Hakim dava dilekçesinde yer alan vakıanın varlığını resen araştırmak zorundadır. Bu hususun süre geçtikten sonra davalı tarafından ileri sürülmesi mümkündür

7.9.2021 16:13:26

dava dilekçesinde tüketiciden tahsil edilen hayat sigortası bedellerinin iadesi istenmiş olup şayet taraflarca kararlaştırılarak sigorta yapılması sağlanmışsa, poliçedeki korumadan banka kadar tüketici de istifade edeceğinden bankanın sözleşme sırasında tüketiciden usul ve yasaya uygun şekilde tahsil ettiği masrafı kullanarak tüketici lehine sigorta yaptırması bir anlamda onun nam ve hesabına yapılmış bir ödeme mahiyeti taşır. Hâkim bu vakıayı dava dilekçesinden tespit edebildiğine göre, borcu sonlandırma ihtimali olan bu durumun var olup olmadığını kendiliğinden araştırmak ve sonucuna göre karar vermek zorundadır. Davalının davaya süresinde cevap vermediği gerekçesiyle bu vakıa üzerinde durulmadan karar verilemeyeceği gibi, davaya konu kredilere ilişkin bilgi ve belgelerin sunulması yönündeki ara kararın gereği usulüne uygun şekilde tamamlanmadan, herhangi bir ihtar içermediği görülen müzekkereye cevap verilmediğinden bahisle tesis edilen karar da eksik incelemeye dayalı olacaktır.

25. Nitekim davalı ilk temyiz dilekçesi ekinde davaya konu olan ve tüketicinin hayat sigortası yaptırmayı kabul ve taahhüt ettiği sözleşmeler yanında sigorta poliçelerini sunmuş ve dava dışı şirkete ödediği poliçe bedelleri kadar borçsuz olduğunu savunmuştur. Bu itiraz dava dilekçesi kapsamından da anlaşılabildiğine göre savunmayı genişletme yasağının ihlâl edildiğinden bahsedilemez.



Hukuk Genel Kurulu         2017/1989 E.  ,  2021/309 K.


MAHKEMESİ :Tüketici Mahkemesi




1. Taraflar arasındaki “alacak” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda, İstanbul 8. Tüketici Mahkemesince verilen davanın kabulüne ilişkin karar davalı vekilinin temyizi üzerine Yargıtay (kapatılan) 13. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonunda bozulmuş, Mahkemece Özel Daire bozma kararına karşı direnilmiştir.

2. Direnme kararı davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir.

3. Hukuk Genel Kurulunca dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:


I. YARGILAMA SÜRECİ

Davacı İstemi:

4. Davacı vekili; müvekkilinin davalı bankadan kullandığı üç ayrı tüketici kredisi çerçevesinde kendisinden haksız ve hukuka aykırı şekilde işlem ve sigorta masrafı adı altında toplam 3.925,80TL kesinti yapıldığını ileri sürerek bu bedelin davalıdan tahsili ile tarafına iadesine karar verilmesini talep etmiştir.

Davalı Cevabı:

5. Davalı tarafça davaya cevap verilmemiş, herhangi bir savunmada bulunulmamıştır.

Mahkeme Kararı:

6. İstanbul 8. Tüketici Mahkemesinin 24.03.2015 tarihli ve 2014/1417 E., 2015/637 K. sayılı kararı ile; kesintilerin sebep ve dayanaklarının gösterilmesine ilişkin davalı bankaya yazılan müzekkereye cevap verilmediği, sigorta poliçelerinin sunulmadığı, masraf yapıldığına ilişkin delil olmadığından kesintilerin haksız şart niteliğindeki sözleşme hükümlerinden kaynaklanmakla iadesinin gerektiği gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmiştir.

Özel Daire Bozma Kararı:

7. Yerel Mahkemenin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.

8. Yargıtay (kapatılan) 13. Hukuk Dairesinin 12.10.2015 tarihli ve 2015/23889 E., 2015/29494 K. sayılı kararı ile; davalının sair temyiz itirazları reddedilmiş, “…Mahkemece, kredi sözleşmesi kapsamında yapılan her bir kredi için poliçe karşılığı yapılan 858,60-TL olmak üzere 2.575,80’lik hayat sigortası priminin de davacıya iadesine karar verildiği anlaşılmaktadır. Hemen belirtmek gerekir ki, davalı bankanın kredi borçlusuna hayat sigortası ve sözleşme ile sigorta yaptırmasındaki asıl amacının, kredi borcunu teminat altına almak olduğu ve anılan sigorta ile kredi borçlusunun belli bir prim ödeme borcu altına girdiği anlaşılmakla birlikte, sigortası kapsamına alınmasında davacı sigortalının da bir menfaatinin olduğu açıktır. Hal böyle olunca, sözleşme kapsamında davacıdan tahsil edilen sigorta primlerinin davalıdan tahsiline karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir…” gerekçesi ile karar bozulmuştur.

