Danışıklı boşanma- eski eşlerin iki farklı girişli evde yaşamaları

17.1.2022 11:41:15

Mahkemece yapılan yargılama sırasında toplanan delillere göre davacının eski eşi ile müşterek 1959 ila 1981 yılları arasında doğan sekiz çocuğunun bulunduğu, davacı ve eski eşinin adreslerinin Cumhuriyet Mahallesi... Midyat olduğu, aynı avluda farklı evlerde yaşama iddiası üzerine anılan adreste keşif yapıldığı, keşifte aynı avluda iki ayrı girişi bulunan evin fotoğraflarının çekildiği ve davacı tanıklarının beyanlarının alındığı, tanıkların beyanlardan anlaşılacağı üzere eski eşin ayrı yaşadığı belirtilen ayrı girişi bulunan kısmın boşanma önceside aynı şekilde mevcut olduğunun belirtildiği, davacı tanıklarının dinlendiği, ilk bozma kararı sonrası...n imzalı ihbar dilekçesi üzerinde imza incelemesi yaptırıldığı, Adli Tıp Kurumu tarafından imzanın davacının oğlu ...a ait olmadığının bildirildiği, davacının oğulları ... ve Zeyneddin  beyanlarının alındığı ve annesi ile babasının birlikte yaşamadıklarını beyan ettikleri anlaşılmaktadır.

42. Davacının oğlu ...’ın denetmene verdiği imzalı beyanında; anne ve babasının ayrı odalarda yaşadığını ve babasının annesini hastaneye götürdüğünü belirttiği, kontrol memuru tarafından yapılan çevre soruşturmasında komşuların davacı ile eski eşinin boşandığından haberdar olmadıklarını beyan etmekle birlikte yazılı ifade vermekten imtina ettikleri bilgisine yer verildiği, eski eşin 01.11.2011 tarihinde Kurum denetmenine verdiği yazılı ifadesinde aynı avlu içinde iki farklı evde yaşadıklarını söylediği, keşif sırasında beyanı alınan ...’in de boşanma öncesinde de evin aynı şekilde iki ayrı girişli olduğunu beyan ettiği dikkate alındığında aynı evin iki farklı girişinin olmasının boşanma sonrası gerçekleşmediği, boşanma öncesi de aynı şekilde olduğu anlaşılmakla davacı ve boşandığı eşinin şehir dışına hastaneye birlikte gitmelerinin ve iki ayrı girişi bulunan aynı evde yaşamalarının hayatın olağan akışına aykırı olduğunun kabulü gerekir.

43. Bu durumda yukarıda yapılan açıklamalar ile somut olaya ilişkin maddi ve hukukî olgular bir arada değerlendirildiğinde; davacı ve boşandığı eşinin fiilen birlikte yaşadıkları bu yönde tespit içeren sosyal güvenlik denetmen raporunun aksi ispat edilemediği bu nedenle davanın reddi gerektiği sonucuna varılmıştır.


Hukuk Genel Kurulu         2018/1016 E.  ,  2021/1262 K.


MAHKEMESİ :İş Mahkemesi Sıfatıyla)



1. Taraflar arasındaki “Kurum işleminin iptali ve tespit” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda, Mardin 1. Asliye Hukuk Mahkemesince (İş Mahkemesi sıfatıyla) verilen davanın kabulüne ilişkin karar davalı ... vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay (Kapatılan) 21. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonunda bozulmuş, mahkemece Özel Daire bozma kararına karşı direnilmiştir.

2. Direnme kararı davalı ... tarafından temyiz edilmiştir.

3. Hukuk Genel Kurulunca dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:


I. YARGILAMA SÜRECİ

Davacı İstemi:

4. Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkilinin eşi... ile Midyat Asliye Hukuk Mahkemesinin 2001/72 E., 2001/93 K. sayılı kararıyla boşandığını, eşinden boşandıktan sonra aynı avlu içerisinde yer almakla birlikte farklı ve bağımsız bir bölümde kalmakta olan oğlu ...'ın evinde yaşamaya başladığını, oğlunun başta böbrek olmak üzere birçok rahatsızlığı bulunduğunu, davacının böylece hem rahatsız olan oğlunun yanında kalarak gelini ile birlikte oğlunun bakımını sağladığını, hem de kendisi de yalnız kalmayarak gelini ve torunlarının gözetiminde yaşadığını, davalı Kurum tarafından 2011 yılı Kasım ayında yapılan inceleme sonucunda boşandığı eşi ile birlikte yaşadığı gerekçesi ile 26.01.2012 tarih ve 1728908 sayılı yazı ile ölüm aylığının kesildiğini ve 2008-31.01.2012 tarihleri arasında ödenen 31.491,20TL’nin iadesinin istendiğini belirterek Kurum işlemin iptali ile kesilen aylığının yeniden bağlanmasına karar verilmesini talep etmiştir.

Davalı Cevabı:

5. Davalı ... (SGK/Kurum) vekili cevap dilekçesi vermemiştir.

Mahkemenin Birinci Kararı:

6. Mardin 1. Asliye Hukuk Mahkemesinin (İş Mahkemesi sıfatıyla) 18.07.2014 tarihli ve 2012/563 E., 2014/373 K. sayılı kararı ile; davacı ile eşinin 2001 yılında boşandıkları, bu tarihten sonra da davacı ve eski eşinin Cumhuriyet Mahallesi ... Midyat/Mardin adresinde oturdukları ancak davacının oturduğu evin ayrı giriş kapısının, ayrı mutfak, yatak odası, banyo ve tuvaletin bulunduğu o dönemin mahalle muhtarları ve azalarının beyanlarında davacının eski eşi ile beraber yaşadığını doğrulamadığı, davalı Kurumun soruşturma dosyasında bulunan davacının eski eşi ve oğluna ait ifade tutanakları incelendiğinde davacının oğlu ile birlikte yaşadığı, boşandığı eşiyle aynı çatı altında yaşamadığ .... tarafından sunulan ihbar dilekçesi üzerine araştırma yapıldığı, alınan ifadeler ve ihbar dilekçesi dışında yapılan soruşturmada herhangi bir somut delile rastlanmadığı, tüm bu değerlendirmeler sonucu davacı ve boşandığı eşinin eylemli olarak aynı çatı altında birlikte yaşama olgusunu ortaya koyacak somut delil bulunmadığı gerekçesiyle davanın kabulü ile Kurum işleminin iptaline ve kesilen aylığın yeniden bağlanarak ödenmeyen aylık ve özlük haklarının davacıya iadesine karar verilmiştir.

Özel Daire Birinci Bozma Kararı:

7. Mardin 1. Asliye Hukuk Mahkemesinin (İş Mahkemesi sıfatıyla) yukarıda belirtilen kararı süresi içinde davalı Kurum vekili tarafından temyiz edilmiştir.

8. Yargıtay (Kapatılan) 21. Hukuk Dairesinin 11.12.2014 tarihli ve 2014/22070 E., 2014/26979 K. sayılı kararı ile; 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu’nun 56. maddesinin 2. fıkrasına dayalı açılan bu tür davalarda eylemli olarak birlikte yaşama olgusunun tüm açıklığıyla ve özellikle taraflar arasındaki uyuşmazlık konusu dönem yönünden ortaya konulmasının önem arz ettiği, bu aşamada 22.12.2011 tarihli Kurum denetmen raporunda yer alan davacının oğlunun yazılı beyanı mahkemece değerlendirilip, boşanan iki insanın birlikte hastaneye gitmelerinin hayatın olağan akışına uygun olmadığı göz önüne alınarak tutanak tanığı olan davacının oğlunun mahkeme huzurunda da beyanı alınmak suretiyle birlikte yaşama olgusunun gerçekleşip gerçekleşmediğinin toplanan kanıtlar ışığı altında değerlendirilmesi ve daha sonra elde edilecek sonuca göre karar verilmesi gerektiği gerekçesiyle hükmün bozulmasına karar verilmiştir.

