davacının resmi satış senetlerinde araç bedelini tamamen aldığı yönündeki beyanı karşısında, davalının araçların satış bedelinin 100.000TL olduğu ve bu bedelin de ödendiği yönündeki savunmasının resmî senedi talil niteliğinde olup olmadığı

8.5.2021 21:15:40

Hukuk Genel Kurulu         2017/826 E.  ,  2020/667 K.


MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi



1. Taraflar arasındaki “itirazın iptali” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda, Akhisar 2. Asliye Hukuk Mahkemesince verilen davanın kabulüne ilişkin kararın davalı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay (Kapatılan) 19. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonunda bozulmuş, Mahkemece Özel Daire bozma kararına karşı direnilmiştir.

2. Direnme kararı davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir.

3. Hukuk Genel Kurulunca dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:


I. YARGILAMA SÜRECİ

Davacı İstemi:

4. Davacı şirket temsilcisi 10.12.2012 tarihli dava dilekçesinde; Akhisar 1. Noterliğinin 06.09.2012 tarihli araç satış sözleşmesi ile ... plakalı çekicinin 55.000TL'ye, aynı tarihli satış sözleşmesi ile... plakalı yarı römork damperli kasanın ise 12.000TL'ye davalı şirkete satıldığını ve araçların teslim edildiğini, karşılığında 10.10.2012 keşide tarihli 25.000TL bedelli ve 05.11.2012 keşide tarihli 25.000TL bedelli çeklerin alındığını, ayrıca davalı tarafından 09.10.2012 tarihinde şirketin hesabına 15.000TL yatırıldığını, bu şekilde alacağın 65.000TL'sinin ödendiğini, ancak kalan 2.000TL alacağın ödenmediğini, bunun üzerine icra takibi yapıldığını, davalının icra takibine haksız olarak itiraz ettiğini ileri sürerek itirazın iptali ile icra takibinin devamına, itiraz edilen alacağın %40’ı oranından az olmamak kaydıyla icra inkâr tazminatına karar verilmesini talep etmiştir.

Davalı Cevabı:

5. Davalı vekili 09.01.2013 tarihli cevap dilekçesinde; dava dilekçesindeki hususların gerçeği yansıtmadığını, yapılan satışların bedelinin toplam 100.000TL olduğunu ve ödendiğini, ancak davacı şirket tarafından 67.000TL bedelli fatura kesildiğini, ödemelerin dava dilekçesinde belirtildiği şekilde yapılmadığını, 10.10.2012 keşide tarihli 25.000TL bedelli çek ile 05.11.2012 keşide tarihli 25.000TL bedelli çek verildiğini, ayrıca 24.09.2012 tarihli çek ile de 50.000TL ödendiğini ancak bu çekin davacı şirket yetkilisi ...’a şahsen verildiğini, müvekkili şirket tarafından davacıya hiçbir zaman 15.000TL bedelli havale yapılmadığını belirterek davanın reddine karar verilmesini istemiştir.

İlk Derece Mahkemesi Kararı:

6. Akhisar 2. Asliye Hukuk Mahkemesinin 12.04.2013 tarihli ve 2012/806 E., 2013/188 K. sayılı kararı ile; yanlar arasındaki uyuşmazlığın... ve ... plakalı araçların satış bedelinin ne kadar olduğu ve bedelin tamamen ödenip ödenmediği konusunda olduğu, Akhisar 1. Noterliğinin 06.09.2012 tarihli araç satış sözleşmesi ile ... plakalı aracın 55.000TL'ye, aynı tarihli araç satış sözleşmesi ile... plakalı aracın 12.000TL'ye satıldığı, yanlar arasında düzenlenen noter satış sözleşmesi karşısında davalının araçların daha yüksek fiyata satıldığı hususunu yazılı delil ile ispatlaması gerektiği ancak ispatlayamadığı ayrıca davalının dava dışı ...'a verilen 50.000TL bedelli çekin araç satışına ilişkin olduğunu yazılı delil ile ispatlaması gerektiği ancak bu hususun da davalı tarafça ispatlanamadığı gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmiştir.

Özel Daire Bozma Kararı:

7. Akhisar 2. Asliye Hukuk Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı vekili tarafından temyiz isteminde bulunmuştur.

