Yabancı dili olmayan çalışana imzalatılan ingilizce ibranamenin geçerli olmadığı-HGK kararı

17.4.2021 14:50:28

Hukuk Genel Kurulu         2017/3057 E.  ,  2020/426 K.


MAHKEMESİ :İş Mahkemesi



1. Taraflar arasındaki “işçilik alacakları” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda, Ankara 21. İş Mahkemesince verilen davanın kısmen kabulüne ilişkin karar taraf vekilleri tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay 22. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonunda bozulmuş, Mahkemece Özel Daire bozma kararına karşı kısmen direnilmiştir.

2. Direnme kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.

3. Hukuk Genel Kurulunca dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü.


I. YARGILAMA SÜRECİ

Davacı İstemi:

4. Davacı vekili 24.03.2011 tarihli dava dilekçesinde; müvekkilinin davalının yurtdışı şantiyelerinde çalıştığını, iş sözleşmesinin davalı tarafından haksız olarak feshedildiğini ileri sürerek kıdem ve ihbar tazminatı ile yıllık ücretli izin alacağının davalıdan tahsilini talep ve dava etmiştir.

Davalı Cevabı:

5. Davalı .... (GAMA/davalı işveren) vekili 07.06.2011 tarihli cevap dilekçesinde; talep konusu alacakların zamanaşımına uğradığını, bazı işçilerin 20 yılı aşkın bir süreyi kapsayan ve GAMA Şirketinde olduğu ileri sürülen çalışmalarının hangilerinin müvekkili nezdinde olduğunun davacı tarafından dava dilekçesinde net olarak belirtilmediği için öncelikle müvekkilinin taraf sıfatının bulunmadığını, dava dilekçesinden anlaşılan davacının değişik işverenler nezdinde de çalıştığını ancak davanın sadece müvekkiline yöneltildiğini savunarak davanın reddini istemiştir.

Mahkeme Kararı:

6. Ankara 19. İş Mahkemesinin 07.06.2013 tarihli ve 2011/307 E., 2013/517 K. sayılı kararı ile; davacıya ait Sosyal Güvenlik Kurumu ve işyeri şahsi sicil dosyası, tanık anlatımları,07.03.2013 tarihli bilirkişi ek raporu ve tüm dosya kapsamından davacının, hüküm altına alınan alacaklarla ilgili dönemde davalı ve davalının organik bağı bulunduğu işyerlerinde çalışmasını sürdürdüğü, ispat yükü kendisinde olan davalı tarafından iş sözleşmesinin haklı nedenle feshedildiğinin ispat edilemediği, bu nedenle ödemeler dikkate alınarak davacının kıdem ve ihbar tazminatları talebinin kısmen yerinde olduğu, yıllık izin ücreti talebinin ödeme nedeni ile yerinde olmadığı anlaşıldığından davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.

7. Ankara 19. İş Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde taraf vekilleri temyiz isteminde bulunmuştur.

8. Yargıtay 22. Hukuk Dairesinin 09.02.2015 tarihli ve 2013/32789 E., 2015/4110 K. sayılı kararı ile, 1 nolu bentte sair temyiz itirazlarının reddine karar verildikten sonra; 3 nolu bentte işçinin brüt ücretinin belirlenmesi noktasında eksik araştırma ve inceleme yapıldığı; 4 nolu bozma bendinde ise davacının en son Suudi Riyali ile çalışmasına rağmen ücretinin Amerikan Doları üzerinden hesaplanmasının hatalı olduğunun savunulduğu, mahkemece bu savunma üzerinde yeterince durulmadığı, davacının en son hangi işyerinde çalıştığı ve son ücretinin ne olduğu açık ve tereddüte yer vermeyecek şekilde belirlendikten sonra sonuca gidilmesi gerektiği gerekçeleriyle bozulmuş, direnmeye konu uyuşmazlık dikkate alındığında bozma kararının 2 nolu bendi ile de;

“…2-Taraflar arasındaki uyuşmazlık, davacıya dava konusu alacaklar ile ilgili ödeme yapılıp yapılmadığı ve davacının aralıklı önceki dönem çalışmalarının kıdem tazminatına esas sürenin tespitinde nazara alınıp alınmayacağı noktasında toplanmaktadır.