Mahkemenin İkinci Kararı:

9. Mardin 1. Asliye Hukuk Mahkemesinin (İş Mahkemesi sıfatıyla) 14.06.2016 tarihli ve 2015/24 E., 2016/613 K. sayılı kararı ile; bozmaya uyularak yapılan yargılama sonucu önceki gerekçeye ilaveten bozma ilamı doğrultusunda davacının oğulları ... ve ...'ın beyanlarının alındığı, ... tarafından sunulan ihbar dilekçesi üzerine araştırma yapıldığı, davacının oğullarının tanık olarak dinlendiği ve ihbar dilekçesi üzerinde Adli Tıp Kurumuna imza incelemesi yaptırıldığı, raporda imzanın davacının oğluna ait olmadığının tespit edildiği, farklı bir kişi tarafından ihbarda bulunulduğunun anlaşıldığı, alınan ifadeler ve ihbar dilekçesi dışında yapılan soruşturmada herhangi bir somut delile rastlanmadığı, davacı ve boşandığı eşinin hastaneye birlikte gitmesinin ...'ın beyanında da anlaşılacağı üzere zor durumda kalınması sebebiyle gerçekleştiği, boşanan eşlerin bu tür durumlarda bir araya gelmesinin hayatın olağan akışına uygun olduğu gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmiştir.

Özel Daire İkinci Bozma Kararı:

10. Mardin 1. Asliye Hukuk Mahkemesinin (İş Mahkemesi sıfatıyla) yukarıda belirtilen kararı süresi içinde davalı Kurum vekili tarafından temyiz edilmiştir.

11. Yargıtay (Kapatılan) 21. Hukuk Dairesinin 09.05.2017 tarihli ve 2016/16731 E., 2017/3773 K. sayılı kararı ile; “..Davanın, yasal dayanağı 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanununun 56. maddesinin ikinci fıkrasıdır. Fıkrada “Eşinden boşandığı halde, boşandığı eşiyle fiilen birlikte yaşadığı belirlenen eş ve çocukların, bağlanmış olan gelir ve aylıkları kesilir. Bu kişilere ödenmiş olan tutarlar, 96. madde hükümlerine göre geri alınır.” düzenlemesine yer verilmiştir. Anılan madde 01.10.2008 tarihinde yürürlüğe girmiştir. 5510 sayılı Yasanın 56. maddesinin Anayasa'ya aykırı olduğu gerekçesiyle iptali istemiyle Anayasa Mahkemesi'ne yapılan 2009/86 Esas numaralı başvurunun, 28.04.2011 tarihinde verilen karar ile reddedilmiştir.

Dosyadaki kayıt ve belgelerden; hakkında verilen boşanma kararı kesinleşen davacıya müteveffa babası üzerinden 01/05/2001 tarihinden itibaren hak sahibi kız çocuğu sıfatıyla ölüm aylığı bağlandığı, 22/12/2011 tarihli Sosyal Güvenlik Kontrol Memurluğu raporunda davacı ve boşandığı eşinin kimlik paylaşım sisteminde aynı adreste kayıtlı olduğu ve komşular ile mahalle muhtarı ile şifaen görüşüldüğü ve davacı ve eski eşinin yıllardır aynı adreste yaşadıkları ve boşanma olayından haberdar olmadıkları yönünde beyanda bulundukları ancak yazılı ifade verme konusunda kimsenin ikna edilemediği tespitlerine yer verildiği gibi tarafların oğlu olan ...'ın imzalı beyanına başvurulduğu, ... beyanında hasta olan annesi davacı ...'u babası Abdülnevaf'ın hastaneye götürdüğünü, babası ve annesi ile aynı adreste yaşadıklarını ancak ev içinde odalarının ayrı olduğunu beyan ettiği, davacının eski eşi...'ın Kurum memuruna verdiği 01/11/2011 tarihli ifadesinde aynı avlu içerisinde farklı iki ev içinde yaşadıklarını beyan ettiği, Mahkemece yapılan keşifte aynı avlu içerisinde iki farklı girişi bulunan tek katlı binada farklı girişleri bulunan evler gösterilmiş ise de, boşanan iki insanın birlikte hastaneye gitmelerinin ve aynı binada yaşamalarının hayatın olağan akışına aykırı olduğu dikkate alındığında; davacı ve eski eşinin, boşanma sonrasında da birlikte yaşamaya devam ettikleri sabit olup, 5510 sayılı yasanın 59/2. maddesi gereğince Kurumun denetim ve kontrol ile görevlendirilmiş memurları tarafından düzenlenen tutanak içeriğinin de aksi ispat edilemediğinden, davanın reddi gerekirken mahkemece davanın kabulüne karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir.

