Göçmen kaçakçılığı suçunun unsurları- yeni tarihli emsal karar

24.9.2021 12:29:54

12. Ceza Dairesi         2021/2356 E.  ,  2021/5660 K.


Mahkemesi :Ceza Dairesi

Suçlar : Göçmen kaçakçılığı, taksirle öldürme

Kararlar : 1- Sanıklar ... ve ...’nin göçmen kaçakçılığı suçundan CMK’nın 223/2-e maddesi gereğince ayrı ayrı beraatlerine ilişkin Silifke Ağır Ceza Mahkemesinin 20.09.2019 tarihli, 2018/469-2019/379 sayılı hükümlerine yönelik mahalli Cumhuriyet savcısı tarafından yapılan istinaf başvurusunun CMK’nın 280/1-a maddesi gereğince esastan reddine dair karar

2- Sanıklar ..., ..., ..., ... ve ...’in taksirle öldürme suçundan CMK’nın 223/2-e maddesi gereğince ayrı ayrı beraatlerine ilişkin Silifke Ağır Ceza Mahkemesinin 20.09.2019 tarihli, 2018/469-2019/379 sayılı hükümlerine yönelik mahalli Cumhuriyet savcısı tarafından yapılan istinaf başvurusunun CMK’nın 280/1-a maddesi gereğince esastan reddine dair karar

3- Sanık ...’ın taksirle öldürme suçundan TCK’nın 85/2, 62/1, 63/1. maddeleri gereğince 12 yıl 6 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına ilişkin Silifke Ağır Ceza Mahkemesinin 20.09.2019 tarihli, 2018/469-2019/379 sayılı hükmüne yönelik sanık müdafii ve mahalli Cumhuriyet savcısı tarafından yapılan istinaf başvurularının CMK’nın 280/1-a maddesi gereğince esastan reddine dair karar

4- Sanıklar ..., ..., ... ve ...’ın göçmen kaçakçılığı suçundan TCK’nın 37/1. maddesi yollamasıyla aynı Kanun’un 79/1-b, 79/2-a, 43/2. maddesi yollamasıyla 43/1, 62/1, 52/2-4, 53/1-2-3, 63/1. (Sanık ... hakkında ayrıca TCK’nın 58/7.) maddeleri gereğince 11 yıl 8 ay hapis ve 266.660,00 TL adli para cezası ile ayrı ayrı cezalandırılmalarına ilişkin Silifke Ağır CezaMahkemesinin 20.09.2019 tarihli, 2018/469-2019/379 sayılı hükümlerine yönelik sanıklar müdafii tarafından yapılan istinaf başvurusu üzerine, TCK’nın 43. maddesindeki zincirleme suç koşullarının oluşmadığı gerekçesiyle CMK’nın 280/1-a ve 303/1-a maddeleri gereğince ilk derece mahkemesinin kararındaki zincirleme suç maddelerinin hükümlerden çıkarılarak, sanıklara hükmedilen sonuç cezalar 8 yıl 9 ay hapis ve 200.000,00 TL adli para cezası olarak belirlenip, sanıklar hakkındaki sonuç cezaların değiştirilmesi suretiyle hukuka aykırılığın düzeltilerek istinaf başvurusunun esastan reddine dair karar


Göçmen kaçakçılığı suçundan sanıklar ..., ... ve taksirle öldürme suçundan sanıklar ..., ..., ..., ..., ...’in beraatlerine, taksirle öldürme suçundan sanık ...’ın ve göçmen kaçakçılığı suçundan sanıklar ..., ..., ..., ...’ın mahkumiyetlerine ilişkin hükümlere yönelik Adana Bölge Adliye Mahkemesi 1. Ceza Dairesince yapılan istinaf incelemesi sonucunda verilen 03.07.2020 tarihli, 2019/4870-2020/1086 sayılı, sanıklar ..., ... hakkındaki göçmen kaçakçılığı ve sanıklar ..., ..., ..., ..., ... hakkındaki taksirle öldürme suçları ile ilgili olarak “istinaf başvurusunun esastan reddine” dair kararlar, bölge adliye mahkemesi Cumhuriyet savcısı tarafından, sanık ... hakkındaki taksirle öldürme suçu ile ilgili olarak “istinaf başvurusunun esastan reddine” ve sanıklar ..., ..., ..., ... hakkındaki göçmen kaçakçılığı suçu ile ilgili olarak ilk derece mahkemesinin kararındaki zincirleme suç maddelerinin hükümlerden çıkarılarak, sanıklar hakkındaki sonuç cezaların değiştirilmesi suretiyle hukuka aykırılığın “düzeltilerek istinaf başvurusunun esastan reddine” dair kararlar, bölge adliye mahkemesi Cumhuriyet savcısı ile sanıklar ..., ..., ... ve ... müdafileri tarafından temyiz edilmekle, dosya incelenerek gereği düşünüldü:

Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından sanıklar ..., ..., ... ve ... müdafiilerinin temyiz istemleri hakkında görüş içeren ek tebliğnamenin düzenlendiği belirlenerek ve sanıklar ... ile ... müdafilerinin duruşmalı inceleme istemlerinin, adı geçen sanıklara tayin olunan cezaların on yıl hapis cezasından aşağı olması sebebiyle 5271 sayılı CMK'nın 299. maddesi gereğince reddine karar verilerek yapılan incelemede:

Sanıklar ... ve ... hakkında göçmen kaçakçılığı suçundan açılan kamu davalarının yapılan yargılaması sonunda, ilk derece mahkemesince beraat kararı verilmiş olup, CMK'nın 286/2-g maddesi uyarınca, on yıl veya daha az hapis cezasını veya adli para cezasını gerektiren suçlardan dolayı ilk derece mahkemesince verilen beraat kararları ile ilgili olarak istinaf başvurusunun esastan reddine dair bölge adliye mahkemesi kararları temyiz edilemez ise de, bölge adliye mahkemesi Cumhuriyet savcısı tarafından, üç yıldan sekiz yıla kadar hapis ve (bin günden) onbin güne kadar adli para cezası yaptırımı öngören TCK’nın 79/1-b ve hükmedilen temel cezanın yarısından üçte ikisine kadar artırılmasını öngören TCK’nın 79/2-a maddeleri gereğince sanıklar hakkında mahkumiyet kararı verilmesi gerektiği nedenine dayalı olarak aleyhe temyiz isteminde bulunulmuş olması karşısında, kesin nitelikteki hükümlerin kesinlik sınırını aşar nitelikte yaptırım içermek şartıyla suç vasfına yönelik ya da suç niteliği doğru belirlenmesine rağmen yanılgılı bir uygulama ile kesinlik sınırı içinde kalan cezaların verildiği hükümlere karşı yapılan aleyhe başvuru üzerine temyiz denetimine konu olabileceğine dair Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 28.05.2020 tarihli ve 2018/191-2020/242 sayılı, 28.05.2019 tarihli ve 2018/297-2019/461 sayılı, 11.03.2014 tarihli ve 2013/532-2014/126 sayılı kararları da gözetildiğinde, sanıklar ... ve ...’nin göçmen kaçakçılığı suçundan beraatlerine ilişkin ilk derece mahkemesi hükümlerine yönelik mahalli Cumhuriyet savcısı tarafından yapılan istinaf başvurusunun esastan reddine dair kararın temyizinin mümkün olduğu kabul edilmiştir.

Toplam 19 göçmenin ölümü ve 102 göçmenin yaralanmasıyla sonuçlanan olayda, göçmen kaçakçığı suçundan dolayı suç ve karar tarihi itibariyle TCK'nın 79/1-b maddesi gereğince üç yıldan sekiz yıla kadar hapis ve onbin güne kadar adli para cezası tayin ve takdir etmek durumunda olan ilk derece mahkemesince, sanıklar ..., ..., ... ve ... hakkında 7 yıl hapis ve 8000 gün adli para cezası olarak belirlenen temel cezaların, TCK'nın 3/1. maddesi uyarınca işlenen fiilin ağırlığıyla orantılı, adalet ve hakkaniyete uygun olduğu anlaşıldığından, tebliğnamedeki “Taşınan göçmen sayısı, olayın vahameti, sanıkların yoğun kast altında hareket etmeleri gözetilerek sanıklar haklarında eylemlerinin ağırlığıyla orantılı yüksek bir cezaya hükmedilmesi gerekirken, ceza niceliği düşük tutularak TCK'nun 3/1, 61 maddelerine aykırılığa yol açılması” biçimindeki bozma nedenine iştirak edilmemiştir.