4857 sayılı İş Kanunu'nun 120. maddesi uyarınca halen yürürlülüğü devam eden mülga 1475 sayılı İş Kanunu'nun 14/2. maddesi, işçinin aynı işverene bağlı olarak bir ya da değişik iş yerlerinde çalıştığı sürelerin kıdem hesabı yönünden birleştirileceğini hükme bağlamıştır. O halde kıdem tazminatına hak kazanmaya dair bir yıllık sürenin hesabında da işçinin daha önceki fasılalı çalışmaları dikkate alınmalıdır. Bununla birlikte, her bir fesih şeklinin kıdem tazminatına hak kazanacak şekilde gerçekleşmesi hizmet birleştirmesi için gerekli bir şarttır. İşçinin önceki çalışmaları sebebiyle kıdem tazminatı ödenmişse, aynı dönem için iki defa kıdem tazminatı ödenemeyeceğinden, tasfiye edilen dönemin kıdem tazminatı hesabında dikkate alınması mümkün olmaz. Ancak, aynı işverene ait bir ya da değişik iş yerlerinde çalışılan süre için kıdem tazminatı ödenmemişse, bu süre aynı işverende geçen sonraki hizmet süresine eklenerek son ücret üzerinden kıdem tazminatı hesaplanmalıdır. Zamanaşımı def'inin ileri sürülmesi halinde önceki çalışma sonrasında ara verilen dönem on yılı aşmışsa, önceki hizmet bakımından kıdem tazminatı hesaplanması mümkün olmaz.

İşçinin iş sözleşmesi feshedilmediği halde çeşitli sebeplerle kıdem tazminatı adı altında yapılan ödemeler avans niteliğinde sayılmalıdır. İşçinin iş sözleşmesinin feshinde kıdem tazminatına hak kazanılması durumunda, iş yeri ya da iş yerlerinde geçen tüm hizmet sürelerine göre kıdem tazminatı hesaplanmalı, daha önce avans olarak ödenen miktar kanuni faiziyle birlikte mahsup edilmelidir. Dairemizin kararlılık kazanmış olan uygulaması bu doğrultudadır.

Somut olayda, davacının davalı işverene ait iş yerlerinde aralıklarla çalıştığı dosya kapsamı itibariyle sabittir. Davalı vekilince dosyaya yabancı dilde hazırlanmış ibranameler, yine yabancı dilde hazırlanmış imzalı makbuzlar sunulmuş, ibranamelerin üzerinde yazılı miktarda kıdem tazminatı ve yıllık izin ücretinin ödendiği savunulmuştur. Mahkemece, ibranamelerin yabancı dilde hazırlanmış olması sebebiyle davacı işçi tarafından içeriğinin anlaşılmasının mümkün olmadığından bahisle, anılan ibranameler nazara alınmamıştır. Söz konusu belgeler, yabancı dilde hazırlanmış olmakla birlikte, belge içeriklerinde rakamlar yer almaktadır. Mahkemece, davacı asıl isticvap olunmaksızın sonuca gidilmesi hatalı olmuştur. Anılan sebeple, yargılama aşamasında sunulan belgelerle ilgili davacı asıl 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 169. ve devamı maddeleri uyarınca isticvap olunmalı ve mahkemece geçerlilik denetimi yapılmalıdır. İşçinin imzasını taşımayan belgelere değer verilmemelidir.

