Resmi nikah olmaksızın birlikte yaşayanlarla ilgili tartışmalı cinsel saldırı kararı

23.9.2021 16:02:18

Ceza Genel Kurulu         2019/604 E.  ,  2021/129 K.



Kararı Veren

Yargıtay Dairesi : 14. Ceza Dairesi

Mahkemesi :Ağır Ceza

Sayısı : 178-183


Nitelikli cinsel saldırı suçundan sanık ...'nin TCK'nın 102/2, 58, 53 ve 63. maddeleri uyarınca 8 yıl hapis cezası ile cezalandırılmasına, hak yoksunluğuna, mahsuba ve cezasının mükerrirlere özgü infaz rejimine göre çektirilmesine ilişkin Söke 2. Ağır Ceza Mahkemesince verilen 19.12.2012 tarihli ve 65-40 sayılı hükmün sanık müdafisi tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 14. Ceza Dairesince 13.05.2013 tarih ve 2304-5793 sayı ile;

"Mağdurenin savcılık tarafından alınan ifadesinde sanığın kendisinden habersizce eve girdiğini, duruşmada ise etrafa rezil olmamak için sanığa kapıyı kendisinin açtığını söyleyerek aşamalarda değişen beyanlarda bulunması, mağdurenin anlatımlarında sanığın eylemini cebir veya tehditle gerçekleştirdiğine dair bir ibarenin yer almaması, yine 03.10.2012 tarihli adli raporda mağdurede darp ve cebir bulgusunun tespit edilemediğinin belirtilmesi, mağdurenin eylem esnasında çocuklarının uyanabileceği ve onlara karşı rezil olabileceği gerekçesiyle sanığa karşı koymadığı ve tepki vermediğine dair hayatın olağan akışına uymayan ifadeleri ve tüm dosya içeriği karşısında suçlamayı kabul etmeyen sanığın atılı suçu işlediğine ilişkin mahkûmiyetine yeterli şüpheden uzak, kesin ve inandırıcı delil bulunmadığı hâlde beraati yerine yazılı şekilde mahkûmiyetine hükmolunması," isabetsizliğinden bozulmasına karar verilmiştir.

Söke 2. Ağır Ceza Mahkemesince 06.09.2013 tarih ve 178-183 sayı ile; "...Mağdurenin savcılık ifadesinde sanığın habersizce eve girdiğini söylemesine rağmen, duruşma aşamasında kapıyı kendisinin açtığını söylemiş olması mahkememizce esasa etkili ve işin özü ile ilgili bir çelişki olarak görülmemiştir. Dosyaya alınan ve UYAP sisteminden yapılan sorgulamadan anlaşılacağı üzere, sanık suça eğilimli ve daha çok şiddet içeren eylemlere meyilli bir kişi olup şiddet içeren bu eylemleri genellikle resmî nikâh olmaksızın evlilik hayatı yaşadığı mağdureye karşı olmuştur. Mağdurenin, eşinden kaynaklanan birçok şiddet içeren eyleme maruz kaldığı için olayları karıştırması söz konusu olabileceği gibi olay tarihinden ifade tarihine kadar geçen zaman aralığı nedeniyle de kısmi yanılgılara düşmesi anlayışla karşılanabilir. Nihayetinde mahkememizce sadece mağdurenin ifadesine dayanılmamış, doktor raporu, koruma kararı ve sanığın eve girdiğine ilişkin ikrarına da dayanılmıştır.

Kaldı ki sanığın hemen o gün evden uzaklaştırma kararı tebliğ edildiği hâlde evin içine girdiği hususu tartışma dışıdır. Sanık eve girdiğini kabul etmiştir.

İfadenin özünde yani cinsel ilişkinin rıza dışı gerçekleştiğine ilişkin mağdurenin iddiasında bir çelişki söz konusu değildir. Mağdure bütün aşamalarda istemediği hâlde cinsel ilişkiye girmek zorunda kaldığını beyan etmiş olup bu beyanı doktor raporu ile de desteklenmiştir. Çünkü olaydan hemen sonra mağdurenin muayenesinde canlı sperm hücrelerinin olduğu rapor edilmiştir.