Mahkemece, bu maddi ve hukuki olgular dikkate alınmaksızın yazılı şekilde hüküm kurulması usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.

O halde, davalı Kurum vekilinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır..” gerekçesiyle hükmün oy çokluğuyla bozulmasına karar verilmiştir.

Direnme Kararı:

12. Mardin 1. Asliye Hukuk Mahkemesinin (İş Mahkemesi sıfatıyla) 20.02.2018 tarihli ve 2017/362 E., 2018/112 K. sayılı kararı ile; halk arasında “eski Mardin” olarak tabir edilen turistik alanın halkın hâlen yaşamını sürdürdüğü ve evlerin birbirlerinin gölgesinden faydalanabilmesi için iç içe olacak şekilde inşaa edildiği, burada evlerin giriş kapılarının aynı olmasına ve aynı avlu içerisinde bulunmasına rağmen farklı ailelerin yaşadığı, bu evlerin giriş kapılarının aynı olması sebebiyle nüfus kayıtlarında içerideki bağımsız bölümlere ayrı bir adres numarası verilmediğinden dava konusu dönemde tarafların aynı adreste yaşadıkları yönünde bir sonuç çıktığı, yapılan keşifte davacı ve boşandığı eşinin yaşadığı adrese gidildiğinde davacı ve boşandığı eşine ait iki farklı bağımsız bölümün bulunduğu ve yaşam alanlarının birbirinden farklı olduğunun görüldüğü, bu şekilde yaşamanın fiilen birlikte yaşama olarak nitelendirilmesi hâlinde eski Mardin'de gerçekleşen tüm boşanmaların muvazaalı olduğunun kabulü gerektiği,... isimli kişi tarafından yazılan ihbar dilekçesindeki ismin müstear bir ad olduğu, dilekçe içeriğinde yer alan yazı ve imzaların tarafların müşterek çocukları olan ...'a ait olmadığının alınan Adli Tıp Kurumu raporu ile ispatlandığı, dinlenen tanıkların davacı ile boşandığı eşinin boşandıktan sonra bir arada yaşadıkları yönünde beyanda bulunmadığı, bozma ilamında belirtilen boşanan iki insanın birlikte hastaneye gitmelerinin hayatın olağan akışına aykırı olduğuna ilişkin kabulün, insani duygularla bağdaşmadığı, salt oğlunun o gün hasta olması sebebiyle oğlunun istemi üzerine hasta olan davacıyı boşandığı eşinin hastaneye götürmesinin tek başına birlikte yaşamaya karine teşkil etmeyeceği, Anadolu’da insanların yardıma muhtaç olan tanımadığı kişileri dâhi insanlık vazifesi olarak hastaneye götürebildiği, birbirlerini tanımayan insanların bu şekilde davranmasının toplum içerisinde ahlâken iyi bir davranış olarak görülmesine rağmen zamanın da iyi kötü anılar yaşamış olduğu boşandığı eşini ihtiyacı olduğu için hastaneye götüren kişinin davranışının hayatın olağan akışına aykırı görülmesinin toplumsal kabullere uygun olmadığı gerekçesiyle direnme kararı verilmiştir.

Direnme Kararının Temyizi:

13. Direnme kararı süresi içinde davalı ... vekili tarafından temyiz edilmiştir.



II. UYUŞMAZLIK

14. Direnme yolu ile Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; davacının boşandığı eşi ile fiilen birlikte yaşadığına ilişkin tespit içeren sosyal güvenlik denetmen raporunun aksinin toplanan delillerle ispatlanıp ispatlanmadığı; buradan varılacak sonuca göre davanın reddinin gerekip gerekmediği noktasında toplanmaktadır.


III. GEREKÇE

15. Davanın yasal dayanağı 01.10.2008 tarihinde yürürlüğe giren 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu’nun (5510 sayılı Kanun) 56. maddesinin 2. fıkrasıdır.