İşçinin imzasını taşıyan, fesihten sonra düzenlenen ve savunma ile çelişmeyen, davaya konu hakların sayıldığı ibranamelere değer verilmeli, salt miktar içermemiş oluşu ibranamenin geçersizliği sonucunu doğurmamalıdır. Miktar içeren ibranameler ise makbuz olarak değerlendirilmelidir. Yabancı dildeki belgeler yönünden, hem Arapça hem de İngilizce bilen konusunda uzman üç kişilik bilirkişi heyetinden yabancı dilde düzenlenen bu belgelerdeki ödemelerin hangi alacağa ilişkin olduğu hususunda denetime elverişli rapor alınmalı, tarafların ödeme belgelerine ilişkin itirazları ve davalının ödeme savunması ile ilgili belgelerin tümü birlikte değerlendirilmelidir.

Davacının aralıklı çalışmalarının herbirinin iş sözleşmesinin feshi ile sonlanıp sonlanmadığı belirlenmeli ve bu feshe göre işçiye kanuni haklarının ödenip ödenmediği tespit olunmalıdır. Feshe göre işçilik haklarının ödendiği belirlendiğinde, önceki çalışmalarının tasfiye edildiği kabul edilmeli ve tazminat hesabı açısından daha sonraki çalışma süresine eklenmemelidir. Ancak yapılan ödemelerin kanuni hakların altında kaldığının anlaşılması halinde yine tasfiye esası benimsenmekle birlikte zamanaşımı def'i sebebiyle zamanaşımına uğramamış dönem için belirlenen fark alacaklar, her bir dönem ücretine göre belirlenmeli ve istekler yönünden karar verilmelidir.

İşçinin iş sözleşmesinin feshinde işçilik alacaklarının hiç ödenmediği anlaşıldığında, bu defa aralıklı çalışma süreleri birleştirilmeli ve en son tazminata hak kazanacak şekilde gerçekleşen feshe göre son ücret üzerinden hesaplama yapılarak sonuca gidilmelidir.

Mahkemece, eksik hususlar tamamlanarak bilirkişiden yukarıda belirtilen esaslar dahilinde denetime elverişli rapor alınmalı ve sonucuna göre karar verilmelidir. Yazılı şekilde eksik inceleme ve araştırmayla karar verilmesi bozmayı gerektirmiştir…”

gerekçeleriyle karar bozulmuştur.

9. Ankara 21. İş Mahkemesinin 08.03.2016 tarihli ve 2015/1663 E., 2016/93 K. sayılı kararı ile, Özel Daire bozma kararına uyularak bozma kararından sonra davacı vekilinin topluluk ve genel sağlık sigortasının giydirilmiş ücrete dâhil edilmesi isteklerinden vazgeçtiği, bundan sonra davacı asilin isticvap edildiği, miktar içeren ibranamelerin asıllarının Türkçeye tercüme edilmiş hâli ile ibraz edilmesi sağlandıktan sonra ek rapor aldırıldığı, ek raporun uyulmasına karar verilen bozma kararına uygun olduğu, bozma kararının tarafların temyizi üzerine olduğundan usuli kazanılmış hak ilkesi, davacının ıslah talebinde fazlaya ilişkin haklarını saklı tutması da gözetilerek davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.

Özel Daire Bozma Kararı:

10. Ankara 21. İş Mahkemesinin yukarıda belirtilen 08.03.2016 tarihli ve 2015/1663 E., 2016/93 K. sayılı kararına karşı süresi içinde taraf vekilleri temyiz isteminde bulunmuştur.

11. Yargıtay 22. Hukuk Dairesinin 19.09.2016 tarihli ve 2016/18856 E., 2016/19731 K. sayılı kararı ile; tarafların sair temiz itirazlarının reddine karar verildikten sonra 3 nolu bozma bendinde davacının son ücretinin Suudi Riyali olarak ödendiği, alacağın Amerikan Doları üzerinden hükme bağlanmasının hatalı olduğu belirtilmiş olup direnmeye konu uyuşmazlığı oluşturan 2 nolu bozma bendinde ise;

