Hizmet sözleşmesinde bağımlılık unsuru-Halk Otobüsü Şoförü

22.4.2021 10:54:28

34 ......77 plaka sayılı halk otobüsünde 2008 yılından 2011 yılı Mart ayına kadar hizmet akdi ile çalıştığının tespitini talep etmiştir. Mahkemece davacı ile davalılar Ahmet ve ... arasında işçi-işveren ilişkisi bulunmadığı davacının aracı işveren olarak kullanıp çalıştırdığı kabul edilmiştir. Davalılardan Ahmet ile davacı kuzen olup diğer davalı ... ise davacının eşidir. Trafik kayıtlarından 34.......77 plaka sayılı otobüsün davalı ... ile Keziban’a ait olduğu anlaşılmaktadır. Davalılar arasında aracın işletilmesine ilişkin ortaklık bulunduğu, 21.02.2010 tarihli sözleşme ile davalı ...’in hissesini işletmek üzere diğer davalı ...’a devrettiği, yine davalılar ve şahitler tarafından imzalanan 15.02.2011 tarihli ortaklık protokolünde davacının da imzası bulunmaktadır. 34 ..... 77 plaka sayılı araçta şoför olarak çalışan ve davacı ... olarak beyanına başvurulan Mehmet Kalhan, kendisinin şoför davacının ise otobüste muavin olarak çalıştığını, çalıştığı otobüste davacı ile davalı ...’in ortak olduğunu bildiğini, ücretini davacının ödediğini beyan etmiştir. Davalı ... Birol bir süre halk otobüsünün muhasebe kayıtlarını tuttuğunu, ücretini davacının ödediğini bildirmiştir. Dinlenen tanık beyanlarından davacının hizmet akdi ile çalışmadığı kendi adına çalıştığı hususu ağırlık kazanmıştır. Bunun yanı sıra otobüs sahibi davacının eşidir ve dosya kapsamından davacının da otobüse eşi ile malik olduğu ancak otobüsün sadece eşi adına kayıtlı olduğu anlaşılmaktadır. Davacı otobüsü eşi ve diğer ortak Ahmet ile birlikte işletmektedir. Hizmet akdi ile çalışan bir kişinin protokolde imzası bulunmayacağı gibi sigortasız çalışan bir kişinin kendi eşine karşı uzun yıllar sigortalılık talep etmemesi de hayatın olağan akışına aykırıdır. Otobüsün gelir gider ve muhasebe kayıtlarını idare eden davacının kendini sigorta hakkından yoksun bırakması da düşünülemez.



Hukuk Genel Kurulu         2016/1909 E.  ,  2020/194 K.


MAHKEMESİ :İş Mahkemesi



1. Taraflar arasındaki “hizmet tespiti” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda Bakırköy 14. İş Mahkemesince verilen davanın reddine ilişkin karar davalı ... Başkanlığı vekili ve davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay 10. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonunda bozulmuş, Mahkemece Özel Daire bozma kararına karşı direnilmiştir.

2. Direnme kararı davacı ve davalı Kurum vekili tarafından temyiz edilmiştir.

3. Hukuk Genel Kurulunca dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü.


I. YARGILAMA SÜRECİ

Davacı İstemi:

4. Davacı vekili 11.06.2012 havale tarihli dava dilekçesinde; yapılan kontroller sonucunda müvekkilinin 2009 yılı 11. ayında 1 gün sigortalı olarak gösterildiğini, bunun dışında çalışmalarının bildirilmediğini ve primlerinin ödenmediğini belirterek davalılara ait 34 ...... 77 plakalı halk otobüsünde 21.11.2008 tarihinden 2011 yılı Mart ayına kadar kesintisiz çalıştığının tespitini talep etmiştir.

Davalı Cevabı:

5. Davalı ... Başkanlığı vekili 25.12.2012 havale tarihli cevap dilekçesinde; davacının hizmet cetveli ve dönem bordrolarında yer alan çalışmalar haricinde bir çalışmasının bulunmadığını, çalışma konusu işin niteliği, devamlılık gösterip göstermediği dikkate alınarak talebin titizlikle araştırılması gerektiğini belirterek davanın reddini savunmuştur.

