Bononun borç için düzenlendiğine dair savcılık beyanının menfi tespit davasında ihdas nedenin talili hükmünde olacağı

8.5.2021 21:08:26

Bölge Adliye Mahkemesi’nce, davalıların senet ile ilgili olarak başlatılan hazırlık soruşturmasında borç verilen para karşılığı bononun verildiğini savunduğu, bu şekilde bononun ihdas nedeninin talil edildiği, ispat yükünün davalı tarafa geçtiği, davalıların borç verdikleri yönündeki iddialarını ispat edemedikleri, yemin deliline de dayanmadıkları, davanın kabulüne dair verilen ilk derece mahkemesi kararının usul ve yasaya uygun olduğu gerekçesiyle davalılar vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.



11. Hukuk Dairesi         2020/4906 E.  ,  2021/1399 K.


MAHKEMESİ :BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 17. HUKUK DAİRESİ


Taraflar arasında görülen davada Kuşadası 3. Asliye Hukuk Mahkemesi'nce verilen 14.03.2018 tarih ve 2016/719 E- 2018/147 K. sayılı kararın davalılar vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, istinaf isteminin esastan reddine dair İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 17. Hukuk Dairesi'nce verilen 14.02.2019 tarih ve 2018/1444 E- 2019/332 K. sayılı kararın Yargıtay'ca incelenmesi duruşmalı olarak davalılar vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, duruşma için belirlenen 15.02.2021 günü başkaca gelen olmadığı yoklama ile anlaşılıp hazır bulunan davacı vekili Av. ... dinlenildikten sonra duruşmalı işlerin yoğunluğu ve süre darlığından ötürü işin incelenerek karara bağlanması ileriye bırakıldı. Tetkik Hakimi Dr. ... tarafından düzenlenen rapor dinlenildikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:

Davacı vekili, davacının emlakçı olan davalılar aracılığı ile dükkan vasfında bir taşınmazın satın alınması konusunda anlaştığını, tapuda taşınmazın devri sırasında banka ödemesinin sistemsel bir sorun nedeniyle gecikmesi üzerine davacıdan senet alındığını, senedin ödeme yapılmasının teminatı (güvence) olarak alındığını, aynı gün banka havalesi yoluyla ödemenin sağlanması üzerine senedin yırtıldığını, taraflar arasında başka bir ilişki bulunmadığını, ancak 18 ay sonra davacı aleyhine Kuşadası 2. İcra Müdürlüğü’nün 2016/6285 sayılı takip dosyası ile davalıların kambiyo senedine dayalı takip başlattıklarını, senedin sahte olduğunu, imzanın davacıya ait olmadığını, takibe konu senedin malen kaydını taşıdığını ve ancak davalıların davacıya bir mal vermediklerini iddia ederek anılan takibe konu bonodan dolayı borçlu olmadığının tespitine, kötü niyet tazminat talebinin kabulüne karar verilmesini talep ve dava etmiştir.

Davalılar vekili, senedin sahte olmadığını, imzaların davacıya ait olduğunu, taraflar arasında bir anlaşma bulunmadığını, banka dekontlarında görülen ödemenin davacı tarafından yapılmadığı gibi, banka havalesi ile ödemelerin senet tarihinden önce olması ve senede ait ödeme olduğuna dair açıklama bulunmaması nedeniyle senet bedelinin ödendiğinin kabul edilemeyeceğini, ödeme ve senedin anlaşmaya aykırı doldurulduğu iddialarının yazılı delil ile ispatlanacağını, hazırlık aşamasında davalıların taşınmazın satımı sırasında davacı tarafa elden borç para verildiği iddiasının mahkemede yapılmadığından talil sayılmayacağını savunarak davanın reddini istemiştir.