“…Somut olayda, mahkemece hükme esas alınan bilirkişi raporunda, davacı işçinin imzasını taşıyan, yabancı dilde hazırlanmış “final settlement and release” başlıklı ibranameler ve bir kısım yine yabancı dilde hazırlanmış makbuzlara itibar edilerek, belgelerde yazılı ödeme tutarları, kıdem tazminatı alacağından mahsup edilmiştir. Ne var ki, yabancı dili bildiği ispatlanmayan davacı işçi tarafından, yabancı dilde düzenlenmiş belgelerin anlaşılabilmesi ve değerlendirilebilmesi mümkün değildir. Davacı asil de, duruşmada alınan beyanında, uyuşmazlığa konu belgelerdeki ödemeleri kabul etmemiştir. Diğer taraftan, söz konusu belgelerdeki ödemelerin banka aracılığıyla yapıldığı hususu da davalı tarafça ispatlanamamıştır. Bu halde, bahsi geçen yabancı dilde hazırlanmış belgelere itibar edilmemesi gerekirken, aksi yönde kabulle sonuca gidilmesi hatalı olmuştur…”

gerekçesiyle karar bozulmuştur.

Direnme Kararı:

12. Ankara 21. İş Mahkemesinin 21.03.2017 tarihli ve 2016/425 E., 2017/107 K. sayılı kararı ile; Özel Dairenin ilk bozma kararına değinilip bu karara uyulduğu belirtilerek ibraname ve makbuzların tamamının Türkçeye tercüme edilmiş şekilde dosyaya ibraz edilmesinin sağlandığı, davacının isticvap edilerek anılan belgelerdeki tarih, rakam ve imzasına itiraz etmediği ancak ödemelerin yapılmadığını belirttiği, aldırılan bilirkişi ek raporuna itibar edilerek verilen ikinci kararın taraflarca temyizi üzerine direnmeye esas bozma kararının verildiği, belgelerdeki tarihlerin evrensel dille yazıldığı, belgelerde final ya da total ifadelerinin bulunduğu, ödemelerin de Suudi Riyali üzerinden yapıldığı, serinin tüm davacılarının en az beş yıldan bu yana ve aralıklı olarak bir kısmı başka ülkelerde dâhil olmak üzere yabancı ülkelerde ve en son da Suudi Arabistan’da yıllarca çalıştıkları, çalıştıkları sürelerde yıllarca aylık ücretleri her zaman yabancı para cinsinden ve en son alarak da Suudi Riyali olarak ödendiği, yıllarca İngilizce ve Arapça yazılı havaalanlarından giriş-çıkış yaptıkları, aralıklı çalışmalarının bitiminde Türkiye’ye dönerken kendisine yapılan, tarihi Türkçe olan, ödeme miktarı da çalıştığı ve yıllardır aldığı para cinsinden olan, üzerinde de total veya final yazılı ödemelerin niteliğini bilmemesi ve anlayamamasının hayatın olağan akışına uygun olmadığı, kaldı ki davacının isticvap edildiğinde imzasına veya rakamlara itiraz etmediği, ödemelerin kendisine yapılmadığını ifade ettiği, diğer bir deyişle belgelerde yazılı imzayı tarihleri ve rakamları inkâr etmediği, sadece yazılı ödemenin yapılmadığını belirttiği, ödemelerin banka kanalı ile yapılmasına dair Yönetmelik ile 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun (TBK) 420. maddesine değinildikten sonra serinin davacılarının iş sözleşmelerinin en son 2004, 2008 veya 2009 yıllarında feshedildiği, böyle olunca fesih tarihinde 6098 sayılı TBK’nın henüz yürürlükte olmadığından ödemelerin banka kanalı ile yapılmasının zorunlu olduğuna dair bir yasa hükmünün mevcut olmadığı, anlatılan bu nedenlerle uyulmasına karar verilen 09.02.2015 tarihli bozma kararının 2. bendinde aynen yazılı olduğu gibi, fesihten sonra düzenlenen ve savunma ile çelişmeyen ibranamelere değer verildiği, miktar, rakam ve tarih içeren, davacının imzasını taşıyan belgelerin de makbuz olarak değerlendirildiği, anılan ödeme belgelerine göre davacının işçilik haklarının tam olarak ödendiği belirlendiğinde o dönemin tasfiye edildiğinin kabul edildiği, eksik ödeme olduğunda tasfiye esası benimsenmekle birlikte zamanaşımı da nazara alınarak bozmaya uygun olan 15.01.2016 tarihli bilirkişi raporuna itibar edilerek ve uyulmasına karar verilen bozma kararı gereği de yerine getirilerek hüküm kurulduğu, ancak 19.09.2016 tarihli ikinci bozma kararının 2 nolu bendinde bu kez, aynı belgelere yabancı dilde düzenlenmiş olması ve banka ile ödeme yapıldığının ispatlanamaması nedeniyle itibar edilmemesi gerektiğinden bahisle kararın yeniden bozulmasına karar verildiği, mahkemenin 07.06.2013 tarihli ilk hükmü aynı belgelere yabancı dilde düzenlenmiş olması nedeniyle değer verilmeyeceğine dair olup, 09.02.2015 tarihli bozma kararının 2. bendi ile yukarıda anlatılan şekli ile bozulmasına ve bozmaya da uyulmasına karar verilmekle, artık lehine olan taraf için, usuli kazanılmış hak doğduğu, aksi durumun 09.05.1960 tarihli ve 21/9 sayılı ve 28.06.1960 tarihli ve 10537 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan usuli kazanılmış hak ilkesine dair Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararına uygun düşmeyeceği, ayrıca Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun pek çok ve 2013/597 E., 2014/62 K. sayılı kararında da aynen yazılı olduğu gibi, “…usule ait kazanılmış hak kurumu usul yasasının dayandığı esaslardandır ve kamu düzeni ile ilgilidir.” şeklinde tespiti nedeniyle 19.09.2016 tarihli bozma kararının 2 nolu bendine direnilmesine, 3 nolu bozma nedenine ise uyulmasına ilişkin kısmen direnme kararı verilmiştir.