Mahkememizce sanığın rıza ile cinsel ilişkiye girdiğine ilişkin savunmasına itibar edilmemiş, bir gün öncesinde şikâyet başvurusu yaparak 6284 sayılı Kanun'a göre koruma ve tedbir kararı temin eden mağdurenin hemen sanık evden uzaklaştırıldıktan sonra onu kabul ederek kendisine sürekli şiddet uygulayan sanıkla rıza ile ilişki yaşamasının mümkün olmadığına ve böyle bir ilişki yaşasa bile hemen aynı gün şikâyet etmesinin mümkün olmadığına kanaat getirilmiştir.

Yargıtay bozma ilamında, evde çocukları olan mağdurenin çocukların uyanacağı ve onlara karşı rezil olabileceği düşüncesi ile tepki vermediğine ilişkin beyanının hayatın olağan akışına uygun olmadığına hükmedilmiştir. Oysa ki, mahkememiz tamamen aksi görüştedir. Mahkememizin temin ettiği sosyal araştırma raporundan anlaşılacağı gibi, mağdure okuryazar olmayan mevsimlik işlerde çalışan, köyde yaşayan 6 çocuklu bir annedir. Eşi tarafından sürekli şiddet gördüğünü ifade etmekte olup bu ifadeleri UYAP sisteminden yapılan sorgulamadan anlaşılacağı üzere somut bulgularla desteklenmektedir.

Suç tarihinde 15 yaşında, 13 yaşında ve 12 yaşında olmak üzere yetişkin çocukları bulunan ve çocukları ile aynı evde kalan mağdurenin evlilik hayatı yaşadığı sanığın yani çocuklarının babasının kendisine cinsel saldırıda bulunmak istemesi üzerine, bağırarak çocuklarını uykudan kaldırması ve onlardan yardım istemesi toplumsal örf ve âdetler ile mağdurenin sosyal çevresi ve eğitim durumu karşısında mağdureden beklenemez. Kendisi olaydan hemen sonra yetkili mercilere şikâyette bulunmuş olup yapabileceği başvuruyu yapmıştır." şeklindeki gerekçeyle bozmaya direnerek önceki hüküm gibi sanığın mahkûmiyetine karar vermiştir.

Bu hükmün de sanık müdafisi tarafından temyiz edilmesi üzerine, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 29.09.2015 tarihli ve 334770 sayılı "onama" istekli tebliğnamesiyle Yargıtay Birinci Başkanlığına gelen dosya, Ceza Genel Kurulunca 14.12.2016 tarih ve 808-1874 sayı ile; 6763 sayılı Kanun'un 38. maddesi ile 5320 sayılı Kanun'a eklenen geçici 10. madde uyarınca kararına direnilen daireye gönderilmiş, aynı madde uyarınca inceleme yapan Yargıtay 14. Ceza Dairesince 20.03.2017 tarih ve 442-1443 sayı ile direnme kararının yerinde görülmemesi üzerine Yargıtay Birinci Başkanlığına iade edilen dosya, Ceza Genel Kurulunca 12.03.2019 tarih ve 397-190 sayı ile; 19.12.2012 ve 06.09.2013 tarihli gerekçeli kararların Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanlığına tebliğinin sağlanması için Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına tevdi edilmiş ve anılan eksikliğin giderilmesinden sonra Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı tarafından kararın temyiz edilmemesi nedeniyle Yargıtay 14. Ceza Dairesince Yargıtay Birinci Başkanlığına tekrar iade edilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır.

TÜRK MİLLETİ ADINA

CEZA GENEL KURULU KARARI

Özel Daire ile Yerel Mahkeme arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; mağdurenin sanığın eylemine rızasının bulunup bulunmadığı, bu bağlamda sanığın üzerine atılı nitelikli cinsel saldırı suçunun unsurları itibarıyla oluşup oluşmadığının belirlenmesine ilişkindir.

