Mahkemesinin 30.06.2015 tarihli ve 2015/318 E., 2015/283 K. sayılı kararı ile; maluliyet sebebi ile maaş bağlanması konusunda ilgili kurumun Sosyal Güvenlik Kurumu olduğu, emekliliğe ilişkin taleplerde doğal olarak Sosyal Güvenlik Kurumunun hukuki yararı olduğu ve taraf sıfatını taşıdığı, Sosyal Güvenlik Kurumu ile vatandaş arasında kurulan sigortalılık ilişkisinde kamusal gücün ağır basması durumu olmadığı, davanın idare hukuku esaslarına göre değil birey ile kurumun eşitliği çerçevesinde idarenin üstün kamusal gücü kullanmadan işlemlerin yürütülmesi prensibince özel hukuk hükümlerine göre görülerek karara bağlanması gerektiği,. 5510 sayılı Kanun'un 47. maddesi gereği de görevli mahkemenin iş mahkemeleri olduğu belirtilerek direnme kararı verilmiştir.

Direnme Kararının Temyizi:

10. Direnme kararı süresi içinde davalı Sosyal Güvenlik Kurumu Başkanlığı vekili tarafından temyiz edilmiştir.


II. UYUŞMAZLIK:

11. Direnme yolu ile Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; 02.08.1992 tarihinde Kıbrıs Türk Barış Kuvvetleri Komutanlığında askerlik görevini yaparken yaralanması nedeniyle vazife malûlü sayılan davacıya vazife malûllüğü aylığının Kurum tarafından eksik ödendiği gerekçesiyle ödenmeyen aylıkların tahsili istemine ilişkin eldeki davanın idari yargıda mı yoksa adli yargıda mı görülmesi noktasında toplanmaktadır.


III. GEREKÇE

12. Ülkemizde yargı yolları anayasa yargısı, idari yargı ve adli yargı şeklinde üç ana grupta sınıflandırılmış olup, idari yargı; idarenin, idare hukuku alanındaki idari faaliyetlerinden doğan uyuşmazlıkların çözümü ile ilgili karar veren veya bireyler ile idare arasındaki hukuki anlaşmazlıkları çözmeye çalışan yargı birimi olarak tanımlanabilir.

13. 2576 sayılı Bölge İdare Mahkemeleri, İdare Mahkemeleri ve Vergi Mahkemelerinin Kuruluş ve Görevleri Hakkındaki Kanun ve 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nda (İYUK), bölge idare mahkemesi, idare mahkemesi ve vergi mahkemelerinin işleyişi ile ilgili genel hükümler düzenlenmiş, idari dava türleri, idari yargı yetkisinin sınırı ile idare mahkemesinin görevlerinin ne olduğu açıkça belirlenmiştir. 2577 sayılı İYUK'nın “İdari dava türleri ve idari yargı yetkisinin sınırı” başlıklı 2. maddesi;

"İdari dava türleri şunlardır:

a) İdarî işlemler hakkında yetki, şekil, sebep, konu ve maksat yönlerinden biri ile hukuka aykırı olduklarından dolayı iptalleri için menfaatleri ihlâl edilenler tarafından açılan iptal davaları,

b) İdari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları doğrudan muhtel olanlar tarafından açılan tam yargı davaları,

c) Tahkim yolu öngörülen imtiyaz şartlaşma ve sözleşmelerinden doğan uyuşmazlıklar hariç, kamu hizmetlerinden birinin yürütülmesi için yapılan her türlü idari sözleşmelerden dolayı taraflar arasında çıkan uyuşmazlıklara ilişkin davalar.

2. İdari yargı yetkisi, idari eylem ve işlemlerin hukuka uygunluğunun denetimi ile sınırlıdır. İdari mahkemeler; yerindelik denetimi yapamazlar, yürütme görevinin kanunlarda gösterilen şekil ve esaslara uygun olarak yerine getirilmesini kısıtlayacak, idari eylem ve işlem niteliğinde veya idarenin takdir yetkisini kaldıracak biçimde yargı kararı veremezler.

