Sanayi kuruluşunun elektrik kesintisi ve düşük voltaj nedeniyle yaşadığı üretim kaybı ve ek maliyetin dağıtıcı şirketten tazmini talebi

1.5.2021 20:34:15

3. Hukuk Dairesi         2019/5351 E.  ,  2020/1942 K.


MAHKEMESİ :ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ


Taraflar arasındaki tazminat davasının mahkemece yapılan yargılaması sonucunda, davanın kısmen kabulüne yönelik olarak verilen hüküm davacı vekili tarafından duruşma istemli olarak ve davalı ...vekili tarafından temyiz edilmekle; duruşma günü olarak belirlenen 03/03/2020 tarihinde davacı vekili Av.... ile davalılardan ... vekili Av. ... geldi. Başka gelen olmadı. Açık duruşmaya başlandı ve hazır bulunanların sözlü açıklamaları dinlenildikten sonra işin incelenerek karara bağlanması için saat 14.00'e bırakılması uygun görüldüğünden, belli saatte dosyadaki bütün kağıtlar okunarak, Tetkik Hakiminin açıklamaları dinlenip, gereği düşünüldü:


Y A R G I T A Y K A R A R I


Davacı, plastik üzerine üretim yapan bir fabrikasının olduğunu, davalı idareden elektrik aldıklarını, yörede elektrik kesintilerinin ve voltaj düşüklüğünün olağan bir hal aldığını, bu durum nedeniyle fabrikada işlenmekte olan plastik boruların elektrik kesintisi veya voltaj düşüklüğü sonrası iptal edilerek en baştan işlenmeye başlandığını, yine makine içerisinde kalan plastiğin ise Konya'ya gönderilerek yeniden ham maddeye çevrilmek zorunda kalındığını, bu durum nedeniyle maddi kayıplarının bulunduğunu, bu malzemenin yeniden ham maddeye çevrilmesi sonucunda daha düşük bir kalitede ürün elde etmek için kullanıldığını, meydana gelen bu zarardan davalıların sorumlu olduklarını belirterek, bilirkişi incelemesinden sonra dava değerini ıslah etmek kaydıyla delil tespiti tarihi itibarıyla fazlaya ilişkin haklar saklı kalmak kaydıyla, şimdilik 20.000 TL maddi zararın davalılardan; dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte müştereken ve müteselsilen alınarak tarafına verilmesini talep ve dava etmiştir.

Davacı vekili, 28.03.2011 tarihli ıslah dilekçesi ile dava değeri 708.285 TL’ye yükseltilmiş ve ...aleyhine talebin ıslah edilmediğini belirtmiştir.

Davalılar, davanın reddini istemiştir.

Mahkemece; davanın kısmen kabulüne, 261.694,18 TL'nin 20.000,00 TL'sinin dava tarihi olan 29.09.2009 tarihinden itibaren, 241.694,18 TL'sinin ıslah tarihi olan 20.04.2011 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen

alınarak davacıya verilmesine, karar verilmiş olup, hükmün taraflarca temyiz edilmesi üzerine Dairemizin 12.05.2015 tarih ve 2014/21223E-2015/8376K sayılı ilamı ile; davacı yanın müterafik kusurlu olup olmadığı yönünde yeterince durularak, gerekli görüldüğünde bu yönde konusunda uzman üç kişilik bilirkişi kurulundan rapor alınarak, varılacak uygun sonuç dairesinde bir karar verilmesi gerektiği yönünde karar bozulmuştur. Bozma kararına karşı taraflarca karar düzeltme talep edilmiştir.

Dairemizin 12.05.2015 tarih ve E.2014/21223-K.2015/8376 sayılı karar düzeltme ilamı ile,

“...1-) Davacı tarafın karar düzeltme itirazları yönünden, sair itirazlarının reddine, ancak;

Dosya arasında bulunan bilirkişi raporları incelendiğinde, ilk raporda; davacının uğradığı zararın 708.287,64TL olduğu, ikinci raporda ise; 261.694,18 TL olduğunun tespit edildiği anlaşılmaktadır. Bu haliyle bilirkişi raporları arasında açık çelişki ve fahiş fark bulunmaktadır.

Kural olarak, bilirkişi raporları arasında çelişki varsa hakim çelişkiyi gidermeden karar veremez. (HMK 266.md vd.)

Somut olayda, mahkemece raporlar arasındaki çelişki giderilmeden eksik inceleme ile hüküm tesisi usul ve yasaya aykırı görülmüş, bu husus bozmayı gerektirmiştir.