Yapılan yargılamaya, incelenen dosya kapsamına göre, bölge adliye mahkemesi Cumhuriyet savcısı ile sanıklar ..., ..., ... ve ... müdafiilerinin sair temyiz itirazlarının reddine, ancak;

1- 18.07.2018 günü saat 05:37’de Sahil Güvenlik Akdeniz Bölge Komutanlığı Harekat Merkezi tarafından Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin yaklaşık 30 km. açıklarında 150 kişilik bir göçmen teknesinin su almakta olduğu ve yardım talebinde bulunulduğu yönünde ihbar alınması üzerine Silifke Cumhuriyet Başsavcılığınca başlatılan adli soruşturma sonunda, sanıkların, ülkelerinde çıkan iç savaştan dolayı ülkemize gelen ve daha iyi bir yaşam umuduyla Avrupa ülkelerine gitmek isteyen Suriye uyruklu şahıslarla irtibat kurdukları, internet üzerinden veya başka hatlar üzerinden görüşmeler yaparak göçmenleri illegal yollarla yurt dışına çıkarmak için anlaştıkları, düzensiz göçmenleri 2000-2500 USD para karşılığında deniz yoluyla Kıbrıs Rum kesimine götürmek için tekneye bindirmek amacıyla tekne ayarladıkları, uygun yer temin ettikleri, yer ve tekne temininden sonra şahısları nakil etmek için şoför ve araba ayarladıkları, şahısların nakli sırasında yakalanmamak amacıyla tedbirli davrandıkları, göçmenleri temin etmiş oldukları araçlar ile Aydıncık İlçesi, Yeni Taş Mahallesi'nin yaklaşık 6 km. ilerisinde bulunan inşaat halindeki T6 tünelini geçtikten sonra yolun sol tarafında yer alan eski patika yoldan sahile indirerek, sahile yaklaşan tekneye bindirdikleri, düzensiz göçmenleri taşıyan teknenin açık denizde arızalanıp, su alarak batması neticesinde; biri 28 haftalık gebe ve Suriyeli, diğeri Iraklı iki kadın ile Suriyeli 17 erkek olmak üzere toplam 19 göçmenin cesetlerine ulaşıldığı, boğulma tehlikesi yaşayan 102 düzensiz göçmenin ise sağ olarak kurtarıldığı iddiasına konu olayda;

01.08.2018 tarihinde kimlik bilgilerinin gizli kalmasını isteyen bir erkek şahsın ve 17.09.2018 tarihinde kimlik bilgilerinin gizli kalmasını isteyen Suriye uyruklu bir erkek şahsın (Arapça bilen ve kendisine tercümanlık yapan Türk vatandaşı bir erkek şahısla) Mersin İl Jandarma Komutanlığı Kaçakçılık ve Organize Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğüne gelip, meydana gelen olayla ilgili bilgi vermeleri üzerine düzenlenen 01.08.2018 ve 17.09.2018 tarihli muhbir görüşme tutanaklarında, göçmenlerin yurt dışına çıkarılması süreci ve meydana gelen olayın failleri ile ilgili ayrıntılı açıklamaların yanı sıra olayın sanık ...’ın kurucusu olduğu örgütün faaliyeti çerçevesinde işlendiğine dair açıklamaların yer alması karşısında,

