Endüstriyel tasarım belgesinin hükümsüzlüğü davası- Tasarımın yeni sayılma koşulları

22.4.2021 12:23:00

Hukuk Genel Kurulu         2017/12 E.  ,  2020/141 K.


MAHKEMESİ : İstanbul (Kapatılan) 3. Fikrî ve Sınaî Haklar Hukuk Mahkemesi



1. Taraflar arasındaki “endüstriyel tasarım belgesinin hükümsüzlüğü” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda, İstanbul 3. Fikri ve Sınaî Haklar Hukuk Mahkemesince verilen davanın kısmen kabulüne ilişkin karar, davalı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay 11. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonunda bozulmuş, Mahkemece Özel Daire bozma kararına karşı direnilmiştir.

2. Direnme kararı davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir.

3. Hukuk Genel Kurulunca dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü.


I. YARGILAMA SÜRECİ

Davacı İstemi:

4. Davacı vekili 12.12.2001 tarihli dava dilekçesinde; dava konusu endüstriyel tasarım olan şişe taşıyıcılarının ilk defa müvekkili tarafından tasarlandığını, müvekkilinin bu tasarımı TPE nezdinde 17.10.1995 tarih ve 033 sayı, 08.10.1998 tarih ve 005488 sayı ile tescil ettirdiğini, davalının müvekkiline ait bu tasarımı birebir taklit ederek üretim yaptığını, ayrıca 22.12.1998 tarih ve 005797 sayı ile kendi adına tescil ettirdiğini, bu durumun müvekkilinin endüstriyel tasarım haklarına tecavüz teşkil ettiğini ileri sürerek tecavüzün tespitine, durdurulmasına, önlenmesine, davalı adına tescilli endüstriyel tasarım belgesinin hükümsüzlüğüne, sicilden terkinine, davalının imal ettiği taklit şişe taşıyıcılarına ve bu ürünleri üretmeye yarayan araç, cihaz, makine, kalıp, stoklara, her türlü tanıtım ve reklam materyallerine ve sair vasıtalara el konulmasına ve imhasına karar verilmesini talep etmiştir.

Davalı Cevabı:

5. Davalı vekili 25.01.2002 tarihli cevap dilekçesinde; müvekkili tarafından tasarlanan ve TPE nezdinde 22.12.1998 tarih ve 005797 sayı ile tescil ettirilen endüstriyel tasarımın yenilik ve ayırt edicilik özelliklerine sahip olduğunu, tarafların endüstriyel tasarımları arasındaki benzerliğin teknik zorunluluktan kaynaklandığını savunarak davanın reddine karar verilmesini istemiştir.


İlk Derece Mahkemesi Kararı:

6. İstanbul 3. Fikrî ve Sınaî Haklar Hukuk Mahkemesinin 31.01.2012 tarihli ve 2006/28 E., 2012/15 K. sayılı kararı ile; davalının tasarımının teknik bir zorunluluktan kaynaklanmadığı ve davacının tasarımlarının değişik varyasyonları olduğu, davacının tasarımlarının benzerlerinin tescil başvurusundan önce ABD'de kamuya sunulmuş olduğu, dolayısıyla davaya konu tasarımın da 1993 yılında ABD'de kamuya sunulan 5,195,975 sayılı patent ile benzerlik gösterdiği, ikinci ve üçüncü bilirkişi raporlarında sadece taraf tasarımları karşılaştırılarak davalı tasarımının yeni ve ayırt edici olduğunun belirtildiği, bu nedenle bu raporlara itibar edilmediği, birinci bilirkişi raporunda taraf tasarımlarının benzer olduğuna dair teknik görüşe itibar edilmesi gerektiği gerekçesiyle davanın kısmen kabulü ile davalıya ait endüstriyel tasarım tescil belgesinin hükümsüzlüğüne ve sicilden terkinine, ancak davalının TPE nezdinde tescilli ve sahibi olduğu belgeye dayalı olarak söz konusu ürünleri üretmesi nedeniyle davacının diğer taleplerinin reddine karar verilmiştir.

Özel Daire Bozma Kararı:

7. İstanbul 3. Fikrî ve Sınaî Haklar Hukuk Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.

8. Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 20.05.2013 tarihli ve 2012/12777 E., 2013/10320 K. sayılı kararı ile; “…Dava, endüstriyel tasarım tescil belgesinin hükümsüzlüğü istemine ilişkin olup, mahkemece yukarıda yazılı gerekçeyle davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir. Ancak, mahkemece alınan ilk bilirkişi raporu yetersiz bulunarak yeni bir bilirkişi incelemesi yaptırıldığı ve ardından birinci ve ikinci raporlar arasında oluşan çelişki nedeniyle üçüncü bir bilirkişi raporu alındıktan sonra şayet bu rapordaki açıklama ve görüşler de yetersiz bulunduğu takdirde, gerektiğinde yeni bir bilirkişi raporu alınmaksızın ya da eksik görülen hususlarda bilirkişi heyetinden ek görüş istenmeksizin başlangıçta yetersiz bulunan ilk rapora dayalı hüküm tesisi doğru olmadığı gibi, önceki raporlarda tartışılmayan 5,195,975 sayılı ABD'de tescil edilen patentin dava konusu tasarımın yenilik unsurunu kaldırıp kaldırmadığı hususu özel ve teknik bilgiyi gerektirdiği hâlde bu hususta da bilirkişi heyetinden ek rapor alınmaksızın söz konusu ABD patentinin dava konusu tasarımın yeniliğini ortadan kaldırdığı gerekçesiyle hükümsüzlük kararı verilmesi dahi yerinde görülmemiş, kararın bu nedenle bozulmasına karar vermek gerekmiştir…” gerekçesi ile karar bozulmuştur.

Direnme Kararı:

9. İstanbul 3. Fikrî ve Sınaî Haklar Hukuk Mahkemesinin 13.05.2014 tarihli ve 2013/272 E., 2014/106 K. sayılı kararı ile; önceki gerekçelerle direnme kararı verilmiştir.

Direnme Kararının Temyizi:

10. Direnme kararı süresi içinde davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir.


II. UYUŞMAZLIK

11. Direnme yoluyla Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; somut olayda birinci ve ikinci bilirkişi raporları arasındaki çelişki nedeniyle alınan sonraki rapora göre değil de birinci bilirkişi raporu doğrultusunda karar verilip verilemeyeceği noktasında toplanmaktadır.


III. GEREKÇE

12. Dava, endüstriyel tasarım belgesine tecavüzün tespiti, men’i ve ref’i ile endüstriyel tasarım belgesinin hükümsüzlüğü istemine ilişkindir.

13. Uyuşmazlığın çözümü için öncelikle konu ile ilgili kavramların ve yasal düzenlemelerin açıklanmasında fayda bulunmaktadır.

14. Tasarım hukuku ilk olarak XVI. yüzyılda Fransa’da tekstil ürünlerindeki desenlerin başkaları tarafından taklit edilmesinin önüne geçmek için geliştirilmeye başlanmıştır. Ülkemizde ise 1995 yılına kadar 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu’nda (FSEK) yer alan hükümler ile koruma sağlanırken, 27.06.1995 tarihinde 554 sayılı Endüstriyel Tasarımların Korunması Hakkında Kanun Hükmünde Kararname (554 sayılı KHK) yürürlüğe girmiştir. Son olarak da, tasarımların korunmasına ilişkin usul ve esaslar, 10.01.2017 tarihinde yürürlüğe giren 6769 sayılı Sınaî Mülkiyet Kanunu’nda (SMK) düzenlenmiştir. Mevcut davaya olay tarihinde yürürlükte olan mülga 554 sayılı KHK hükümlerinin uygulanması gerekmektedir.

15. 554 sayılı KHK’nın 3/a maddesine göre tasarım; “bir ürünün tümü veya bir parçası veya üzerindeki süslemenin, çizgi, şekil, biçim, renk, doku, malzeme veya esneklik gibi insan duyuları ile algılanan çeşitli unsur veya özelliklerinin oluşturduğu bütünü” ifade etmektedir. Buna göre tasarım, ürünün tamamının veya bir parçasının unsur ve/veya özelliklerinden oluşan görünümüdür. 554 sayılı KHK ile koruma altına alınmak istenen de bir ürün veya ürün parçasının görünümüdür (Tekinalp, Ünal: Fikrî Mülkiyet Hukuku, İstanbul, 2012, s. 661). Başka bir deyişle 554 sayılı KHK’nın 3. maddesi anlamında bir ürün olmadığı sürece, 554 sayılı KHK’da öngörülen tasarım koruması da gerçekleşmeyecektir.

16. Bir ürünün korunan bir tasarımı (görünümü) varsa, bu ürünü üretip ticaretini yapmak sadece tasarım sahibine veya onun izin verdiği kimselere aittir. Ancak herkes, farklı bir görünüm kazandırarak o ürünü üretip, ticaretini yapabilir. Zira tasarım hukuku, korunan bir tasarım üzerinde tekel hakkı verir; yoksa bizatihi ürün üzerinde koruma sağlamaz.

