fazla çalışma ücreti, hafta tatili ücreti ile ulusal bayram ve genel tatil ücreti alacaklar için tanık deliline dayanılmış ise belirsiz alacak davası olarak açılabileceği

22.4.2021 21:12:54

 dava konusu fazla çalışma, hafta tatili ile ulusal bayram ve genel tatil ücreti alacaklarının kanıtlanması için tanık deliline dayanıldığı ve söz konusu alacakların tanık anlatımları ile kanıtlanması durumunda hesaplanacak alacak miktarından hâkimin takdir yetkisine bağlı olarak yapılacak indirim oranı baştan belirli olmadığından, somut olayda fazla çalışma, hafta tatili ile ulusal bayram ve genel tatil ücreti alacaklarının belirsiz alacak davası konusu olabileceği kabul edilmelidir.


Hukuk Genel Kurulu         2019/12 E.  ,  2020/249 K.


MAHKEMESİ :İş Mahkemesi



1. Taraflar arasındaki “işçilik alacağı” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda, Ankara 19. İş Mahkemesince verilen davanın hukuki yarar yokluğu nedeniyle reddine ilişkin karar davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay 22. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonunda bozulmuş, Mahkemece Özel Daire bozma kararına karşı direnilmiştir.

2. Direnme kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.

3. Hukuk Genel Kurulunca dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü.


I. YARGILAMA SÜRECİ

Davacı İstemi:

4. Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkilinin, davalının yurtdışında bulunan işyerlerinde 06.04.2007-27.06.2010 ve 08.09.2010-27.10.2011 tarihleri arasında net 1.750,00 ABD Doları ücretle teknik ressam olarak çalıştığını, çalışma saatlerinin haftanın her günü 07.00-21.00 saatleri arasında olduğunu ileri sürerek fazla çalışma ücreti, hafta tatili ücreti ile ulusal bayram ve genel tatil ücreti alacaklarının davalıdan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.

Davalı Cevabı:

5. Dosya kapsamında cevap dilekçesi bulunmamaktadır.

Mahkeme Kararı:

6. Ankara 19. İş Mahkemesinin 13.04.2016 tarihli ve 2016/239 E., 2016/373 K. sayılı kararı ile; dava konusu fazla çalışma, hafta tatili ile ulusal bayram ve genel tatil ücreti alacaklarının belirlenebilir nitelikte olduğu, hâl böyle olunca belirsiz alacak davası açılmasında hukuki yarar bulunmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.

Özel Daire Bozma Kararı:

7. Ankara 19. İş Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.

8. Yargıtay 22. Hukuk Dairesinin 13.10.2016 tarihli ve 2016/18580 E., 2016/23301 K. sayılı kararı ile; "dava dilekçesine göre, fazla çalışma, genel tatil ve hafta tatili alacakları yönünden davanın açık olarak belirsiz alacak davası niteliğinde açıldığı, dava konusu alacaklar yönünden, davacının haftada kaç saat fazla çalışma yaptığını, hangi genel ve hafta tatillerinde çalıştığını belirleyebilmekte ise de, hâkimin hesaplanan miktardan hangi oranda indirim yapacağını bilebilecek durumda olmadığından, anılan alacakların belirsiz alacak davasına konu edilebileceği, şu hâlde, davanın esasının incelenmesi gerekirken yazılı şekilde hüküm tesisinin hatalı olduğu" gerekçesiyle karar bozulmuştur.

Direnme Kararı :

