Gezi parkı olayları sırasında yaralanmaya ilişkin şikayetin etkili şekilde soruşturulması-emsal karar

4.5.2021 15:29:19

TÜRKİYE CUMHURİYETİ


ANAYASA MAHKEMESİ


BİRİNCİ BÖLÜM


KARAR



(Başvuru Numarası: 2016/9604)


Karar Tarihi: 7/4/2021


 I. BAŞVURUNUN KONUSU


1. Başvuru; gösterilere müdahale sırasında güç kullanımı sonucu yaralanma ve buna ilişkin ceza soruşturmasının etkili yürütülmemesi nedeniyle eziyet yasağının, uğranılan zarar hakkında açılan tam yargı davasının reddedilmesi nedeniyle eziyet yasağıyla bağlantılı olarak etkili başvuru hakkının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.


II. BAŞVURU SÜRECİ


2. Başvurular 30/12/2015, 17/5/2016 ve 11/4/2018 tarihlerinde yapılmıştır.


3. Başvurular, başvuru formları ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesinden sonra Komisyonlara sunulmuştur.


4. Komisyonlarca başvuruların kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir.


5. 2016/279 ve 2018/10772 numaralı başvuru dosyalarının kişi yönünden hukuki irtibatı nedeniyle 2016/9604 numaralı bireysel başvuru dosyası ile birleştirilmesine, incelemenin 2016/9604 numaralı başvuru dosyası üzerinden yürütülmesine karar verilmiştir.


6. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.


7. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık görüşünü bildirmiştir.


8. Başvurucu, Bakanlığın görüşüne karşı süresinde beyanda bulunmuştur.


III. OLAY VE OLGULAR


9. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ve Ulusal Yargı Ağı Bilişim Sistemi’nden (UYAP) elde edilen bilgi ve belgeler çerçevesinde olaylar özetle şöyledir:


A. Başvurucunun Yaralanması ve Sonrasındaki Soruşturma Süreci


10. 1990 doğumlu olan başvurucu; Gezi Parkı olayları sırasında yaralanan B.E.nin hayatını kaybettiği 11/3/2014 tarihinde akşam saatlerinde İstiklal Caddesi yakınlarında yürürken B.E.nin ölümü nedeniyle gösteri yapıldığını fark ettiğini, başından yaralanan bir çocuk gördüğünü ve yardım etmek amacıyla o yöne doğru koşarken kolluk tarafından içinde bulunduğu gruba biber gazı ve plastik mermi ile müdahale edildiğini, sonrasında kolluk görevlileri tarafından darbedildiğini ve hakaretlere maruz kaldığını beyan etmektedir.


11. Başvurucu darbedildiği iddiasıyla Şişli Hamidiye Etfal Eğitim ve Araştırma Hastanesine (Hastane) müracaat etmiştir. Başvurucu hakkında Hastane tarafından 12/3/2014 tarihinde saat 00.05'te düzenlenen genel adli muayene raporunda yer alan bulgular şöyledir:


"Darbedildiği iddiasıyla başvuran hasta gelişte GKS 15 şuur açık. Batın rahat. Sol ayak bileğinde şiddetli ağrı, sol mandibulatemporal eklemde ağrı, alt dudak sağda içte 2*2 cm'lik ekimoz mevcut. Sırtta solda yaygın geniş alanda hiperemi ve hassasiyet mevcut. Grafı ve BTleri istendi. Sol calceneusta fraktür mevcut. Toraks BTde fraktür görülemedi. PX yok. HX yok. Kranial BT de kanama yok fraktür yok. Ortopedi ve KBB ile konsulte edildi. Durum bildirir geçici rapordur."


12. Başvurucu hakkında Hastane tarafından 12/3/2014 tarihinde saat 01.45'te KulakBurun Boğaz Bölümü tarafından düzenlenen konsültasyon fişindeki bulgular şöyledir:


"Hastanın yapılan muayenesinde her iki kulak doğal. Aktif epistaksis izlenmedi. Septal hematom görülmedi. Krpitasyon alınmadı. Ağız ve orofarenks muayenede darp ve cebir izine rasatlanmadı. Alt dudak sağ kommisüre yakın olan bölümünde çapı yaklaşık 1 cm olan hematom gözlendi. Fasyal sinir fonksiyonları doğaldı. Temporomandibular eklem muayenede sol eklemde ağız açmakla hassasiyet olduğu görüldü. Buradan krepitasyon alınmadı. Sağ eklem ise doğaldı."


13. Başvurucu hakkında İstanbul Beykoz Devlet Hastanesi Ortopedi Bölümü tarafından 12/3/2014 tarihinde saat 10.50'de düzenlenen rapordaki teşhis şöyledir:


"S92. 2-Tarsal kemik(ler)in diğer kırığı; S92,0-Kalkaneus kırığı 20 (yirmi) gün istirahati uygundur."


14. Başvurucu 11/3/2014 tarihinde yaralanmasına neden olan kolluk görevlilerinden 31/3/2014 tarihinde şikâyetçi olmuştur. Başvurucunun Cumhuriyet savcısı huzurunda alınan beyanının ilgili kısmı şöyledir:


"...Dilekçemde beyan ettiğim gibi Gezi olayları sırasında yaralanıp 11.03.2014 tarihinde B.E.nin yaşamını yitirdiği 11.03.2014günü akşamı saat 21.30 civarında Taksim İstiklal Caddesi Büyük Parmakkapı Sokak başı yakınlarında yürüdüğüm sırada başından yaralanan bir çocuğum ambulansla götürüldüğünü gördüm ve o tarafa doğru koşarken olaya müdahale eden polisler tarafından içinde bulunduğum kalabalığa doğru gaz ve plastik mermi sıkıldı, ben de orada bulunan gazetecilerle beraber bir ekmek kulübesinin arkasında bulunan yere sığındım ve ortalık sakinleştikten sonra çıkmak üzereyken kafamı kaldırıp baktığımda iki polis memuru bana doğru gelmeye başladılar, ben ne olduğunu sormak isterken bir tanesi bana yüzüme gelecek şekilde jobla vurdu daha sonra müteahhit darbeler aldım, bu darbeler her iki polis memurundan geliyordu, polislerden biri önümde biri arkamda idi, her ikisi de vuruyordu, ilerde sunacağımız CD görüntülerinde bu durum açıkça görülmektedir, daha sonra vatandaşlar beni çekip kurtardıktan sonra ben koşmaya başladığım sırada sokağa girmekte olan akrep aracı beni görünce yönünü bana doğru çevirdi ve ayağımın üzerinden geçti, çarptıktan sonra da bir süre ayağımın üzerinde de bekledi ileri veya geri geçmedi, daha sonra çevredekilerin yardımı ile çıkarıldım, şikayetçiyim, CD'leri daha sonra ibraz edeceğim. Vekilinden soruldu, beyanlara katılıyoruz daha sonra gerekirse delil ve gerekirse tanıklarımızı sunacağız."


15. İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı (Savcılık) tarafından başvurucunun yaralanması olayıyla ilgili başlatılan soruşturmada İstanbul Emniyet Müdürlüğüne yazılan 4/4/2014 tarihli müzekkere ile olay anına ilişkin tüm kamera görüntülerinin gönderilmesi, başvurucunun kask numarasını belirterek şikâyetçi olduğu polis memurunun ve olay anında bu polis memurunun yanında bulunan polis memurlarının açık kimlik bilgilerinin, adreslerinin, görev belgelerinin ve teşhise esas fotoğraflarının gönderilmesi, olay anında shortland aracını kullanan polis memurunun tespiti ile kimlik bilgilerinin bildirilmesi ve Savcılığa müracaatının sağlanması istenmiştir.


16. İstanbul Emniyet Müdürlüğü tarafından Savcılığa gönderilen 20/5/2014 tarihli cevap yazısında olayla ilgili olarak arşivde bulunan görüntülerin gönderildiği, 27/5/2014 tarihli cevap yazısında MOBESE görüntülerinin on gün ile otuz gün arasında tutulması nedeniyle bu görüntülere ulaşılamadığı, 28/5/2014 tarihli cevap yazısında ise kask numarası sorulan polis memurunun Y.E. olduğu, 21/1/2015 tarihli cevap yazısında ise Shortland (bir tür zırhlı askerî araç) marka aracın sürücüsünün polis memuru R.Y. olduğu bildirilmiş ve ilgili evraklar gönderilmiştir.


17. Savcılık tarafından şüpheli Y.E.nin ifadesi alınmıştır. Y.E. ifadesinde olay günü rahatsız olması sebebiyle malzemeleri korumak amacıyla araç içinde görevli kaldığını, kaskını polis memuru H.A.nın yanlışlıkla aldığını, izletilen görüntülerde kadına vuran şahsın kendisi olmadığını belirtmiş; bu görüntülerin internette yer aldığını, tüm personelin bu görüntüleri izlediğini, H.nin de izlediğini, H.A.nın kaskını yanlışlıkla aldığını ve görüntülerdeki kişinin kendisi olduğunu kabul ettiğini, kadının kendisini tahrik etmesi ve uyarılara rağmen olay yerinden ayrılmaması nedeniyle böyle davrandığını söylediğini beyan etmiştir.


