yersiz ödenen ölüm aylığının davacıdan istirdadı gereken tutarının 5510 sayılı Kanun'un 96. maddesine göre mi yoksa mülga 818 sayılı Borçlar Kanunu'nun sebepsiz zenginleşmeye ilişkin hükümlerine göre mi belirlenmesi gerektiği

24.4.2021 16:26:54

Somut olayda; müteveffa eşinden dolayı ölüm aylığı alan davacının talebi üzerine 01.05.2007 tarihinden itibaren vefat eden oğlundan da aylık bağlandığı ancak eşinden ve oğlundan aynı anda aylık alamayacağının fark edilmesi üzerine 14.08.2012 tarihli Kurum işlemi ile davacının oğlundan dolayı aldığı ölüm aylığı kesilerek 01.05.2007-18.04.2012 tarihleri arası ödenen 33.661,28TL yersiz ödemenin iadesinin istendiği, eldeki davanın da bu nedenle açıldığı anlaşılmıştır.


27. Yukarıda yapılan açıklamalar ile somut olaya ilişkin maddi ve hukuki olgulara göre; 506 sayılı Kanun’un 69. maddesinde 4958 sayılı Kanun’un 35. maddesi ile yapılan ve 06.08.2003 tarihinde yürürlüğü giren “sosyal güvenlik kuruluşlarına tabi çalışmayan veya 2022 sayılı Kanuna göre bağlanan aylık hariç olmak üzere buralardan her ne ad altında olursa olsun gelir veya aylık almayan” değişiklik sonrası eşinden dolayı ölüm aylığı almakta olan davacıya oğlundan dolayı da ölüm aylığı bağlanamayacağından aylığın kesilmesi hatalı olmadığı gibi, esasen bu hususta mahkeme ile Özel Daire arasında uyuşmazlık yoktur.


28. Bu durumda yukarıda açıklandığı üzere; sonradan yürürlüğe giren ancak 506 sayılı Kanun’un 121. maddesine göre daha lehe hükümler içeren, aynı zamanda 818 sayılı Borçlar Kanunu’na göre uygulanma önceliği bulunan 5510 sayılı Kanun’un 96. maddesinin somut olayda uygulanması gerektiği sonucuna varılmıştır.


Hukuk Genel Kurulu         2017/1966 E.  ,  2021/35 K.


MAHKEMESİ :İş Mahkemesi



1. Taraflar arasındaki “Kurum İşleminin İptali ve Tespit” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda, İstanbul 21. İş Mahkemesince verilen davanın kısmen kabulüne ilişkin karar taraf vekillerince temyiz edilmesi üzerine Yargıtay (Kapatılan) 21. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonunda bozulmuş, Mahkemece Özel Daire bozma kararına karşı direnilmiştir.

2. Direnme kararı davalı ... tarafından temyiz edilmiştir.

3. Hukuk Genel Kurulunca dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:


I. YARGILAMA SÜRECİ

Davacı İstemi:

4. Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkilinin mütevveffa eşinden dolayı ölüm aylığı alırken oğlunun vefatı üzerine oğlundan dolayı da ölüm aylığı bağlandığını, oğlundan dolayı aylık talebinde bulunurken tahsis talep belgesinde eşinden ölüm aylığı aldığını beyan ettiğini, Kurumun 14.08.2012 tarihli ve 14455372 sayılı kararı ile oğlundan dolayı bağlanan aylığın kesilerek 01.05.2007-18.04.2012 tarihleri arasında yersiz ödenen 33.661,28TL’nin iadesinin istendiğini, sebepsiz zenginleşenin iyi niyetli olması hâlinde zenginleşmeyi geri vereceği zamandaki durumunun dikkate alınması gerektiğini belirterek, Kurum işleminin iptali ile kesilen ölüm aylığının kesildiği tarihten itibaren bağlanması gerektiğinin tespitine ve biriken aylıkların hak ediliş tarihlerinden itibaren işleyecek yasal faiziyle davacıya ödenmesine karar verilmesini talep etmiştir.

Davalı Cevabı:

5. Davalı ... (SGK/Kurum) vekili cevap dilekçesinde; 4958 sayılı Kanun’un 35.maddesi ile 506 sayılı Sosyal Sigortalar Kanunu’nda yapılan değişikler nedeniyle değişikliğin yürürlük tarihinden itibaren davacının eşinden ve oğlundan aynı anda ölüm aylığı almasının mümkün olmadığını, Yargıtay 21. Hukuk Dairesinin verdiği kararların da bu yönde olduğunu belirterek davanın reddi gerektiğini savunmuştur.