16. 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu’nun “Gelir ve aylık bağlanmayacak haller” kenar başlıklı 56. maddesinde: “Ölen sigortalının hak sahiplerinden;

a) Kendisinden aylık bağlanacak sigortalıyı veya gelir ya da aylık bağlanmış olan sigortalıyı kasten öldürdüğü veya öldürmeye teşebbüs ettiği veya bu Kanun gereğince sürekli iş göremez hâle veya malul duruma getirdiği,

b) Kendisinden aylık bağlanacak sigortalıya veya gelir ya da aylık bağlanmamış olan sigortalıya veya hak sahibine karşı ağır bir suç işlediği veya bunlara karşı aile hukukundan doğan yükümlülüklerini önemli ölçüde yerine getirmemesi nedeniyle ölüme bağlı bir tasarrufla mirasçılıktan çıkarıldıkları,

hususunda kesinleşmiş yargı kararı bulunan kişilere gelir veya aylık ödenmez. Ödenmiş bulunan gelir ve aylıklar, 96. madde hükümlerine göre geri alınır.

Eşinden boşandığı hâlde, boşandığı eşiyle fiilen birlikte yaşadığı belirlenen eş ve çocukların, bağlanmış olan gelir ve aylıkları kesilir. Bu kişilere ödenmiş olan tutarlar, 96. madde hükümlerine göre geri alınır.” düzenlemesi yer almaktadır.

17. 01.10.2008 tarihinden önce yürürlükte bulunan ve sosyal güvenlik mevzuatının temelini teşkil eden 506 sayılı Sosyal Sigortalar Kanunu, 1479 sayılı Esnaf ve Sanatkârlar ve Diğer Bağımsız Çalışanlar Sosyal Sigortalar Kurumu Kanunu, 2925 sayılı Tarım İşçileri Sosyal Sigortalar Kanunu, 2926 sayılı Tarımda Kendi Adına ve Hesabına Çalışanlar Sosyal Sigortalar Kanunu ile 5434 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Emekli Sandığı Kanunu'nda yer almayan dava konusu düzenleme ilk kez 01.10.2008 tarihinde yürürlüğe giren 5510 sayılı Kanun'da yer almıştır.

18. 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu’nun 56. maddesinin 2. fıkrasının madde başlığında “bağlanmayacak” sözcüğüne yer verildikten sonra fıkra metninde “bağlanmış olan gelir ve aylıkları kesilir” ibareleri kullanılmış, böylelikle daha önceki sosyal güvenlik kanunlarında yer almayan, “boşandığı eşiyle fiilen (eylemli olarak) birlikte yaşama” olgusu, gelir/aylık kesme nedeni olarak düzenlendiği gibi, aynı zamanda gelir/aylık bağlama engeli olarak kabul edilmiştir.

19. Anılan maddenin gerekçesinde de açıklandığı üzere, düzenleme ile hakkın kötüye kullanımının olası uygulamaları engellenmek istenmiş ve bu amacın gerçekleştirilebilmesi için kötüye kullanımın varlığı belirlendiği takdirde, ilgiliyi haktan yararlandırmama; hak sahipliğine son verilmesi ve dolayısıyla gelir veya aylık bağlanmaması esası kabul edilmiştir.

20. Gerçekten de ölüm aylığı almak üzere boşandığı eşiyle fiilen birlikte yaşamaya kişiyi sürükleyen etkenin niteliği ve türü, hukuk düzeni açısından önem taşımamaktadır. Çünkü, hakkın kötüye kullanılması hangi dürtüyle (saikle) ortaya çıkarsa çıksın, sonuçta hukuk bakımından sadece ve sadece “kötüye kullanma” olup, hukuk düzeni tarafından korunmamaktadır (Centel, Tankut: Boşandığı Eşiyle Birlikte Yaşayanın Aylığının Kesilmesi, MESS Sicil Dergisi, Mart 2012, s. 195).

21. Yeri gelmişken belirtilmelidir ki; hak sahibinin, boşandığı eşiyle fiilen birlikte yaşaması her ne saikle olursa olsun, 2709 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'nda (Anayasa) öngörülen bireysel özgürlük kapsamında kalmakta ise de, sosyal görevlerini, mali kaynaklarının yeterliliği ölçüsünde yerine getireceğine ilişkin Anayasa’nın 65. maddesindeki hüküm uyarınca Devlet, sosyal sigorta yardımlarına hak kazanma koşullarını düzenleme yetkisine sahip olduğu gibi, boşanan eşlerin birlikte yaşamasına yasak getirmesi mümkün olmamakla birlikte, bu durumda olan kişileri sosyal sigorta yardımları kapsamı dışında bırakabilir.