17. Hemen belirtilmelidir ki, bir endüstriyel tasarımın 554 sayılı KHK hükümlerine göre korunabilmesi için tasarımın tescil edilmesi gereklidir. Tescilli tasarımlar, sahibine inhisari nitelikte yetkiler verir ve bu münhasırlık tasarım sahibine mutlak hak sağlar. 554 sayılı KHK döneminde sadece tescilli tasarımlar koruma kapsamına alınmış, tescilsiz tasarımların korunması 554 sayılı KHK’nin 1/2. maddesi ile genel hükümlere bırakılmıştır.

18. Tescilsiz tasarımların tasarım hukukuna göre korunması ilk defa SMK ile düzenlenmiş, böylece tasarım hukukunda hem tescilli hem de tescilsiz tasarımlar hukuken koruma altına alınmıştır. SMK’nın 55/4. maddesinde bu husus; “tasarım; bu Kanun hükümleri uyarınca tescil edilmiş olması halinde tescilli tasarım, ilk kez Türkiye’de kamuya sunulmuş olması halinde ise tescilsiz tasarım olarak korunur” şeklinde ifade edilmiştir.

19. 554 sayılı KHK’nın 5. maddesi gereğince, yeni ve ayırt edici tasarımlar belge verilerek korunur. Başka bir deyişle bir tasarımın hukuken korunabilmesi için yeni ve ayırt edici niteliğe sahip olması gerekir. Bu özelliğe sahip bir tasarım, beşer yıllık sürelerle yenilenmek kaydıyla yirmi beş yıl korunacaktır.

20. 554 sayılı KHK’nın 6. maddesi gereğince, bir tasarımın aynısı, başvuru veya rüçhan tarihinden önce dünyanın herhangi bir yerinde kamuya sunulmamış ise o tasarım yeni kabul edilir. Sadece küçük ayrıntılarda farklılık gösteren tasarımlar aynı sayılır. Buna göre 554 sayılı KHK ile bir tasarımın yeni sayılabilmesi için o tasarım mutlak yenilik özelliği taşıması gerekir. Mutlak yenilik kavramı ile söz konusu tasarımın dünya çapında daha önce kamuya hiç sunulmamış olması ifade edilmektedir. Başka bir deyişle tasarımcı, başka bir tasarımın aynısını veya küçük farklılık içeren versiyonunu, tamamen o tasarımdan habersiz olarak tasarlasa, bu durumda dahi tasarım yeni sayılmayacaktır. Böyle bir tasarıma her nasılsa tescil belgesi alınmışsa belgenin hükümsüzlüğü mahkemeden istenebilir. Dolayısıyla yurt dışında var olan fikri ürünü Türkiye’ye ilk kez getirerek onu sahiplenmek hukuken koruma görmez.

21. 554 sayılı KHK’nın 7/I. maddesi gereğince, bir tasarımın bilgilenmiş kullanıcı üzerinde bıraktığı genel izlenim ile diğer bir tasarımın böyle bir kullanıcıda bıraktığı genel izlenim arasında belirgin bir farklılık varsa o tasarım ayırt edici niteliğe sahiptir. Ayırt edici nitelik incelemesi, bir kalite testi olmayıp farklılık testidir. Bu nedenle bir tasarımın teknolojik ya da sanatsal açıdan diğerlerine göre daha düşük düzeyde olması onun ayırt ediciliğini etkilemez. Ayrıca ayırt edici nitelik araştırması yapılırken farklılıklara bakılmakla birlikte ağırlık kıyaslanan tasarımların ortak özelliklerine verilecektir.

22. Yenilik ve ayırt edici nitelik incelemesi, özel veya teknik bilgiyi gerektiren bir husus olması nedeniyle bilirkişi marifetiyle yapılması gerekmektedir. Başka bir deyişle yenilik ve ayırt edici nitelik incelemesi genel bilgi veya tecrübeyle ya da hâkimlik mesleğinin gerektirdiği hukukî bilgiyle çözümlenmesi mümkün olmayan bir durumdur. Ayrıca hükümsüzlük davalarında bilirkişi deliline dayanılması durumunda bilirkişiler, resen yapacakları araştırma sonucunda elde edecekleri bilgi ve bulguları da dosyaya sunacaklardır. Zira patent, faydalı model ve tasarımlarda dünya çapında, yani mutlak yenilik aranmakta olduğundan bu durum kamu düzenindendir (Suluk, Cahit/ Karasu, Rauf/ Nal, Temel: Fikri Mülkiyet Hukuku, Ankara, 2018, s. 316).