18. Savcılık, şüpheli sıfatıyla H.A.nın ifadesini almıştır. H.A.nın ifadesinin ilgili kısmı şöyledir:


"...Ben İl Emniyet Müdürlüğü Çevik Kuvvet Şube Müdürlüğünde polis memuru olarak görev yaparım. 11.03.2014 tarihinde biz Taksim'e görevli olarak gittik. Ben grup şefi olarak görevliydim. İstiklal caddesinde olaylar olduğu anonsu gelmesi üzerine acilen gösterilere müdahale etmek için kaskı alırken yanlışlıkla kendi kaskım yerine Y.E.nin kullandığı B-04100 nolu kaskı almışım. Bunu daha sonra fark ettim. Müştekinin de bulunduğu grup daha önceki saatlerde de bize taş, cam şişe ve sapanla demir bilye atıp küfürler etmişti. Bu grubu birkaç defa dağıttık. Ancak tekrar toplandılar. Telsizden bize müştekinin bulunduğu 4-5 kişilik gruba jobla müdahale edin talimatı gelince ve grupla aramızdaki mesafenin kısa olması nedeniyle en ufak bir Molotof atımında büyük zarar göreceğimiz için ben grup şefi de olmam nedeniyle müştekinin bulunduğu gruba doğru yöneldim. Müşteki bize 'o. çocukları, Tayyip [Erdoğan]'in köpeğisiniz, hükümetin köpeğisiniz, satılık köpekler, katiller' şeklinde küfürler ediyordu. Biz tekrar müştekiyi ve yanındakileri uyardık. Ancak uyarılarımıza küfür ile karşılık verip dağılmayınca ben birkaç defa jobla kaba etlerine vurdum. Yürümeye devam ederken müşteki tekrar arkamdan geldi bana küfürler edip tekme attı. Bende bu yüzden kendisine tekrar vurmak zorunda kaldım. Müştekinin yanından ayrılmama müteakiben bize destek olması için shortland geldi, müşteki shortland aracın önüne kendisini attı. Müşteki aynı zamanda biraz ileride bulunan grubuda bize yönelik saldırmaları için tahrik edici söylemlerde bulunuyordu. Bu yüzden kendisine müdahale etmek zorunda da kaldık.


Huzurdaki şüpheliye müştekinin sunduğu CD deki görüntüler gösterildi, soruldu,


Görüntülerdeki müştekiye jobla müdahale eden B-04100 kask nolu polis memuru benim ancak bu görüntüler eksiktir. Youtube'da da görüntüler vardır. Ben bu görüntüleri size CD halinde sunacağım. Ayrıca bayanın bize yönelik davranışlarına grupta bulunan arkadaşlarım M.M., A.A., S.C. şahittir dedi..."


19. Savcılık, tanık polis memuru M.M.nin beyanını almış; tanık, beyanında olay tarihinde grup şefleri olan H.A. ile birlikte İstiklal Caddesi üzerindeki göstericilere müdahale ederken aralarında başvurucunun da olduğu grubun kendilerine taş atıp küfrettiğini, telsizden cop kullanma talimatı geldiğini, grup ile aralarındaki mesafenin kısa olduğunu, başvurucunun taş atmaya devam etmesi üzerine H.nin başvurucuya yönelip copla başvurucunun kaba etlerine birkaç kez vurduğunu ve başvurucuyu bıraktığını ancak başvurucunun tekrar küfürler ederek H.nin peşinden gittiğini ve ona tekme attığını ifade etmiş; H.nin tekrar cop kullandığını, bu sırada Shortland marka aracın grup ile aralarına girdiğini ve durduğunu, başvurucunun Shortland marka aracın önüne düştüğünü, aracın başvurucuya çarptığını ve tekerin başvurucunun üzerinden geçtiğini görmediğini beyan etmiştir.


20. Savcılık, diğer tanık polis memurları A.A. ve S.C.yi dinlenmiş; bu tanıklar M.M. ile aynı yönde beyanda bulunmuştur.


21. Savcılık, Shortland marka aracın sürücüsü olan şüpheli R.Y.nin ifadesini almıştır. R.Y. aracı kullanan kişinin kendisi olduğunu, telsizden muhimmat getirmesi yönünde anons gelmesi üzerine araçla hareket ettiğini, biraz ileride Çevik Kuvvet polisi ile bir kadının arbede yaşadıklarını fark ettiğini, bir arkadaşının kadını polislerin olduğu yerden çekip aldığını, yoluna devam ederken bu kadının aniden arkadaşının elinden kurtularak Çevik Kuvvet polisine saldırmak için önüne çıktığını ifade etmiş; frene bastığını ancak aracın dört tonluk bir araç olması nedeniyle hemen duramadığını, kadının aracın altında kaldığını ama araçla üzerinden geçmediğini hatta kadının kalkarak aracın antenini söktüğünü, kasıtlı olarak bu şahsa çarpmadığını söylemiştir.


22. Savcılık, Adli Tıp Kurumundan (ATK) başvurucunun yaralanması olayı hakkında rapor talep etmiştir. Başvurucu hakkında 31/3/2014 tarihinde düzenlenen ATK raporunun ilgili kısmı şöyledir:


"...


Darp nedeniyle yaralanan kişi hakkında düzenlenmiş Şişli Etfal EA Hastanesinin 12.03.2014 tarihli raporlarında; sol ayak bileğinde şiddetli ağrı, sol mandibulatemporal eklemde ağrı, alt dudak sağda içte 2x2cm'lik ekimoz, sırtta solda yaygın geniş alanda hiperemi ve hassasiyet olduğu, çekilen grafilerinde sol kalkeneusta fraktür tespit edildiği, çekilen toraks BT'de fraktür görülmediği, KBB notunda; alt dudak sağ kommisüre yakın olan bölümde hematom olduğu, burunda krepitasyon alınmadığı kayıtlıdır.


Kişinin yapılan muayenesinde; sol ayağında alçı atel olduğu, şahsın sırtındaki hiperemik alanların daha sonra ekimoza dönüştüğünü beyanına rağmen muayenede olay üzerinden fazlasıyla zaman geçtiği için görülememiştir. Ancak kendisi bu görüntüleri bir CD'ye kaydettiğini beyan etmiştir.


SONUÇ:


Kişide tarif edilen sol kalkeneus kırığına neden olan yaralanmasının;


1- Kişinin yaşamını tehlikeye sokan bir durum OLMADIĞI,


2- Basit bir tıbbi müdahale ile giderilebilecek ölçüde hafif nitelikte OLMADIĞI


3-Vücuttaki kemik kırıklarının hayat fonksiyonlarına etkisi Hafif (1), orta (2-3) ve ağır (4-5-6) olarak sınıflandırıldığında; Kişide saptanan kırığın hayat fonksiyonlarını ORTA(2) derecede etkileyecek nitelikte olduğu kanaatini bildirir rapordur. "


23. Savcılık 21/5/2014 tarihinde başvurucudaki hangi bulguların darp ve cebir sonucunda, hangilerinin araç altında kalma neticesinde oluştuğu yönünde ATK'dan rapor düzenlemesini talep etmiştir.


24. ATK tarafından 27/5/2014 tarihinde düzenlenen raporun ilgili kısmı şöyledir:


"... Sol ayak kalkaneus kırığının araç altında kalma neticesinde oluştuğu, diğer lezyonların etkili eylem sonucu meydana gelmiş olduğu,


Kalkeneus kırığı arızasının:


Kişinin yaşamını tehlikeye sokan bir durum olmadığı,


Basit bir tıbbi müdahale ile giderilebilecek ölçüde hafif nitelikte OLMADIĞI,


Kırığın yaşam fonksiyonlarına etkisi ORTA(2) derece olduğu,


Kırık dışında tarif edilen arızasının,


Kişinin yaşamını tehlikeye sokan bir durum olmadığı,


Basit bir tıbbi müdahale ile giderilebilecek ölçüde hafif nitelikte olduğu kanaatini bildirir rapordur."


25. Savcılık 17/6/2014 tarihinde şüpheli polis memuru R.Y.nin kullandığı Shortland marka araçla başvurucuya kasıtlı olarak çarpıp çarpmadığı, taksirle çarpmış ise başvurucunun yaralanmasında kusurlu olup olmadığı hususlarında ATK'dan rapor düzenlemesini talep etmiş; olay anına ilişkin görüntüleri göndermiştir.


26. ATK'nın 5/11/2014 tarihli cevap yazısında, görüntülerdeki olayın yayaların ve araçların kara yolları üzerindeki hâl ve hareketlerine ilişkin bir trafiğe ilişkin olmadığı, protesto gösterilerine dair olduğu, bu nedenle olayı değerlendirmenin görevleri arasında bulunmadığı sonucuna varıldığı bildirilmiştir.


27. Savcılık 22/4/2014 tarihinde bir adet CDiçeriğinin çözümlenmesi için bilirkişi görevlendirmiştir. Bilirkişi, fotoğraflamalar yapmıştır. Rapordaki çözümleme ve tespitler şöyledir:


"Çevik kuvvet polisi bayan şahsa cop ile vuruyor, bayan şahıs polise tekme atıyor, polis grubunun bulunduğu yere doğru gitmek isteyen bayan şahsı arkadaşları tutuyor, bayan şahıs polislere doğru koşarken, polis aracının bayan şahsa çarpma anı, aracın çarpması sonucu bayan şahıs yere düşüyor, olay yerinde bulunanlar bayan şahsı aracın altından çıkarmaya çalışıyorlar, polis aracının altından çıkartılan bayan şahısı kucağına alan kişi yol kenarına götürüyor.


TESPİT EDİLEN HUSUSLAR VE SONUÇ:


...Görüntüler izlendiğinde üzerinde mavi kot pantolon, kırmızı mont ve sırtında siyah bir çanta bulunan bayan şahısın olay yerinde bulunan bir çevik kuvvet polis memuruna birkaç kez tekme attığı, polis memurunun da bayan şahısa elinde bulunan cop ile birkaç kez vurduğu, bunun üzerine yine olay yerinde bulunan bir erkek şahısın bayanı kolundan tutarak çektiği, bayan şahısın kendisini tutan şahıstan bir anda kurtularak polis grubunun bulunduğu tarafa doğru koşarken hareket halinde bulunan S18 numaralı bir polis aracının çarpması sonucu yere düştüğü, yere düşen bayan şahısın yanına gelen diğer şahısların yardımı ile aracın altında sıkıştığı yerden çıkartılarak yol kenarına taşındığı görüntülerin burada sonlandığı anlaşılmıştır..."