8. Yargıtay 19. Hukuk Dairesince 02.04.2014 tarihli ve 2014/3590 E., 2014/6439 K. sayılı kararı ile;

“…Uyuşmazlık, araç satımından kaynaklı bakiye borcun ödenip ödenmediği noktasında toplanmaktadır. Dosyaya sunulan dava konusu çekici ve yarı römork satışına ilişkin noter satış sözleşmelerinde; davacı satıcının satım bedelini tamamen aldığını açıkça beyan ettiği görülmektedir. Bu durumda mahkemece anılan noter satış sözleşmelerindeki davacının bu beyanı üzerinde durulmadan eksik inceleme ile yazılı şekilde karar tesisi doğru görülmemiştir,…” gerekçesiyle bozma kararı verilmiştir.

Direnme Kararı:

9. Akhisar 2. Asliye Hukuk Mahkemesinin 16.12.2014 tarihli ve 2014/332 E., 2014/502 K. sayılı kararı ile; satış sözleşmelerinde satış bedelinin davacı tarafça tamamen alındığı yönündeki ifadelere rağmen davalının satış bedelinin 100.000TL olduğu ve ödemenin çeklerle yapıldığını savunmasının resmî senedi talil niteliğinde olduğu, bu durumda resmî senedi talil eden davalının savunmasını yazılı delil ile ispatlaması gerektiği ancak ispatlayamadığı gerekçesiyle direnme kararı verilmiştir.

Direnme Kararının Temyizi:

10. Direnme kararı süresi içinde davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir.


II. UYUŞMAZLIK

11. Direnme yolu ile Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; davacının resmi satış senetlerinde araç bedelini tamamen aldığı yönündeki beyanı karşısında, davalının araçların satış bedelinin 100.000TL olduğu ve bu bedelin de ödendiği yönündeki savunmasının resmî senedi talil niteliğinde olup olmadığı, burada varılacak sonuca göre davanın kabulüne dair verilen kararın yerinde olup olmadığı noktasında toplanmaktadır.


III. GEREKÇE

12. Öncelikle, konuyla ilgisi bakımından “ispat yükü”ne ilişkin açıklama yapılmasında yarar vardır.

13. 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun (TMK) 6. maddesi:

“Kanunda aksine bir hüküm bulunmadıkça, taraflardan her biri, hakkını dayandırdığı olguların varlığını ispatla yükümlüdür. ”

6100 sayılı HMK’nın “İspat yükü” başlığını taşıyan 190. maddesi:

“(1) İspat yükü, kanunda özel bir düzenleme bulunmadıkça, iddia edilen vakıaya bağlanan hukuki sonuçtan kendi lehine hak çıkaran tarafa aittir.

(2) Kanuni bir karineye dayanan taraf, sadece karinenin temelini oluşturan vakıaya ilişkin ispat yükü altındadır. Kanunda öngörülen istisnalar dışında, karşı taraf, kanuni karinenin aksini ispat edebilir.”

hükmünü içermektedir.

14. Yukarıda belirtilen maddenin birinci fıkrasında, ispat yükünün belirlenmesine ilişkin temel kural vurgulanmıştır. Buna göre, bir vakıaya bağlanan hukuki sonuçtan kendi lehine hak çıkaran taraf ispat yükünü taşıyacaktır.

15. İspat yükünün belirlenebilmesi için önce ilgili maddi hukuk kuralındaki koşul vakıaların doğru bir şekilde tespit edilmiş olması ve buna uygun somut vakıaların ortaya konulmuş olması gerekir. Her bir vakıa bakımından lehine hak çıkarma çerçevesinde ispat yükü kuralları belirlenir. Ancak kanunda özel olarak ispat yükünün belirlendiği hâllerde, genel kurala göre değil, kanunda belirtilen şekilde ispat yükü belirlenecektir.

16. İkinci fıkrada ise, karinelerin varlığı hâlinde ispat yükünün nasıl belirleneceği düzenlenmiştir.

17. Karine belli bir olaydan, belli olmayan diğer bir olay için çıkarılan sonuçtur. Karineler ispat yükünün bir istisnasını oluşturur. Lehine karine olan taraf ispat yükünden kısmen veya tamamen kurtulur. Karine söz konusu olduğunda, karine temeli ile karine sonucunu birbirinden ayırt etmek gerekir. Karineye dayanan taraf, sadece karine sonucunu ispat yükünden kurtulmuş olur, ancak karine temelini ispat etmek yükü altındadır. Bu durumu vurgulamak için, fıkrada açık düzenleme yapılmıştır. Kesin kanuni karineler dışında, karşı taraf karinenin aksini ispat edebilir. Fıkrada, özellikle aksini ispat kavramına yer verilmiştir. Zira aksini ispat ve karşı ispat farklı kavramlardır. Karine söz konusu olduğunda, karşı ispat faaliyeti yerine karine ile kabul edilen durumun aksinin ispat edilmesi söz konusu olur. Nitekim, aynı ilkeler Hukuk Genel Kurulunun 09.05.2019 tarihli ve 2017/19-1656 E., 2019/548 K. sayılı kararında da vurgulanmıştır.