Ceza yargılamasının amacı olan maddi gerçeğin ortaya konulabilmesi, başta sanık ... ve ... olmak üzere sanıkların savunmalarının denetlenebilmesi, sanıklar arasında örgütsel bir yapılanma olup olmadığı ile sanıkların olaydaki konumlarının tereddüte yer bırakmayacak şekilde belirlenebilmesi amacıyla kovuşturma genişletilip; 01.08.2018 ve 17.09.2018 tarihli muhbir görüşme tutanaklarında sözü edilen şahıslar ilgili kolluk biriminden sorulup, kimlik bilgileri tespit edilerek, usulüne uygun olarak tanık sıfatıyla dinlenilmeleri, ortaya çıkabilecek yeni deliller ile birlikte toplanan tüm deliller değerlendirilerek, iddia ve savunmaların doğruluk derecesi açıklığa kavuşturulduktan sonra sanıkların hukuki durumlarının takdir ve tayini gerekirken, sanıklar ..., ..., ..., ..., ..., ... hakkında göçmen kaçakçılığı ve taksirle öldürme suçlarından eksik incelemeye dayalı olarak yazılı şekilde karar verilmesi,

2- Kabul ve uygulamaya göre de:

a) Olası kast TCK’nın 21. maddesinin 2. fıkrasında; “Kişinin, suçun kanunî tanımındaki unsurların gerçekleşebileceğini öngörmesine rağmen, fiili işlemesi hâli” biçiminde tanımlanmış, fıkra gerekçesinde ise; “Olası kast durumunda suçun kanuni tanımında yer alan unsurlardan birinin somut olayda gerçekleşebileceği öngörülmesine rağmen, kişi fiili işlemektedir. Diğer bir deyişle, “fail unsurların meydana gelmesini kabullenmektedir.” şeklinde, olası kastın uygulanma şartları belirtilmiştir. Öğretide de, olası kast, suçun kanuni tanımındaki objektif unsurların gerçekleşebileceği, ciddi bir şekilde mümkün görülmesine rağmen, fiilin işlenmesi suretiyle tipikliğin gerçekleşmesi şeklinde tanımlanmıştır (Koca/Üzülmez; Türk Ceza Hukuku Genel Hükümler; 4. Baskı; sh. 152.).

Fail, hareketinden doğacak sonuçları bilerek ve isteyerek hareket etmişse kast gerçekleşmiştir. Buna karşılık, fail belli bir sonucu gerçekleştirmek üzere hareket ederken, bunun yanında başka sonuçların meydana gelmesini de göze almış ve bu sonuçlar da gerçekleşmişse, failin bu sonuçlar açısından da kasten hareket ettiği kabul olunur. Çünkü fail, asıl kastettiğinden başka, hareketinden doğacak diğer sonuçları tahmin ettiği veya öngördüğü halde hareketini devam ettirmiştir. Dolaylı kast olarak adlandırılan bu kast türüne, belirli olmayan kast, gayrimuayyen kast, olursa olsun kastı veya dolus eventualis de denilmektedir (Nur Centel, Türk Ceza Hukukuna Giriş, 2.Bası, s.349, Artuk-Gökcen-Yenidünya, Ceza Hukuku Genel Hükümler, Cilt 1, s.597 vd.), (Ayhan Önder, Ceza Hukuku Genel Hükümler, Cilt.2, s. 293 vd, Uğur Alacakaptan, Suçun Unsurları, s.139 vd., Timur Demirbaş, Ceza Hukuku Genel Hükümler, s.312 vd.).

İstisnai bir kusurluluk şekli olan taksir, 5237 sayılı TCK’nın 22/2. maddesinde “dikkat ve özen yükümlülüğüne aykırılık dolayısıyla, bir davranışın suçun kanuni tanımında belirtilen neticesi öngörülmeyerek gerçekleştirilmesi” şeklinde tanımlanmış olup, 5237 sayılı TCK’da, 765 sayılı TCK’da yer verilen, “tedbirsizlik”, “dikkatsizlik”, “meslek ve sanatta acemilik”, “nizamat, evamir ve talimata riayetsizlik”, “kayıtsızlık veya tedbirsizlik”, “hataen ve kayıtsızlıkla”, “müsamaha ve dikkatsizlik” şeklindeki taksir kalıplarına ilgili suç tiplerinde yer verilmemiştir; ancak, gerek öğretide gerek uygulamada bu taksir kalıplarına yer verilmemiş olmanın, bir eksiklik veya farklılık oluşturmayacağı kabul edilmektedir.