İncelenen dosya kapsamından;

Sanık hakkında 25.06.2012 tarihinde eşi mağdure ...’a karşı işlediği iddia olunan basit yaralama ve konut dokunulmazlığının ihlali suçlarından 29.08.2012 tarihli iddianamenin düzenlendiği,

Sanık hakkında 30.09.2012 ve 01.10.2012 tarihli eylemleriyle eşi mağdure ...’a yönelik basit yaralama ve tehdit, ev sahibi Şerife’ye yönelik basit tehdit suçlarından 09.10.2012 tarihli iddianamenin düzenlendiği,

Sanık hakkında 12.05.2011 tarihinde eşi mağdure ...’a yönelik olarak işlediği iddia olunan basit yaralama suçundan 27.09.2011 tarihli iddianamenin düzenlendiği,

Söke İlçe Jandarma Komutanlığınca 01.10.2012 tarihinde sanığın bir ay süre ile mağdureyle birlikte yaşadıkları müşterek konuta yaklaşmamasına karar verildiği, kararın aynı gün saat 23.30’da sanığa tebliğ edildiği,

Söke 1. Asliye Hukuk Mahkemesinin 02.10.2012 tarih ve 122 değişik iş sayı ile;

"Söke İlçe Jandarma Komutanlığınca verilen mağdurenin eşi sanık tarafından hakaret ve tehdide maruz kalması nedeniyle 6284 sayılı Kanun’un 5. maddesinin 2. fıkrası uyarınca bir ay süreyle evden uzaklaştırılmasına dair tedbir kararının onanmasına," karar verildiği,

Mağdurenin Söke Cumhuriyet Başsavcılığına sunduğu 03.10.2012 tarihli dilekçede; sanıkla gayri resmî evli olduklarını, müşterek 6 çocuklarının bulunduğunu, uzun süredir kendisinin ve çocuklarının sanığın şiddetine maruz kaldıklarını, sanığı şikâyet ettiğini, evden uzaklaştırma kararı olmasına rağmen sanığın 02.10.2012 tarihinde akşam saatlerinde eve geldiğini, sanığa "Evden uzaklaştırıldın." dediğini, sanığın "Kes sesini. Seni öldürürüm." demek suretiyle kendisini ölümle tehdit ettiğini, can güvenliğinin olmadığını, kendisine ve çocuklarına bir şey olursa sanığın sorumlu olduğunun bilinmesini istediği,

03.10.2012 tarihinde Söke Fehime Faik Kocagöz Devlet Hastanesince düzenlenen rapora göre; olayın öyküsünde mağdurenin bir gün önce gece saat 01.00’de eşinin kendisine zorla tecavüz ettiğine dair şikâyetinin bulunduğu, yapılan genital muayenesinde; darp ya da cebir izine rastlanmadığı, kızlık zarının perfore olduğu, eski yırtıkların mevcut olduğu, yeni yırtık izlenmediği, vajinal sürüntü muayenesinde bazı sahalarda tipik sperm hücreleri görüldüğü hususlarının belirtildiği,

06.10.2012 tarihinde kolluk görevlilerince düzenlenen tutanağa göre; sanığın ev adresinde yakalandığı,

Mağdurenin Söke Cumhuriyet Başsavcılığına sunduğu 08.10.2012 tarihli dilekçede; yaklaşık bir hafta önce eşi olan sanık hakkında şikâyette bulunduğunu, ancak eşiyle barıştıklarını, aralarında hiçbir sorun kalmadığını, şikâyetinden vazgeçtiğini bildirdiği,

Sanık hakkında düzenlenen sosyal araştırma raporuna göre; sanığın 46 yaşında olduğu, 20 yıl önce Bitlis ilinden göç ettiği, mağdurenin 40 yaşında olduğu, sanık ve mağdurenin 6 çocuklarının bulunduğu, yoksulluk içerisinde hayatlarını devam ettirdikleri, düzenli gelir elde edemedikleri, birlikte pamuk toplama işinde çalıştıkları, tek odalı evlerinin fiziki koşullarının son derece yetersiz olduğu, sanığın Türkçeyi tam olarak konuşamadığı, eğitimsiz olmasının işlediği iddia edilen fiilin hukuki anlam ve sonuçlarını algılama konusunda farkındalık düzeyini düşürdüğü, sanığın fizik ve sağlık durumun iyi olduğu, psikolojik durumu ve davranışlarında anormal bir durum gözlemlenmediği, bilişsel durumunun normal düzeyde olduğu, karşılaştığı sorunları tanımlayabilip çözebilecek zihinsel olgunluğa sahip bulunduğu, görüşme boyunca oldukça saygılı ve işbirlikçi tutum sergilediği, sosyal çevre bilgilerine göre; sorunlu bir kişilik yapısı olan sanığın cinsel içerikli gayri ahlaki davranışlarının bulunduğu yönünde köyün ilköğretim okulunda görev yapan öğretmenlerden bilgi alındığı, sonuç olarak sanığın üzerine atılı suçlamaları kabul etmediği, ailesi ve eşine karşı sorumsuz bir yaşam sürdürdüğü, aile planlaması ve çocuk yetiştirme konusunda bilgi ve bilinç düzeyinin düşük olduğu, toplum açısından tekrar suç işleme riskinin olduğu yönünde izlenim edinildiğinin belirtildiği,