O halde mahkemece; konusunda uzman bilirkişilerden oluşturulacak yeni bir bilirkişi kuruluna, tüm belgeleri ve önceki raporları incelettirip, taraflarca bilirkişi raporlarına yapılan itirazlar da dikkate alınarak, çelişkileri giderecek nitelikte rapor hazırlanması sağlandıktan sonra hasıl olacak sonuç dairesinde hüküm tesis edilmelidir.

2-) Davalılar ...ve ...'ın karar düzeltme itirazları yönünden, sair itirazlarının reddine, ancak;

Davacının 29.03.2011 havale tarihli ıslah dilekçesi ile; bilirkişi raporu doğrultusunda 20.000TL olan taleplerini 708.285 TL olarak ıslah ettikleri, burada ...aleyhine ıslah yapmadıkları, sadece 20.000TL yönünden müşterek müteselsil taleplerinin olduğunu belirtmelerine rağmen, mahkemece; hükmedilen rakamın tümü olan 261.694,18 TL'nin davalılardan müştereken ve müteselsilen alınarak davacıya verilmesine karar verilerek, ıslah talebi doğrultusunda davalılar yönünden ayrı ayrı hüküm kurularak ayrı ayrı vekalet ücretine hükmedilmesi gerekirken, ''Davalılar ... ve ...yargılamada kendilerini vekil ile temsil ettirdiğinden AAÜT'ye göre hesap takdir olunan 28.713,64 TL vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalılara verilmesine'' şeklinde hüküm kurulması doğru görülmemiştir,” gerekçesiyle Dairemiz bozma kararına ilave yapılmıştır.


Bozma ilamına uyan mahkemece bu defa; “...Dosya kapsamındaki arızaların giderilmesi için davacı tarafından katlanılan maliyetlerin tarihleri incelendiğinde büyük çoğunluğunun 2008 yılında, 2009 yılına ait olanlarında 30/10/2009 tarihinden öncesine ait olduğu, yani devlet tarafından işletilen ...döneminde olduğu anlaşılmış, bu nedenle davanın ... yönünden husumet yokluğundan reddine,

Plastik sanayilerinin elektrik kesintilerine tahammülü olmayan bir sektör olması, en küçük elektrik kesintilerinde dahi makine ve hammaddelere büyük zararlar vereceği, bu nedenle plastik sanayilerin organize sanayi bölgelerinde faaliyet göstermesi gerektiği ancak davacı şirketin bu hususu dikkate almadığı görülmektedir. Davacı tarafından söz konusu fabrika organize sanayi bölgesi içinde kurulmalı yada davacı fabrikasına elektrik kesintilerinde devreye girmek üzere diesel jenaratör grupları koymalı idi. Ancak davacı basiretli bir tüccar gibi davranmayarak plastik sanayinin elektrik kesintileri karşısındaki durumunu etüt ettirmemiş, davalıda proje onayı esnasında davacının plastik sanayisinde faaliyet göstereceğini bile bile davacıyı abone etmekten geri kalmamıştır. Oysa davalı bu konuda davacıyı uyarmalı, yada davacıya Diesel Jenaratör kurmasının önemini anlatmalı, yeni trafo merkezinin henüz devreye girmediğini, Ilgın'da sık sık elektrik kesintisi olduğu hatırlatmalıydı.


Müterafik kusurun oranının tespitinde yukarıda bahsedilen hususlarda dikkate alınmış, davacı tarafından uğranılan zararların meydana gelmesinin temel sebebinin davalı tarafından verilen enerji kesintilerinin olduğu ancak bu kusurun doğmasına davacının da katkılarının olduğu kanaatine varılmış, bu açıklamalar ışığında tarafların eşit oranda kusurlu olduğu, davacının kusur oranının %50 davalının kusur oranın %50 olduğu sonuç ve kanaatine ulaşılmıştır.


28/06/2018 tarihli bilirkişi raporunda davacının makine ve donanımlarındaki arızanın giderilmesine ilişkin alacağın 53.069,50 TL olarak hesaplandığı, eski hale getirilme maliyetine ilişkin alacağının ise 217.195,51 TL olarak hesaplandığı, davacının kar mahrumiyetine ilişkin alacağının bulunmadığı, toplam alacağın 270.265,01 TL olduğu belirtilmiştir. Davalı ...'ın dava tarihi itibarıyla TEDAŞ'a bağlı ortaklık olduğu ve...'ne göre TEDAŞ'ın sorumluğunun bulunduğu, tarafların %50 oranında eşit kusurlu olduğu, yukarıda belirtilen miktarlara kusur oranında indirim yapılması gerektiğini beyan etmişlerdir.