İlk Derece Mahkemesinin Kararı:

6. İstanbul 21. İş Mahkemesinin 20.11.2014 tarihli ve 2013/102 E., 2014/695 K. sayılı kararı ile; 4958 sayılı Kanun’un 35. maddesi ile 506 sayılı Sosyal Sigortalar Kanunu’nda yapılan değişiklik sebebiyle değişikliğin yürürlük tarihi olan 23.08.2003 (06.08.2003) tarihinden itibaren davacının eşinden ve oğlundan aynı anda aylık alamayacağı, davacıya haksız ödendiği ileri sürülen aylıklar ile ilgili yapılan icra takip dosyasında da davacının 24.798,99TL borcu kabul ettiği, 01.10.2008 tarihinden sonraya ilişkin İstanbul 8. İcra Müdürlüğü dosyasına sunduğu bu imzalı kabul beyanının davacıyı bağlayacağı, bu nedenle 01.10.2008 tarihinden itibaren yersiz ödendiği anlaşılan ve dava konusu edilen aylıkların faiziyle geri ödenmesi gerektiği, 01.10.2008 tarihinden önceki borç için ise, bilirkişi raporu içeriği ile 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu’nun 96/1-b maddesi hükmü gereği davacının iyiniyetli sayılması gerektiği gerekçesiyle 01.10.2008 tarihinden itibaren yersiz ödendiği anlaşılan ölüm aylıklarının yasal faiziyle kuruma geri ödenmesi gerektiğinin tespitine, fazlaya dair talep ile ilgili Kurum işleminin iptaline, davacının oğlundan dolayı yeniden ölüm aylığı bağlanması talebinin reddine karar verilmiştir.

Özel Dairenin Bozma Kararı:

7. İstanbul 21. İş Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde taraf vekilleri temyiz isteminde bulunmuştur.

8. Yargıtay (Kapatılan) 21. Hukuk Dairesinin 08.12.2015 tarihli ve 2015/3533 E., 2015/22024 K. sayılı kararı ile; “1-Dosyadaki yazılara, toplanan delillere, hükmün dayandığı gerektirici nedenlere göre davacının tüm, davalı kurum vekilinin aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan diğer temyiz itirazlarının reddine,

2-Dava, davacının eşinden dolayı aylık alırken oğlundan dolayı da aylık aldığı gerekçesiyle davalı Kurumca yersiz ödeme yapıldığından bahisle borç çıkarılması nedeniyle davalı kurumun 14/08/2012 tarih 14455372 sayılı emekli aylığı kesilmesi ve 33.661, 28 TL borç tahakkuku işleminin iptali ile kesilen ölüm aylıklarının hak edilişleri tarihlerden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davacıya ödenmesi istemine ilişkindir.

Mahkemece, davacının isteminin kısmen kabulü ile, davacıya 01/10/2008 tarihinden itibaren yersiz ödendiği anlaşılan ve konusu edilen aylıkların yasal faiziyle kuruma geri ödenmesi gerektiğinin tespitine, davalı kurumun fazlaya dair talebiyle ilgili kurum işleminin iptaline karar verilmiştir.

Dosyadaki kayıt ve belgelerden, davacının eşinin 07.01.1996 tarihinde öldüğü ve davacıya eşinden dolayı 01.02.2007 tarihinden itibaren bağ-kurdan ölüm aylığı bağlandığı, davacının oğlunun ise 09.08.2006 tarihinde öldüğü ve davacıya oğlundan dolayı 01.05.2007 tarihinden itibaren SSK' dan ölüm aylığı bağlandığı, kurum tarafından davacıya 01/05/2007- 18/04/2012 süresinde yersiz ödenen 33.661,28 TL nin borç kaydının yapılmış olup iadesinin talep edildiği, davacı hakkında yersiz ödenen aylıklar için başlatılan İstanbul 8. İcra Dairesi' nin 2012/24699 E. sayılı dosyasında davacının 03/12/2012 tarihli dilekçesi ile 01/10/2008 tarihine kadar olan borca itiraz edip bu tarihten sonrasına ilişkin 24.798,99 TL asıl alacağa itiraz etmediği, bu kısmını kabul ettiği, ancak bu kısmın da faizine itiraz ettiğini belirtir dilekçe sunduğu, anlaşılmaktadır.