6. Davalı ... vekili 23.07.2012 havale tarihli cevap dilekçesinde; müvekkili ile davacının kuzen olduklarını, diğer davalı ...’ın davacının eşi olduğunu, 34 DAK 77 plaka sayılı otobüsü müvekkilinin davacı ile ortak olarak aldığını, ancak davacının otobüsteki hissesini diğer davalı eşi Keziban adına tescil ettirdiğini, davacının fiilen otobüsün işleteni konumunda olduğunu, bu hususun 15.02.2011 tarihli protokolden de anlaşıldığını, davacı ile müvekkili arasında hizmet akdi bulunmadığını, aralarında alacak verecek ve kredi ödemelerine ilişkin çıkan ihtilaf nedeniyle işbu davanın kötü niyetli olarak açıldığını, esasen aralarındaki ilişkinin halk otobüsü işletmeciliği adi ortaklığı olduğunu, müvekkilinin işveren davacının ise işçi sıfatına haiz olmadığını, müvekkili esnaf olduğundan 4857 sayılı Kanun’un 4/ı fıkrası gereğince olayda İş Kanunu hükümlerinin uygulanamayacağını, davacı B sınıfı ehliyetine sahip olduğundan otobüs kullanma yetkisinin bulunmadığını, davacının bildirdiği tarihlerde babalarından miras kalan minibüste ve başka minibüslerde de çalıştığını belirterek davanın reddini istemiştir.

7. Davalı ..., davaya cevaplarını bildirmemiştir.

Mahkeme Kararı:

8. Bakırköy 14. İş Mahkemesinin 25.02.2015 tarihli ve 2012/451 E., 2015/55 K. sayılı kararı ile; davalılar arasında araç kaydı ve işletilmesine ilişkin ortaklık bulunduğu, ancak 21.02.2010 tarihli sözleşme ile davalı ...'ın hissesini işletmek üzere diğer davalı ...'a devrettiği, dinlenen tüm tanıkların beyanları dikkate alındığında, davacının eşi ...'ın hissedar olduğu aracı şoför ve muavin olarak kullansa da, taraflar arasında yasal anlamda işçi-işveren ilişkisi ve hizmet akdi bulunmadığı, davacının aracı işleten olarak kullanıp, çalıştırdığı, diğer şoförün ücretini ödediği, çalışmasını hizmet akdine dayalı işçi konumunda değil, işveren konumunda sürdürdüğü, aksini ise ispat edemediği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.

Özel Dairenin Bozma Kararı:

9. Bakırköy 14. İş Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.

10. Yargıtay 10. Hukuk Dairesince 07.09.2015 tarihli ve 2015/13265 E., 2015/14125 K. sayılı kararı ile; davalı Kurum vekilinin temyiz dilekçesinin süre aşımı nedeniyle reddine karar verildikten sonra, davacının çalışmasının gerçekliği, işin ve iş yerinin kapsam ve niteliğiyle süresinin belirlenebilmesi amacıyla, dava konusu dönemde davacı ile birlikte çalışan ve işverenin bordrolarında kayıtlı kişiler ile aynı yörede komşu veya benzeri işleri yapan başka işverenler ve bu işverenlerin çalıştırdığı bordrolara geçmiş kişiler resen saptanarak, çalışmaların varlığı ve süresi yönünden bilgi ve görgülerine başvurulmalı, davaya konu araca ilişkin hisse devri ve kira sözleşmeleri irdelenmeli, söz konusu halk otobüsünün bağlı olduğu hareket amirliklerinden araçla ilgili şoför ve muavin kayıtları celp edilmeli, bunun dışında sigortalının kayıtlarda gözükmeyen çalışmalarının hangi nedenlerle kayıtlara geçmediği ya da bildirim dışı kaldığı hususu gereğince tespit edilerek, davalı iş yerinde tespiti istenen dönemde Kurum müfettişlerince inceleme yapılıp yapılmadığı sorulmalı, inceleme yapılmışsa, belgeler getirtilmeli, yargılama sürecinde dinlenen tanık anlatımlarındaki çelişkiler giderilerek, ifadelerin değerlendirilmesinde; işyerlerinin kapsamı, kapasitesi ile işin ve iş yerinin niteliğinin nazara alınması böylece gerekli tüm soruşturma yapılarak uyuşmazlık konusu hiçbir kuşkuya yer bırakmayacak biçimde çözümlenip varılacak sonuca göre bir karar verilmesi gerekirken eksik inceleme ile yazılı olduğu şekilde karar verilmesinin hatalı olduğu gerekçesiyle hükmün bozulmasına oy çokluğu ile karar verilmiştir.