Toplumsal yaşamda belli faaliyetlerde bulunan kimselerin başkalarına zarar vermemek için bir takım önlemler alması ve bazı davranış kurallarına uyma zorunlulukları bulunmaktadır. Bu kurallar toplum olarak yaşama zorunluluğundan doğabileceği gibi, Devletin müdahalesiyle de ortaya çıkabilmektedir. Taksirli suç bu kuralların ihlal edilmesi sonucu belirir, fail tedbirli ve öngörülü davranmamış olduğu için cezalandırılır. Bu bakımdan sorumluluğun nedeni, öngörebilme imkân ve ödevinin varlığına rağmen sonuca iradi bir hareketle neden olmaktan kaynaklanmaktadır.

Öğretide ve yargı kararlarında taksirin unsurları,

a) Fiilin taksirle işlenebilen bir suç olması,

b) Hareketin iradiliği,

c) Neticenin iradi olmaması,

d) Hareketle netice arasında nedensellik bağının bulunması,

e) Neticenin öngörülebilmesi, ancak bu neticenin fail tarafından öngörülmemesi,

Şeklinde belirtilmiştir.

Bilinçli taksir kavramı mülga 765 sayılı TCK’nın 45. maddesine 08.01.2003 tarihli ve 4758 sayılı Kanun ile eklenen son fıkra ile hukukumuza girmiş olup, anılan fıkrada, “Failin öngördüğü neticeyi istememesine rağmen neticenin meydana gelmesi halinde bilinçli taksir vardır; bu halde ceza ... arttırılır.” hükmüne yer verilmiş, aynı hüküm, 5237 sayılı TCK’nın 22. maddenin 3. fıkrasında da korunmuştur.

Taksirden söz edilebilmesi için neticenin öngörülebilir olması gerekli ve yeterli olmasına karşılık, bilinçli taksir halinde failin somut olayda ayrıca bu neticeyi öngörmüş olması da gereklidir.

Bilinçli taksirde gerçekleşen sonuç, fail tarafından öngörüldüğü halde istenmemiştir. Gerçekten neticeyi öngördüğü halde, sırf şansına veya başka etkenlere, hatta kendi beceri veya bilgisine güvenerek hareket eden kimsenin tehlike hali, bunu öngörmemiş olan kimsenin tehlike hali ile bir tutulamaz; neticeyi öngören kimse, ne olursa olsun, bu neticeyi meydana getirecek harekette bulunmamakla yükümlüdür.

Bilinçli taksirde netice somut olarak öngörüldüğü halde, istenmemiştir.

Bilinçli taksiri, taksirden ayıran özellik, bilinçli taksirde istenmeyen netice fiilen öngörülürken, taksirde öngörülmemektedir.

Yasada, taksirin bir türü olarak düzenlenmiş bulunan bilinçli taksir esas itibariyle olası kastın sınırlarını daraltıcı bir işlev görmektedir. Bu nedenle, olası kastın anlamı ve sınırları belirlenmeden, bilinçli taksirin kapsamının tayini mümkün değildir.

Olası kast ve bilinçli taksir öngörme unsuru itibariye örtüşmesine rağmen, isteme unsuru bakımından ayrılmaktadır.

Olası kastı bilinçli taksirden ayıran özellik, mümkün ya da muhtemel olarak öngörülen neticenin kabullenilmesi, failin öngördüğü tipik neticenin meydana gelmeyeceğine yönelik bir güveni olmadan hareket etmesidir. Başka bir anlatımla, fail “öyle ya da böyle herhalde hareketi gerçekleştirirdim” diyorsa olası kast, “neticenin gerçekleşeceğini bilseydim hareketi gerçekleştirmezdim”, diyorsa bilinçli taksir söz konusudur.