Direnme Kararının Temyizi:

13. Direnme kararı süresi içinde davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.


II. UYUŞMAZLIK

14. Direnme yolu ile Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; işçilik alacaklarının tahsili istemli eldeki davada;

a. Özel Dairenin ilk bozma kararı ile direnilmesine karar verilen ikinci bozma kararının 2 nolu bendi arasında çelişki oluşup oluşmadığı ile mahkemece uyulmasına karar verilen ilk bozma kararı nedeniyle lehine olan taraf yönünden usuli kazanılmış hakkın oluşup oluşmayacağı,

b. Yabancı dilde hazırlanmış ibraname ve makbuzların geçerli kabul edilip edilemeyeceği, burada varılacak sonuca göre bu belgelerde yazılı miktarların talep konusu alacaklardan düşürülmesinin mümkün olup olmadığı, noktalarında toplanmaktadır.


III. GEREKÇE

15. Mahkemenin direnme gerekçesi ve tespit edilen uyuşmazlıklar dikkate alındığında usuli kazanılmış hak kavramı üzerinde durulmalı, akabinde yabancı dilde tanzim edilmiş belgelerin geçerli kabul edilip edilmeyeceği belirlenmelidir.

16. “Usulü kazanılmış hak” kavramı, davaların uzamasını önlemek, hukuki alanda istikrar sağlamak ve kararlara karşı genel güvenin sarsılmasını önlemek amacıyla Yargıtay uygulamaları ile geliştirilmiş, öğretide kabul görmüş ve usul hukukunun vazgeçilmez, ana ilkelerinden biri hâline gelmiştir. Anlam itibariyle, bir davada, mahkemenin ya da tarafların yapmış olduğu bir usul işlemi ile taraflardan biri lehine doğmuş ve kendisine uyulması zorunlu olan hakkı ifade etmektedir.