01.10.2008 tarihi itibariyle yürürlükten kalkan 506 sayılı Yasanın 121/2. maddesinde yanlış ve yersiz ödendiği anlaşılan her türlü gelir, aylık ve sigorta yardımlarının 84. maddenin son fıkrası saklı kalmak kaydıyla ilgililerin sonraki her çeşit istihkaklarından kesilmek suretiyle geri alınacağı, Kurumun genel hükümlere göre takip hakkının saklı olduğu bildirilmiştir.

01.10.2008 tarihinde yürürlüğe giren 5510 sayılı Yasa’nın 96. maddesinde; “Kurum'ca işverenlere, sigortalılara, isteğe bağlı sigortalılara gelir veya aylık almakta olanlara ve bunların hak sahiplerine, genel sağlık sigortalılarına ve bunların bakmakla yükümlü olduğu kişilere, fazla veya yersiz olarak yapıldığı tespit edilen bu kanun kapsamındaki her türlü ödemelerin;a) Kasıtlı veya kusurlu davranışlarından doğmuşsa, hatalı işlemin tespit tarihinden geriye doğru en fazla on yıllık sürede yapılan ödemeler, bu ödemelerin yapıldığı tarihlerden,b) Kurum'un hatalı işlemlerinden kaynaklanmışsa, hatalı işlemin tespit tarihinden geriye doğru en fazla beş yıllık sürede yapılan ödemeler toplamı, ilgiliye tebliğ edildiği tarihten itibaren üç ay içinde yapılacak ödemelerde faizsiz, üç aylık sürenin dolduğu tarihten sonra yapılacak ödemelerde ise bu süre sonundan itibaren hesaplanacak olan kanunî faizi ile birlikte, ilgililerin Kurum'dan alacağı varsa bu alacaklarından mahsup edileceği, alacakları yoksa genel hükümlere göre geri Alınacağı, alacakların yersiz ödemelere mahsubunun en eski borçtan başlanarak borç aslına yapılacağı, kanunî faizin kalan borca uygulanacağı bu hüküm ilgili hak sahiplerinin muvafakat etmeleri kaydıyla, aynı dosyadan diğer bir hak sahibine yapılan yersiz ödemelere mahsubunda da uygulanacağı, yersiz ödemenin gelir ve aylıklardan kesilmesinde, kesintinin başlayacağı ödeme dönemi başı itibarıyla kanunî faizi ile birlikte hesaplanan borç tutarı, gelir ve aylıktan % 25 oranında kesilmek suretiyle uygulanacağı, yersiz ödemelerin tespiti ile geri alınmasına ve bu maddenin uygulanmasına ilişkin usûl ve esasların, Kurum tarafından çıkarılacak yönetmelikle düzenleneceği” bildirilmiştir.

Konuya ilişkin 5510 sayılı Yasa öncesi mevzuata bakıldığında, 506 sayılı Yasanın "Yersiz ve yanlış ödemelerin tahsili"ni düzenleyen 121. maddesinde yersiz ödeme halinde iade yükümünün kapsamını belirleyen bir düzenleme bulunmadığı gibi, anılan Yasa içeriğinde konuyu düzenleyen başka bir düzenlemenin de yer almadığı görülmektedir. 5510 sayılı Yasanın 96. maddesi ile 506 sayılı Yasada yer almayan yeni bir düzenleme getirilmiş, sebepsiz zenginleşmenin sigortalının kasıtlı kusurlu davranışından veya Kurumun hatalı işleminden kaynaklanmasına bağlı olarak istirdadı mümkün ödeme miktarları belirlenmiştir. Kapsam belirlendikten sonra, ilgilinin Kurumdan alacağı yoksa geri alma işleminin genel hükümlere göre yapılacağı öngörülmüştür. 5510 sayılı Yasanın geçici maddelerinde ise, yersiz ödemelerin tahsili konusunda önceki hükümlerin uygulanması gereğini öngören herhangi bir kural yer almamaktadır.

Belirtilen nedenlerle; 5510 sayılı Yasanın 96. maddesi hükmünün, Kurumun yersiz ödemeden kaynaklanan alacakları konusunda süren uyuşmazlıklara uygulanması gerekmektedir.

HGK.'nun 06.04.2011 günlü, 2010/21-726 E, 2011/68 K., 15.06.2011 günlü, 2011/21-362 E., 2011/409 K., 06.07.2011 günlü, 2011/21-402 E., 2011/472 K. Sayılı kararları da bu yöndedir.