22. Bilindiği üzere, 5510 sayılı Kanun’un 56/2. maddesinin Anayasa’nın 2, 5, 10, 11, 12, 17, 20, 35, 60 ve 138. maddelerine aykırılığı iddiası ile iptali için Anayasa Mahkemesine başvurular yapılmıştır.

23. Anayasa Mahkemesi yapılan başvurular üzerine yaptığı değerlendirme sonucunda 28.04.2011 tarihli ve 2009/86 E., 2011/70 K. sayılı kararında, “…ölüm aylığını alabilmek için evli olmamak koşulunu aşmak amacıyla iyi niyete dayanmayan ve dürüst olmayan boşanma isteği ve çabası ile boşanma kararı elde edilip, buna bağlı olarak ölüm aylığı alınması, açıkça hakkın kötüye kullanılmasıdır. Hakkın kötüye kullanılması, hukuk devletinin koruması altında değerlendirilemez. Bu nedenle hakkın kötüye kullanılmasını engellemeyi amaçlayan itiraz konusu kural hukuk devletine aykırı bir düzenleme olarak görülemez. Resmî evliliği olmadan birlikte yaşayanlar ile ölüm aylığı alabilmek için hakkını kötüye kullanarak resmî evliliğini boşanma ile sonlandırıp boşandığı eşiyle fiilen birlikte yaşamaya devam edenler, söz konusu hakkı kullanmak bakımından eşit kabul edilemeyeceklerinden, bunlar arasında eşitlik karşılaştırması yapılamaz. Ölüm aylığı yasa koyucunun sosyal güvenlik konusuna geniş bir yaklaşımının sonucu sigortalının ölümü ile aranan koşulların sağlanması hâlinde sigortalının geride kalan hak sahipleri açısından getirdiği bir ödemedir. İtiraz konusu kural, hak edilmediği hâlde ölüm aylığı alınarak hakkın kötüye kullanılmasına engel olma amacını taşıdığından, ölüm aylığı almayı hak edenler açısından SGK’nın mali kaynakları çerçevesinde Anayasa’nın 60. maddesinde ifade edilen güvenceyi sağlamaya çalışmanın bir gereğidir. Ölüm aylığı alabilmek için öngörülen koşulun hakkın kötüye kullanılarak sağlanmak istenmesi sosyal güvenlik hakkıyla bağdaştırılamaz” şeklindeki gerekçeyle hükmün Anayasa’nın 2, 10 ve 60. maddelerine aykırı olmadığına; 5, 11, 12, 17, 20, 35 ve 138. maddeleri ile ilgisi bulunmadığına karar verilmiş ve hükmün iptali yönündeki başvurular oy çokluğuyla reddedilmiştir.

24. Sonuç olarak davanın yasal dayanağını oluşturan 5510 sayılı Kanun’un 56. maddesinin 2. fıkrasındaki düzenlemenin, ölüm aylığından yararlanma hakkının kötüye kullanılmasını engellemek amacıyla getirilmiş olması, Anayasa Mahkemesince düzenlemenin Anayasa’ya aykırı olmadığına karar verilmesi ve yürürlükteki kanunları uygulamakla yükümlü olan yargı organları tarafından uygulanmasının zorunlu olması karşısında, boşandığı eşiyle fiilen birlikte yaşadığı tespit edilen hak sahiplerine gelir veya aylık bağlanmaması, bağlanan gelir veya aylığın kesilmesi usul ve yasaya uygundur.

25. Gelinen bu noktada sözü edilen hükmün zaman bakımından uygulanması konusu üzerinde durulmalıdır.

26. 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu’nun “Malullük, yaşlılık ve ölüm sigortasına ilişkin bazı geçiş hükümleri” başlıklı 17.04.2008 tarihinde yürürlüğe giren 5754 sayılı Kanun’un 68. maddesi ile değişik Geçici 1. maddesinde: “Bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten önce, 506 sayılı Sosyal Sigortalar Kanunu ile 2925 sayılı Tarım İşçileri Sosyal Sigortalar Kanununa tabi olanlar, bu Kanunun 4 üncü maddesinin birinci fıkrasının (a) bendi kapsamında, 1479 sayılı Esnaf ve Sanatkârlar ve Diğer Bağımsız Çalışanlar Sosyal Sigortalar Kanunu ve bu Kanunla mülga 2926 sayılı Tarımda Kendi Adına ve Hesabına Çalışanlar Sosyal Sigortalar Kanununa tabi olanlar, bu Kanunun 4 üncü maddesinin birinci fıkrasının (b) bendi kapsamında; 5434 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Emekli Sandığı Kanununa tabi olanlar, bu Kanunun 4 üncü maddesinin birinci fıkrasının (c) bendi kapsamında kabul edilir.