Direnme Kararı:

11. Bakırköy 14. İş Mahkemesinin 15.04.2016 tarihli ve 2016/67 E., 2016/160 K. sayılı kararı ile; bozma kararında belirtilen hususlarda gerekli araştırmanın yapıldığı, dönem bordrosunda görünen tek sigortalı Mehmet Kalhan’ın tanık olarak dinlendiği, diğer tanıkların ise davacının çalışma şekline ve davalılarla olan ilişkisine dair açık beyanlarda bulundukları, tanık beyanları arasında herhangi bir çelişki bulunmadığı, diğer araştırmaların ve resen araştırılıp tespit edilecek tanık beyanlarının dosyaya sunulmuş olan ortaklık ve kira sözleşmesi karşısında herhangi bir anlam ifade etmeyeceği nitekim bu beyanların inandırıcı olmayacağı, hayatın olağan akışına aykırı olacağı, dosyaya toplanan deliller dışında daha fazla katkı sağlamayacağı, kaldı ki karşı oy yazısında da belirtildiği gibi, otobüs sahibi ve davalı ...'ın davacının eşi olduğu, davacının halk otobüsünü eşi ve diğer ortak Ahmet ile birlikte işlettiği, otobüsün tüm mali işlerini kendisinin takip ettiği, bu hâliyle davacının davalılar ile arasında hizmet akdinin unsurlarından olan bağımlılık ve ücret unsurunun bulunmadığı, davacının işveren sıfatı ile hareket ettiği gerekçesiyle önceki kararda direnmiştir.

Direnme Kararının Temyizi:

12. Direnme kararı süresi içinde davalı Kurum ve davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.


II. UYUŞMAZLIK

13. Direnme yolu ile Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; davacının 21.11.2008-2011 yılı Mart ayı arasındaki dönem yönünden bildirilmeyen hizmetlerinin tespiti talepli açtığı davada mahkemece yapılan araştırmanın yeterli olup olmadığı noktasında toplanmaktadır.


III. GEREKÇE

I-Davalı ... Kurum Başkanlığı vekilinin temyiz talebinin incelenmesinde;

14. Bilindiği üzere hukuki yarar dava şartı olduğu kadar, temyiz istemi için de aranan bir şarttır.

15. Davalı Kurum vekili, dava sübut bulmadığından reddedildiği hâlde taraflarına vekalet ücreti takdir edilmediğini belirterek ilk kararı temyiz etmiş olup, Özel Dairece davalı vekilinin temyiz dilekçesinin süre aşımı nedeniyle reddine karar verilmiştir. Davalı Kurum vekili direnme kararını da aynı sebeple temyize getirmiştir. İlk kararı temyizi süre aşımı nedeniyle reddedilen davalı vekilinin direnme kararını temyizinde hukuki yararı bulunmamaktadır.

16. O hâlde davalı vekilinin temyiz isteminin hukuki yarar yokluğundan reddine karar verilmelidir.

II- Davacı vekilinin temyiz talebinin incelenmesinde;

17. Uyuşmazlığın çözümünde uygulanacak olan 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu'nun (5510 sayılı Kanun) 4. maddesinin birinci fıkrasının “a” bendi kapsamında sigortalı niteliği kazanmanın koşulları başlıca üç başlık altında toplanmaktadır. Buna göre; çalışma ilişkisinin kural olarak hizmet sözleşmesine dayanması, işin işverene ait işyerinde ya da işyerinden sayılan yerlerde iş organizasyonu içerisinde yapılması ve çalışanın 5510 sayılı Kanun’un 6. maddesinde belirtilen istisnalar kapsamında bulunmaması gerekmektedir. Dolayısıyla sigortalı olabilmek için bu koşulların bir arada bulunması zorunludur.