28. Savcılık 1/12/2014 tarihinde şüpheli polis memuru R.Y.nin idaresindeki Shortland marka araçla başvurucuya kasıtlı olarak çarpıp çarpmadığı, taksirle çarpmış ise başvurucunun yaralanmasında kusurlu olup olmadığı hususlarında bilirkişi raporu düzenlenmesini talep etmiştir.


29. Bilirkişi; düzenlediği raporda görüntülerin incelenmesi neticesinde Shortland marka aracın çarpma anının ve kime çarptığının görülemediğini, bu nedenle istenen hususta bir sonuca ulaşılmadığını belirtmiştir.


30. Savcılık, görüntüler hakkında ek bilirkişi raporu talep etmiştir. Bilirkişi raporunun ilgili kısmı şöyledir:


"...Yeniden yapılan incelemede her ne kadar çarpma anı tam olarak görülemese de S.18 no.lu shortland aracının harekete geçtiği sırada karşı kaldırımda bulunan müştekinin araca doğru koşarak geldiği, kamera döndüğü için çarpma anının görülemediği ancak görüntülerde aracın düz seyrettiği, hızının 10km/saat'in altında olduğu, müşteki şahsa doğru bir manevra yapmadığı, buna göre müşteki yayanın araca kontrolsüz koşması sırasında aracın sağ ön köşe kısımlarının darbesine maruz kaldığı, şüpheli sürücünün çarpmadan hemen sonra aracını durdurduğu anlaşılmaktadır.


Yapılan tespitlere göre olay sırasında yayanın kontrolsüz şekilde koşması nedeniyle araca çarptığı, ancak yayanın araç sürücüsünün görüş alanında olması nedeniyle zamanında etkili fren yapması halinde aracını durdurabileceği ve çarpmayı önleyebileceği anlaşılmaktadır. Buna göre olayda kasıt unsurunun olmadığı, müşteki yaya Şadiye Dilan Kelekçier'in araca doğru kontrolsüz şekilde koşarak aracın seyir şeridine girmesi nedeniyle olayda ağır derecede asli kusurlu olduğu, şüpheli sürücü R.Y.nin ise etkili fren tedbirinde geç kalarak yayaya aracın sağ ön köşe kısımları ile çarptığından olayda alt düzeyde tali kusurlu olduğu görüşüne varılmıştır."


31. Savcılık 15/9/2015 tarihinde şüpheli H.A. hakkında ek kovuşturmaya yer olmadığına dair karar vermiştir. Kararın ilgili kısmı şöyledir:


"... Şüphelinin, müştekiye yönelik eylemi öncesinde, müştekinin ve içerisinde bulunduğu yasa dışı toplantı ve gösteri yürüyüşü yapan grubun kolluk görevlilerine yönelik olarak taşlı-sopalı müdahalesi sırasında, müştekinin de olay yerinde bulunan şüpheli çevik kuvvet polis memuruna bir kaç tekme attığı, şüpheli polis memurunun da kendisine yönelik saldırı üzerine müştekiye elindeki cop ile bir kaç kez vurduğu, bu sırada olay yerinde bulunan bir erkek şahsın müştekiyi kolundan tutarak çektiği, sonrasında bu şahsın elinden kurtulan müştekinin tekrar polis grubunun bulunduğu tarafa doğru koşarken araç ile çarpıştığı ve yaralandığı anlaşılmışsa da, müştekinin de içerisinde bulunduğu eylemci grup tarafından gerçekleştirilen gösterinin barışçıl olmaması, gerek eylemciler gerekse müşteki tarafından bizzat şüpheli polis memuruna yönelik saldırı gerçekleştirilmiş olması, polis memuru olan şüphelinin ifa ettiği görev nedeniyle gerçekleştirdiği müdahale ile ilgili olarak olayın niteliğine göre zor kullanma yetkisinin bulunması ve bu zor kullanma sonucu müştekinin basit tıbbi müdahale ile giderilebilecek şekilde yaralandığı hususundaki adli raporlarındaki bulguların niteliği ve yaralanmanın derecesi dikkate alındığında, şüphelinin zor kullanırken görevinin gerektirdiği ölçü dahilinde ve orantılı davrandığı tespit edilmiş olup, bunun dışında zor kullanma yetkisi sınırını aşarak sahip bulunduğu nüfuzu kötüye kullanarak müştekiyi kasten yaraladığı hususunda müştekinin soyut iddiası dışında şüpheli hakkında kamu davası açılmasına yeterli şüphe oluşturacak delil bulunmadığı anlaşıldığından, suç ve şüpheliler ile ilgili olarak kamu adına KOVUŞTURMAYA YER OLMADIĞINA..."


32. Ek kovuşturmaya yer olmadığına dair karara karşı yapılan itiraz, İstanbul 4. Sulh Ceza Hâkimliğinin 23/11/2015 tarihli kararıyla reddedilmiştir.


33. Anılan karar başvurucuya 5/12/2015 tarihinde tebliğ edilmiştir.


34. Başvurucu 30/12/2015 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur.


35. Savcılık 15/9/2015 tarihli iddianame ile şüpheli R.Y. hakkında taksirle yaralama suçundan iddianame düzenlemiştir. İstanbul 73. Asliye Ceza Mahkemesinin 22/9/2015 tarihli kararıyla iddianamenin iadesine karar verilmiştir. Anılan kararda, iddianamedeki suç anlatımına ve nitelemesine göre olay sırasında kamu görevlisi olarak görev yapan ve görev icabı kullandığı resmî müdahale aracıyla tedbirsizlik, dikkatsizlik sonucu başvurucunun yaralanmasına sebep olduğu iddia edilen şüphelinin üzerine atılı suçun 2/12/1999 tarihli ve 4483 sayılı Memurlar ve Diğer Kamu Görevlilerinin Yargılanması Hakkında Kanun hükümlerine tabi olduğu, istisna olarak sayılan suçlardan olmadığı, buna rağmen şüpheli hakkında yetkili idari makamın yargılama izni alınmadan ve buna ilişkin hukuki süreç tamamlanmadan iddianamenin düzenlendiği gerekçesine dayanılmıştır.


36. İddianamenin iadesi kararı üzerine Savcılık, şüpheli RY. hakkında İstanbul Valiliğinden (Valilik) soruşturma izni talebinde bulunmuştur.


37. Valilik 2/12/2015 tarihinde R.Y. hakkında soruşturma izni verilmemesine karar vermiştir. Anılan kararda R.Y.nin kullandığı, Shortland diye tabir edilen zırhlı aracın normal araçlardan farklı ve özel donanımlı olmasından dolayı başvurucunun araca kontrolsüz bir şekilde koşması sebebiyle aracın çarptığı, polis memuru R.Y.nin herhangi bir kastının olmadığı, olayda başvurucunun asli kusurlu olduğunun bilirkişi raporuyla tespit edildiği gerekçesine dayanılmıştır.


38. Soruşturma izni verilmemesine ilişkin karara başvurucu itiraz etmiştir. İstanbul Bölge İdare Mahkemesinin 16/2/2016 tarihli kararıyla itirazın reddine karar verilmiştir. Anılan kararın ilgili kısmı şöyledir:


"...Olayda, Çevik Kuvvet Şube Müdürlüğü'nde görevli Polis Memuru R.Y. hakkında, müştekinin 11/03/2014 tarihinde B.E.nin ölümüyle ilgili protestolar sırasında Taksim İstiklal Caddesi üzerinde bulunduğu sırada S18 nolu shortland aracının kasıtlı olarak çarpması sonucu yaralanması ile ilgili iddiaları üzerine yapılan ön inceleme sonucunda, hazırlık soruşturması yapılmasına yeterli bilgi ve belgenin dosya muhteviyatı itibariyle mevcut olmadığı anlaşıldığından itirazın reddine, soruşturma izni verilmemesine ilişkin kararın Mahkememizce yöntem ve yasaya uygun bulunması nedeniyle onanmasına..."


39. Anılan karar başvurucuya 28/4/2016 tarihinde tebliğ edilmiştir.


40. Başvurucu 17/5/2016 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur.


41. Savcılık 18/5/2016 tarihinde, şikâyet edilen hakkındaki soruşturmanın izin şartı gerçekleşmediği gerekçesiyle kovuşturmaya yer olmadığına dair karar vermiştir.


42. Kovuşturmaya yer olmadığına dair karara karşı yapılan itiraz İstanbul 9. Sulh Ceza Hâkimliğinin 30/6/2016 tarihli kararıyla reddedilmiştir.


B. Başvurucu Tarafından İdare Mahkemesinde Açılan Tam Yargı Davasına İlişkin Süreç


43. Başvurucu 20/11/2014 tarihinde İçişleri Bakanlığına müracaat etmiş, polisin orantısız müdahalesinden doğan maddi ve manevi zararının giderilmesini talep etmiştir.


44. İçişleri Bakanlığının 20/1/2015 tarihli kararıyla başvurucunun talebi reddedilmiştir.


45. Başvurucu, isteminin reddi üzerine 23/2/2015 tarihinde İstanbul 7. İdare Mahkemesinde (İdare Mahkemesi) dava açmıştır. Başvurucu, B.E.nin hayatını kaybettiği 11/3/2014 tarihinde İstiklal Caddesi yakınlarında yürürken B.E.nin ölümü nedeniyle gösteri yapıldığını fark ettiğini, başından yaralanan bir çocuk gördüğünü ve yardım etmek amacıyla o yöne doğru koşarken içinde bulunduğu gruba kolluk tarafından biber gazı ve plastik mermi ile müdahale edildiğini, sonrasında bir kolluk görevlisi tarafından darbedildiğini, Shortland marka aracın kasıtlı olarak çarpması nedeniyle ayağından yaralandığını, bu sırada çevrede bulunan polis memurları tarafından plastik mermi, su ve biber gazı ile müdahaleye devam edildiğini, yaralanmasında idarenin hizmet kusuru olduğunu belirterek maddi ve manevi tazminat talebinde bulunmuştur.