17. Yargıtay İçtihadı Birleştirme Genel Kurulunun 04.02.1959 tarihli ve 1957/13 E., 1960/5 K. ve 09.05.1960 tarihli ve 21/9 sayılı kararlarında açıklandığı üzere, "bir mahkemenin Yargıtayca verilen bozma kararına uyması sonunda kendisi için o kararda gösterilen şekilde inceleme ve araştırma yaparak, yine o kararda belirtilen hukuki esaslar gereğince karar verme mükellefiyeti meydana gelir ve bu itibarla mahkemenin sonraki hükmünün bozmada gösterilen esaslara aykırı bulunması, usule uygun sayılamaz ve bozma sebebidir; meğer ki, bu aykırılık sadece bozma kararında gösterilen bir usul kaidesine ilişkin bulunsun ve son kararın neticesini değiştirecek bir mahiyet arz etmesin. Mahkemenin bozma kararına uymasıyla meydana gelen durum uyarınca muamele yapma ve hüküm verme durumu, taraflardan birisi lehine ve diğeri aleyhine hüküm verme neticesini doğuracak bir durumdur ve buna usulü kazanılmış hak yahut usule ait kazanılmış hak" denilmektedir.

18. Yargıtay içtihatları ile kabul edilen “usulü kazanılmış hak” olgusunun, birçok hukuk kuralında olduğu gibi yine Yargıtay içtihatları ile geliştirilmiş istisnaları bulunmaktadır. Mahkemenin bozmaya uymasından sonra yeni bir içtihadı birleştirme kararı ya da geçmişe etkili bir yeni kanun çıkması karşısında, Yargıtay bozma ilamına uyulmuş olmakla oluşan usulü kazanılmış hak hukukça değer taşımayacaktır. Benzer şekilde; uygulanması gereken bir kanun hükmü, hüküm kesinleşmeden önce Anayasa Mahkemesince iptaline karar verilirse, usulü kazanılmış hakka göre değil, Anayasa Mahkemesinin iptal kararından sonra oluşan yeni duruma göre karar verilebilecektir. Bu husus 28.06.1960 tarihli ve 21/9 sayılı Yargıtay İçtihatları Birleştirme Kararı (YİBK)'nda da “...Sonradan çıkan içtihadı birleştirme kararının, temyiz mahkemesinin bozma kararına uyulmakla meydana gelen usule ait müktesep hak esasının istisnası olarak, henüz mahkemede veya temyiz mahkemesinde bulunan işlere tatbiki gereklidir...” şeklinde ifade edilmiştir. Anayasa Mahkemesi iptal kararlarında da aynı ilke geçerlidir. Zira Anayasa Mahkemesinin iptal kararları usulü kazanılmış hakların istisnasını teşkil ederler (Hukuk Genel Kurulu’nun 20.12.2017 tarihli ve 2017/5-2575 E., 2017/1906 K. sayılı kararı).

19. Anayasa Mahkemesi de, usule ilişkin kazanılmış hak kavramına ilişkin olarak, Yargıtay içtihadının kararlı ve yerleşik bir biçimde uygulandığını, bu içtihadın öngörülebilir, belirli ve ulaşılabilir olduğunda ise kuşku bulunmadığını, dolayısıyla bozma kararı sebebiyle nihai anlamda sonuçlanmış bir karardan söz edilemeyeceğine göre sonradan Anayasa Mahkemesinin iptal kararı gözetilerek karar verilmesinin hukuki belirlilik ilkesi yönünden sorun teşkil etmediğini vurgulamıştır (Halil Kadri Buldanlıoğlu ve Necip Buldanlıoğlu, B. No: 2015/10533, 4.4.2018, § 56-63).

20. Yukarıda belirtilenler dışında ayrıca görev konusu, hak düşürücü süre, kesin hüküm itirazı, harç ve maddi hataya dayanan bozma kararlarına uyulmasında olduğu gibi kamu düzeni ile ilgili konularda usuli kazanılmış haktan söz edilemez (Kuru, B.: Hukuk Muhakemeleri Usulü, İstanbul 2001, s. 4771 vd.).