Anlaşılmaktadır.

03.10.2012 tarihinde mağdure Savcılıkta; sunmuş olduğu 03.10.2012 tarihli şikâyet dilekçesinin doğru olduğunu, dilekçeyi yazan kişiye utandığı için söyleyemediği bir olay daha yaşandığını, sanıkla yaklaşık 20 yıldır resmî nikâh olmadan yaşadıklarını, 6 çocuklarının olduğunu, sanığı evliliklerinin başından beri istemediğini, aile baskısı nedeniyle evlendiklerini, sanığın son zamanlarda kendisine ve çocuklarına şiddet uyguladığını, son 10 gün içerisinde kendisini iki kez dövdüğünü, yardımcı olmak isteyen ev sahiplerini ise tehdit ettiğini, bu olayları jandarmaya bildirdiklerini ve soruşturma başlatıldığını, iki gün önce jandarmada ifadelerinin alınmasının ardından sanık hakkında evden uzaklaştırma kararı verildiğini, gece saat 00.00 sıralarında jandarmanın araçla kendilerini ve sanığı karakoldan aldığını, sanığı eve yaklaşmaması için uyarıp Söke çarşı merkezine, kendisini ise çocuklarıyla beraber eve bıraktıklarını, sanığın eve bir gün önce gündüz vaktinde gelmediğini, akşam hava kararmaya başladığında gelerek kendisinden habersiz içeri girip salona geçtiğini fark ettiğini, o esnada kendisinin mutfakta çalışmakta olduğunu, sanığa "Evden çek git." dediğini, sanığın "Sus kimse duymasın." diyerek oturduğunu, tartıştıklarını ancak karşı koyamadığını, sanığın evde kaldığını, sanıktan korktuğu için 11 yaşındaki kızı Hasret ve 7 yaşındaki kızı İpek’le birlikte aynı yatakta yattığını, gece saat 03.00 sıralarında sanığın eliyle sarsarak kendisini uyandırdığını, yanında uyuyan çocuklarını uyandırmadan kenara çekmiş olduğunu fark ettiğini, kendisine "Kalk seni istiyorum." biçiminde sözler söyleyen sanığa "Sende hiç namus şeref yok mu? Seni evden kovmaya çalışırken sen nasıl böyle bir şey istersin?" dediğini, bunları söylerken çocukların uyanmaması için kısık sesle konuştuğunu, çocukların uyanmasından korktuğu için hareketsiz kaldığını, sesini çıkartamadığını, istemediğini söylediği hâlde iç çamaşırının sanık tarafından çıkartıldığını, sanığın normal yoldan kendisiyle ilişkiye girdiğini, çocuklara rezil olmamak için sanığa karşı koyamadığını, işini bitiren sanığın kalkıp odanın diğer tarafına gittiğini, sanığa kızdığını, sabah uyandığında sanığın evden ayrılmış olduğunu gördüğünü, gece giymiş olduğu çamaşırları çamaşır makinasına atıp yıkadığını, olay sırasında sanığın kendisini darbetmediğini, vücudundaki yara bere izlerinin önceki olaylar sebebiyle olduğunu, iç beden muayenesine rıza gösterdiğini, uyudukları için çocukların olayı gördüklerini zannetmediğini, sanığın eve izinsiz olarak gelip isteği dışında kendisiyle cinsel ilişkiye girmesi nedeniyle ondan şikâyetçi olduğunu,