9. Ankara 19. İş Mahkemesinin 31.01.2017 tarihli ve 2016/832 E., 2017/45 K. sayılı kararı ile; işçi tarafından çalışma gün ve saatlerine ilişkin ücret alacağı davasının belirsiz alacak davası olarak kabul edilmesinin mümkün olmadığı, akli melekeleri yerinde olup işlem tasarruf yetkisi olan aynı zamanda kanunu bilmekle mükellef tutulan bir işçinin, aldığı ücret tutarını, çalışma gün ve saatlerini, kullandığı izin süresini, iş sözleşmesinin sona eriş sebebini bilmemesinin mümkün olmadığı, ancak yaş küçüklüğü ya da özürlülük nedeniyle işlem tasarruf yetkisi bulunmayan işçilerin bunun dışında tutulması gerektiği, öte yandan çalışma gün ve saatleri ile ilgili olarak açılan davalarda ispat külfetinin davacı işçide olduğu, hâl böyle olunca çalışma gün ve saatlerine ilişkin kayıtların işverence tutulmuş olmasının sonucu değiştirmeyeceği, çalışma gün ve saatleri ile karşılığı ücret alacağı davalarının belirsiz dava olarak kabulü mümkün olmadığı gibi bu tür davaların, tanık vs. delillere dayanılarak tespit davası şeklinde açılmasının da mümkün olmadığı, çünkü iddia olunan ücreti alan, çalışma gün ve saatleri ile akdin feshi nedenlerini bilenin bizzat davacı işçinin kendisi olduğu, tanık anlatımlarına dayanılarak hesaplanacak çalışma gün ve saati karşılığı ücret alacağından yapılan indirimin ise işçinin hastalık, mazeret ve izin gibi nedenle çalışılmayan günlerin olması kaçınılmaz olduğundan yapılan bir indirim olduğu, Yargıtay içtihatları ile kural hâline getirilen ve herkesin malumu olan bu indirimin alacağın belirsiz olması nedeniyle Borçlar Kanunu'nun 50, 51 ve 56. maddesi uyarınca yapılması gereken takdiri bir indirim olmadığı, bu nedenle Yargıtay'ın yerleşik uygulaması sonucu çalışma gün ve saatlerine ilişkin alacak tutarlarından yukarıda belirtilen nedenlerle % 30 oranında indirim yapılıyor olmasının da davayı belirsiz dava hâline getirmeyeceği, işçinin, çalışmasının karşılığı ücretten daha fazla ücret alması gerektiği yönünde iddiası yok ise ücreti bordrolara yansımamış olsa dahi açacağı tüm işçilik alacaklarına ilişkin davaların tamamının belirli dava olarak nitelendirilmesi gerektiği, çalışma gün ve saatleri ile karşılığı ücret alacağı davalarının, belirsiz dava ya da tespit davası şeklinde açılması hâlinde, ıslah ile artırılan tutara dava tarihinden itibaren faiz işletilmesi; aksi hâlde yani kısmi dava olarak açılması sonucu ıslah ile arttırılan tutara ıslah tarihinden faiz işletilmesi ve zamanaşımının da ıslah tarihi itibariyle kesintiye uğradığının kabulüne ilişkin Yargıtay içtihatları birbiriyle çelişmekte olduğu gibi hakkaniyete aykırı sonuçlar doğurduğu, yine Yargıtay içtihatları doğrultusunda bir kısım işçilik alacağının (kıdem tazminatı, yıllık izin ücreti alacağı, gece zammı ücreti alacağı, performans primi alacağı, ihbar tazminatı vs gibi) belirlenebilir, bir kısım işçilik alacaklarının ise belirsiz olarak nitelendirilmesi hâlinde, faiz başlangıç tarihi ve zamanaşımı süresi yönünden çelişkili ve hakkaniyete aykırı sonuçlar doğacağı, dava yukarıda belirtildiği üzere belirsiz bir dava ise bu davanın kısmi açılmış olmasının zamanaşımı ve faiz başlangıç tarihi yönünden sonuca etkili olmaması gerektiği, belirsiz olmayan bir davanın belirsiz ya da kısmi dava olarak açılmasının da sonuca etkisi olmayacağından, belirsiz olarak açılan davanın kısmi dava olarak değerlendirilmesi gerektiği gerekçesiyle direnme kararı verilmiştir.

Direnme Kararının Temyizi:

10. Direnme kararı süresi içinde davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.


II. UYUŞMAZLIK

11. Direnme yolu ile Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; somut olayda, dava konusu fazla çalışma, hafta tatili ile ulusal bayram ve genel tatil ücreti alacaklarının belirsiz alacak olup olmadığı, burada varılacak sonuca göre davacının belirsiz alacak davası olarak eldeki davayı açmakta hukuki yararının bulunup bulunmadığı noktasında toplanmaktadır.