Somut olayda; gerek 506 sayılı gerekse 5510 sayılı Yasa’nın 96. maddesinde, Kurum'un kusurlu olduğu işlemler sonucu yapılan yersiz ödemelerin ve yersiz ödemeden faydalananın iyi niyetli olması hallerinde yapılan fuzuli ödemelerin geri alınamayacağına dair bir düzenleme bulunmaması karşısında, mahkemece sebepsiz zenginleşme hiç olmasa idi davacının bulunduğu durumdan daha kötü duruma düşeceği anlaşıldığından Borçlar Kanunun 63. maddesi gerekçe gösterilerek yazılı şekilde karar verilmesi isabetsiz olmuştur.

Yapılacak iş; davacı hakkında yersiz ödeme olarak çıkartılan 01.05.2007- 18.04.2012 tarihleri arasındaki ödemeler ile ilgili sigortalı ve hak sahipleri yararına hükümler içeren 5510 sayılı Yasa’nın 96. maddesi doğrultusunda inceleme yapmak, davacının davalı Kuruma iade ile sorumlu olduğu yersiz ödeme ve faiz miktarını belirleyip çıkacak sonuca göre bir karar vermektir.

Mahkemece açıklanan doğrultuda işlem yapılmaksızın yazılı şekilde hüküm kurulması usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.

O halde, davalının bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.” gerekçesi ile karar bozulmuştur.

Direnme Kararı:

9. İstanbul 21. İş Mahkemesinin 28.04.2016 tarihli ve 2016/41 E., 2016/229 K. sayılı kararı ile; önceki gerekçeler tekrar edilmek suretiyle direnme kararı verilmiştir.

Direnme Kararının Temyizi:

10. Direnme kararı süresi içinde davalı ... vekili tarafından temyiz edilmiştir.


II. UYUŞMAZLIK

11. Direnme yolu ile Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; 01.05.2007- 18.04.2012 tarihleri arasında yersiz ödenen ölüm aylığının davacıdan istirdadı gereken tutarının 5510 sayılı Kanun'un 96. maddesine göre mi yoksa mülga 818 sayılı Borçlar Kanunu'nun sebepsiz zenginleşmeye ilişkin hükümlerine göre mi belirlenmesi gerektiği noktasında toplanmaktadır.


III. GEREKÇE

12. Uyuşmazlığın çözümünde öncelikle konuya ilişkin yasal düzenlemelerin irdelenmesinde yarar vardır.

13. 506 sayılı Sosyal Sigortalar Kanunu (506 sayılı Kanun)’nun 121. maddesinin ikinci fıkrasında yersiz ödemelerin geri alınmasına ilişkin hükme yer verilmiş olup, buna göre “… yanlış ve yersiz ödendiği anlaşılan her türlü gelir, aylık ve sigorta yardımları 84 üncü maddenin son fıkrası saklı kalmak kaydıyla, ilgililerin sonraki her çeşit istihkaklarından kesilmek suretiyle geri alınır. Kurumun genel hükümlere göre takip hakkı saklıdır.”

14. 01.10.2008 tarihinde yürürlüğe giren 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu’nun (5510 sayılı Kanun) “Yersiz ödemelerin geri alınması” başlıklı 96. maddesinde;

“Kurumca işverenlere, sigortalılara, isteğe bağlı sigortalılara gelir veya aylık almakta olanlara ve bunların hak sahiplerine, genel sağlık sigortalılarına ve bunların bakmakla yükümlü olduğu kişilere, fazla veya yersiz olarak yapıldığı tespit edilen bu Kanun kapsamındaki her türlü ödemeler;

a) Kasıtlı veya kusurlu davranışlarından doğmuşsa, hatalı işlemin tespit tarihinden geriye doğru en fazla on yıllık sürede yapılan ödemeler, bu ödemelerin yapıldığı tarihlerden,

b) Kurumun hatalı işlemlerinden kaynaklanmışsa, hatalı işlemin tespit tarihinden geriye doğru en fazla beş yıllık sürede yapılan ödemeler toplamı, ilgiliye tebliğ edildiği tarihten itibaren yirmidört ay içinde yapılacak ödemelerde faizsiz, yirmidört aylık sürenin dolduğu tarihten sonra yapılacak ödemelerde ise bu süre sonundan,

itibaren hesaplanacak olan kanunî faizi ile birlikte, ilgililerin Kurumdan alacağı varsa bu alacaklarından mahsup edilir, alacakları yoksa genel hükümlere göre geri alınır.

Alacakların yersiz ödemelere mahsubu, en eski borçtan başlanarak borç aslına yapılır, kanunî faiz kalan borca uygulanır. Bu hüküm ilgili hak sahiplerinin muvafakat etmeleri kaydıyla, aynı dosyadan diğer bir hak sahibine yapılan yersiz ödemelere mahsubunda da uygulanır.