18. Bu Kanun anlamında sigortalı olarak çalışabilmenin temel koşulu, hizmet sözleşmesine dayalı çalışma olduğundan, hizmet sözleşmesi açıklanmalı ve buna ilişkin yasal mevzuat irdelenmelidir.

19. Bilindiği üzere, işçi ve sigortalı kavramlarının tanımında hizmet sözleşmesinden hareket edilmekteyse de, 4857 sayılı İş Kanunu (4857 sayılı Kanun) ile yürürlükten kaldırılan 1475 sayılı İş Kanunu’nda ve 506 sayılı Kanun’da bu sözleşmenin tanımına ilişkin bir hükme yer verilmemiştir. 4857 sayılı İş Kanunu’nun 8. maddesinde, “İş sözleşmesi, bir tarafın (işçi) bağımlı olarak iş görmeyi, diğer tarafın (işveren) da ücret ödemeyi üstlenmesinden oluşan sözleşmedir.” tanımlaması yapılmıştır. Belirtmek gerekirse, 4857 sayılı İş Kanunu’nda “Hizmet akdi” sözcüğü terkedilmiş, yerine “İş sözleşmesi” ifadesi kullanılmıştır.

20. Hizmet akdi, 818 sayılı Borçlar Kanunu’nun 313. maddesinin birinci fıkrasında ise, “Hizmet akdi, bir mukaveledir ki onunla işçi, muayyen veya gayri muayyen bir zamanda hizmet görmeyi ve iş sahibi dahi ona bir ücret vermeği taahhüt eder.” şeklinde tanımlanmıştır. Bu tanımda sadece hizmet ve ücret unsurları belirgin iken, 4857 sayılı Kanun’da daha önce Anayasa Mahkemesi ve öğretinin de kabul ettiği gibi “bağımlılık” unsuruna da yer verilmiştir.

Diğer taraftan 5510 sayılı Kanun’un 3/11. maddesinde ise, hizmet akdinin 22.04.1926 tarihli ve 818 sayılı Borçlar Kanunu’nda tanımlanan hizmet akdini ve iş mevzuatında tanımlanan iş sözleşmesini veya hizmet akdini ifade edeceği belirtilmiştir.

21. Hemen belirtilmelidir ki, 5510 sayılı Kanun’un atıf yaptığı 818 sayılı Kanun 01.07.2012 tarihinde yürürlüğe giren 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu (6098 sayılı Kanun) ile yürürlükten kaldırılmıştır. 6098 sayılı Kanun’un 393. maddesinin birinci fıkrasına göre, “Hizmet sözleşmesi, işçinin işverene bağımlı olarak belirli veya belirli olmayan süreyle işgörmeyi, işverenin de ona zamana ve yapılan işe göre ücret ödemeyi üstlendiği sözleşmedir.”. Bu hâliyle 5510 sayılı Kanun’un 3/11. maddesi uyarınca 818 sayılı Borçlar Kanunu’na yapılan atfın artık 6098 sayılı Kanun’un 393/1. maddesine yapıldığının kabulü gerekecektir.

22. Sigortalılık niteliğinin kazanılması açısından işveren ile çalıştırılan kişi arasında hizmet sözleşmesinin yapılması tek başına yeterli değildir. Ayrıca işin işverene ait işyerinde ya da işyerinden sayılan yerlerde yapılması gerektiği de kuşkusuzdur. 5510 sayılı Kanunun 11. maddesine göre işyeri, sigortalı sayılanların maddî olan ve olmayan unsurlar ile birlikte işlerini yaptıkları yer olarak tanımlanırken, işyerinde üretilen mal veya verilen hizmet ile nitelik yönünden bağlılığı bulunan ve aynı yönetim altında örgütlenen işyerine bağlı yerler, dinlenme, çocuk emzirme, yemek, uyku, yıkanma, muayene ve bakım, beden veya meslek eğitimi yerleri, avlu ve büro gibi diğer eklentiler ile araçlar da işyerinden sayılmıştır.