18. Bu ilke ve açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde; davacı tarafından Akhisar 1. Noterliğinin 06.09.2012 tarihli araç satış sözleşmesi ile ... plakalı çekici 55.000TL, aynı tarihli satış sözleşmesi ile... plakalı yarı römork damperli kasa ise 12.000TL bedelle davalıya satılmıştır.

19. Davacı yanlar arasında imzalanan her iki araç satış sözleşmesi uyarınca davalı tarafından iki adet 25.000TL bedelli çek verildiğini ayrıca şirketin hesabına 15.000TL yatırıldığını belirterek bakiye 2.000TL’nin ödenmediğini iddia etmiştir.

20. Davalı ise her iki satış sözleşmesi uyarınca ödenmesi gereken bedelin 100.000TL olduğunu, iki adet 25.000TL bedelli çek ile birlikte davacı şirketi yetkilisine 50.000TL bedelli çek vererek borcunu ödediğini savunmuştur.

21. Yanlar arasında imzalanan her iki resmî satış sözleşmesi incelendiğinde, davacı vekilinin “…nitelikleri ve bedeli yazılı aracı alıcıya halihazır durumu ile satarak bedelini tamamen aldığı ve aracı teslim ettiği…” yönünde beyanı bulunmakta olup davacı vekili satış bedelini tamamen aldığını açıkça ifade etmektedir.

22. Bu durumda yerel mahkemece, satış bedellerinin tamamen ödenip ödenmediği noktasında davacı vekilinin az yukarıda açıklanan satış sözleşmelerinde yer alan bu beyanı da dikkate alınarak karar verilmesi gerekirken, davalının savunmasında satış bedeline ilişkin olarak senedi talil ettiği ve senedi talil eden tarafın ödeme olgusunu ispat etmesi gerektiği yönündeki direnme kararı yerinde değildir.

23. Hukuk Genel Kurulunda yapılan görüşmeler sırasında, yanların beyanlarının vakıalardan ibaret olduğu, ilk olarak resmî satış senedinde belirtilen bedelin ödenmediğini ispat yükünün davacıda olduğu ancak davalının da her iki aracın satış bedelinin toplam 100.000TL olduğu iddiasında bulunarak resmî satış senedinde yazılı bedelin aksini iddia ettiği, bu durumda ödemenin yapıldığına yönelik ispat yükünün davalıya geçtiği, davalının ise ödeme iddiasını yazılı delille ispatlayamadığı, bu nedenle mahkemece davanın kabulüne yönelik verilen direnme kararının onanması gerektiği görüşü ileri sürülmüş ise de, bu görüş yukarıda açıklanan nedenlerde Kurul çoğunluğunca benimsenmemiştir.

24. Hâl böyle olunca tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dosyadaki tutanak ve kanıtlara, bozma kararında açıklanan gerektirici nedenlere göre, Hukuk Genel Kurulunca da benimsenen Özel Daire bozma kararına uyulmak gerekirken önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır.

25. Bu nedenle direnme kararı bozulmalıdır.


IV. SONUÇ:

Açıklanan nedenlerle;

Davalı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile direnme kararının Özel Daire bozma kararında gösterilen nedenlerden dolayı 6217 sayılı Kanun’un 30. maddesi ile 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun geçici 3. maddesine göre uygulanmakta olan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun 429. gereğince BOZULMASINA,

İstek hâlinde temyiz peşin harcının yatırana geri verilmesine,

Aynı Kanun'un 440-III/1. maddesi uyarınca karar düzeltme yolu kapalı olmak üzere 23.09.2020 gününde oy çokluğu ile kesin olarak karar verildi.