Somut olay bu çerçevede değerlendirildiğinde; teknenin kaptanı olan sanık ...’ın savunmasına ve mağdurların beyanlarına göre, azami 20 metre uzunluğundaki eski ve ahşap balıkçı teknesine, taşıma kapasitesinin oldukça üstündeki sayıda göçmen grubunun bindirilmesi, teknenin saat 21.00-21.30 sularında başlayan yolculuktan yaklaşık iki saat sonra motor kısmından arızalanıp, su almaya başlamasına rağmen yolculuğa devam edilmesi, gece vakti tehlikeli olacağı kaçınılmaz deniz yolculuğu için yeterli can yeleği ve simidi tahsis edilmeksizin gerekli güvenlik önlem ve ekipmanlarının alınmasının kaçak göçmenlerin inisiyatif ve iradesine bırakılması karşısında, 19 göçmenin ölümüne ve birden fazla göçmenin yaralanmasına neden olan sanık ...’ın ve onunla birlikte hareket ettiği kabul edilen diğer sanıklar ..., ..., ...’in muhtemel tüm sonuçları öngörmelerine rağmen öngördükleri sonucu kabullenerek yani olursa olsun diyerek fiillerini icra ettikleri dikkate alınarak, sanıkların hukuki durumlarının 19 kez olası kastla öldürme ve basit tıbbi müdahale ile giderilebilecek şekilde yaralandıkları tespit edilen şikayetçi mağdur sayısınca olası kastla yaralama suçları kapsamında değerlendirilmesi gerektiği gözetilmeksizin, suç vasfında yanılgıya düşülerek, dosya kapsamına uygun düşmeyen gerekçelerle sanıklar ..., ..., ... ve ... hakkında taksirle öldürme suçundan yazılı şekilde karar verilmesi,

b) TCK’nın “Göçmen kaçakçılığı” başlıklı 79. maddesi;

“(1) Doğrudan doğruya veya dolaylı olarak maddi menfaat elde etmek maksadıyla, yasal olmayan yollardan;

a) Bir yabancıyı ülkeye sokan veya ülkede kalmasına imkân sağlayan,

b) Türk vatandaşı veya yabancının yurt dışına çıkmasına imkân sağlayan,

Kişi, üç yıldan sekiz yıla kadar hapis ve onbin güne kadar adlî para cezası ile cezalandırılır.

(2) Bu suçun bir örgütün faaliyeti çerçevesinde işlenmesi halinde, verilecek cezalar yarı oranında artırılır.

(3) Bu suçun bir tüzel kişinin faaliyeti çerçevesinde işlenmesi halinde, tüzel kişi hakkında bunlara özgü güvenlik tedbirlerine hükmolunur.” şeklinde iken, 22.07.2010 tarihli ve 6008 sayılı Kanunun 6. maddesiyle, maddenin 1. fıkrasına; “Suç teşebbüs aşamasında kalmış olsa dahi tamamlanmış gibi cezaya hükmolunur.” hükmü eklenmek suretiyle göçmen kaçakçılığı suçu bir teşebbüs suçu haline getirilmiş, anılan Kanunla maddenin ikinci fıkrası; “Suçun, mağdurların;

a) Hayatı bakımından bir tehlike oluşturması,

b) Onur kırıcı bir muameleye maruz bırakılarak işlenmesi,

hâlinde, verilecek ceza yarısından üçte ikisine kadar artırılır.”, üçüncü fıkrası ise 06.12.2019 tarihli ve 7196 sayılı Kanunun 56. maddesiyle; “Bu suçun; birden fazla kişi tarafından birlikte işlenmesi halinde verilecek ceza yarısına kadar, bir örgütün faaliyeti çerçevesinde işlenmesi halinde verilecek ceza yarısından bir katına kadar artırılır.” şeklinde yeniden düzenlenmiş, birinci fıkradaki “üç yıldan sekiz yıla kadar hapis ve” ibaresinden sonra gelmek üzere “bin günden” ibaresi eklenerek madde son hâlini almıştır.

Göçmen kaçakçılığı suçuna ilişkin TCK'nın 79. maddesinin gerekçesinde de “Maddenin birinci fıkrası göçmen kaçakçılığı suçunu oluşturan seçimlik hareketler tanımlamaktadır. Tanıma göre, doğrudan doğruya veya dolaylı olarak maddî menfaat elde etmek maksadıyla, yasal olmayan yollarla bir yabancıyı ülkeye sokmak veya ülkede kalmasına imkân sağlamak ya da Türk vatandaşı veya yabancının ülke dışına çıkmasına imkân sağlamak, seçimlik hareketli suç olarak tanımlanmıştır.

Bu itibarla, yasal olarak yurda girmiş olmakla beraber, Türkiye’de sürekli olarak oturmalarına yetkili mercilerce karar verilmemiş yabancıların ülkede kalmalarına imkân sağlamak da, bu suçu oluşturacaktır.