Davacı vekilinin 28/03/2011 tarihli ıslah dilekçesi ile 20.000,00 TL olan alacaklarının 688.285,00 TL artırımla 708.285,00 TL olarak ıslah ettiklerini, davanın müştereken ve müteselsilen sorumluluk esasına göre açılmış olup ...aleyhine davayı ıslah etmediklerini, 20.000,00TL bedelin bütün davalılar için müştereken ve müteselsilen hüküm altına alınmasını talep ettiklerini beyan etmiş olduğu görülerek, davacının ıslah dilekçesinde davayı sadece ... yönünden ıslah ettiği, TEDAŞ yönünden ıslah etmediği dikkate alınarak; davanın kısmen kabulüne, davanın, davalı ... yönünden pasif husumet yokluğu nedeniyle reddine; davacının ...yönünden maddi tazminat talebinin kabulü ile; 20.000,00 TL tazminatın dava tarihi olan 29/09/2009 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalı TEDAŞ'tan alınarak davacıya verilmesine” karar verilmiş olup, karar davacı vekili tarafından duruşmalı olarak, davalı ...vekili tarafından duruşmasız temyiz edilmiştir.

1- Dosyadaki yazılara, kararın bozmaya uygun olmasına ve delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına göre; davacı ve davalı TEDAŞ’ın sair temyiz itirazlarının reddi gerekir.


2- Uyuşmazlığın çözümünde öncelikle usuli kazanılmış hak kavramına kısaca değinilmesinde fayda vardır.

Mülga 1086 sayılı HUMK ve 6100 sayılı HMK'da “usuli kazanılmış hak” kavramına ilişkin açık bir hüküm bulunmamaktadır. Bu kavram davaların uzamasını önlemek, hukuki alanda istikrar sağlamak ve kararlara karşı genel güvenin sarsılmasını önlemek amacıyla Yargıtay uygulamaları ile geliştirilmiş, öğretide kabul görmüş ve usul hukukunun vazgeçilmez, ana ilkelerinden biri hâline gelmiştir. Anlam itibariyle de, bir davada mahkemenin ya da tarafların yapmış olduğu bir usul işlemi ile taraflardan biri lehine doğmuş ve kendisine uyulması zorunlu olan hakkı ifade etmektedir. 09.05.1960 tarihli ve 1960/21-9 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararında belirtildiği üzere; 1086 Sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu (HUMK)’da usuli kazanılmış hakka ilişkin açık bir hüküm yok ise de, Yargıtay’ın bozma kararının hakka ve usule uygun karar verilmesini sağlamaktan ibaret olan gayesi ve muhakeme usulünün hakka varma ve hakkı bulma amacıyla kabul edilmiş olması yanında, hukuksal anlamda istikrar amacına ulaşmak isteğinin kabul edilmiş bulunması bakımından, usule ait kazanılmış hak kurumu, usul yasasının dayandığı ana esaslardandır ve kamu düzeni ile de ilgilidir. Esasen, hukukun kaynağı sadece yasa olmayıp, yargısal içtihatlar dahi, hukukun kaynağı olduğundan, söz konusu usuli kazanılmış hak için kanunda açık hüküm bulunmaması, onun kabul edilmemesini gerektirmez.

Bir mahkemenin Yargıtay Dairesince verilen bozma kararına uyması sonunda, kendisi için o kararda gösterilen biçimde inceleme ve araştırma yapmak ve yine o kararda belirtilen hukuksal esaslar gereğince karar vermek yükümlülüğü oluşur. Bu itibarla mahkemenin sonraki hükmünün bozmada gösterilen ilkelere aykırı bulunması, usule uygun olmadığından bozma nedenidir.

Bozma kararı ile dava, usul ve yasaya uygun bir hâle sokulmuş demektir. Bozmaya uyulduktan sonra buna aykırı karar verilmesi usul ve yasaya uygunluktan uzaklaşılması anlamına gelir ki, böyle bir sonuç kamu düzenine açıkça aykırılık oluşturur. Buna göre, Yargıtay’ın bozma kararına uymuş olan mahkeme, bu uyma kararı ile bağlıdır. Daha sonra bu uyma kararından dönerek, direnme kararı veremez, bozma kararında gösterilen biçimde inceleme yapmak ya da gösterilen biçimde yeni bir hüküm vermek zorundadır.

Aynı ilke, Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 05.02.2003 tarihli ve 2003/ 8-83 E, 2003/72 K.; 17.02.2010 tarihli ve 2010/9-71 E, 2010/87 K.; 05.02.2014 tarihli ve 2013/13-597 E, 2014/62 K. sayılı ilamlarında da benimsenmiştir.