23. Yapılan açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde; davalının 22.12.1998 tarihli ve 005797 sayılı endüstriyel tasarımı ile davacının daha önce tescil edilmiş endüstriyel tasarımlarının aynı olduğu ileri sürülerek davalının endüstriyel tasarımının hükümsüzlüğünün talep edildiği, davalı tarafından ise davacının tasarımının 1993 yılında ABD'de kamuya sunulan 5,195,975 sayılı patent ile aynı olduğunun savunulduğu ve anılan patente ilişkin bilgi ve belgelerin delil olarak dosyaya sunulduğu anlaşılmaktadır. Ayrıca davalı tarafından davacının tasarımlarının 1993 yılında ABD'de kamuya sunulan 5,195,975 sayılı patent karşısında yeni ve ayırt edici olmadığı ileri sürülerek İstanbul 3. Fikrî ve Sınaî Haklar Hukuk Mahkemesinde davacı tasarımlarının hükümsüzlüğü talep edilmiştir. İstanbul 3. Fikrî ve Sınaî Haklar Hukuk Mahkemesinin 15.07.2009 tarihli ve 2006/187 E. (2003/820 E), 2009/164 K. sayılı kararı ile davacı tasarımlarının 1993 yılında ABD'de kamuya sunulan 5,195,975 sayılı patent ile aynı olduğu ve yenilik vasfının bulunmadığı gerekçesiyle davacı tasarımlarının hükümsüzlüğüne karar verilmiş ve karar Yargıtay denetiminden geçerek kesinleşmiştir.

24. Mahkemece aldırılan ilk bilirkişi raporunda, dosya kapsamında bulunmasına rağmen 1993 yılında ABD'de kamuya sunulan 5,195,975 sayılı patent değerlendirmeye alınmamış, sadece taraf tasarımları karşılaştırılarak taraf tasarımlarının çok küçük farklılıklar haricinde aynı olduğu ve bu nedenle davalı tasarımının yeni ve ayırt edici vasfa sahip olmadığı yönünde görüş bildirilmiştir.

25. İkinci bilirkişi raporunda da 1993 yılında ABD'de kamuya sunulan 5,195,975 sayılı patent değerlendirmeye alınmamış sadece taraf tasarımları karşılaştırılarak davalı tasarımının yeni ve ayırt edici vasfa sahip olduğu yönünde görüş bildirilmiştir.

26. Birinci ve ikinci bilirkişi raporu arasındaki çelişki nedeniyle alınan üçüncü bilirkişi raporunda 1993 yılında ABD'de kamuya sunulan 5,195,975 sayılı patent değerlendirmeye alınarak taraf tasarımlarının anılan patent karşısında yeni olmadığı yönünde görüş bildirilmiş, ancak davacının işbu davaya konu olmayan 08.10.1998 tarihli ve 005488 sayılı çoklu tasarımının (1), (2) ve (3) numaralı tasarımları ile davalı tasarımı karşılaştırılarak davalı tasarımının davacının tasarımından farklı olduğu sonucuna varılmıştır.

27. Bir tasarımın yeni sayılabilmesi için o tasarımın dünya çapında daha önce kamuya hiç sunulmamış olması gerekmektedir. Üçüncü bilirkişi raporu ile davalı tasarımının 1993 yılında ABD'de kamuya sunulan 5,195,975 sayılı patent karşısında yenilik vasfının bulunmadığı tespit edildiğine göre davalı tasarımının hükümsüzlük şartlarının oluştuğunun kabulü gerekmektedir.

28. Bu nedenle her ne kadar mahkemece ilk bilirkişi raporu yetersiz bulunarak yeni bir bilirkişi incelemesi yaptırılmış, birinci ve ikinci bilirkişi raporları arasındaki çelişki nedeniyle alınan sonraki rapora göre değil de yetersiz bulunduğu kabul edilen birinci bilirkişi raporu doğrultusunda karar verilmesi doğru olmamış ise de sonucu itibariyle doğru olan direnme kararının açıklanan değişik gerekçe ve nedenlerle onanması gerekmiştir.


IV. SONUÇ:

Açıklanan nedenlerle

Davalı vekilinin temyiz itirazlarının reddi ile direnme kararının açıklanan değişik gerekçe ve nedenlerle ONANMASINA,

Harç peşin alındığından harç alınmasına yer olmadığına,

6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun geçici 3. maddesi atfıyla uygulanmakta olan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 440. maddesi gereğince kararın tebliğinden itibaren on beş gün içerisinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere 13.02.2020 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.