23. Ayrıca 5510 sayılı Kanun'un 4. maddesinde öngörülen koşulların oluşmasıyla birlikte çalıştırılanlar, kendiliğinden sigortalı sayılırlar. Ancak bu kişilerin aynı Kanunun 6. maddesinde sayılan istisnalar kapsamında bulunmaması gerekir. Çalıştırılanların, başka hiçbir işleme gerek kalmaksızın sigortalı niteliğini kazanmaları 5510 sayılı Kanun'un 92. maddesinde yer alan açık hüküm gereğidir.

24. Ne var ki, sigortalıların bazı haklardan yararlanmaları öncelikle Kuruma bildirilmeleri, belirli süre prim ödemiş olmaları ve kanunun gerektirdiği bilgilerin açık bir şekilde bilinmesi koşullarına da bağlıdır. Anılan bilgi ve belgelerin Kuruma ulaştırılmaması veya eksik ulaştırılması hâlinde ise bildirimsiz (kaçak) çalıştırma olgusu ortaya çıkacaktır. Bu durum, prim ve gelir vergisi ödememek için işverenlerce sıklıkla başvurulan bir yol olup, ülkenin gerçeklerinden biridir. İşte bu noktada, işçinin birtakım yasal haklardan yararlanabilmesi için sigortalı hizmetinin tespitini istemesi gereği ortaya çıkmaktadır.

25. Somut olayda uygulanması gereken ve yukarıda belirtilen amaca yönelik davaların yasal dayanağı 5510 sayılı Kanun’un 86. maddesi olup, anılan maddenin sekizinci fıkrasında “Aylık prim ve hizmet belgesi veya muhtasar ve prim hizmet beyannamesi işveren tarafından verilmeyen veya çalıştıkları Kurumca tespit edilemeyen sigortalılar, çalıştıklarını hizmetlerinin geçtiği yılın sonundan başlayarak beş yıl içerisinde iş mahkemesine başvurarak, alacakları ilâm ile ispatlayabilirlerse, bunların mahkeme kararında belirtilen aylık kazanç toplamları ile prim ödeme gün sayıları dikkate alınır.” hükmüne yer verilmiştir.

26. Sigortalı tarafından açılan hizmet tespiti davasında her türlü delille kanıtlanabilen çalışma olgusunun usulünce belirlenmesinden sonra, bu çalışmanın sigortalı çalışma olup olmadığı ve çalışılan zaman üzerinde durulmalıdır.

27. Sosyal güvenlik hukukunun hem kamu hukuku hem de özel hukuk alanında kalan özellikleri dikkate alındığında, özellikle hizmet tespiti davalarında kendiliğinden araştırma ilkesinin ağır bastığı görülür. Gerçekten hizmet tespiti davaları, taraflarca hazırlama ilkesi kapsamı dışında olup, kendiliğinden araştırma ilkesi söz konusudur.

28. Sigortalılık başlangıç tarihi ve hizmet tespitine yönelik davaların kamu düzenini ilgilendirdiği ve bu nedenle özel bir duyarlılık ve özenle yürütülmesi icabettiği Yargıtayın yerleşmiş içtihadı gereği olduğundan, kamu düzenini ilgilendiren hizmet tespiti davalarında, hâkimin özel bir duyarlılık göstererek delilleri kendiliğinden toplaması ve sonucuna göre karar vermesi gerekir. Kendiliğinden araştırma ilkesinin uygulandığı bu davalarda ispat yükü, bir tarafa yüklenemez.

29. Öte yandan, hizmet tespiti davalarının amacı, hizmetlerin karşılığı olan sosyal güvenlik haklarının korunması olduğundan, tespiti istenen dönemde kişinin sigortalı niteliği taşıyıp taşımadığı ile yapılan işin Kanun kapsamına girip girmediği araştırılmalıdır. Çalışma iddiasının gerçeğe uygunluğu ancak bu koşullar varsa inceleme konusu yapılabilecektir.

30. Diğer taraftan bu davalarda, işverenin çalışma olgusunu kabulü ya da reddinin tek başına hukuki bir sonuç doğurmayacağı da göz önünde tutulmalıdır.