46. İdare Mahkemesi; başvurucunun olay günü söz konusu eylemlerin içinde aktif biçimde yer aldığını, olay yerinde bulunan polislere tekme attığını, dolayısıyla polise mukavemetinin sabit olduğunu ve hareket hâlindeki Shortland marka aracın önünden koşarak geçmeye çalışırken aracın çarpması sonucu başvurucunun yaralandığını, polisin başvurucuya kasten çarptığına dair bir tespitin olmadığını, kamera görüntüleri ve ifadelerin de bu yönde olduğunu belirterek idarenin müdahalesinin yasal sınırlar içinde kaldığı ve başvurucununkusurlu davranışının bu yaralanmada asli etkiye sahip olduğu gerekçesiyle davanın reddine karar vermiştir.


47. Başvurucu dosyada yer alan görüntülerde de görüldüğü şekliyle bir polis memurunun doğrudan kendisini hedef alan saldırısıyla karşılaştığını, polisin iki kez copla yüzüne vurduğunu, bu haksız saldırıya karşı kendisini savunmaya çalışırken arkadan gelen bir başka polis memurunun coplu saldırısına ve polislerin hakaretlerine maruz kaldığını, yaşadığı şokun etkisiyle ve doğal bir refleksle polisin üzerine yürüdüğünü, polisin yetkisini açıkça kötüye kullandığını ve kendisine ağır bir şiddet uyguladığını, Shortland marka aracın ise sol tarafa doğru giderken kasıtlı olarak sağ tarafa döndüğünü ve kendisine çarptığını, müdahalelere rağmen aracın otuz saniye boyunca ayağının üzerinde tutulduğunu belirterek istinaf isteminde bulunmuştur. İstanbul Bölge İdare Mahkemesi Dokuzuncu İdari Dava Dairesinin 23/2/2018 tarihli kararıyla bu talep reddedilmiş ve karar onanmıştır.


48. Anılan karar başvurucuya 12/3/2018 tarihinde tebliğ edilmiştir.


49. Başvurucu 11/4/2018 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur.


C. Soruşturma Dosyasında Bulunan Görüntü Kayıtları


50. Savcılık tarafından gönderilen CD/DVD'de kayıtlı görüntülerinden şu hususlar tespit edilmiştir:


- Başvurucu devrilmiş vaziyetteki bir ekmek kulübesinin arkasında birkaç kişiyle birlikte durmakta iken Savcılık tarafından şüpheli polis memuru H.A. olarak tespit edilen kişi, birliğinden ayrılarak tek başına başvurucunun yanına doğru yürümekte ve copla başvurucunun yüz ve sırt bölgesine birkaç kez vurmaktadır. Bu sırada başvurucu da H.A.ya tekme ve yumrukla karşılık vermektedir. H.A. arkasını dönüp gitmekte iken bir başka polis memuru da başvurucuya copla vurmakta, başvurucu bağırarak ve tam olarak anlaşılamayan bazı şeyler söyleyerek H.A.nın peşinden gitmekte, H.A. dönerek tekrar başvurucunun sırt bölgesine birkaç kez copla vurmakta, tekrar arkasını dönüp gitmekte, başvurucu da H.A.ya yumruk ve tekme atmaktadır. Bu sırada çevrede bulunan diğer polisler ve göstericiler araya girmekte ve bir gösterici başvurucuyu çekerek oradan uzaklaştırmaktadır.


- Başvurucu kendisini tutan kişinin elinden kurtularak polislerin olduğu tarafa gitmekte iken Shortland marka araç olay yerine gelmekte ve polis birliği ile göstericiler arasında durmaktadır. Kamera görüntülerinde aracın başvurucuya çarpma anı görülmemektedir ancak araç durduğu sırada bir grup insan başvurucuya yardım etmek için koşmakta ve başvurucunun etrafına toplanmaktadır. Bir müddet sonra bir şahsın başvurucuyu kucaklayarak yolun kenarına taşıdığı görülmektedir.


IV. İLGİLİ HUKUK


51. İlgili ulusal hukuk için bkz. Hüseyin Caruş, B. No: 2013/7812, 6/102015, §§ 28-30; Özlem Kır, B. No: 2014/5097, 28/9/2016, §§ 22-30; Abdullah Yaşa [GK], B. No: 2015/12486, 5/11/2020, §§ 29-36.


V. İNCELEME VE GEREKÇE


52. Mahkemenin 7/4/2021 tarihinde yapmış olduğu toplantıda başvuru incelenip gereği düşünüldü:


A. Eziyet Yasağının İhlal Edildiğine İlişkin İddia


1. Başvurucunun İddiaları ve Bakanlık Görüşü


53. Başvurucu; şüpheli kolluk görevlisi H.A.nın kendisini hedef alarak ani bir öfke ile gerçekleştirdiği ağır bir saldırıya maruz kaldığını, H.A.nın copla yüzüne vurduğunu, bu sırada bir başka polis memurunun da coplu saldırısına uğradığını, böyle bir saldırının gerçekleşmesine sebep olacak herhangi bir davranışının olmadığının kamera görüntülerinden anlaşıldığını, kendisini koruma refleksiyle polise karşı geldiğini, fiziksel güç kullandığından bahisle kolluk görevlisinin şiddetinin mazur gösterilmeye çalışılmasının kabul edilemez olduğunu, hakkında herhangi bir soruşturma veya dava açılmadığını, şüpheli polis memuru R.Y.nin ise Shortland marka aracı kasıtlı olarak üzerine sürdüğünü, aracı yaklaşık otuz saniye boyunca ayağının üstünde tuttuğunu ve ayağında kemik kırığına sebep olduğunu belirterek yaşam hakkının, kötü muamele yasağının ve etkili başvuru hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.


54. Bakanlık görüşünde; aralarında başvurucunun da bulunduğu grubun kolluğa çeşitli araçlarla saldırması nedeniyle anılan gösterinin barışçıl nitelikte kabul edilemeyeceği, H.A.nın müdahalesi sırasında başvurucunun da şüpheli polis memuru H.A.ya tekme atarak saldırıda bulunduğunun kamera görüntüleri ile tespit edildiği, olayın heyecanın yükseldiği ve duygu yoğunluğunun üst seviyede olduğu bir dönemde yaşandığı, başvurucuda meydana gelen yaralanmanın basit tıbbi müdahale ile giderilebilecek ölçüde hafif nitelikte olduğu ve olayda etkili soruşturma ölçütlerine uygun hareket edildiği ifade edilmiştir.


55. Bakanlık görüşünde; şüpheli polis memuru R.Y.nin eyleminin kasıtlı olmadığı yönünde bilirkişi raporu olduğu, olayda her ne kadar 4483 sayılı Kanun'a göre soruşturma izni verilmemişse de olayı aydınlatmak için tüm delillerin toplandığı belirtilmiştir.


56. Başvurucu; Bakanlık görüşüne karşı beyanında, kolluğun aleni bir şekilde saldırısına maruz kaldığını, kolluk görevlilerinin kanunda öngörülen sınırı aşarak suç işlediğini, gösterilere katılmadığını ancak katılmış olsaydı bile müdahalenin orantısız olduğunu ileri sürmüştür.


2. Değerlendirme


57. Anayasa’nın “Kişinin dokunulmazlığı, maddî ve manevî varlığı” kenar başlıklı 17. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:


"Herkes, yaşama, maddî ve manevî varlığını koruma ve geliştirme hakkına sahiptir.


...


Kimseye işkence ve eziyet yapılamaz; kimse insan haysiyetiyle bağdaşmayan bir cezaya veya muameleye tabi tutulamaz.”


58. Anayasa’nın "Devletin temel amaç ve görevleri" kenar başlıklı 5. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:


"Devletin temel amaç ve görevleri, … kişilerin ve toplumun refah, huzur ve mutluluğunu sağlamak; kişinin temel hak ve hürriyetlerini, sosyal hukuk devleti ve adalet ilkeleriyle bağdaşmayacak surette sınırlayan siyasal, ekonomik ve sosyal engelleri kaldırmaya, insanın maddî ve manevî varlığının gelişmesi için gerekli şartları hazırlamaya çalışmaktır."


a. Kabul Edilebilirlik Yönünden


59. Öncelikle belirtmek gerekir ki Anayasa Mahkemesi, kolluk görevlilerinin güç kullanımı sonucunda gerçekleştiği ileri sürülen kötü muamele yasağının ihlali iddialarını incelediği birçok başvuruda tüketilmesi gereken etkili hukuk yolunun ceza soruşturması olduğunu belirtmiştir (birçok karar arasından bkz. Onur Cingil, 2013/7836, 16/4/2015, § 52; Zeki Güngör, B. No: 2013/8491, 31/3/2016, § 39; N.T.U. ve N.T., B. No: 2014/4372, 19/12/2017, § 28; Seyfullah Turan ve diğerleri, B. No: 2014/1982, 9/11/2017, § 140). İleri sürülen ihlal iddiasına ilişkin delillerin etkili şekilde toplanıp maddi gerçeğin ortaya çıkarılması ve sorumluların bulunup gerektiğinde cezalandırılması yönünde makul bir başarı şansı sunma ihtimali olan hukuk yolunun ceza soruşturması olduğunda kuşku bulunmamaktadır. Bununla birlikte idari yargıda görülen tam yargı davası ancak ihlal iddiasına konu edilen olaydan kaynaklanan maddi ve manevi zararın tazmini noktasında giderim sağlayan tamamlayıcı bir yol olarak incelemeye dâhil edilecektir.