KARŞI OY


Davacı dava dilekçesinde iddiasının dayanağı olan vakıaları (HMK 119/1-e), davalı da cevap dilekçesinde savunmasının dayanağı olan vakıaları (HMK129/1-e) gösterir. Taraflar dilekçeler aşamasında iddia ve savunmalarını serbestçe değiştirebileceklerinden (HMK 141/1) ikinci dilekçelerinde yeni vakıalara dayanabilirler. İddia ve savunmanın genişletilmesi yasağı (HMK 141/1) başladıktan sonra taraflar karşı tarafın açık muvafakatı olmadıkça yeni vakıalara dayanamazlar. Çünkü yeni vakıalara dayanmak iddia veya savunmanın değiştirilmesi anlamına geleceğinden bu yasak başladıktan sonra yeni vakıalara da dayanılması mümkün değildir.

Ön inceleme duruşmasında hâkim tarafların anlaştıkları veya anlaşmadıkları hususları tek tek tespit edip (HMK 140/1), bunlar üzerinden sulhe teşvik eder (HMK 140/2) ve sulh faaliyetinden sonuç alınamazsa anlaşmadıkları hususların neler olduğunu tutanağa geçirir (HMK 140/3). Hâkimin uyuşmazlığın yol haritası olarak tespit ettiği bu hususlar dayanılan vakıalardan hangilerinde tarafların uyuşmadığının belirlenmesi olup bununla uyuşmazlıkta ispatı gereken vakıaların neler olduğu da tespit edilmiş olmaktadır.

İddia ve savunmaların birlikte incelendiği aşama olan tahkikat aşamasında (HMK 143) tarafların varlığında uyuşamadığı vakıalar incelenecek ve bunların ispatı için gösterilen deliller değerlendirilecektir.

Bu kurallardan da anlaşıldığı üzere, hukuk davası vakıalar üzerinden incelemeyi gerektirir. Tarafların iddia ve savunmalarında ne derece haklı oldukları dayandıkları vakıalara göre belirlenecek ise de bu vakıaların ispatlanması gerekir. Vakıaların ispatında dayanılan delillerin de ispata elverişli olması gerekir. Bu nedenle ispat yüküne ilişkin kurallar ile somut uyuşmazlıktaki önemi nedeniyle senet (yazılı delil) ve ikrar deliline ilişkin kurallara da bakmak gerekir.

İspatın konusunu tarafların üzerinde anlaşamadıkları ve uyuşmazlığın çözümünde etkili olabilecek çekişmeli vakıalar oluşturur ve bu vakıaların ispatı için delil gösterilir. (HMK 187/1) Herkesçe bilinen vakıalarla, ikrar edilmiş vakıalar çekişmeli sayılmaz. (HMK 187/2) İspatı gereken vakıalar, somut uyuşmazlığın çözümü bakımından kendisine hukuki sonuç bağlanan olaylardır.

İspat yükü, kanunda özel bir düzenleme bulunmadıkça, iddia edilen vakıaya bağlanan hukuki sonuçtan kendi lehine hak çıkaran tarafa aittir (HMK 190/1). Kanunda aksine bir hüküm bulunmadıkça, taraflardan her biri, hakkını dayandırdığı olguların varlığını ispatla yükümlüdür (TMK 6/1).

Bir hakkın doğumu, düşürülmesi, devri, değiştirilmesi, yenilenmesi, ertelenmesi, ikrarı ve itfası amacıyla yapılan hukuki işlemlerin, yapıldıkları zamanki miktar veya değerleri ikibinbeşyüz Türk Lirasını geçtiği takdirde senetle ispat olunması gerekir. Bu hukuki işlemlerin miktar veya değeri ödeme veya borçtan kurtarma gibi bir nedenle ikibinbeşyüz Türk Lirasından aşağı düşse bile senetsiz ispat olunamaz (HMK 200/1). Senede bağlı her çeşit iddiaya karşı ileri sürülen ve senedin hüküm ve kuvvetini ortadan kaldıracak veya azaltacak nitelikte bulunan hukuki işlemler ikibinbeşyüz Türk Lirasından az bir miktara ait olsa bile tanıkla ispat olunamaz (HMK 201/1).

Tarafların veya vekillerinin mahkeme önünde ikrar ettikleri vakıalar, çekişmeli olmaktan çıkar ve ispatı gerekmez (HMK 188/1). Herkesçe bilinen vakıalarla, ikrar edilmiş vakıalar çekişmeli sayılmaz (HMK 187/2). Bu hükümlerin sonucu olarak ikrar kesin delillerden olup ikrar olunan vakıanın başkaca delillerle ispatı gerekmez.