3. Cumhurbaşkanının doğrudan doğruya yaptığı işlemler idari yargı denetimi dışındadır." şeklinde düzenlenmiştir.

14. Diğer taraftan 2577 sayılı İYUK'nın 15/1-a maddesinde adli yargının görevli olduğu konularda açılan davaların reddine karar verileceği hükme bağlanmıştır. Böylece kanunların açıkça adli yargıyı görevli saydığı hâller idari yargının kapsamı dışında bırakılmış, bu hâllerde davanın, davaya konu işlemin niteliğine bakılmaksızın adli yargıda görüleceği benimsenmiştir.

15. 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu, sosyal sigortalar ile genel sağlık sigortası bakımından kişileri güvence altına almak; bu sigortalardan yararlanacak kişileri ve sağlanacak hakları, bu haklardan yararlanma şartları ile finansman ve karşılanma yöntemlerini belirlemek; sosyal sigortaların ve genel sağlık sigortasının işleyişi ile ilgili usûl ve esasları düzenlemek amacıyla getirilmiştir. Kanun, sosyal sigortalar ile genel sağlık sigortasından yararlanacak kişileri, işverenleri, sağlık hizmeti sunucularını, bu Kanunun uygulanması bakımından gerçek kişiler ile her türlü kamu ve özel hukuk tüzel kişilerini ve tüzel kişiliği olmayan diğer kurum ve kuruluşları kapsamaktadır.

16. 5502 sayılı Sosyal Güvenlik Kurumu Kanunu ile 5434 sayılı Emekli Sandığı Kanunu’nun bazı maddeleri yürürlükten kaldırılmış, kamu tüzel kişiliğine sahip Türkiye Cumhuriyeti Emekli Sandığı, hiç bir işleme gerek kalmaksızın, bu Kanunun yürürlük tarihi itibarıyla, görevleri ile birlikte, 1. maddeye dayanılarak kurulan kamu tüzel kişiliğine sahip Sosyal Güvenlik Kurumuna devredilmiştir.

17. 5510 sayılı Kanunu ile 506 sayılı Sosyal Sigortalar Kanunu, 1479 sayılı Esnaf ve Sanatkârlar ve Diğer Bağımsız Çalışanlar Sosyal Sigortalar Kurumu Kanunu, 2925 sayılı Tarım İşçileri Sosyal Sigortalar Kanunu, 2926 sayılı Tarımda Kendi Adına ve Hesabına Çalışanlar Sosyal Sigortalar Kanunu ve 5434 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Emekli Sandığı Kanunu kapsamında bulunanlar, geçici maddelerle korunan haklar dışında, sosyal güvenlik ve sağlık hizmetleri yönünden yeni bir sisteme bağlı tutulmuş ve 5510 sayılı Kanun’un yürürlüğünden sonra göreve başlayanlar yönünden, prim esasına dayalı sigorta sistemine geçilmiştir. Bu sistemle, devlet memurları ve diğer kamu görevlileri, hizmet akdine göre ücretle çalışanlar, tarım işlerinde ücretle çalışanlar, kendi hesabına çalışanlar ve tarımda kendi hesabına çalışanları kapsayan beş farklı emeklilik rejimi, aktüeryal olarak hak ve yükümlülükler yönünden tek bir sosyal güvenlik sistemi altında toplanmıştır.

18. Ne var ki 5510 sayılı Kanun'un “5434 sayılı Kanuna ilişkin geçiş hükümleri” başlıklı geçici 4. maddesinde “Bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarih itibarıyla 8/6/1949 tarihli ve 5434 sayılı Kanuna göre; aylık, tazminat, harp malûllüğü zammı, diğer ödemeler ve yardımlar ile 8/2/2006 tarihli ve 5454 sayılı Kanunun 1'inci maddesine göre ek ödeme verilmekte olanlara, bu Kanunla yürürlükten kaldırılan hükümleri de dahil 5434 sayılı Kanunda kendileri için belirtilmiş olan şartları haiz oldukları müddetçe bunların ödenmesine devam olunur. Ancak, 5 ilâ 10 yıl arasında fiili hizmet süresi olan iştirakçilerden dolayı dul ve yetim aylığı almakta olanların, aylık ve diğer ödemeleri, bu Kanunun 32'nci, 34'üncü ve 37'nci maddelerindeki şartları haiz oldukları müddetçe devam edilir.

Bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten önce iştirakçiliği sona erenlerden tahsis talebinde bulunacaklar ile bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten önce 5434 sayılı Kanun hükümlerine göre tahsis talebinde bulunanlardan işlemleri devam edenler hakkında, bu Kanunla yürürlükten kaldırılan hükümleri de dahil 5434 sayılı Kanun hükümlerine göre işlem yapılır…

Bu Kanunda aksine bir hüküm bulunmadığı takdirde; iştirakçi iken, bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarih itibarıyla bu Kanunun 4'üncü maddesinin birinci fıkrasının (c) bendi kapsamına alınanlar, bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten önce 5434 sayılı Kanun hükümlerine tabi olarak çalışmış olup bu Kanunun 4'üncü maddesinin birinci fıkrasının (c) bendine tabi olarak yeniden çalışmaya başlayanlar ile bunların dul ve yetimleri hakkında bu Kanunla yürürlükten kaldırılan hükümleri de dahil 5434 sayılı Kanun hükümlerine göre işlem yapılır.

Bu madde kapsamına girenlerin aylıklarının bağlanması, artırılması, azaltılması, kesilmesi, yeniden bağlanması, toptan ödemeleri, ilgi devamı, ihya ve borçlanmaları, diğer ödemeler ve yardımlar ile emeklilik ikramiyeleri hakkında bu Kanunla yürürlükten kaldırılan hükümleri de dahil 5434 sayılı Kanun hükümlerine göre işlem yapılır ve bu maddenin uygulanmasında mülga 2829 sayılı Kanun hükümleri ayrıca dikkate alınır. (Ek cümle: 16/6/2010-5997/10 md.) Ancak, Polis Akademisinde öğrenim görmekte olan öğrencilerin yetim aylıkları bu öğrenimleri süresince kesilmeksizin ödenmeye devam edilir...” düzenlemesine yer verilmiştir. Anılan geçici madde ile kanun koyucu tarafından, 5510 sayılı Kanun’un yürürlüğü öncesinde sosyal güvenlik kanunları uygulanmak suretiyle hak sahiplerine bağlanan gelir veya aylığın, durum değişikliği sebebine bağlı olarak kesilmesi veya yeniden bağlanmasında, yine anılan hükümlerinin esas alınması gerektiğinin benimsendiği anlaşılmaktadır. 5510 sayılı Kanun'un yürürlüğe girdiği tarihten önce 5434 sayılı Kanun hükümlerine göre aylık bağlanması talebinde bulunanlar, aylık bağlananlar ve işlemleri devam edenler hakkında 5434 sayılı Kanun hükümlerine göre işlem yapılacaktır.

19. Yukarıda anlatılan bilgiler ışığında somut olay değerlendirildiğinde; davacının 02.08.1992 tarihinde askerlik vazifesini yerine getirirken silah arkadaşı tarafından yaralanması sonucunda %6 oranında malul kaldığı ve vazife malullüğü nedeniyle kendisine aylık bağlandığı, ancak davacının geçmiş dönemler içinde ödeme yapılması gerektiğini belirterek eksik ödeme nedeniyle eldeki alacak davasını açtığı anlaşılmakta olup, davacının talebi açısından 5510 sayılı Kanun'un geçici 4. maddesi gereği 5434 sayılı Kanun'un uygulanması gerekmektedir ve söz konusu davanın adli yargıda görülmesi hukuken mümkün değildir. 5510 sayılı Kanun'un geçici 4. maddesinin açık düzenlemesi karşısında ihtilafın idari yargıda çözülmesi gereklidir.

20. Hâl böyle olunca, Hukuk Genel Kurulunca da benimsenen Özel Daire bozma kararına uyulması gerekirken, önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır. Bu nedenle direnme kararı bozulmalıdır.


IV. SONUÇ:

Açıklanan nedenlerle;

Davalı Sosyal Güvenlik Kurumu Başkanlığı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile direnme kararının Özel Daire bozma kararında gösterilen nedenlerden dolayı 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun geçici 3. maddesine göre uygulanmakta olan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun 429. maddesi gereğince BOZULMASINA,

Karar düzeltme yolu kapalı olmak üzere 03.06.2020 tarihinde oy birliği ile kesin olarak karar verildi.