Mahkemede; sürekli olarak sanığın şiddet, hakaret ve tehdit içeren eylemlerine maruz kaldığını, bu konuda zaman zaman karakola ve savcılığa başvurduğunu, son olarak davaya konu olan olayda jandarmaya başvurduğu için sanık hakkında evden uzaklaştırma kararı verildiğini, aynı gün sanığın eve, akşam karanlık çöker çökmez geldiğini, bağırıp rezil etmemesi için kapıyı açmak zorunda kaldığını, evlerinin tek odalı olduğunu, çocuklarla aynı odada yattıklarını, olay günü sanığın henüz çocuklar uyanıkken ilişkiye girmek istediğini söylediğini ancak sanığa istemediğini defalarca söyleyip uyumaya çekildiğini, çocukların lambayı kapattıklarını, sanığın tekrar geldiğini, istemediği hâlde çocuklara rezil olmaktan korkup ses çıkaramadığını, bu şekilde rızasına aykırı olarak sanığın kendisiyle cinsel ilişkiye girdiğini, ertesi gün savcılığa şikâyette bulunduğunu, ancak sanıktan şikâyetçi olmadığını, sorulması üzerine; o gece sanıkla rızası dahilinde ilişkiye girmediğini, istemediği hâlde sanığın kendisiyle cinsel ilişkiye girdiğini, şikâyetçi olmadığını,

Beyan etmiştir.

06.10.2012 tarihinde sanık Kollukta; mağdureyle 20 yıldır gayri resmî evli olduklarını, müşterek 6 çocuklarının bulunduğunu, mağdureyle aralarında daha önce tartışmalar çıktığını, bu nedenle kendisi hakkında mahkeme tarafından bir ay süreyle evden uzaklaştırma kararı verildiğini, jandarmanın uzaklaştırma kararını kendisine tebliğ ettiğini, 02.10.2012 tarihinde çocuklarını çok özlemesi, ev sahibinin kendilerini evden çıkarma durumu olduğunu duyması ve evde elektrik ile suyun kesildiğini öğrenmesi nedenleriyle Akçakonak köyünde bulunan evine gitmek mecburiyetinde kaldığını, eve gittiğinde mağdurenin kendisine hiçbir tepki göstermediğini, normal bir şekilde oturup yemek yediklerini, aynı gece mağdurenin de isteğiyle ilişkiye girdiklerini, kesinlikle onu ilişkiye zorlamadığını, zorlamış olması hâlinde çocuklarının uyanmasının gerektiğini, ilişkiden sonra mağdureyle beraber yattıklarını, sabah erken vakitte evden çıktığını, mağdurenin kendisini neden şikâyet ettiğini anlamadığını,

07.10.2012 tarihinde Savcılıkta; jandarmada vermiş olduğu ifadesini aynen tekrar ettiğini, jandarmanın kendisi hakkında evden uzaklaştırma kararı uyguladığını, ailesiyle oturdukları evin sahibinin, eşini ve çocuklarını eşyalarla birlikte dışarı çıkartmak istediğini öğrendiğini, bunun üzerine eve gittiğini, ev sahibinin evde olmadığını, eşi olan mağdurenin ev sahibiyle görüştüğünü ve birikmiş kira borcunu istediğini anlattığını, bu nedenle evde kaldığını, geceyi evde geçirdiğini, mağdureyle onun isteği ve rızası doğrultusunda cinsel ilişkiye girdiğini, zorlama olmadığını, mağdureyle en büyüğü 18, en küçüğü 10 yaşlarında 6 çocuklarının olduğunu, hakkındaki suçlamayı kabul etmediğini, eşiyle barıştıklarını, başka bir eve taşınıp birlikte yaşamaya devam edeceklerini, mahkemenin uzaklaştırma kararının iptali için de başvuruda bulunacaklarını,