Yukarıda yapılan açıklama ve sözü edilen kurallarla birlikte somut olay değerlendirildiğinde; taraflar arasında 06.09.2012 tarihinde Akhisar 1. Noterliğinde yapılmış iki ayrı araç satış sözleşmesi bulunmakta olup... plakalı aracın 12.000TL bedelle, ... plakalı aracın ise 55.000TL bedelle satıldığı görülmektedir. Her iki sözleşmede aracın teslim edildiği ve satış bedelinin alındığı yazılıdır.

Davacı öncelikle sözleşmenin varlığını ispatlamakla yükümlüdür. Davacı noter sözleşmelerine dayanmış olup, bu sözleşmeler kesin delillerden olan yazılı delil (senet) niteliğindedir. Kesin delille akdi ilişkiyi ispatlayan davacının davalının ikrarına ihtiyacı yoktur. O nedenle davalının sözleşme ilişkisini kabul etmesi ikrar niteliğini taşımaz.

Sözleşmenin varlığı konusunda taraflar arasında uyuşmazlık olmadığına göre istenen bedelin ödenip ödenmediği konusunda ispat yükünün kimde olduğuna bakmak gerekir. Ödeme konusunda ispat yükü kural olarak ödeme vakıasından lehine sonuç çıkaracak olan davalıda ise de kesin delil olan sözleşmede bedelin ödendiği yazılı olduğundan bu yazılı delilin aksini davacı ispatlamalıdır. Davacının elinde bunu ispatlayan yazılı delil olmadığından başkaca kesin delillerle bunun ispatlanması gerekir.

Davalı savunmasında, sözleşmelerde bedelin ödendiği yazılı olmasına rağmen sözleşmelerin yapıldığı tarihte sözleşmede yazdığı gibi bir bedel ödemediğini beyan etmiştir. Davalının bu beyanı; davacının dayandığı ödemenin peşin olmadığı ve sözleşmenin yapıldığı anda bir bedel ödenmediği vakıasını kabul ettiği için kesin delil olan ikrar niteliğindedir. İkrar olunmakla bedelin o tarihte ödenmediği, ispatı gereken çekişmeli bir vakıa olmaktan çıkmış ve davalı daha sonraki tarihte ödendiğini ispatla yükümlü hale gelmiştir.

Satış bedeli iki sözleşmede toplam 67.000TL iken davacı daha sonra 25.000TL’lik iki çek ve 15.000TL hesaba yatan para ile toplam 65.000TL’yi aldığını ikrar etmiş olup davalı sadece kalan 2.000TL’nin ödendiğini ispatlayacaktır. Taraflar 50.000TL’lik ödemenin iki çekle olduğu konusunda uyuşmaktadırlar. Ama davalı, satış bedelinin 100.000TL olduğunu belirtip ayrı bir 50.000TL’lik çekle yapılan ödemenin bu satış bedeline ilişkin olduğunu ve bedelin böylece tamamının ödendiğini iddia etmektedir. Bu durumda davacı iddiası gözetildiğinde davalı sadece 2.000TL için ispat yükü altında ise de toplam satış bedeli esas alınacağından yazılı veya kesin delillerle ispat mecburiyeti ortadan kalkmış değildir.

Davalı 50.000TL’lik çekle ödemeden söz etmiş ise de bu çek sözleşmede taraf olmayan dava dışı ...’a verilmiş olup bu çekin araç bedelinin ödenmesi için verildiğini davalı kesin delillerle ispatlaması gerektiği hâlde ispatlayamamıştır. Bu durumda, Mahkemece davanın kabulüne karar verilmiş olması ispat ve delillerle ilgili kurallara uygundur.

Mahkeme kararında iki taraflı talilden söz edilerek ispat yükünün davalıda olduğu belirtilmiş ise de bedelin sözleşme tarihinde ödenmediği konusunda iki taraf uyuşmakta olup beyanların uyuştuğu bir konuda talilden ve talil nedeniyle ispat yükünün yer değiştirdiğinden söz etmek mümkün değildir. Bu gerekçe yerinde değil ise de yukarıda açıklanan nedenlerle ispat yükünün davalıda olduğunun kabul edilmesi sonucu itibarıyla isabetli olmuştur.

Yukarıda açıklanan nedenlerle, hükmün onanması gerektiği görüşünde olduğumuzdan, hükmün özel daire bozma kararında gösterilen nedenlerle bozulması yönünde oluşan değerli çoğunluk görüşüne katılamıyoruz.