Suçun manevî unsuru, fiilin 'doğrudan doğruya veya dolaylı olarak maddî bir yarar elde etmek maksadıyla' işlenmesidir. Suçun oluşması için, bu maksadın varlığı gerekli ve yeterlidir; ancak menfaatin elde edilmiş olması gerekmez. Bu unsur, suçu örneğin terör maksadıyla bazı kişileri ülkeye sokmak fiillerinden ayırmak olanağını vermektedir. Kaldı ki, bu suçta asıl mağdurlar, çaresizlik ve yoksullukları nedeniyle kendilerine bir ekmek kapısı açmak için çırpınan insanlardır...” açıklamalarına yer verilmiştir.

Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 09.06.2020 tarihli ve 2018/116-2020/279 sayılı kararında vurgulandığı üzere, bu suç ile korunmak istenen hukuki yarar karma nitelik göstermektedir. Bir yandan göçmenlerin mal varlığı ve vücut bütünlüğü gibi kişilere ait menfaatler, diğer yandan ise kamu düzeni, güvenlik ve ekonomi gibi ulusal ve uluslararası topluma ait menfaatler korunmaktadır.

Göçmen kaçakçılığı suçunda, uluslararası toplum düzeninin yanı sıra kaçak göçmenlerin yararları da dikkate alınmalıdır. Esasen suçun mağduru, ceza hükmünün koruduğu hak ve yararın maliki veya bunlar üzerinde tasarruf yetkisi olan kişi olarak kabul edildiğinde, bu suçla korunan birden fazla hukuki menfaat arasında göçmenlere ait bir takım yararların da bulunmakta olması nedeniyle bu kişilerin de suçun mağduru olarak görülmeleri bakımından bir engel bulunmamaktadır. TCK'nın 79. maddesinin gerekçesinde; “Bu suçta asıl mağdurların, çaresizlik ve yoksulluk nedeniyle kendilerine bir ekmek kapısı açmak için çırpınan insanlar” olduğuna dair bir tespite de yer verilmiştir. Son olarak 2010 yılında 6008 sayılı Kanunla TCK'nın 79. maddesinde yapılan değişiklikler ile kanun koyucunun iradesinin de göçmenlerin bu suçun mağduru olduğu yönündeki görüşün madde hükmüne yansıdığı görülmektedir. Özellikle maddenin ikinci fıkrasında: “Suçun, mağdurların; a) Hayatı bakımından bir tehlike oluşturması, b) Onur kırıcı bir muameleye maruz bırakılarak işlenmesi halinde, verilecek ceza yarısından üçte ikisine kadar arttırılır.” ibarelerine yer verilmek suretiyle göçmenlere mağdur sıfatı tanınmıştır. TCK'nın 43/3. maddesinde sayılan suçlar arasında yer almayan göçmen kaçaklığı, zincirleme suç şeklinde işlenmesi mümkün suçlar arasındadır. Birden fazla göçmeni tek bir araçla yurt dışına çıkartma eyleminde de göçmenlerin suçun mağduru olarak kabulü ile TCK'nın 43/2. maddesinde belirtilen zincirleme suç hükümlerinin uygulanması gerekmektedir (Bayraktar Köksal /Kurt Gülşah, Özel Ceza Hukuku, c. I, Uluslararası Suçlar, On İki Levha Yayıncılık, İstanbul, 2016).

Bu açıklamalar ışığında yapılan değerlendirmede; göçmen kaçakçılığı suçunu birden fazla mağdura (göçmene) karşı tek bir fiil ile gerçekleştiren sanıklar ..., ..., ... ve ...’a hükmedilen cezalarda, TCK'nın 43/2. maddesi yollamasıyla aynı Kanun'un 43/1. maddesi gereğince artırım yapılmasına dair ilk derece mahkemesinin kabulünde bir isabetsizlik bulunmadığı gözetilmeksizin, “Göçmen kaçakçılığı yapma suçunun mağduru olmayıp konusu olan göçmen şahısların birden fazla olması halinde bu durumun temel cezanın belirlenmesinde değerlendirilmesi gerektiği, TCK'nın 43/2. maddesi kapsamında kabul edilemeyeceği gözetilmeksizin sanıklar hakkında TCK'nın 43. maddesi uygulanmak suretiyle fazla ceza tayini” biçimindeki yasal olmayan gerekçeye dayalı olarak, ilk derece mahkemesinin kararındaki zincirleme suç maddelerinin hükümlerden çıkarılarak, sanıklar hakkındaki sonuç cezaların değiştirilmesi suretiyle yazılı şekilde karar verilmesi,