Direnme Kararı:

9. Mahkemenin 16.06.2016 tarihli ve 2016/89 E., 2016/1416 K. sayılı kararı ile; ilk karar gerekçeleri yanında, tüketici mahkemelerinin basit yargılama usulüne tabi olduğu, davalının savunması ve buna dayanak delillerini cevap dilekçesi ekinde sunması gerekirken yargılamaya katılmayıp karar verildikten sonra temyiz dilekçesi ekinde sunduğu, kanunda öngörülen süre içerisinde bozmaya konu sigorta poliçelerinin sunulmamış olmasının davacı lehine usuli kazanılmış hak doğurduğu, bu nedenle sonradan sunulan belgelerin dikkate alınamayacağı gerekçesiyle direnme kararı verilmiştir.

Direnme Kararının Temyizi:

10. Direnme kararı süresi içinde davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir.


II. UYUŞMAZLIK

11. Direnme yolu ile Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; taraflar arasındaki tüketici kredisi sözleşmeleri çerçevesinde “işlem ve sigorta masrafı” adı altında haksız kesinti yapıldığı iddiasıyla görülen alacak davasına cevap vermeyen davalının temyiz dilekçesi ekinde sunduğu sigorta poliçelerinin mahkemece dikkate alınmasının mümkün olup olmadığı noktasında toplanmaktadır.


III. GEREKÇE

12. Yerel Mahkeme ve Özel Daire arasındaki anlaşmazlığın çözümünde öncelikle davaya cevap, savunma ve bu bağlamda savunmayı genişletme kavramlarına, uyuşmazlık noktası özelinde, kısaca değinmekte fayda vardır.

13. Bilindiği üzere tüketici mahkemelerinde görülen davalar 6502 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun’un 73/4. maddesi gereğince 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (HMK) basit yargılama usulüne ilişkin hükümlerine tabidir ve yargılama usulüne göre davaya cevap ile ilgili düzenlemeler farklılık arz etmektedir.

14. Aleyhine açılan davada kişi, davaya cevap vermeyip sessiz kalabilir. Cevap dilekçesi verilmemiş olması durumunda HMK’nın “Bu Kanun ve diğer kanunlarda basit yargılama usulü hakkında hüküm bulunmayan hâllerde, yazılı yargılama usulüne ilişkin hükümler uygulanır.” şeklindeki 322/1. maddesi delaletiyle uygulanan 118. maddesi gereği, davalı davacının dava dilekçesinde ileri sürdüğü vakıaların tamamını inkar etmiş sayılır.

15. Davaya cevap vermek isteyen davalı ise; davayı kabul edebileceği gibi dava dilekçesindeki vakıalara (vakıayı inkar ederek ya da vakıayı inkar etmemekle beraber talep sonucunun haksız olduğunu belirterek) karşı koyabilir yahut dava dilekçesinde bildirilmemiş olan yeni vakıalar ileri sürerek davanın reddini sağlamaya yönelik savunma vasıtaları sunabilir.

16. HMK’nın 317 ve devam eden maddelerine göre basit yargılama usulünde davalı, dava dilekçesinin tebliğinden itibaren iki hafta içerisinde cevap dilekçesini vermeli, bu dilekçede tüm delillerini açıkça ve hangi vakıanın delili olduğunu da bildirilmelidir (m. 318). Bu faaliyet savunma vasıtaları kullanılarak yerine getirilir.

17. Maddi hukuka dayanan savunma vasıtaları def’iler ve itirazlardır.

18. Def’i, davalının aslında borçlu olduğu bir edimi özel bir nedenle yerine getirmekten kaçınmasına imkân veren hak olarak tanımlanabilir ve cevap dilekçesinde belirtilmemiş bir def’inin ileri sürülmesi veya davaya cevap verilmemesi hâlinde sonradan def’i savunmasında bulunulması savunmayı genişletme yasağına tâbidir.

19. İtiraz ise, (ehliyetsizlik hâli gibi) bir hakkın doğumuna engel olan veya (ödeme veya takas gibi) o hakkı sona erdiren vakıadır ve bir vakıanın itiraz olup olmadığının bilinmesi özellikle usul hukuku yönünden çok önem arz eder. Zira def’ilerden farklı olarak itirazların davalı tarafından ileri sürülmesi gerekmez, hâkim kendisine usulüne uygun şekilde sunulan dava malzemesinden (davacı veya davalının bildirdikleri vakıalardan yani dava dosyasından) bir itirazın varlığını tespit ederse bunu kendiliğinden gözetir. Bu konuda davacı tarafça sunulan bilgi ve belgeler yönünden herhangi bir sınırlama bulunmamaktadır, tümü davalı yararına mahkemece gözetilebilir. Ne var ki davacı tarafça sunulan dava malzemelerinden anlaşılamayan bir itiraz sebebi, davalı tarafından süresinde verilmiş cevap dilekçesi ile bildirilmemiş ise, bu itirazın sonradan ileri sürülmesi savunmayı genişletme yasağına tabi olacaktır (Kuru, B.: Hukuk Muhakemeleri Usulü, 6. Bası, İstanbul 2001, C:II, s. 1770, 1776, 1812).