III. GEREKÇE

12. Uyuşmazlığın çözümü için belirsiz alacak davasının hukuki niteliğinden bahsetmekte yarar bulunmaktadır.

13. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (HMK) 107. maddesiyle mülga 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nda yer almayan yeni bir dava türü olarak belirsiz alacak ve tespit davası kabul edilmiştir.

6100 sayılı Kanun'un 107. maddesinde,

"1-Davanın açıldığı tarihte alacağın miktarını yahut değerini tam ve kesin olarak belirleyebilmesinin kendisinden beklenemeyeceği veya bunun imkânsız olduğu hâllerde, alacaklı, hukuki ilişkiyi ve asgari bir miktar ya da değeri belirtmek suretiyle belirsiz alacak davası açabilir.

2-Karşı tarafın verdiği bilgi veya tahkikat sonucu alacağın miktarı veya değerinin tam ve kesin olarak belirlenebilmesinin mümkün olduğu anda davacı, iddianın genişletilmesi yasağına tabi olmaksızın davanın başında belirtmiş olduğu talebini artırabilir.

3-Ayrıca, kısmi eda davasının açılabildiği hâllerde, tespit davası da açılabilir ve bu durumda hukuki yararın var olduğu kabul edilir." şeklindeki hüküm ile belirsiz alacak davası düzenlenmiştir.

14. Hükümet tasarısında yer almayan bu madde, Türkiye Büyük Millet Meclisi Adalet Komisyonu tarafından esasen baştan miktar veya değeri tam tespit edilemeyen bir alacakla ilgili hak arama durumunda olan kişinin, hukuk sisteminde karşılaştığı güçlüklerin bertaraf edilerek hak arama özgürlüğü çerçevesinde mümkün olduğunca en geniş şekilde korunmasının sağlanması gerekçesi ile ihdas edilmiş ve kanunlaşmıştır.

15. Davanın belirsiz alacak davası türünde açılabilmesi için, davanın açıldığı tarih itibariyle uyuşmazlığa konu alacağın miktar veya değerinin tam ve kesin olarak davacı tarafça belirlenememesi gereklidir. Belirleyememe hâli, davacının gerekli dikkat ve özeni göstermesine rağmen, miktar veya değerin belirlenmesinin kendisinden gerçekten beklenilmemesi durumuna ya da objektif olarak imkânsızlığa dayanmalıdır.

16. Madde gerekçesinde; "Bu davanın kabul edilmesinin artık salt hukukî korumanın ötesine geçilerek “etkin hukukî koruma”nın gündeme gelmiş olmasının da bunu gerektirdiği belirtildiği gibi, hak arama durumunda olan kişi, talepte bulunacağı hukukî ilişkiyi, muhatabını ve bu ilişkiden dolayı talep edeceği miktarı asgarî olarak bilmesine ve tespit edebilmesine rağmen, alacağının tamamını tam olarak tespit edemeyebilecektir. Belirsiz alacak ve tespit davalarına ilişkin hükümlerin mukayeseli hukukta da yer aldığı dikkate alınarak, davanın açıldığı tarihte alacağın miktarını yahut değerini tam ve kesin olarak belirleyebilmesinin kendisinden beklenemeyeceği veya bunun imkânsız olduğu hâllerde, alacaklının, hukukî ilişki ile asgarî bir miktar ya da değer belirterek belirsiz alacak davası açabilmesi kabul edilmiştir. Alacaklının bu tür bir dava açması için, dava açacağı miktar ya da değeri tam ve kesin olarak gerçekten belirlemesi mümkün olmamalı ya da bu objektif olarak imkânsız olmalıdır. Belirsiz alacak veya tespit davası açıldıktan sonra, yargılamanın ilerleyen aşamalarında, karşı tarafın verdiği bilgiler ve sunduğu delillerle ya da delillerin incelenmesi ve tahkikat işlemleri sonucu (örneğin, bilirkişi ya da keşif incelemesi sonrası), baştan belirsiz olan alacak belirli hâle gelmişse, davacının, iddianın genişletilmesi yasağına tâbi olmaksızın davanın başında belirtmiş olduğu talebini artırabilmesi benimsenmiştir. Miktarı belirsiz alacaklarda zamanaşımının dolmasına çok kısa sürenin varolduğu hâllerde yalnızca tespit yahut kısmi eda ile birlikte tespit davasının açılabileceği genel olarak kabul edilmektedir. Alacaklı, yalnızca eda davası veya yalnızca tespit davası yahut kısmi eda ile birlikte külli tespit davası açabilme seçeneklerine sahiptir. Hak arama özgürlüğünün özünde var olan bu seçenekler, yasa veya içtihat yoluyla yasaklanamaz. Esasen tam veya kısmi olmasına bakılmaksızın her eda davasının temelinde bir külli tespit unsuru vardır. Başka deyimle eda hükmünde tertip olunan her durumun arkasında sorumluluk saptanmasını içeren bir zorunlu ön tespit kabulü mevcuttur." şeklindeki açıklamayla, alacağın belirsiz olup olmadığı ile ilgili olarak bazı kıstaslar kabul edilmiştir.