Yersiz ödemenin gelir ve aylıklardan kesilmesinde, kesintinin başlayacağı ödeme dönemi başı itibarıyla kanunî faizi ile birlikte hesaplanan borç tutarı, gelir ve aylıktan % 25 oranında kesilmek suretiyle uygulanır.

Yersiz ödemelerin tespiti ile geri alınmasına ve bu maddenin uygulanmasına ilişkin usûl ve esaslar, Kurum tarafından çıkarılacak yönetmelikle düzenlenir.” hükmü bulunmaktadır.

15. 5510 sayılı Kanun öncesi mevzuata bakıldığında, 506 sayılı Kanun’un 121. maddesinde yersiz ödemelerin kayıtsız şartsız iadesinin öngörüldüğü, yersiz ödeme hâlinde iade yükümünün kapsamının farklı hukuki durumlara özgü olarak değişiklik göstermediği görülmektedir.

16. Ancak, 5510 sayılı Kanun’un 96. maddesi ile 506 sayılı Kanun’da yer almayan yeni bir düzenleme getirilmiş, sebepsiz zenginleşmenin iyi niyetle veya kötü niyetle gerçekleşmesine bağlı olarak istirdadı mümkün ödeme miktarları belirlenmiştir. Dolayısıyla 5510 sayılı Kanun ile ödeme yükümünün kapsamı sigortalının iyiniyetli veya kötüniyetli oluşunun tespitine göre farklılaştırılarak, kayıtsız şartsız iade öngören 506 sayılı Kanun’un 121. madde hükmüne göre lehe bir düzenleme getirilmiştir.

17. Diğer taraftan, uyuşmazlığın çözümünde 818 sayılı Borçlar Kanunu’nun (818 sayılı Kanun) 63. madde hükmünün uygulama yeri olup olmadığı hususunun da açıklığa kavuşturulması gerekmektedir.

18. 818 sayılı Borçlar Kanunu’nun, geri verilmesi gereken tutarın belirlenmesinde genel hüküm niteliğinde bulunan 63.maddesi uyarınca iyi niyetli zenginleşen, sebepsiz zenginleşme konusunun kendisinden istendiği tarihten önce elinden çıktığını iddia ve ispat ettiği miktar oranında ret ve geri vermeyle yükümlü olmayacaktır. Buna karşın; zenginleşenin, zenginleşme anında veya sonrasında mal varlığındaki artışın geçerli bir hukuki sebebe dayanmadığını biliyor veya bilmesi gerekiyor olması halinde, kötü niyetli sayılacağında da kuşku bulunmamaktadır.

19. 818 sayılı Kanun’un 63. maddesi uyarınca değerlendirme yapılarak karar verilmiş ise de, 5510 sayılı Kanunun 96. maddesi de sebepsiz zenginleşmede geri verme konusuna ilişkin özel bir düzenleme niteliğindedir.

20. Şu duruma göre, karşımıza aynı konu hakkında bir tarafta genel kanunda kabul edilen yasa kuralı, bir tarafta özel nitelikte kanunda yeralan düzenleme çıkmaktadır.

21. Bu nedenle sorunun normlar hiyerarşisi kurallarına göre çözümlenmesi gerektiğinde kuşku bulunmamaktadır.

22. "Yasaların çatışması" olarak da adlandırılan bu gibi durumlarda; a) Sonraki norm, öncekinin yerini alır (Lex Pasterior deraget priori), b) Özel kanun, genel kanundan önce gelir (Lex specialis per generalem non deregatur), c) Açık anlamlı norm, kapalı anlamlı normdan önce gelir, biçiminde kabul edilen temel ilkelerden yararlanılarak sonuca ulaşılmaktadır.

23. Uyuşmazlık konusu somut olayda, belirtilen ilkeler doğrultusunda yapılan değerlendirmede; 5510 sayılı Kanunun 818 sayılı Borçlar Kanunu’na göre özel nitelikte olduğu, bu kapsamda 5510 sayılı Kanunun 96. maddesi hükmünün sebepsiz zenginleşme nedeniyle yersiz ödemelerin Kuruma iadesi konusunda özel nitelikte düzenleme içerdiği açıktır.

24. Bu durumda özel kanun niteliğindeki 5510 sayılı Kanun’un özel düzenleme içeren 96. maddesi hükmünün genel nitelikteki 818 sayılı Borçlar Kanununun 63. maddesi hükmüne nazaran uygulama önceliğine sahip olduğu tartışmasızdır.