İlk Derece Mahkemesi’nce, davanın kıymetli evraktan kaynaklanan menfi tespit davası olduğu, davacı vekilinin, senet altındaki imzanın davacıya ait olmadığını, ayrıca ihdas nedeni malen olan takip konusu bonoyla ilgili olarak mal teslim edilmediğini, senedin bedelsiz olduğu iddiasıyla borçlu olmadığının tespitini talep ettiği, senet altındaki imzanın davacıya ait olduğunun tespit edildiği, davacı tarafından 2 adet senedin imzalandığı, birinin Kuşadası Cumhuriyet Başsavcılığı’nın 2016/9945 soruşturma sayılı dosyasında mevcut yırtılmış senet olduğu, malen kaydı olan diğer senedin ise icra takibine konu edildiği, yırtık senedin tarafların ve tanık ...'ın beyanından taşınmaz alımı için düzenlenmiş olduğu ve taşınmaz bedelinin davacı tanığı olan ... tarafından banka havalesi yolu ile ödendiği, ancak davalıların takibe ve davaya konu senetle ilgili soruşturma dosyasında 07.02.2017 tarihli ifadelerinde senet düzenleme sebebiyle ilgili olarak borç para verildiğini beyan ettikleri, davalı tarafın malen kaydı bulunan ikinci senedin düzenlenme sebebini talil ettiği, bu durumda ispat yükünün davalı tarafa geçtiği, borcun kesin delil ile ispatlanması gerektiği, davalı tarafa borca dayanak belgeleri sunması konusunda süre verildiği, verilen sürede sunulmadığı, açıkça yemin deliline de dayanılmadığı ve davacıdan alacaklı olduğunu ispat edemediği gerekçesiyle davanın kabulüne, takibe konu bonodan dolayı davacının borçlu olmadığının tespiti ile kötü niyet tazminatına hükmedilmesine karar verilmiş, hükme karşı davalılar vekilince istinaf kanun yoluna başvurulmuştur.

Bölge Adliye Mahkemesi’nce, davalıların senet ile ilgili olarak başlatılan hazırlık soruşturmasında borç verilen para karşılığı bononun verildiğini savunduğu, bu şekilde bononun ihdas nedeninin talil edildiği, ispat yükünün davalı tarafa geçtiği, davalıların borç verdikleri yönündeki iddialarını ispat edemedikleri, yemin deliline de dayanmadıkları, davanın kabulüne dair verilen ilk derece mahkemesi kararının usul ve yasaya uygun olduğu gerekçesiyle davalılar vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.

Karar, davalılar vekili tarafından temyiz edilmiştir.

(1) Yapılan yargılama ve saptanan somut uyuşmazlık bakımından uygulanması gereken hukuk kuralları gözetildiğinde İlk Derece Mahkemesince verilen kararda bir isabetsizlik olmadığının anlaşılmasına göre yapılan istinaf başvurusunun HMK’nın 353-b-1 maddesi uyarınca Bölge Adliye Mahkemesince esastan reddine ilişkin kararın usul ve yasaya uygun olduğu kanısına varıldığından davalılar vekilinin aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan sair temyiz itirazlarının reddi gerekmiştir.

(2) İİK m. 72/5 hükmü; “Dava borçlu lehine hükme bağlanırsa derhal takip durur. İlamın kesinleşmesi üzerine münderecatına göre ve ayrıca hükme hacet kalmadan icra kısmen veya tamamen eski hale iade edilir. Borçluyu menfi tespit davası açmaya zorlayan takibin haksız ve kötü niyetli olduğu anlaşılırsa, talebi üzerine, borçlunun dava sebebi ile uğradığı zararın da alacaklıdan tahsiline karar verilir. Takdir edilecek zarar, haksızlığı anlaşılan takip konusu alacağın yüzde yirmisinden aşağı olamaz,” düzenlemesini içermektedir. Bu hüküm uyarınca davacı takip borçlusu lehine tazminata hükmolunabilmesi, menfi tespit davasına konu takibin haksız ve kötü niyetli olarak başlatılmasına bağlıdır. Somut uyuşmazlıkta takibin haksız olduğu anlaşılmış ise de kötü niyetle başlatıldığı ispat edilebilmiş değildir. İlk derece mahkemesince bu husus gözetilmeden davacı yararına kötü niyetli takip tazminatına hükmolunması ve bu yöne ilişen davalılar vekilinin istinaf başvurusunun Bölge Adliye Mahkemesince reddedilmesi doğru olmadığından, temyize konu Bölge Adliye Mahkemesi kararının bu sebeple bozulması gerekmiştir.

SONUÇ: Yukarıdaki (1) nolu bend uyarınca davalılar vekilinin sair temyiz itirazlarının reddine, (2) nolu bentte açıklanan nedenlerle, İlk Derece Mahkemesince verilen karara yönelik istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının BOZULARAK KALDIRILMASINA, HMK’nın 373/1. maddesi uyarınca dava dosyasının İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, ödediği peşin temyiz harcının isteği halinde temyiz eden davalılara iadesine, 18.02.2021 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.