Mahkemede; mağdurenin zaman zaman şiddet uyguladığından bahisle kendisini şikâyet ettiğini ancak her defasında başkalarının mağdurenin aklına girmesi nedeniyle şikâyete maruz kaldığını, şikâyet edildiği zamanlarda akşamları jandarmanın gelip kendisini aldığını, suçlama konusu yapılan olayda ise jandarma tarafından hakkında evden uzaklaştırma kararı verildiğini fakat o gün ev sahibinin, çocuklarını ve eşini evden çıkartmak isteyip elektriği de suyu da kestirdiğini öğrendiğini, bu nedenle borçlarını ödemek için eve gidip ev sahibiyle görüştüğünü, gitmişken geceyi de evde geçirdiğini, eve zorla girmediğini, gece mağdurenin rızası dahilinde onunla ilişkiye girdiğini, eşi olan mağdureyle ilişkiye girmesinin normal olduğunu, 20 yıl önce kendisine başlık olarak bir servet ödediğini, mağdurenin ifadesinde geçtiği gibi zorla ırzına geçme durumunun söz konusu olmadığını, buna rağmen mağdurenin, başkalarının yönlendirmesi nedeniyle şikâyette bulunduğunu, ardından şikâyetten vazgeçtiğini, bu vazgeçmeyi kabul ettiğini, 20 yıllık evliliği süresince mağdureye karşı zorla bu tarz bir eyleminin olmadığını, suçlamaların asılsız olduğunu,

Savunmuştur.

Amacı somut olayda maddi gerçeğe ulaşarak adaleti sağlamak, suç işlediği sabit olan faili cezalandırmak, kamu düzeninin bozulmasını önlemek ve bozulan kamu düzenini yeniden tesis etmek olan ceza muhakemesinin en önemli ve evrensel nitelikteki ilkelerinden birisi de insan haklarına dayalı, demokratik rejimle yönetilen ülkelerin hukuk sistemlerinde bulunması gereken, öğreti ve uygulamada; "suçsuzluk" ya da "masumiyet karinesi" şeklinde, Latince'de ise "in dubio pro reo" olarak ifade edilen "şüpheden sanık yararlanır" ilkesidir. Bu ilkenin özü, ceza davasında sanığın mahkûmiyetine karar verilebilmesi açısından göz önünde bulundurulması gereken herhangi bir soruna ilişkin şüphenin, mutlak surette sanık yararına değerlendirilmesidir. Oldukça geniş bir uygulama alanı bulunan bu kural, dava konusu suçun işlenip işlenmediği, işlenmişse sanık tarafından işlenip işlenmediği ya da gerçekleştiriliş şekli hususunda herhangi bir şüphe belirmesi hâlinde uygulanabileceği gibi suç niteliğinin belirlenmesi bakımından da geçerlidir. Ceza mahkûmiyeti, toplanan delillerin bir kısmına dayanılıp diğer kısmı göz ardı edilerek ulaşılan kanaate veya herhangi bir ihtimale değil, kesin ve açık bir ispata dayanmalı, bu ispat, hiçbir şüphe ya da başka türlü oluşa imkân vermemelidir. Yüksek de olsa bir ihtimale dayanılarak sanığı cezalandırmak, ceza muhakemesinin en önemli amacı olan gerçeğe ulaşmadan hüküm vermek anlamına gelecektir.

Bu açıklamalar ışığında uyuşmazlık konusu değerlendirildiğinde;