17. Bu kıstaslar, davanın açıldığı tarihte alacağın miktarını yahut değerini tam ve kesin olarak belirleyebilmesinin;

1-Davacının kendisinden beklenememesi,

2-Bunun olanaksız olması,

3-Açıkça karşı tarafın verdiği bilgi veya tahkikat sonucu alacağın miktarı ve değerinin tam ve kesin olarak belirlenebilmesinin mümkün olması olarak belirtilmektedir.

18. Belirsiz alacak davasının getirdiği en önemli etkin koruma, usul ekonomisi ve hak arama özgürlüğüne hizmet etmesi yanında, davacının yüksek yargılama giderlerine katlanma ve dava konusu hakkın zamanaşımına uğrama riskini azaltmasıdır.

19. Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 17.12.2012 tarihli ve 2012/9-838 E., 2012/715 K. sayılı kararında belirtildiği üzere işçilik alacaklarının özelliği dikkate alınarak alacakların belirli olduğunu söylemek mutlak olarak doğru olmadığı gibi aksinin kabulü de doğru değildir. Aynı şekilde bu nedenle talep konusu işçilik alacaklarının belirli olup olmadığının somut olayın özelliğine göre değerlendirilmesi ve sonuca gidilmesi daha doğru olacaktır.

20. Nitekim Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 17.06.2015 tarihli ve 2015/22-1156 E., 2015/1598 K.; 22.06.2016 tarihli ve 2016/22-874 E., 2016/824 K.; 17.01.2018 tarihli ve 2016/22-2181 E., 2018/24 sayılı kararlarında da aynı ilkeler kabul edilmiştir.

21. Öte yandan işçilik alacaklarının belirsiz alacak davasına konu olup olamayacağı konusunda Yargıtay'ın iş davalarına bakan Daireleri olan 7, 9 ve 22. Hukuk Daireleri ile Hukuk Genel Kurulu içtihatları arasında ortaya çıkan farklılığın giderilmesi için Yargıtay İçtihatları Birleştirme Büyük Genel Kurulunca yapılan değerlendirme sonucunda 15.12.2017 tarihli ve 2016/6 E., 2017/5 K. sayılı kararı ile "İşçilik alacaklarının çok çeşitli tür, nitelik ve kapsamda olması, somut olayın özelliklerine göre oldukça değişkenlik göstermesi, hatta aynı tür işçilik alacaklarında dahi somut olayın özellikleri itibariyle işçilik alacaklarının belirsiz alacak davasına konu olup olamayacağı konusunda soyut ve genel nitelikte, her bir olayda geçerli olacak ölçüde bir karar alınamayacağından içtihadı birleştirmeye gerek olup olmadığı ön sorun olarak tartışılmış ve sonuç olarak içtihadı birleştirmeye gerek olmadığı" yönünde karar verilmiştir.