31. Somut olayın çözümü bakımından taraflar arasında işçi ve işveren ilişkisi bulunup bulunmadığı hususu incelenmelidir.

32. 4857 sayılı İş Kanunun 8. maddesi; “İş sözleşmesi, bir tarafın (işçi) bağımlı olarak iş görmeyi, diğer tarafın (işveren) da ücret ödemeyi üstlenmesinden oluşan sözleşmedir. İş sözleşmesi, Kanunda aksi belirtilmedikçe, özel bir şekle tabi değildir…” şeklinde düzenlenmiştir.

33. 4857 sayılı İş Kanunu ve 6098 sayılı Türk Borçlar Kanununda yer alan tanımlar dikkate alındığında iş sözleşmesinin unsurlarını “iş”, “ücret” ve “bağımlılık” oluşturmaktadır. İş sözleşmesinin belirtilen unsurları, aynı zamanda söz konusu sözleşmenin ayırt edici özellikleri olup, sözleşmenin taraflarının kararlaştırmış oldukları ilişkinin iş ilişkisi olarak tasnif edilip edilemeyeceği noktasında önem taşımaktadır.

34. İş sözleşmesini belirleyen ölçüt, hukuki-kişisel bağımlılıktır. İş sözleşmesini diğer iş görme sözleşmelerinden ayırt eden nokta, gerek Türk hukukunda gerek Kıta Avrupası’nda işçinin işverene bağımlı olarak işini görmesi, işverenin iş organizasyonu içinde hiyerarşik bir bağ ile çalışması olarak ifade edilmektedir ve iş hukukunu da çembere alan ekonomik-teknolojik gelişmeler bağımlılık kavramını belirsizleştirmektedir (Doğan, Sevil: İş Sözleşmesinde Bağımlılık Unsuru, İzmir 2016, s. 19). Gerçek anlamda hukuki bağımlılık işçinin işin yürütümüne ve işyerindeki talimatlara uyma yükümlülüğünü içerir. İş sözleşmesinde bağımlılık unsurunun içeriğini işverenin talimatlarına göre hareket etmek ve iş sürecinin ve sonuçlarının işveren tarafından denetlenmesi oluşturmaktadır. Bağımlılık iş sözleşmesini karakterize eden unsur olup, genel anlamıyla bağımlılık, hukuki bağımlılık olarak anlaşılmakta olup, işçinin belirli veya belirsiz bir süre için işverenin talimatına göre ve onun denetimine bağlı olarak çalışmasını ifade eder.

35. Bağımlılık unsuru olarak nitelendirilen bu ilişki ile işçi işverenin emrinde hizmet etmek durumundadır. Oysa ki diğer borçlar hukuku sözleşmelerinde bu şekilde bir ilişki bulunmadığından, diğer iş görme sözleşmelerinde de iş sözleşmesinde olduğu kadar yoğun bir etki ve derecede bir bağımlılık ilişkisi bulunmamaktadır. Bir iş sözleşmesinde bağımlılık unsurunun tespit edilmesinin iki önemli sonucu vardır. Bunlardan birincisi bir kimsenin hizmet ya da iş sözleşmesi ile çalışıp çalışmadığını tespit etmeye yaraması, ikincisi ise iş hukukunun kapsamının sınırlarını belirlemektir.

36. Ayrıca iş sözleşmesinde belirleyici olan bağımlılık unsurunun görünüş biçimlerine mutlaka değinmek gerekir. Bağımlılık unsuru tespit edilirken ekonomik bağımlılık, kişisel-hukuki bağımlılık ve teknik bağımlılık şeklinde ölçülere dikkat etmek gereklidir.

37. Diğer taraftan iş sözleşmesinin çok önemli özelliklerinden biri ekonomik riskin, bir başka deyişle kâr ve zararın işverene ait olmasıdır. İş sözleşmesini bağımsız çalışanlardan ayıran en önemli farklılıklardan birisi de budur (A. Güzel: “Ekonomik ve Teknolojik Değişim Sürecinde İşçi Kavramı ve Yeni Bir Ölçüt Arayışı…” İş ve Sosyal Güvenlik Hukukunda İşçi ve İşveren Kavramları ve Uygulamada Ortaya Çıkan Sorunlar, İstanbul 1997, s. 21-22). İşçi, işyeri veya işletmede ekonomik riski taşımaz.