Mağdurenin soruşturma aşamasında sanığın hava kararmaya başladığında gelerek kendisinden habersiz içeri girip salona geçtiğini fark ettiğini, o esnada kendisinin mutfakta çalıştığını, sanığa "Evden çek git." dediğini, sanığın "Sus kimse duymasın." diyerek oturduğunu, tartıştıklarını ancak karşı koyamadığını ve sanığın evde kaldığını, sanıktan korktuğu için 11 ve 7 yaşlarındaki kızları Hasret ve İpek’le aynı yatakta yattığını, gece saat 03.00 sıralarında sanığın eliyle sarsarak kendisini uyandırdığını, sanığın, yanında uyuyan çocuklarını uyandırmadan kenara çekmiş olduğunu fark ettiğini, "Kalk seni istiyorum." şeklinde konuşan sanığa "Sende hiç namus şeref yok mu? Seni evden kovmaya çalışırken sen nasıl böyle bir şey istersin?" sözleriyle cevap verdiğini, bunları söylerken çocukların uyanmaması için kısık sesle konuştuğunu ve hareketsiz kaldığını, sesini çıkartamadığını, istemediğini söylediği hâlde iç çamaşırının sanık tarafından çıkartıldığını, sanığın normal yoldan kendisiyle ilişkiye girdiğini, çocuklara rezil olmamak için karşı koyamadığını, işini bitiren sanığın kalkıp odanın diğer tarafına gittiğini, sabah uyandığında sanığın evden ayrılmış olduğunu gördüğünü, kovuşturma aşamasında sanık hakkında evden uzaklaştırma kararı verilmesinin ardından aynı gün karanlık çöker çökmez sanığın eve geldiğini, bağırıp etrafa rezil etmemesi için kapıyı açmak zorunda kaldığını, evlerinin tek odalı olduğunu, çocuklarla aynı odada yattıklarını, sanığın, henüz çocuklar uyanıkken ilişkiye girmek istediğini söylediğini, ancak ona istemediğini defalarca söyleyip uyumaya çekildiğini, çocukların lambayı kapattıklarını, sanığın tekrar geldiğini, istemediği hâlde çocuklara rezil olmamak için ses çıkaramadığını, bu şekilde rızasına aykırı olarak sanığın kendisiyle cinsel ilişkiye girdiğini iddia ettiği, sanığın ise aşamalarda 02.10.2012 tarihinde çocuklarını çok özlemesi, ev sahibinin kendilerini evden çıkarma durumunun olması ve evde elektrik ve suyun kesilmiş olması nedenleriyle Akçakonak köyünde bulunan evine gitmek mecburiyetinde kaldığını, eve gittiğinde mağdurenin kendisine hiçbir tepki göstermediğini, normal bir şekilde oturup yemek yediklerini, aynı gece mağdurenin de isteğiyle ilişkiye girdiklerini, kesinlikle mağdureyi ilişkiye zorlamadığını, zorlamış olması hâlinde çocuklarının uyanmasının gerekeceğini, ilişkiden sonra mağdureyle beraber uyuduklarını savunduğu olayda;

Olay tarihinden bir gün önce jandarmaya müracaat ederek sanık hakkında evden uzaklaştırma kararı verilmesini sağlayan mağdurenin, soruşturma aşamasında sanığın eve kendisinden habersiz geldiğini söylemesine karşın kovuşturma aşamasında olay günü sanığın eve geldiğini, kapıda bağırıp rahatsızlık vermemesi için onu içeri almak durumunda kaldığını belirtmek suretiyle çelişkili beyanlarda bulunması, evden uzaklaştırma kararı nedeniyle sanık ile mağdure arasında bir husumet bulunması, kendisine karşı darp ve tehdit uyguladığı iddiasıyla müteaddit defalar sanık hakkında adli mercilere şikâyette bulunan mağdurenin olay esnasında çocuklarına rezil olmamak için tepki gösteremediğini belirtmesinin hayatın olağan akışına uygunluk göstermemesi, mağdurenin ifadelerinde ilişki esnasında sanığın kendisine karşı cebir veya tehdit kullandığına dair iddialara yer vermemesi ve alınan raporda cebrin gerçekleştiğine ilişkin bir bulguya rastlanmaması, sanığın aşamalarda mağdureyle rızası dahilinde ilişkiye girdiklerini istikrarlı olarak savunması hususları bir bütün olarak değerlendirildiğinde sanığın mağdureye yönelik eylemini onun rızasına aykırı olarak gerçekleştirdiği hususunun şüphede kalması ve bu şüphenin de sanık lehine değerlendirilmesi zorunluluğu nedeniyle sanığın üzerine atılı nitelikli cinsel saldırı suçunun unsurları itibarıyla oluşmadığına karar verilmelidir.

Bu itibarla, Yerel Mahkemenin direnme kararına konu hükmündeki gerekçelerinin isabetli olmadığına ve mahkûmiyet hükmünün bozulmasına karar verilmelidir.