20. Basit yargılama usulünde cevap dilekçesi verilmesinin en önemli sonucu davalının, davacının muvafakati olmaksızın, savunmasını genişletememesi veya değiştirememesidir (HMK, m.319). Savunmayı genişletme yasağı denilen bu durumun istisnaları ise 141/2. maddede “İddia ve savunmanın genişletilip değiştirilmesi konusunda ıslah ve karşı tarafın açık muvafakati hükümleri saklıdır” denilmek suretiyle belirlenmiştir.

21. Savunmanın sınırını çizen savunmayı genişletme yasağı, davacı için var olan davayı değiştirme yasağının karşılığı olmak üzere kabul edilen ve tarafların eşit işlem görmesi ilkesine hizmet eden bir kavramdır.

22. Savunmayı genişletme yasağı ve istisnaları süresinde cevap dilekçesi vermemiş olan davalı hakkında da uygulanmalıdır (Kuru, B.: Medeni Usul Hukuku El Kitabı, Ankara 2020, C:I, s. 502).

23. Gelinen aşamada, davaya cevap vermeyen davalı yararına mahkemece kendiliğinden dikkate alınması gereken itiraz hâlinin mevcut olup olmadığının tespiti, Yerel Mahkeme ve Özel Daire arasındaki uyuşmazlığın çözümünü sağlayacaktır.

24. Yapılan açıklamalar ışığında somut olay incelendiğinde; dava dilekçesinde tüketiciden tahsil edilen hayat sigortası bedellerinin iadesi istenmiş olup şayet taraflarca kararlaştırılarak sigorta yapılması sağlanmışsa, poliçedeki korumadan banka kadar tüketici de istifade edeceğinden bankanın sözleşme sırasında tüketiciden usul ve yasaya uygun şekilde tahsil ettiği masrafı kullanarak tüketici lehine sigorta yaptırması bir anlamda onun nam ve hesabına yapılmış bir ödeme mahiyeti taşır. Hâkim bu vakıayı dava dilekçesinden tespit edebildiğine göre, borcu sonlandırma ihtimali olan bu durumun var olup olmadığını kendiliğinden araştırmak ve sonucuna göre karar vermek zorundadır. Davalının davaya süresinde cevap vermediği gerekçesiyle bu vakıa üzerinde durulmadan karar verilemeyeceği gibi, davaya konu kredilere ilişkin bilgi ve belgelerin sunulması yönündeki ara kararın gereği usulüne uygun şekilde tamamlanmadan, herhangi bir ihtar içermediği görülen müzekkereye cevap verilmediğinden bahisle tesis edilen karar da eksik incelemeye dayalı olacaktır.

25. Nitekim davalı ilk temyiz dilekçesi ekinde davaya konu olan ve tüketicinin hayat sigortası yaptırmayı kabul ve taahhüt ettiği sözleşmeler yanında sigorta poliçelerini sunmuş ve dava dışı şirkete ödediği poliçe bedelleri kadar borçsuz olduğunu savunmuştur. Bu itiraz dava dilekçesi kapsamından da anlaşılabildiğine göre savunmayı genişletme yasağının ihlâl edildiğinden bahsedilemez.

26. Hâl böyle olunca Hukuk Genel Kurulunca da benimsenen Özel Daire kararına uymak gerekirken direnme kararı verilmesi hatalıdır.

27. Direnmeye ilişkin gerekçeli kararın başlık kısmında dava tarihinin 01.10.2014 olması gerekirken 15.01.2016 olarak gösterilmesinin mahallinde her zaman düzeltilebilir mahiyette maddi hata teşkil ettiği değerlendirilerek bozma nedeni yapılmamıştır.

28. Sonuç olarak usul ve yasaya aykırı direnme kararının bozulmasına karar vermek gerekmiştir.


IV. SONUÇ:

Açıklanan nedenlerle;

Davalı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile direnme kararının 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun geçici 3. maddesine göre uygulanmakta olan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun 429. maddesi gereğince BOZULMASINA,

İstek hâlinde tamyiz peşin harcının yatırana geri verilmesine,

Aynı Kanun’un 440/III-1. maddesi uyarınca karar düzeltme yolu kapalı olmak üzere 18.03.2021 tarihinde oy birliği ile kesin olarak karar verildi.