25. Nitekim Hukuk Genel Kurulunun 18.11.2020 tarihli ve 2017/10-1954 E., 2020/913 K.; 22.02.2017 tarihli ve 2014/21-2464 E, 2017/308 K.; 26.04.2017 tarihli ve 2015/21-2370 E., 2017/861 K.; 15.06.2012 tarihli ve 2012/21-196 E, 2012/396 K.; ile 05.10.2011 tarihli ve 2011/10-476 E., 2011/584 K.; sayılı kararları da aynı yöndedir.

26. Somut olayda; müteveffa eşinden dolayı ölüm aylığı alan davacının talebi üzerine 01.05.2007 tarihinden itibaren vefat eden oğlundan da aylık bağlandığı ancak eşinden ve oğlundan aynı anda aylık alamayacağının fark edilmesi üzerine 14.08.2012 tarihli Kurum işlemi ile davacının oğlundan dolayı aldığı ölüm aylığı kesilerek 01.05.2007-18.04.2012 tarihleri arası ödenen 33.661,28TL yersiz ödemenin iadesinin istendiği, eldeki davanın da bu nedenle açıldığı anlaşılmıştır.

27. Yukarıda yapılan açıklamalar ile somut olaya ilişkin maddi ve hukuki olgulara göre; 506 sayılı Kanun’un 69. maddesinde 4958 sayılı Kanun’un 35. maddesi ile yapılan ve 06.08.2003 tarihinde yürürlüğü giren “sosyal güvenlik kuruluşlarına tabi çalışmayan veya 2022 sayılı Kanuna göre bağlanan aylık hariç olmak üzere buralardan her ne ad altında olursa olsun gelir veya aylık almayan” değişiklik sonrası eşinden dolayı ölüm aylığı almakta olan davacıya oğlundan dolayı da ölüm aylığı bağlanamayacağından aylığın kesilmesi hatalı olmadığı gibi, esasen bu hususta mahkeme ile Özel Daire arasında uyuşmazlık yoktur.

28. Bu durumda yukarıda açıklandığı üzere; sonradan yürürlüğe giren ancak 506 sayılı Kanun’un 121. maddesine göre daha lehe hükümler içeren, aynı zamanda 818 sayılı Borçlar Kanunu’na göre uygulanma önceliği bulunan 5510 sayılı Kanun’un 96. maddesinin somut olayda uygulanması gerektiği sonucuna varılmıştır.

29. Hukuk Genel Kurulundaki görüşmeler sırasında uyuşmazlık tarihinde yürürlükte bulunan 818 sayılı Borçlar Kanunu hükümlerine göre değerlendirme yapılması gerektiği, 5510 sayılı Kanun’un yürürlük tarihinden önceki olaylara uygulanamayacağı görüşü ileri sürülmüş ise de, Kurul çoğunluğu tarafından benimsenmemiştir.

30. Öyleyse; tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dosyadaki tutanak ve kanıtlara, bozma kararında açıklanan gerektirici nedenlere göre, Hukuk Genel Kurulunca da benimsenen Özel Daire bozma kararına uyulmak gerekirken önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır.

31. Direnme kararında “26.02.2013” olan dava tarihinin “19.01.2016” olarak gösterilmesi ise, mahallinde her zaman düzeltilebilecek bir maddi hata olarak değerlendirilmiş ve işin esasına etkili görülmediğinden bozma nedeni yapılmamıştır.

32. Şu hâlde direnme kararı bozulmalıdır.


IV. SONUÇ:

Açıklanan nedenlerle;

Davalı ... vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile; direnme kararının 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun geçici 3. maddesine göre uygulanmakta olan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun 429. maddesi gereğince BOZULMASINA,

Karar düzeltme yolu kapalı olmak üzere 04.02.2021 tarihinde oy çokluğu ile kesin olarak karar verildi.





KARŞI OY


Yerel mahkeme ile Özel Daire arasında temel uyuşmazlık, 01.05.2007-18.04.2012 tarihleri arasında yersiz ödendiği ihtilaflı olmayan ölüm aylığının 01.05.2007-01.10.2008 arasındaki yersiz ödemelerin davacıdan istirdadı gereken tutarının 5510 sayılı Kanun'un 96. maddesine göre mi yoksa mülga 818 sayılı Borçlar Kanunu'nun sebepsiz zenginleşmeye ilişkin hükümlerine göre mi belirlenmesi gerektiği noktasında toplanmaktadır.