Çoğunluk görüşüne katılmayan Ceza Genel Kurulu Üyesi ...;

"Yapılan yargılama sonucu Yerel Mahkemede oluşan vicdani ve hukuki kanaat ile direnme kapsamında incelenen dosya içeriğine göre;

Sanık ... ile mağdure ...’ın yaklaşık 20 yıldır resmî nikâh olmaksızın birlikte yaşadıkları, bu birlikteliklerinden altı çocuklarının bulunduğu, uzun yıllardır sanıktan fiziksel şiddet, tehdit ve hakaret gören mağdurenin çeşitli zamanlardaki şikâyetleri üzerine sanık hakkında çok sayıda soruşturma yapıldığı ve kamu davaları açıldığı, olay öncesinde benzer nitelikteki davranışları nedeniyle mağdurenin başvurusuyla sanığın 6284 sayılı Kanun kapsamında ortak ikametten uzaklaştırılmasına ilişkin karar verildiği ve bu kararın sanığa tebliğ edildiği, buna rağmen sanığın aynı günün akşamında tekrar konuta giderek mağdurenin rızasına aykırı şekilde onunla cinsel ilişkiye girdiği anlaşılan olayda;

Mağdurenin cinsel ilişkiye dair iddiasının gerek sanığın kabule dayalı savunması, gerekse tıbbi raporlarla doğrulanması, mağdurenin tek odalı bir evde bazıları ergenlik döneminde altı çocuğuyla beraber aynı yerde uyumaları nedeniyle durumu çocuklarının göreceği ve rezil olacakları kaygısıyla bu duruma sesini çıkaramamış olması, öte yandan sanığın sergilediği fiziksel şiddet, tehdit ve hakaret davranışları nedeniyle kendisinden şikâyetçi olarak uzaklaştırma kararı verilmesini sağlayan mağdurenin aynı günün akşamında tedbir kararını hiçe sayarak eve gelen sanığın cinsel ilişki teklifine olumlu yaklaşmasının beklenemeyecek oluşu, sanığın yargılama evresinde dile getirdiği '...kendisi benim eşimdir. İlişkiye girmem normaldir. 20 yıl önce kendisine başlık olarak bir servet ödemiştim...' biçimindeki beyanlarının da özelde mağdureye, genelde kadınlara yönelik onları tümüyle meta olarak gören, üzerlerinde her türlü tasarrufa hakkı olduğunu iddia eden ve sağlıklı bir düşünce yapısı içermeyen bakış açısını yansıtması, okuma yazma bilmeyen, köyde yaşayan, mevsimlik işlerde çalışan, altı çocuklu bir anne olan mağdurenin ait olduğu sosyokültürel anlayış içinde sıkça gözlemlenen 'aile içinde yaşanan aile içinde kalır' anlayışına ters düşme, iffetini ortaya koyma ve kınanma pahasına hemen ertesi gün adli makamlara başvurarak sanıktan şikâyetçi olması karşısında, sanığa yüklenen suçun sübut bulduğu, Yerel Mahkemenin cinsel ilişkinin mağdurenin rızası dışında ve zora dayalı olarak gerçekleştiği biçimindeki kabul ve uygulamasında bir isabetsizlik bulunmadığı ve bu itibarla direnme hükmünün onanması gerektiği görüşünde olduğumdan sayın çoğunluğun bozma yönündeki düşüncesine iştirak etmiyorum. " düşüncesiyle,

Çoğunluk görüşüne katılmayan üç Ceza Genel Kurulu Üyesi de; benzer düşüncelerle karşı oy kullanmışlardır.

SONUÇ:

Açıklanan nedenlerle,

1- Söke 2. Ağır Ceza Mahkemesinin 06.09.2013 tarihli ve 178-183 sayılı direnme kararına konu hükmünün, mağdurenin sanığın eylemine rızasının bulunmadığı hususunun şüphede kalmasının sanık lehine değerlendirilmesi gerektiği ve bu itibarla gerçekleşen eyleme mağdurenin rızasının bulunduğu sonucuna ulaşıldığından sanığa atılı nitelikli cinsel saldırı suçunun unsurları itibarıyla oluşmadığının gözetilmemesi isabetsizliğinden BOZULMASINA,

2- Dosyanın mahalline gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİ EDİLMESİNE, 18.03.2021 tarihinde yapılan müzakerede oy çokluğuyla karar verildi.