60. Anayasa Mahkemesi olayların başvurucular tarafından yapılan hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini kendisi takdir eder (Tahir Canan, B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16). Başvurucu her ne kadar yaşam hakkının ihlal edildiğini iddia etmişse de başvurucudaki yaralanmanın hayati fonksiyonlarına etkisi dikkate alındığında şikâyetin eziyet yasağı kapsamında incelenmesi gerektiği değerlendirilmiştir.


61. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan eziyet yasağının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.


b. Esas Yönünden


i. Eziyet Yasağının Maddi Boyutunun İhlal Edildiğine İlişkin İddia


 (1) Genel ilkeler


62. Herkesin maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkı Anayasa’nın 17. maddesinde güvence altına alınmıştır. Anılan maddenin birinci fıkrasında insan onurunun korunması amaçlanmış; üçüncü fıkrasında da kimseye işkence ve eziyet yapılamayacağı, kimsenin insan haysiyetiyle bağdaşmayan ceza veya muameleye tabi tutulamayacağı hüküm altına alınmıştır (Cezmi Demir ve diğerleri, B. No: 2013/293, 17/7/2014, § 80).


63. Anayasa ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi (Sözleşme) tarafından kötü muamele, kişi üzerindeki etkisi gözetilerek derecelendirilmiş ve farklı kavramlarla ifade edilmiştir. Dolayısıyla Anayasa’nın 17. maddesinin üçüncü fıkrasında geçen ifadeler arasında bir yoğunluk farkının bulunduğu görülmektedir. Bir muamelenin işkence olarak nitelendirilip nitelendirilmeyeceğini belirleyebilmek için anılan fıkrada geçen eziyet ve insan haysiyetiyle bağdaşmayan muamele kavramları ile işkence arasındaki ayrıma bakmak gerekmektedir. Bu ayrımın, özellikle çok ağır ve zalimane acılara neden olan kasti insanlık dışı muamelelerdeki özel duruma işaret etmek ve bir derecelendirme yapmak amacıyla Anayasa tarafından getirildiği ve anılan ifadelerin 26/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nda düzenleme altına alınmış olan işkence, eziyet ve hakaret suçlarının unsurlarından daha geniş ve farklı bir anlam taşıdığı anlaşılmaktadır (Cezmi Demir ve diğerleri, § 84).


64. Buna göre anayasal düzenleme bağlamında kişinin maddi ve manevi varlığının bütünlüğüne en fazla zarar veren muamelelerin işkence olarak belirlenmesi mümkündür (Tahir Canan, § 22). Muamelelerin ağırlığının yanı sıra İşkence ve Diğer Zalimane, İnsanlık Dışı veya Aşağılayıcı Muamele veya Cezaya Karşı Birleşmiş Milletler Sözleşmesi’nin 1. maddesinde işkence teriminin özellikle bilgi almak, cezalandırmak veya yıldırmak amacıyla ya da ayrımcı bir nedenle kasten ağır acı veya ızdırap vermeyi kapsadığı belirtilerek kasıt unsuruna da yer verilmiştir (Cezmi Demir ve diğerleri, § 85).


65. İşkence seviyesine varmayan fakat yine de önceden tasarlanmış, uzun bir dönem içinde saatlerce uygulanmış, fiziki yaralanmaya veya yoğun maddi veya manevi ızdıraba sebep olan insanlık dışı muameleler eziyet olarak tanımlanabilir (Tahir Canan, § 22). Bu hâllerde meydana gelen acı, meşru bir muamele ya da cezada kaçınılmaz bir unsur olarak bulunan acının ötesine geçmelidir. İşkenceden farklı olarak eziyette, ızdırap verme kastının belli bir amaç doğrultusunda bulunması aranmaz. Fiziksel saldırı, darp, psikolojik sorgu teknikleri, kötü şartlarda tutma, kişiyi kötü muamele göreceği bir yere sınır dışı ya da iade etme, devletin gözetimi altında kişinin kaybolması, kişinin evinin yok edilmesi, ölüm cezasının infazının uzunca bir süre beklenmesinin doğurduğu korku ve sıkıntı, çocuk istismarı gibi muameleler Anayasa'nın 17. maddesinin üçüncü fıkrası bağlamında eziyet olarak nitelendirilebilir (Cezmi Demir ve diğerleri, § 88).


66. Devletin bireyin maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkına saygı gösterme yükümlülüğü, öncelikle kamu otoritelerinin bu hakka müdahale etmemelerini yani anılan maddenin üçüncü fıkrasında belirtilen şekillerde kişilerin fiziksel ve ruhsal zarar görmelerine neden olmamalarını gerektirir. Bu, devletin bireyin vücut ve ruh bütünlüğüne saygı gösterme yükümlülüğünden kaynaklanan negatif ödevidir (Cezmi Demir ve diğerleri, § 81).


67. Bununla birlikte her kötü muamele iddiasının Anayasa'nın 17. maddesinin üçüncü fıkrasının getirdiği korumadan ve Anayasa'nın 5. maddesiyle birlikte devlete yüklediği pozitif yükümlülüklerden yararlanması beklenemez. Bu bağlamda kötü muamele konusundaki iddialar uygun delillerle desteklenmelidir. İddia edilen olayların gerçekliğini tespit etmek için soyut iddiaya dayanan şüphe ötesinde makul kanıtların varlığı gerekir. Bu kapsamdaki bir kanıt yeterince ciddi, açık ve tutarlı emarelerden ya da aksi ispat edilmemiş birtakım karinelerden oluşabilir. Bu bağlamda kanıtlar değerlendirilirken ilgililerin süreçteki tutumları da dikkate alınmalıdır (Cezmi Demir ve diğerleri, § 95).


68. Aynı şekilde bir muamelenin Anayasa’nın 17. maddesinin üçüncü fıkrası kapsamında olabilmesi için asgari bir ağırlık derecesine ulaşmış olması gerekir. Bu asgari eşik, göreceli olup her olayın somut koşulları dikkate alınarak değerlendirilmelidir. Bu kapsamda muamelenin süresi, bedensel ve ruhsal etkileri ile mağdurun cinsiyeti, yaşı ve sağlık durumu gibi faktörler önem taşır. Ayrıca muamelenin ardındaki saik ve amaç dikkate alınmalıdır. Muamelenin heyecanın yükseldiği ve duygu yoğunluğunun olduğu bir anda meydana gelip gelmediği de gözönünde bulundurulmalıdır (Cezmi Demir ve diğerleri, § 83).


69. Belirtilmelidir ki Anayasa'nın 17. maddesi bir yakalamayı gerçekleştirmek için güç kullanımını yasaklamamaktadır. Ancak bu tür bir güç, sadece kaçınılmaz ve asla aşırı olmamak kaydıyla kullanılabilmektedir. Ayrıca kişinin kendi davranışından veya tutumundan dolayı fiziksel güce başvurmak kesinlikle zorunlu hâle gelmedikçe bu neviden fiiller, prensip olarak Anayasa'nın 17. maddesinde belirtilen yasağı ihlal edecektir (Gülşah Öztürk ve diğerleri, B. No: 2013/3936, 17/2/2016, § 52).


70. Sadece sınırları belli bazı durumlarda güvenlik güçleri tarafından fiziksel güce başvurulmasının kötü muamele olmadığı kabul edilebilmektedir. Bu kapsamda toplantı ve gösteri yürüyüşlerinde yakalamayı gerektiren durumlarda ve gösteriye katılanların kendi tutumundan dolayı fiziksel güce başvurmak mümkündür. Ancak bu durumda dahi bu tür bir güce sadece kaçınılmaz hâllerde ve orantılı olmak koşuluyla başvurulabilir (Ali Rıza Özer ve diğerleri [GK], B. No: 2013/3924, 6/1/2015, § 82).


 (2) İlkelerin Olaya Uygulanması


71. Başvurucu 11/3/2014 tarihinde yapılan gösteriler sırasında kolluk görevlileri tarafından yüzüne ve vücudunun çeşitli yerlerine copla vurulmak suretiyle darbedildiğini, sonrasında orada bulunan Shortland marka aracın sürücüsü tarafından kasıtlı olarak aracın üzerine sürüldüğünü, ayağından yaralandığını ileri sürmüştür. Başvurucu hakkında 12/3/2014 tarihinde alınan sağlık raporları başvurucunun ayağından, yüzünden ve sırtından yaralandığını doğrulamaktadır.


72. Savcılık, başvurucunun gösteri sırasında kolluk müdahalesiyle yaralandığını kabul etmiş; başvurucunun yaralanmasında kolluk görevlisi H.A.nın yasal yetkisini kullanması nedeniyle kasten yaralama suçunun unsurlarının oluşmadığını değerlendirmiştir. Öte yandan Savcılık, şüpheli R.Y. yönünden ise taksirle yaralama suçundan iddianame düzenlemiştir.


73. Başvurucunun gösteri esnasında kolluk müdahalesi neticesinde yaralandığı iddiasının Savcılık tarafından kabul görmesi ve CD görüntü tespitleri (bkz.§ 50). karşısında -başvuru dosyasına Savcılıkça ulaşılan sonuçtan farklı bir sonuca ulaşılmayı gerektirecek bir olgu yansımadığı da nazara alınarak- başvurucunun gösteri esnasında kolluk tarafından güç kullanımı sonucunda yüzünden, sırtından ve ayağından yaralandığı kabul edilmiştir. Bu aşamadan sonra güç kullanımının kaçınılmaz hâle geldiği ve kullanılan gücün orantılı olduğunu kanıtlama yükümlülüğü kamu makamlarına aittir.


74. Somut olayda başvurucunun darbedilmesi olayı öncesinde bizzat şiddete başvurduğu veya kolluk güçlerine direndiğine dair tutanak veya görüntü bulunmamaktadır. Ayrıca başvurucu hakkında bu gösteri nedeniyle alınmış bir cezai önlem veya hakkında soruşturma yapıldığı bilgisi de bulunmamaktadır. Dolayısıyla güç kullanımının gerekliliği ve orantılılığı kolluk birimlerince ortaya konulamamıştır.