Yerel mahkemenin “01/10/2008 tarihinde yürürlüğe giren 5510 sayılı yasanın 35. maddesi ile ilgili mevzuat gereği neticede davacının eşinden ve oğlundan aynı anda aylık alması mümkün bulunmamakla birlikte, davacı tarafça itiraza konu edilen 01/10/2008 tarihinden önceki borç için ise, bilirkişi raporu içeriği ile 5510 sayılı yasanın 96/1-b maddesi hükmü gereği davacının iyiniyetli sayılması gerektiği, davacıya 5510 sayılı yasanın yürürlüğe girdiği 01.10.2008 tarihinden itibaren yersiz ödendiği anlaşılan ölüm aylıklarının yasal faiziyle kuruma geri ödenmesi gerektiğinin tespiti” gerekçesi ile Kurum işleminin kısmen iptaline, dair direnme kararı, çoğunluk görüşü ile “01.10.2008 tarihinde yürürlüğe giren kurum hatası nedeni ile bağlanan aylıkların geri alınmasında da 5510 sayılı Sosyal Sigortalar Ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu’nun 96/b maddesinin uygulanması gerektiği, özel düzenleme olduğu ve daha lehe hükümler getirdiği, 818 sayılı Borçlar Kanunu’nun sebepsiz zenginleşme hükümlerinin uygulanamayacağı” gerekçesi ile Özel Dairenin bozma kararı benimsenerek, yerel mahkemenin direnme kararı bozulmuştur.

Kanunlar kural olarak yürürlüğe girdikleri tarihten itibaren, yürürlükte bulundukları dönem içinde ortaya çıkan olay ve ilişkilere uygulanırlar. Hukuki güvenlik ilkesi, herkesin bağlı olacağı hukuk kurallarını önceden bilmesi, tutumunu ve davranışlarını buna göre güvenle düzene sokabilmesi anlamına gelir. Kişilerin davranışlarını düzenleyen kurallar onlara güvenlik sağlamalıdır. Bu güvenliğin sağlanabilmesi her şeyden önce, devletin kendi koyduğu hukuk kurallarına kendisinin uymasına bağlıdır.

Hukuk devletinde devlet, hukuk güvenliğini sağlama yükümlüdür. Hukuki güvenlik ilkesi kural olarak yasaların geriye yürütülmemesini gerekli kılar. “Yasaların Geriye Yürümezliği İlkesi” uyarınca yasalar kural olarak yürürlük tarihlerinden sonraki olay, işlem ve eylemlere uygulanmak üzere çıkarılırlar. Yürürlüğe giren yasaların geçmişe ve kesin nitelik kazanmış hukuksal durumlara etkili olamaması hukukun genel ilkelerinden "‘Kazanılmış Hakların Korunması” ilkesinin gereğidir.

Yasa koyucuyu önceye etkili kural getirmekten engelleyen genel bir hukuk kuralı bulunmamaktadır.

Önceye etki kavramı, yasaların yürürlüğe girmelerinden önceki zamana uygulanabilirliği konusu ile ilgilidir. Önceye etki özgürlükçü bir anayasanın temel koşullarına, hukuk düzeninin güvenilirliğine aykırı düşer ve bu yüzden kural olarak caiz değildir. Kişiler hukuka uygun davranışlarından dolayı daha sonra zarar görmeyeceklerinden emin olmalıdırlar. Önceye etki yasağı hukuk güvenliği ve vatandaş için güveninin korunmasını sağlar. Kazanılmış olan haklara saygı ancak bu şekilde gerçekleşir. Önceye etki yasağı, yaşamları Anayasal garanti altında olan fertlerin beklenmedik hak kayıplarına uğramasını engellemek için tanınmıştır. (Sözer, A. N. Kanunların Önceye Etki Yasağı: Sosyal Sigortalar Hukuku Bakımından Bir Değerlendirme. https://journal.yasar.edu.tr/wp-content/uploads/2014/01/9 s: 2477 vd). Anayasadaki “hukuk devleti ilkesi” yasa koyucuya bir yasanın kabulünden önceki zaman bakımından aleyhe sonuçlar doğuran bir yasa kabulü için dar sınırlar çizmektedir (ÖZEKES Muhammet, Özel Hukuk-Kamu Hukuku ve Yargılama Hukuku Bakımından Kanunların Zaman İtibariyle Uygulanması, Prof. Dr. Fırat Öztan’a Armağan, C:II, Ankara, 2010, 2759-2875).