22. Somut olayda, davacı vekili, müvekkilinin fazla çalışma, hafta tatili ile ulusal bayram ve genel tatil ücreti alacaklısı olduğunu iddia etmiş, söz konusu alacaklarını kanıtlamak üzere de tanık deliline dayanmıştır.

23. Bilindiği üzere fazla çalışma, hafta tatili ile ulusal bayram ve genel tatil ücreti alacaklarından indirim yapılması konusunda yasal bir düzenleme bulunmamaktadır. Bu uygulama Yargıtay’ın yerleşik içtihatları ile benimsenmiştir. Yargıtay kararlarında istikrarlı olarak işçinin uzun süre aynı şekilde çalışmasının hayatın olağan akışına aykırı olacağı, işçinin izinli, mazeretli ve tatil günlerinde dinlenme hakkını kullanmadan yıllarca sürekli çalıştığının düşünülemeyeceği göz önüne alınarak hüküm altına alınan fazla çalışma ve tatil ücreti alacaklarından dosya içeriğine uygun bir indirim yapılması gerektiği kabul edilmiştir.

24. İşçinin, ulusal bayram ve genel tatil günleri, yıllık izinli, mazeret izinli vs. sebeple çalışamadığı günler yılın yaklaşık olarak 1/3’üne tekabül ettiğinden kural olarak yapılacak indirimde bu oranın esas alınması isabetli olacaktır. Ancak işçinin hesaplanan fazla çalışma ve tatil çalışmalarında yıllık izin, mazeret izni ve tatil günleri dikkate alınmış ise indirimin daha az oranda yapılması gerekecektir. Bu nedenlerle fazla çalışma ve tatil alacaklarından yapılacak indirimin "hakkaniyet indirimi" ya da "takdiri indirim" olarak nitelendirilmesi doğru olmayacaktır. İndirim, işçinin yılın belli dönemlerinde çalışmadığı karinesine dayalı olduğundan “karineye dayalı makul bir indirim” ifadesinin kullanılmasının daha doğru olacağı sonucuna varılmıştır. Nitekim aynı ilkeler Hukuk Genel Kurulunun 17.01.2018 tarihli ve 2015/(7)9-907 E., 2018/23 K. sayılı ve 06.12.2017 tarihli 2015/9-2698 E., 2017/1557 K. sayılı kararlarında da benimsenmiştir.

25. Bu açıklamalara göre, dava konusu fazla çalışma, hafta tatili ile ulusal bayram ve genel tatil ücreti alacaklarının kanıtlanması için tanık deliline dayanıldığı ve söz konusu alacakların tanık anlatımları ile kanıtlanması durumunda hesaplanacak alacak miktarından hâkimin takdir yetkisine bağlı olarak yapılacak indirim oranı baştan belirli olmadığından, somut olayda fazla çalışma, hafta tatili ile ulusal bayram ve genel tatil ücreti alacaklarının belirsiz alacak davası konusu olabileceği kabul edilmelidir.

26. Hukuk Genel Kurulunun 06.12.2018 tarihli ve 2015/22-3667 E, 2018/1848 K. ile 17.09.2019 tarihli ve 2016/22-43 E., 2019/882 K. sayılı kararlarında da aynı sonuca varılmıştır.

27. Hâl böyle olunca, mahkemece Hukuk Genel Kurulunca da benimsenen Özel Daire bozma kararına uyulması gerekirken önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır.

28. Diğer taraftan, her ne kadar gerekçeli karar başlığında dava tarihi 13.04.2016 yerine 01.12.2016 olarak yazılmış ise de, bu yanlışlık mahallinde düzeltilebilir bir hata olduğu kabul edildiğinden ayrıca bozma nedeni yapılmamıştır.

29. Açıklanan nedenlerle direnme kararı bozulmalıdır.


IV. SONUÇ :

Açıklanan nedenlerle,

Davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile direnme kararının Özel Daire bozma kararında gösterilen nedenlerden dolayı BOZULMASINA,

İstek hâlinde temyiz peşin harcının yatırana iadesine,

Karar düzeltme yolu kapalı olmak üzere 05.03.2020 tarihinde oy birliği ile kesin olarak karar verildi.