75. Öte yandan kamera görüntülerinde şüpheli H.A.nın birliğinden ayrılarak başvurucuya doğru yürüdüğü ve copla vurmaya başladığı, bunun üzerine başvurucunun da tekme ve yumrukla karşılık verdiği, H.A. arkasını dönüp giderken bir başka polis memurunun başvurucuya copla vurduğu görülmektedir. Savcılık başvurucunun bizzat şüpheli H.A.ya yönelik saldırı gerçekleştirdiğini ifade etmişse de H.A.nın tek başına başvurucuya doğru giderek copla vurmasının sebebinin ve başvurucuya karşı kullanılan gücün kaçınılmaz olduğunun tespit edildiğini söylemek mümkün görünmemektedir.


76. Ayrıca başvurucunun kendi tutumundan dolayı fiziksel güce başvurulduğunu düşünmeye sevk edecek bir delil soruşturma veya başvuru dosyasına yansımamıştır. Dolayısıyla başvurucuya yönelik güç kullanımının kaçınılmaz hâle geldiğinin kamu makamlarınca kanıtlanamadığı sonucuna ulaşılmıştır.


77. Bu tespitten sonra kolluk görevlileri tarafından gerçekleştirilen eylemin hangi boyuta ulaştığı değerlendirilmelidir. Bu kapsamda somut olay bir bütün olarak değerlendirildiğinde eylemin eziyet şeklinde nitelendirilmesi mümkün görülmüştür.


78. Açıklanan gerekçelerle Anayasa’nın 17. maddesinin üçüncü fıkrasında güvence altına alınan eziyet yasağının maddi boyutunun ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.


ii. Eziyet Yasağının Usul Boyutunun İhlal Edildiğine İlişkin İddia


 (1) Genel İlkeler


79. Devletin kişinin maddi ve manevi varlığını koruma hakkı kapsamındaki pozitif yükümlülüğünün usule ilişkin bir boyutu bulunmaktadır. Bu usul yükümlülüğü çerçevesinde devlet, her türlü fiziksel ve ruhsal saldırı olayının sorumlularının belirlenmesini ve gerekiyorsa cezalandırılmasını sağlayabilecek etkili resmî bir soruşturma yürütmek durumundadır. Bu tarz bir soruşturmanın temel amacı, söz konusu saldırıları önleyen hukukun etkin bir şekilde uygulanmasını güvenceye almak ve karıştıkları olaylarda kamu görevlilerinin ya da kurumlarının kendi sorumlulukları altında meydana gelen olaylar için hesap vermelerini sağlamaktır (Cezmi Demir ve diğerleri, § 110).


80. Buna göre bireyin bir devlet görevlisi tarafından hukuka aykırı olarak ve Anayasa’nın 17. maddesini ihlal eder biçimde bir muameleye tabi tutulduğuna ilişkin savunulabilir bir iddiasının bulunması hâlinde -Anayasa’nın 17. maddesi “Devletin temel amaç ve görevleri” kenar başlıklı 5. maddesindeki genel yükümlülükle birlikte yorumlandığında- etkili resmî bir soruşturmanın yapılmasını gerektirmektedir. Bu soruşturma, sorumluların belirlenmesini ve cezalandırılmasını sağlamaya elverişli olmalıdır. Bu mümkün olmazsa bu madde sahip olduğu öneme rağmen pratikte etkisiz hâle gelecek ve bazı hâllerde devlet görevlilerinin fiilî dokunulmazlıktan yararlanarak kontrolleri altında bulunan kişilerin haklarını istismar etmeleri mümkün olacaktır (Tahir Canan, § 25).


81. Yürütülecek ceza soruşturmaları, sorumluların tespitine ve cezalandırılmalarına imkân verecek şekilde etkili ve yeterli olmalıdır. Soruşturmanın etkili ve yeterli olduğundan söz edilebilmesi için soruşturma makamlarının resen harekete geçerek olayı aydınlatabilecek ve sorumluların tespitine yarayabilecek bütün delilleri toplamaları gerekir. Dolayısıyla kötü muamele iddialarının gerektirdiği soruşturma bağımsız bir şekilde hızlı ve derinlikli yürütülmelidir. Diğer bir ifadeyle yetkililer, olay ve olguları ciddiyetle öğrenmeye çalışmalı; soruşturmayı sonlandırmak ya da kararlarını temellendirmek için çabuk ve temelden yoksun sonuçlara dayanmamalıdır (Cezmi Demir ve diğerleri, § 114). Bu bağlamda soruşturmanın derhâl başlaması, bağımsız biçimde, kamu denetimine tabi olarak, özenli ve süratli yürütülmesi ve bir bütün olarak etkili olması gerekir (Cezmi Demir ve diğerleri, § 116).


82. Diğer taraftan ceza soruşturmasının amacı, yaşama hakkını koruyan hukukun etkili bir şekilde uygulanmasını ve sorumluların hesap vermesini sağlamak olmakla birlikte bu yükümlülük kesin olarak bir sonuç elde etmeyi değil uygun araçların kullanılmasını gerektirir. Anayasa'nın 17. maddesi başvuruculara üçüncü kişileri bir suç nedeniyle yargılatma ya da cezalandırma hakkı vermediği gibi devlete tüm yargılamaları mahkûmiyetle sonuçlandırma ödevi de yüklemez (Serpil Kerimoğlu ve diğerleri, B. No: 2012/752, 17/9/2013 § 56).


83. Kamu görevlilerinin görevlerini devlet adına ifa etmeleri ve görevlerinin ifası ile ortaya çıkan birtakım durumlarla bağlantılı olarak sık sık şikâyet edilme ve soruşturma tehdidi altında olma riski ile karşı karşıya olmaları nedeniyle haklarında adli soruşturma yürütülmesinin belirli bir makamın iznine bağlanması, hukuk devletinde makul görülebilir (Hidayet Enmek ve Eyüpsabri Tinaş, B. No: 2013/7907, 21/4/2016, § 106).


84. Nitekim Anayasa’nın 129. maddesinin altıncı fıkrasında, memurlar ve diğer kamu görevlileri hakkında işledikleri iddia edilen suçlardan ötürü ceza kovuşturması açılmasının -kanunla belirlenen istisnalar dışında- kanunun gösterdiği idari mercinin iznine bağlı olduğu hüküm altına alınmıştır (Hidayet Enmek ve Eyüpsabri Tinaş, § 107).


85. Anayasa'nın bütünlüğü ilkesi çerçevesinde Anayasa kurallarının bir arada ve hukukun genel ilkeleri gözönünde tutularak uygulanması zorunlu olduğundan etkili soruşturma yükümlülüğünü ve kamu görevlilerinin soruşturulmasının izin şartına bağlı olmasını düzenleyen kurallar bütününün birbiriyle uyumlu bir şekilde yorumlanması gereklidir (Hidayet Enmek ve Eyüpsabri Tinaş, § 108).


86. Soruşturma izni prosedürünün amacı kamu görevlilerinin görevleri sebebiyle işledikleri suçlardan dolayı ileri sürülen iddia ve şikâyetler nedeniyle gereksiz ithamlarla karşılaşmamaları ve bu şekilde her türlü korku ve endişeden uzak tutulmaları yoluyla kamu hizmetlerinin aksamaması için iddia olunan suçlar bakımından ceza soruşturmasına geçilmeden önce bir ön inceleme yapılmasıdır. Ön inceleme, memurlar ve diğer kamu görevlilerinin görevleri sebebiyle işledikleri isnat olunan bir suç konusunun soruşturulması kapsamında yetkili idari merciler tarafından gerçekleştirilen ve sonucunda idari veya adli yönden işlem yapılması için soruşturma açılmasına gerek olup olmadığı biçiminde bir karara varmak üzere yürütülen idari bir incelemedir. Bu incelemede isnat edilen suç konusu eylemin gerçekliği genel hatları ile kapsam ve niteliği, çerçevesi, delillerinin neler olduğu gibi hususlar araştırılır. Amaç, suçun varlığına ilişkin iddianın ve maddi olayın durumunun ilgili hakkında yargılama yapılmak üzere soruşturma açılmasını gerektirecek nitelikte olup olmadığı konusunda takdir kullanmayı sağlayabilecek bir araştırma yapılmasıdır (Dilek Genç ve diğerleri [GK], B. No: 2014/3944, 1/2/2018, § 77).


87. Gerek idari nitelikteki ön incelemenin gerekse soruşturma izni verilmemesi işlemine karşı yapılan itirazları değerlendiren idari yargı organlarınca yapılacak olan inceleme ve değerlendirmelerin soruşturma izni prosedürünün ceza yargılamasının işleyişini geciktirecek ve soruşturmanın etkin şekilde yürütülmesine engel olacak şekilde uygulanmasına ya da kamu görevlilerinin ceza soruşturmasından muaf tutulduğu izlenimi oluşmasına izin vermeyecek şekilde yapılmasına özen gösterilmesi gerekmektedir (Dilek Genç ve diğerleri, § 78).


88. Bununla birlikte belirtmek gerekir ki soruşturma makamınca izne tabi olmayan suçların soruşturulması için izin prosedürünün işletilmesi ve bu nedenle sorumluluğu bulunan kişiler hakkında soruşturma yapılmaması başlı başına kötü muamele yasağının etkili soruşturma yükümlülüğünü ihlal eder (Erdal Sarıkaya [GK], B. No: 2017/37237, 17/3/2021, § 128).