Yargıtay içtihatları ile kabul edilen “usuli kazanılmış hak” olgusunun, birçok hukuk kuralında olduğu gibi, yine Yargıtay içtihatları ile geliştirilmiş istisnaları bulunmaktadır: Mahkemenin bozmaya uymasından sonra yeni bir içtihadı birleştirme kararı (09.05.1960 tarihli ve 21/9 sayılı YİBK) ya da geçmişe etkili bir yeni kanun çıkması karşısında, Yargıtay bozma ilamına uyulmuş olmakla oluşan usuli kazanılmış hak hukukça değer taşımayacaktır. Benzer şekilde; uygulanması gereken bir kanun hükmü, hüküm kesinleşmeden önce Anayasa Mahkemesince iptal kararI verilirse, usuli kazanılmış hakka göre değil, Anayasa Mahkemesi'nin iptal kararından sonra oluşan yeni duruma göre karar verilebilecektir (YHGK’nun 21.01.2004 tarihli ve 2004/10-44 E,19 K; 03.02.2010 tarihli ve 2010/4-40 E, 2010/54 K).

Bu sayılanların dışında ayrıca; görev konusu, hak düşürücü süre, kesin hüküm itirazı, harç ve maddi hataya dayanan bozma kararlarına uyulmasında olduğu gibi kamu düzeni ile ilgili konularda usuli kazanılmış haktan söz edilemez (Kuru,B: Hukuk Muhakemeleri Usulü-6. Baskı, cilt v, s 4738 vd).

Usuli kazanılmış hakkın hukuki sonuç doğurabilmesi için; bir davada, ya taraflar ya mahkeme ya da Yargıtay tarafından açık biçimde yapılmış olan ve istisnalar arasında sayılmayan bir usul işlemi ile taraflardan biri lehine doğmuş ve kendisine uyulması zorunlu olan bir hakkın varlığından söz edilebilmesi gerekir.

Mahkemenin, Yargıtay’ın bozma kararına uyması ile bozma kararı lehine olan taraf yararına bir usuli kazanılmış hak doğabileceği gibi, bazı konuların bozma kararı kapsamı dışında kalması yolu ile de usuli kazanılmış hak gerçekleşebilir. Yargıtay tarafından bozulan bir hükmün bozma kararının kapsamı dışında kalmış olan kısımları kesinleşir. Bozma kararına uymuş olan mahkeme kesinleşen bu kısımlar hakkında yeniden inceleme yaparak karar veremez. Bir başka anlatımla, kesinleşmiş bu kısımlar, lehine olan taraf yararına usuli kazanılmış hak oluşturur (04.02.1959 tarihli ve 13/5 sayılı YİBK).

Tüm bu hukuki açıklamalar ışığında somut olaya gelince; eldeki dava, elektrik kesintisi veya voltaj düşüklüğü sebebiyle uğranılan zararın davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsili talebine ilişkindir. Mahkemece; ilk kararında davanın kısmen kabulüne, 261.694,18 TL'nin davalılardan müştereken ve müteselsilen alınarak davacıya verilmesine karar verilmiş olup, tarafların temyiz ve karar düzeltme talepleri üzerine, Dairemizce, tarafların sair temyiz itirazlarının reddine karar verilmiş ve karar sadece müterafik kusur ile bilirkişi raporları arasındaki çelişkinin giderilmesi bakımından bozulmuştur. Bu bağlamda, bozma kapsamı dışında kalan hususların davacı lehine usuli kazanılmış hak oluşturacağı aşikardır.

Bozma sonrası mahkemece, arızaların giderilmesi için davacı tarafından katlanılan maliyetlerin ...döneminde olduğu, bu nedenle zarardan davalı ...’ın sorumlu olamayacağından bahisle bu davalı bakımından davanın pasif husumet yokluğundan reddine hükmedilmesi doğru değildir.

O halde, mahkemece, davacının tazminat talebine ilişkin olarak davalı ... yönünden de karar verilmesi gerekirken, usulü kazanılmış hakka aykırı olarak pasif husumetten red kararı yönünde hüküm kurulması doğru görülmemiş, hükmün bu yönüyle davacı ve davalı ...yararına bozulması gerekmiştir.

SONUÇ: Yukarıda birinci bentte açıklanan nedenlerle davacı ve davalı ...vekilinin sair temyiz itirazlarının reddine, ikinci bentte açıklanan nedenlerle hükmün HUMK'nın 428. maddesi gereğince davacı ve davalı ...yararına BOZULMASINA, 2.540 TL Yargıtay duruşması vekalet ücretinin yekdiğerinden alınıp yekdiğerine verilmesine,

peşin alınan temyiz harcının istek halinde temyiz edene iadesine, 6100 sayılı HMK'nın Geçici Madde 3 atfıyla 1086 sayılı HUMK'nın 440. maddesi gereğince kararın tebliğinden itibaren 15 günlük süre içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 03/03/2020 tarihinde oy birliği ile karar verildi.