21. Usulü kazanılmış hakkın hukuki sonuç doğurabilmesi için bir davada ya taraflar ya mahkeme ya da Yargıtay tarafından açık biçimde yapılmış olan ve istisnalar arasında sayılmayan bir usul işlemi ile taraflardan biri lehine doğmuş ve kendisine uyulması zorunlu olan bir hakkın varlığından söz edilebilmesi gerekir (HGK'nın 21.03.2018 tarihli ve 2018/10-145 E., 2018/508 K.; 21.03.2018 tarihli ve 2018/10-146 E., 2018/509 K.; 24.09.2019 tarihli ve 2018/10-706 E., 2019/927 K. sayılı kararları).

22. Yapılan bu açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde; mahkemece 07.06.2013 tarihli ve 2011/307 E., 2013/517 K. sayılı ilk kararında, yabancı dilde tanzim edilmiş belgelerin geçerliliği üzerinde durulmaksızın yapılan ödemelerin dikkate alındığı belirtilerek davanın kısmen kabulüne karar verilmiş, bu kararın taraf vekillerince temyizi üzerine Özel Dairece 09.02.2015 tarihli ve 2013/32789 E., 2015/4110 K. sayılı ilk bozma kararının 2 nolu bendinde, yabancı dilde hazırlanmış olmakla birlikte belge içeriklerinde rakamlar yer aldığı, mahkemece davacı asil isticvap olunmaksızın sonuca gidilmesinin hatalı olduğu, davacı isticvap olunarak mahkemece geçerlilik denetimi yapılması gerektiği, yabancı dildeki belgeler yönünden hem Arapça hem de İngilizce bilen konusunda uzman bilirkişi heyetinden yabancı dilde düzenlenen bu belgelerdeki ödemelerin hangi alacağa ilişkin olduğu hususunda rapor alınması gerektiği, tarafların ödeme belgelerine ilişkin itirazları ve davalının ödeme savunması ile ilgili belgelerin tümü birlikte değerlendirilerek davacının aralıklı çalışmalarının her birinin fesih ile sonlanıp sonlanmadığı ve bu feshe göre işçiye kanuni haklarının ödenip ödenmediği üzerinde durulması gerektiği, mahkemece eksik hususlar tamamlanarak bilirkişiden belirtilen esaslar dâhilinde denetime elverişli rapor alınması ve sonucuna göre karar verilmesi gerektiği, eksik inceleme ve araştırmayla karar verilmesinin hatalı olduğu gerekçeleriyle karar bozulmuş, mahkemece bu bozma kararına uyularak yargılamaya devam edilmiştir.

23. Görüldüğü üzere Özel Dairenin ilk bozma kararının 2 nolu bendi kesin bir bozma nedeni içermediği gibi yabancı dilde tanzim edilmiş belgeler ile ilgili mahkemece eksik inceleme ve araştırma yapıldığını, bu nedenle anılan belgelerin niteliğinin tespiti yönünden yapılacak araştırmanın kapsamını gösteren bir bozma nedeni olduğu açıktır. Başka bir deyişle söz konusu bozma nedeni, anılan belgelerin niteliğine yönelik bir kesin bozma olmayıp, bu belgelerin geçerli olup olmadığının yapılacak araştırma sonucunda belirlenmesine yöneliktir.


24. Mahkemece yukarıda belirtilen Özel Daire ilk bozma kararına uyulmakla, kendisi için o kararda gösterilen biçimde inceleme ve araştırma yapma yükümlülüğü oluşmaktadır. Bu nedenle bozma kararı doğrultusunda davacı isticvap edilmiş, yabancı dilde tanzim edilen belgeler tercüme edilerek işçilik alacaklarının hesaplanması için bilirkişiden ek rapor alınmıştır. Alınan ek raporda davacının aralıklı çalıştığı her dönem yönünden ibraz edilen yabancı dilde tanzim edilmiş belgelerin tercüme edilmiş suretleri dikkate alınarak yapılan ödemeler düşülmüş, matbu ibranamelerin ise geçerli olmadığı belirtilerek hesaplama yapılmış, mahkemece yapılan bu hesaplamalara göre ikinci karar verilmiştir.