(2) İlkelerin Olaya Uygulanması


89. Somut olayda başvurucu, polisin gereksiz ve aşırı güç kullanarak yaptığı müdahale sonucunda yaralandığını ileri sürerek Savcılığa başvurmuştur. Savcılık başlattığı soruşturmada başvurucuyu bizzat dinlemiş ve başvurucu hakkında ATK'dan rapor alınmasını sağlamış, olaya ait kamera görüntülerini elde etmiş, bu görüntüler hakkında bilirkişi incelemesi yaptırmış, şüpheli polis memurlarından ikisini tespit etmiş ve ifadelerini almış ayrıca tanık polis memurlarını dinlemiştir.


90. Başvurucu iki polis memurunun coplu saldırısına uğradığından şikâyetçi olmuştur ancak H.A.nın ardından başvurucuya copla müdahale eden ikinci polis memuru hakkında soruşturma yürütüldüğüne ilişkin bir bilgi bulunmamaktadır.


91. Bununla birlikte Savcılık, yürüttüğü soruşturma sonucunda şüpheli H.A. hakkında düzenlediği kovuşturmaya yer olmadığına dair kararında -zor kullanma yetkisi kapsamında- kolluk müdahalesinin orantılı olduğunu değerlendirmiştir. Başvurucunun iddialarının bilirkişi raporunda veya kovuşturmaya yer olmadığına dair kararda birbirinden bağımsız olarak incelenip ele alınmadığı görülmektedir. Olayın gerçekleşme şeklini ortaya koyan görüntülere ve başvurucu hakkında düzenlenen adli raporlara rağmen hangi verilerden hareketle ne şekilde bu sonuca ulaşıldığı anlaşılamadığı gibi varılan sonucun da -müdahalenin gereksiz ve orantısız olduğu gerçeği karşısında (bkz. § 74)- nesnel ve tarafsız bir analizin ürünü olmadığı görülmektedir.


92. Sonuç itibarıyla Savcılık kötü muamele iddialarına yönelik olarak etkin bir soruşturma yürütmeden şikâyet hakkında kovuşturmaya yer olmadığına karar vermiştir.


93. Öte yandan şüpheli R.Y. yönünden iddianame düzenlenmiş ancak şüpheli hakkında 4483 sayılı Kanun hükümlerinin uygulanması gerektiği gerekçesiyle iddianamenin iadesine karar verilmiştir. Savcılık tarafından soruşturma izni istenmesi üzerine Valilik soruşturma izni vermemiştir. Valilik, soruşturmada alınan bilirkişi raporuna göre başvurucunun ayağından yaralanması olayında asli kusurlu olması gerekçesine dayanmıştır.Nitekim Savcılık anılan karara itiraz etmemiştir.


94. Valilik her ne kadar yaralanma olayında asli kusurun başvurucuda olması sebebine dayanarak soruşturma izni vermemişse de kamu görevlilerinin bilirkişi raporları ile tespit edilen ihmallerinin ceza hukuku sorumluluğu doğurup doğurmadığı, doğurmakta ise bu ihmaller ile ortaya çıkan netice arasında ceza hukuku anlamında bir illiyet bağı bulunup bulunmadığı konusundaki değerlendirmelerin soruşturma makamlarınca yapılmasına müsaade edilmeden adli sürecin sona erdirilmesi etkili soruşturma ilkeleriyle bağdaşmamaktadır (benzer yöndeki karar için bkz. Abdülkadir Yılmaz ve diğerleri (2), B. No: 2016/13649, 29/1/2020, § 90) .


95. Açıklanan gerekçelerle kolluk görevlilerinin müdahalesi ile maruz kalınan eylemlerden dolayı Anayasa'nın 17. maddesinin üçüncü fıkrasında güvence altına alınan eziyet yasağının usul boyutunun ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.


B. Eziyet Yasağıyla Bağlantılı Olarak Etkili Başvuru Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia


1. Başvurucunun İddiaları


96. Başvurucu; kolluğun gereksiz ve orantısız müdahalesi ile yaralandığını, yaralanmasında idarenin hizmet kusuru olduğunu, açtığı tam yargı davasının hukuka aykırı olarak reddedildiğini ve zararının tazmin edilmediğini, toplantı ve gösteri yürüyüşüne katılmadığını ancak katılmış olsaydı bile kolluğun müdahalesinin orantısız olduğunu belirterek yaşam hakkının, kötü muamele yasağının, toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkının ve adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.


2. Değerlendirme


97. Anayasa Mahkemesi olayların başvurucular tarafından yapılan hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini kendisi takdir eder (Tahir Canan, § 16). Somut olayda başvurucu, kolluk tarafından yaralanması sonucunda uğradığı zararın giderilmemesi nedeniyle yaşam hakkının, kötü muamele yasağının ve adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüşse de söz konusu iddiaların eziyet yasağı ile bağlantılı olarak etkili başvuru hakkı yönünden incelenmesi gerektiği değerlendirilmiştir.


a. Kabul Edilebilirlik Yönünden


98. Kamu görevlilerinin kasti fiilleriyle gerçekleştirdikleri kötü muamele iddiaları yönünden asıl yolun ceza soruşturması olması tamamlayıcı bir giderim yolu olarak tazminat davasının da öngörülmesine engel değildir. Anayasa'nın 40. maddesi kötü muamele yasağı ihlalleri sebebiyle oluşan maddi ve manevi zararların tazmin edilmesini sağlayacak yargısal mekanizmalar ihdas edilmesini zorunlu kılmaktadır. Nitekim Türk hukukunda 6/1/1982 tarihli ve 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanun'un 2. ve 13. maddeleri uyarınca açılacak tam yargı davası bu tür durumlarda tazminata hükmetme imkânı sağlamaktadır. Bu itibarla kamu görevlilerinin kötü muamelesi sebebiyle uğranılan zararın tazmini için açılan tam yargı davası sürecine ilişkin şikâyetlerin Anayasa'nın 17. maddesinin üçüncü fıkrasında güvenceye bağlanan kötü muamele yasağıyla bağlantılı olarak Anayasa'nın 40. maddesinde teminat altına alınan etkili başvuru hakkı kapsamında bireysel başvuruya konu edilmesi mümkündür (Abdullah Yaşa, § 46).


99. Ancak kamu görevlilerinin kasti fiilleriyle gerçekleştirdikleri kötü muamele iddiaları yönünden esas etkili yol ceza soruşturması olduğundan etkili başvuru hakkıyla ilgili şikâyetin incelenebilmesi için öncelikle ceza soruşturması yolunun tüketilmiş olması zorunludur. Kötü muamele yasağının bu özelliği gereği, negatif yükümlülüklerde ceza soruşturması tüketilmeden öne sürülen etkili başvuru hakkı ihlali iddialarının incelenmesi mümkün değildir (Abdullah Yaşa, § 47).


100. Somut olayda başvurucu, eziyet yasağının ihlal edildiğine ilişkin şikâyeti hakkında etkili soruşturma yürütülmediğini ve bu süreçte açtığı tam yargı davasının reddedildiğini belirterek bireysel başvuruda bulunmuş; yapılan inceleme neticesinde eziyet yasağının ihlal edildiği sonucuna ulaşılmıştır. Dolayısıyla başvurucunun aynı olay nedeniyle açtığı tam yargı davasına ilişkin şikâyetinin eziyet yasağı ile bağlantılı olarak etkili başvuru hakkı kapsamında incelenmesinin mümkün olduğu değerlendirilmiştir.


101. Buna göre açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan eziyet yasağı ile bağlantılı etkili başvuru hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.


b. Esas Yönünden


i. Genel İlkeler


102. Anayasa'nın 17. maddesinin üçüncü fıkrasıyla bireylere işkence veya eziyet yapılması ya da bireylerin insan haysiyetiyle bağdaşmayan bir cezaya veya muameleye tabi tutulması yasaklanmıştır. Bu yasak mutlak bir nitelik taşımaktadır ve öncelikle kamusal yetkiyle güç kullanan görevlilerin kişilerin beden ve ruh bütünlüğüne hiçbir şekilde zarar vermemelerini gerektirir (aynı yöndeki çok sayıda karar arasından bkz. Cezmi Demir ve diğerleri, § 81).


103. Anayasa’nın 40. maddesinde, Anayasa'da güvence altına alınmış hak ve özgürlükleri ihlal edilen herkesin yetkili makama başvurma hakkı güvence altına alınmaktadır. Buna göre etkili başvuru hakkı; anayasal bir hakkının ihlal edildiğini ileri süren herkese hakkın niteliğine uygun olarak iddialarını inceletebileceği makul, erişilebilir, ihlalin gerçekleşmesini veya sürmesini engellemeye ya da sonuçlarını ortadan kaldırmaya elverişli idari ve yargısal yollara başvuruda bulunabilme imkânı sağlanması olarak tanımlanabilir (Yusuf Ahmed Abdelazım Elsayad, B. No: 2016/5604, 24/5/2018, §§ 59, 60).


104. Etkili başvuru hakkının Anayasa ile korunan diğer hakların tamamlayıcısı olması nedeniyle tek başına ihlal edildiğinin ileri sürülmesi mümkün değildir. Bir başka deyişle etkili başvuru hakkının ileri sürülebilmesi için öncelikle Anayasa ile korunan diğer hakların ihlal edildiğine dair savunulabilir bir iddia olmak zorundadır. Buna karşılık etkili başvuru hakkı bakımından inceleme yapılması kural olarak başka bir Anayasa hükmünün ihlal edildiğine önceden karar verilmiş olması şartına bağlı değildir (Abdullah Yaşa, § 64).


105. Temel hak ve özgürlüklerin ihlal edildiğine ilişkin iddiaların ileri sürülebileceği bir başvuru yolunun mevzuatta öngörülmesi yeterli değildir. Söz konusu başvuru yolunun aynı zamanda uygulamada da etkili olması gerekir. Bununla birlikte bir başvuru yolunun gerek hukuken gerekse uygulamada genel anlamda etkili olması, somut olay bakımından etkili başvuru hakkına ilişkin bir müdahale bulunup bulunmadığının değerlendirilmesine engel değildir (Yusuf Ahmed Abdelazım Elsayad, § 61).