Çıkarılan yasa önceden oluşan güveni sağlıyor, kazanılmış hakları koruyorsa açık hüküm olmasa da istisna olarak geçmişe uygulanmalıdır. Önceye etki yasağında istisna için gerekli sebep, hukuki işlemin inşası sırasında mevcut olmalıdır. Kişi yeni düzenleme ile daha iyi bir konuma getirilmekte ise önceye etki kabul edilmelidir.

Mülkiyeti koruma kapsamına, edime hak sağlayan sigorta olayları dahildir. Önceden doğmuş bir sigorta olayının edim sağlayıcı etkisi kolaylıkla ortadan kaldırılamaz. Sosyal Sigortalar Hukukunda kazanılmış (müktesep) haklar dinamik nitelik taşırlar (Sözer, A. N. Kanunların Önceye Etki Yasağı: Sosyal Sigortalar Hukuku Bakımından Bir Değerlendirme. https://journal.yasar.edu.tr/wp-content/uploads/2014/01/9 s: 2477 vd).

Getirilen kuralın önceye etkili olmasında, sigortalı lehine yorum, amaca uygunluk yorumu, Sosyal Güvenlik Hukuku’nun kamusal nitelikte olması, maddi hukukun yetersizliği (her zaman, hayatın değişen sosyal akışı içinde gelişen tüm olayları ve ayrıntıları kurallaştırma gücüne sahip olmaması), çıkarlar dengesi ve adalet duyguları gerekçe olarak dikkate alınmalı, ayrıca, süregelen uyuşmazlıklarda, tamamlanmamış (ucu açık) hukuki durumlara yeni kanunun derhal uygulanması esası ölçü olarak alınmalıdır.

Somut uyuşmazlıkta, davacıya 1996 yılında ölen sigortalı eşinden dolayı aylık bağlandığı, daha sonra oğlunun 2006 yılında da ölümü üzerine ayrıca 2007 yılında tahsis talep etmesi üzerine aylık bağlandığı, 4958 sayılı yasanın 35.maddesi ile 506 sayılı yasada yapılan değişikler nedeniyle yasanın yürürlük tarihi olan 23.06.2003 tarihinden itibaren davacının eşinden ve oğlundan aynı anda ölüm aylığı almasının yasal olarak mümkün olmadığı, dolayısı ile ödemelerin yersiz olduğu, bunun kurum hatasından kaynaklandığı anlaşılmaktadır.

Davacıya bağlanan aylıklardan oğlundan dolayı 2007 yılında bağlanmıştır. 5510 sayılı kanun ise 01.08.2010 tarihinde yürürlüğe girmiştir. 01.10.2008 tarihine kadar yersiz ödemeler 506 sayılı kanun hükümlerine göre yersiz ödeme olup, bu tarihte geri alınması aynı Kanunun 121. maddesine ve 818 sayılı Borçlar Kanunu’nun sebepsiz zenginleşme hükümlerine tabidir. Bu tarihten sonra ise artık 5510 sayılı Kanunun 96/a maddesi uyarınca yersiz ödemeleri geri alınması bu özel hükme tabi olacaktır. Yeni düzenlemede Borçlar Kanununun aksine, sebepsiz zenginleşen elinden çıkmış olduğunu ispat etse de geriye doğru beş yıllık yersiz ödemeleri geri vermek zorundadır. Aldığı aylıkları elinden çıkaran ve bu nedenle geri ödememesi gereken davacının 818 sayılı hükümler daha lehinedir. Nitekim mahkemenin de saptadığı gibi 01.10.2008 tarihinden önceki yersiz ödemeler elinden çıktığı için geri istenmesi olanaklı değildir.

Aylıklar bağlandığı tarihte 506 sayılı ve 818 sayılı Borçlar Kanunu hükümleri yürürlüktedir. Kurumun hatalı işlemi nedeni ile sebepsiz zenginleşen davacı sigortalı hakkında 01.10.2008 tarihinden önceki yersiz ödemeler için 818 sayılı Borçlar Kanunu’nun sebepsiz zenginleşme hükümleri olan 61 ve devamı maddeleri uygulanmalıdır. Anılan hükümlerden 63. maddeye göre ise “sebepsiz zenginleşen, zenginleşmenin geri istenmesi sırasında elinden çıkmış olduğunu ispat ettiği kısmın dışında kalanı geri vermekle yükümlüdür". Açıklanan nedenler ve yerel mahkemenin sonuç itibari ile verdiği direnme kararı isabetlidir. Sayın çoğunluğun bozma görüşüne yukarda açıklanan gerekçelerle katılınmamıştır.