3- Sanıklar ..., ..., ... ve ...’a göçmen kaçakçılığı suçundan hükmedilen adli para cezaları taksitlendirildikten sonra, TCK'nın 52/4. maddesi gereğince taksitlerden birinin zamanında ödenmemesi halinde geri kalan kısmın tamamının tahsil edileceğinin ve ödenmeyen adli para cezasının hapse çevrileceğinin ihtar edilmesi gerektiği gözetilmeksizin, yazılı şekilde karar verilmesi,

4- Dosyada mevcut Silifke 1. Asliye Ceza Mahkemesinin 03.10.2017 tarihli ve 2017/281-2017/226 sayılı ilamına göre, sanık ... hakkında 22.06.2017 tarihinde işlediği göçmen kaçakçılığı suçundan mahkumiyet kararı verilmiş olması karşısında, anılan ilamın kesinleşme ve infaz tarihlerini gösteren onaylı bir örneği temin edilip, sanık ... hakkında TCK'nın 58. maddesi gereğince tekerrür hükümlerinin uygulanmasına ve sanığa göçmen kaçakçılığı suçundan hükmolunan cezanın mükerrirlere özgü infaz rejimine göre infaz edilmesine karar verilip verilmeyeceğinin tartışılması gerektiği gözetilmeksizin, yazılı şekilde karar verilmesi,

Kanuna aykırı olup, bölge adliye mahkemesi Cumhuriyet savcısı ile sanıklar ..., ..., ... ve ... müdafilerinin temyiz itirazları bu bakımdan yerinde görülmüş olduğundan, Adana Bölge Adliye Mahkemesi 1. Ceza Dairesince yapılan istinaf incelemesi sonucunda verilen 03.07.2020 tarihli, 2019/4870-2020/1086 sayılı “istinaf başvurusunun esastan reddine” ve hukuka aykırılığın “düzeltilerek istinaf başvurusunun esastan reddine” ilişkin kararların açıklanan nedenlerle 5271 sayılı CMK'nın 302/2. maddesi gereğince isteme uygun olarak BOZULMASINA, aynı Kanunun 283/1 ve 307/5. maddeleri uyarınca taksirle öldürme suçundan sanık ...’ın ve göçmen kaçakçılığı suçundan sanıklar ..., ..., ..., ...’ın kazanılmış haklarının saklı tutulmasına, bozma kararı doğrultusunda işlem yapılmak üzere 5271 sayılı CMK'nın 7165 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanunun 8. maddesi ile değişik 304/2. maddesi uyarınca, dosyanın gereği için Silifke Ağır Ceza Mahkemesine, kararın bir örneğinin de Adana Bölge Adliye Mahkemesi 1. Ceza Dairesine iletilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına GÖNDERİLMESİNE, 5271 sayılı CMK'nın 102. maddesinde öngörülen azami tutukluluk süreleri, temyiz aşamasında geçen sürenin azami tutukluluk süresinin hesabında dikkate alınamayacağına ilişkin Anayasa Mahkemesinin 16.05.2015 tarihli, 29357 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan 12.03.2015 tarihli, 2014/14310 başvuru numaralı kararı, 21.07.2018 tarihinden bu yana tutuklu olan sanık ...’a hükmedilen cezaların miktarı ve tutuklu kaldığı süre ile bozma nedenlerine göre sanığın üzerine atılı suçların vasfının değişmesi ve kaçma olasılığı gözetilerek, tutuklu sanık ... ile ilgili tahliye taleplerinin reddi ile SANIK ...’IN TUTUKLULUK HALİNİN DEVAMINA, 07.07.2021 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.