106. Etkili başvuru hakkı tanınmasına dair yükümlülüğün anayasal hak ihlallerinin giderilmesi için ne tür bir çözüm yolu öngörülmesi hâlinde yerine getirilmiş sayılacağı konusunda somut olayın koşulları ve ihlal edildiği ileri sürülen hakkın niteliği belirleyici bir etkiye sahiptir. Kamusal yetkiyle güç kullanan görevlilerin eylemleri nedeniyle kötü muamele yasağının ihlal edildiğinin iddia edildiği durumlarda etkili başvuru hakkı uyarınca kişilerin uğradığı zararların tazminini sağlamak üzere etkili bir hukuk yolunun öngörülmüş olması gerekmektedir (Abdullah Yaşa, § 66).


ii. İlkelerin Olaya Uygulanması


107. Başvurucu, yaralanması nedeniyle uğradığı zararın giderilmesi için İçişleri Bakanlığına başvurmuş; bu talebinin reddi üzerine anılan işleminin iptali ve zararlarının tazmin edilmesi için İdare Mahkemesinde tam yargı davası açmıştır. İdare Mahkemesi, idarenin başvurucuya müdahalesinin yasal sınırlar içinde kaldığı ve başvurucunun kusurlu davranışının bu yaralanmada asli etkiye sahip olduğu gerekçesiyle davanın reddine karar vermiştir. Bu karar istinaf incelemesinde usul ve yasaya uygun olduğu gerekçesiyle onanarak kesinleşmiştir. Bu durumda İdare Mahkemesince benimsenen gerekçe ve varılan sonucun Bölge İdare Mahkemesince de kabul edildiği anlaşılmaktadır (bkz. § 47).


108. Yukarıda yapılan inceleme neticesinde gerek ceza yargılamasında gerekse tam yargı davası sürecinde başvurucuya karşı kolluğun güç kullanımının gerekliliğinin ve orantılığının kolluk birimlerince ortaya konulamadığı, eziyet yasağının maddi boyutunun ihlal edildiği tespit edilmiştir. İdare Mahkemesinin ise idarenin başvurucuya karşı müdahalesinin yasal sınırlar içinde kalmasının ve başvurucunun kusurlu davranışının yaralanmasında asli etkiye sahip olmasının uğradığı zararların tazminine engel bir durum olduğunu kabul ettiği anlaşılmıştır.


109. Somut başvuru bakımından yapılan değerlendirmede İdare Mahkemesinin hâlihazırda Anayasa Mahkemesi tarafından eziyet yasağının ihlaline dair yapılan tespitlerle açıkça çelişir şekilde ihlal nedeniyle oluşan zararların tazmini talebini reddetmesinden dolayı etkili başvuru hakkının ihlal edildiği kanaatine varılmıştır.


110. Açıklanan gerekçelerle eziyet yasağı ile bağlantılı olarak Anayasa'nın 40. maddesinde güvence altına alınan etkili başvuru hakkının ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.


C. 6216 Sayılı Kanun'un 50. Maddesi Yönünden


111. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 50. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:


"(1) Esas inceleme sonunda, başvurucunun hakkının ihlal edildiğine ya da edilmediğine karar verilir. İhlal kararı verilmesi hâlinde ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yapılması gerekenlere hükmedilir…


 (2) Tespit edilen ihlal bir mahkeme kararından kaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden yargılama yapmak üzere dosya ilgili mahkemeye gönderilir. Yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar bulunmayan hâllerde başvurucu lehine tazminata hükmedilebilir veya genel mahkemelerde dava açılması yolu gösterilebilir. Yeniden yargılama yapmakla yükümlü mahkeme, Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında açıkladığı ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden karar verir."


112. Başvurucu, ihlalin tespiti ile maddi ve manevi tazminat talebinde bulunmuştur.


113. Anayasa Mahkemesinin Mehmet Doğan kararında ihlal sonucuna varıldığında ihlalin nasıl ortadan kaldırılacağı hususunda genel ilkeler belirlenmiştir (B. No: 2014/8875, 7/6/2018, [GK]). Mahkeme diğer bir kararında ise bu ilkelerle birlikte ihlal kararının yerine getirilmemesinin sonuçlarına da değinmiş ve bu durumun ihlalin devamı anlamına geleceği gibi ilgili hakkın ikinci kez ihlal edilmesiyle sonuçlanacağına da işaret etmiştir (Aligül Alkaya ve diğerleri (2), B. No: 2016/12506, 7/11/2019).


114. Bireysel başvuru kapsamında bir temel hakkın ihlal edildiğine karar verildiği takdirde ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırıldığından söz edilebilmesi için temel kural mümkün olduğunca eski hâle getirmenin yani ihlalden önceki duruma dönülmesinin sağlanmasıdır. Bunun için ise öncelikle ihlalin kaynağı belirlenerek devam eden ihlalin durdurulması, ihlale neden olan karar veya işlemin ve bunların yol açtığı sonuçların ortadan kaldırılması, varsa ihlalin sebep olduğu maddi ve manevi zararların giderilmesi, ayrıca bu bağlamda uygun görülen diğer tedbirlerin alınması gerekmektedir (Mehmet Doğan, §§ 55, 57).


115. Başvurucunun Anayasa'nın 17. maddesinin üçüncü fıkrasında güvence altına alınan eziyet yasağının maddi ve usul yönünden ihlal edildiği ayrıca eziyet yasağıyla bağlantılı olarak etkili başvuru hakkının da ihlal edildiği sonucuna varılmıştır.


116. Bu durumda eziyet yasağının usule ilişkin boyutunun ihlal sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden soruşturma yapılmasında hukuki yarar bulunmaktadır. Yapılacak yeni soruşturma ise bireysel başvuruya özgü düzenleme içeren 6216 sayılı Kanun'un 50. maddesinin (2) numaralı fıkrasına göre ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılmasına yöneliktir. Bu kapsamda yapılması gereken iş, yeniden soruşturma yapılarak Anayasa Mahkemesini ihlal sonucuna ulaştıran nedenleri gideren, ihlal kararında belirtilen ilkelere uygun yeni bir karar verilmesinden ibarettir. Bu sebeple kararın bir örneğinin yeniden soruşturma yapılmak üzere ilgili İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığına gönderilmesine karar verilmesi gerekmektedir.


117. Etkili başvuru hakkının ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için ise yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar bulunmaktadır. Yapılacak yeniden yargılama ise bireysel başvuruya özgü düzenleme içeren 6216 sayılı Kanun'un 50. maddesinin (2) numaralı fıkrasına göre ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılmasına yöneliktir. Bu kapsamda yapılması gereken iş yeniden yargılama kararı verilerek Anayasa Mahkemesini ihlal sonucuna ulaştıran nedenleri gideren, ihlal kararında belirtilen ilkelere uygun yeni bir karar verilmesinden ibarettir. Bu sebeple kararın bir örneğinin yeniden yargılama yapılmak üzere İstanbul 7. İdare Mahkemesine gönderilmesine karar verilmesi gerekmektedir.


118. Öte yandan somut olayda ihlalin tespit edilmesinin başvurucunun uğradığı zararların giderilmesi bakımından yetersiz kalacağı açıktır. Dolayısıyla eski hâle getirme kuralı çerçevesinde ceza soruşturmasının etkili yürütülmemesinden kaynaklanan ihlalin bütün sonuçlarıyla ortadan kaldırılabilmesi için eziyet yasağının usul yönünden ihlali nedeniyle yalnızca ihlal tespitiyle giderilemeyecek olan manevi zararları karşılığında başvurucuya net 40.500 TL manevi tazminat ödenmesine karar verilmesi gerekir.


119. Bununla birlikte eziyet yasağının maddi boyutu ile eziyet yasağıyla bağlantılı olarak etkili başvuru hakkının ihlal edildiği sonucuna ulaşılmıştır. Bu sebeple İstanbul 7. İdare Mahkemesince yeniden yargılama yapılmasına karar verildiği gözönünde bulundurulduğunda eziyet yasağının maddi boyutunun ihlal edilmesi nedeniyle uğranılan maddi ve manevi zarara ilişkin tazminata bu aşamada hükmedilebilmesi mümkün değildir.


120. Dosyadaki belgelerden tespit edilen 761,10 TL harç ve 3.600 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 4.361,10 TL yargılama giderinin başvurucuya ödenmesine karar verilmesi gerekir.


VI. HÜKÜM


Açıklanan gerekçelerle;


A. 1. Eziyet yasağının ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,


2. Eziyet yasağıyla bağlantılı olarak Anayasa’nın 40. maddesiyle güvence altına alınan etkili başvuru hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,


B. 1. Anayasa’nın 17. maddesinde güvence altına alınan eziyet yasağının maddi ve usule ilişkin boyutlarının İHLAL EDİLDİĞİNE,


2. Eziyet yasağıyla bağlantılı olarak Anayasa’nın 40. maddesiyle güvence altına alınan etkili başvuru hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,


C. 1. Kararın bir örneğinin eziyet yasağının usule ilişkin boyutunun ihlalinin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden soruşturma yapılmak üzere İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığına GÖNDERİLMESİNE,


2. Kararın bir örneğinin etkili başvuru hakkının ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılması amacıyla İstanbul 7. İdare Mahkemesine (E.2015/378, K.2017/143) GÖNDERİLMESİNE,


D. Eziyet yasağının usul boyutunun ihlali nedeniyle başvurucuya net 40.500 TL manevi tazminat ÖDENMESİNE,


E. 761,10 TL harç ve 3.600 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 4.361,10 TL yargılama giderinin başvurucuya ÖDENMESİNE,


F. Ödemelerin, kararın tebliğini takiben başvurucunun Hazine ve Maliye Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına, ödemede gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadar geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,


G. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE 7/4/2021 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.