38. İşçi niteliğinin belirlenmesinde, çalışan kişinin işverene ait bir organizasyon kapsamında iş görme borcunu yerine getirip getirmediği önem taşımaktadır (Süzek, Sarper: İş Hukuku, 12. Bası, İstanbul, s. 251-252).

39. Yukarıda yer verilen maddi ve hukuki olgular ile tüm dosya kapsamı birlikte değerlendirildiğinde, davacı davalılardan Keziban ve ...’ a ait 34 ......77 plaka sayılı halk otobüsünde 2008 yılından 2011 yılı Mart ayına kadar hizmet akdi ile çalıştığının tespitini talep etmiştir. Mahkemece davacı ile davalılar Ahmet ve ... arasında işçi-işveren ilişkisi bulunmadığı davacının aracı işveren olarak kullanıp çalıştırdığı kabul edilmiştir. Davalılardan Ahmet ile davacı kuzen olup diğer davalı ... ise davacının eşidir. Trafik kayıtlarından 34.......77 plaka sayılı otobüsün davalı ... ile Keziban’a ait olduğu anlaşılmaktadır. Davalılar arasında aracın işletilmesine ilişkin ortaklık bulunduğu, 21.02.2010 tarihli sözleşme ile davalı ...’in hissesini işletmek üzere diğer davalı ...’a devrettiği, yine davalılar ve şahitler tarafından imzalanan 15.02.2011 tarihli ortaklık protokolünde davacının da imzası bulunmaktadır. 34 ..... 77 plaka sayılı araçta şoför olarak çalışan ve davacı ... olarak beyanına başvurulan Mehmet Kalhan, kendisinin şoför davacının ise otobüste muavin olarak çalıştığını, çalıştığı otobüste davacı ile davalı ...’in ortak olduğunu bildiğini, ücretini davacının ödediğini beyan etmiştir. Davalı ... Birol bir süre halk otobüsünün muhasebe kayıtlarını tuttuğunu, ücretini davacının ödediğini bildirmiştir. Dinlenen tanık beyanlarından davacının hizmet akdi ile çalışmadığı kendi adına çalıştığı hususu ağırlık kazanmıştır. Bunun yanı sıra otobüs sahibi davacının eşidir ve dosya kapsamından davacının da otobüse eşi ile malik olduğu ancak otobüsün sadece eşi adına kayıtlı olduğu anlaşılmaktadır. Davacı otobüsü eşi ve diğer ortak Ahmet ile birlikte işletmektedir. Hizmet akdi ile çalışan bir kişinin protokolde imzası bulunmayacağı gibi sigortasız çalışan bir kişinin kendi eşine karşı uzun yıllar sigortalılık talep etmemesi de hayatın olağan akışına aykırıdır. Otobüsün gelir gider ve muhasebe kayıtlarını idare eden davacının kendini sigorta hakkından yoksun bırakması da düşünülemez.

40. Davacı ile davalılar arasında hizmet akdine dayalı bir çalışma olmadığı açık olup, hizmet akdinin en önemli unsuru olan bağımlılık unsuru olayda gerçekleşmediğinden direnme kararı yerindedir.

41. O hâlde, direnme kararı onanmalıdır.


IV. SONUÇ :

1. Yukarıda (III-I) numaralı bentte açıklanan nedenlerle, hukuki yarar yokluğundan davalı vekilinin temyiz isteminin oy birliğiyle REDDİNE,

2. Yukarıda (III-II) numaralı bentte açıklanan nedenlerle, davacı vekilinin temyiz itirazlarının reddi ile direnme kararının ONANMASINA,

Gerekli temyiz ilâm harcı peşin alındığından başkaca harç alınmasına yer olmadığına,

Karar düzeltme yolu kapalı olmak üzere 20.02.2020 tarihinde oy birliği ile kesin olarak karar verildi.