25. Mahkemece bozma kararına uyularak verilen 08.03.2016 tarihli ve 2015/1663 E., 2016/93 K. sayılı ikinci kararın da taraf vekillerince temyizi üzerine Özel Dairece 19.09.2016 tarihli ve 2016/18856 E., 2016/19731 K. sayılı ikinci bozma kararında; tarafların sair temyiz itirazlarının reddine karar verildikten sonra 2 nolu bozma bendinde yabancı dilde tanzim edilmiş belgeler (ibraname ve makbuzlar) yönünden yapılan değerlendirme sonucunda bu belgelere itibar edilmemesi gerektiğinden bahisle kararın bozulduğu görülmüştür.


26. Hâl böyle olunca yabancı dilde tanzim edilmiş belgelerin geçerli olup olmadığı noktasında Özel Dairenin ilk bozma kararının 2 nolu bendi araştırmaya yönelik olup, mahkemece bu yönde yapılan araştırma sonucu verilen ikinci karara yönelik temyiz sonucunda Özel Dairenin ikinci bozma kararının 2 nolu bendinin anılan belgelere neden itibar edilemeyeceğine dair kesin bir bozma nedeni olduğu, bu hâli ile her iki bozma kararının 2 nolu bentleri arasında bir çelişkiden söz edilemeyeceği gibi araştırmaya yönelik ilk bozma kararına uyulması ile de belgelerin geçerli olup olmadığı noktasında taraflar lehine bir usulü kazanılmış haktan söz edilemeyeceği anlaşılmakla mahkemenin bu yöne ilişkin direnme gerekçesinin isabetli olmadığı sonucuna varılmıştır.


27. Somut olayda yabancı dilde tanzim edilmiş belgeler ile ilgili Özel Dairenin bozma kararları arasında çelişki bulunmadığı ve usulü kazanılmış hakkın oluşmadığı anlaşılmakla söz konusu bu belgelere itibar edilip edilemeyeceği üzerinde durulmalıdır.


28. Mahkemece hükme esas alınan bilirkişi raporunda davacı işçinin imzasını taşıyan, yabancı dilde hazırlanmış “final settlement and release” başlıklı ibranameler ve bir kısım yine yabancı dilde hazırlanmış makbuzlara itibar edilerek, belgelerde yazılı ödeme tutarları, kıdem tazminatı alacağından mahsup edilmiştir.


29. Ancak yabancı dil bilgisi ispatlanamayan davacı işçi tarafından, yabancı dilde düzenlenmiş belgelerin anlaşılabilmesi ve değerlendirilebilmesi mümkün değildir.


30. Davacı asil de duruşmada alınan beyanında, uyuşmazlığa konu belgelerdeki ödemeleri kabul etmemiştir.

31. Öte yandan söz konusu belgelerdeki ödemelerin banka aracılığıyla yapıldığı hususu da davalı tarafça ispatlanamamıştır.

32. Sonuç olarak bahsi geçen yabancı dilde hazırlanmış belgelere itibar edilmemesi gerekirken aksi yönde kabul ile sonuca gidilmesi hatalı olup, direnme kararının bozulması gerekmektedir.

33. O hâlde, Mahkemece, Hukuk Genel Kurulunca da benimsenen Özel Daire bozma kararına uyulması gerekirken önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır.

34. Bu nedenle direnme kararı bozulmalıdır.


IV. SONUÇ:

Açıklanan nedenlerle;

Davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile, direnme kararının Özel Daire bozma kararında belirtilen nedenlerle 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun geçici 3. maddesine göre uygulanmakta olan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun 429. maddesi gereğince BOZULMASINA,

İstek hâlinde temyiz peşin harcının yatırana geri verilmesine,

Karar düzeltme yolu kapalı olmak üzere, 17.06.2020 tarihinde oy birliği ile ve kesin olarak karar verildi.