17.07.1964 tarihli ve 506 sayılı, 2/9/1971 tarihli ve 1479 sayılı, 17/10/1983 tarihli ve 2925 sayılı, bu Kanunla mülga 17/10/1983 tarihli ve 2926 sayılı Kanunlara göre bağlanan veya hak kazanılan aylık, gelir ve diğer ödenekler ile 8/2/2006 tarihli ve 5454 sayılı Kanunun 1 inci maddesine göre ödenmekte olan ek ödemenin verilmesine devam edilir. Bu gelir ve aylıkların durum değişikliği nedeniyle artırılması, azaltılması, kesilmesi veya yeniden bağlanmasında, bu Kanunla yürürlükten kaldırılan ilgili kanun hükümleri uygulanır.

Bu Kanunun 4 üncü maddesinin birinci fıkrasının (a) ve (b) bentlerine göre sigortalı sayılanlara ve bunların hak sahiplerine bağlanmış olan aylık ve gelirler, 55 inci maddenin ikinci fıkrasına göre artırılır…” düzenlemesi bulunmaktadır.

27. Kanun koyucu tarafından Geçici 1. madde ile 5510 sayılı Kanun’un yürürlüğünden önce Sosyal Güvenlik Kanunları uygulanmak suretiyle hak sahiplerine bağlanan gelir veya aylıkların durum değişikliği sebebine bağlı olarak kesilmesi veya yeniden bağlanmasında, yine anılan hükümlerin esas alınması gerektiğinin benimsendiği anlaşılmaktadır. Söz konusu kanunlarda, boşanılan eşle fiili olarak birlikte yaşama olgusu, gelirin veya aylığın bağlanması engeli veya kesilmesi nedeni olarak öngörülmediğinden, 5510 sayılı Kanun’un 56. maddesinin zaman bakımından uygulanması hususu da çözüme kavuşturulmalıdır.

28. Toplum barışının temel dayanağı olan hukuka ve özellikle kanunlara karşı güveni sağlamak ve hatta kanun koyucunun keyfi hareketlerine engel olmak için, öğretide kanunların geriye yürümemesi esası kabul edilmiştir. Buna göre, gerek Özel Hukuk ve gerekse Kamu Hukuku alanında kural olarak her kanun, ancak yürürlüğe girdiği tarihten sonra meydana gelen olaylara ve ilişkilere uygulanır; yürürlük tarihinden önce gerçekleşen olaylara ve ilişkilere uygulanmaz. Bu ilke ile güdülen amaç; hukukî güvenliği temin etmek, kişileri ancak işlemi yaptıkları sırada yürürlükte olan kurallara göre sorumlu tutmak, böylece kazanılmış haklara saygıyı ve kazanılmış hakların korunmasını sağlamaktır. Zira hukukî güvenlik; hukuk devletinin temel taşlarındandır.

29. “Kanunların geriye yürümemesi (geçmişe etkili olmaması)” kuralının bazı istisnaları olup bu kapsamda yeni düzenleme kamu düzeni ve genel ahlâka ilişkin ise geçmişe etki eder şekilde uygulanması gerekir. Yine beklenen (ileride kazanılacağı umulan) haklar yönünden de kanunların geriye yürümesi söz konusudur. Bunlardan başka yargılama hukukuna ilişkin kurallar da ilke olarak geçmişe etkilidir.

30. Bu durumda 5510 sayılı Kanun’un 56. maddesinin 2. fıkrasındaki hükmün zaman bakımından uygulanması yönünden herhangi bir istisnai durumun söz konusu olmaması nedeniyle madde ile getirilen düzenleme 01.10.2008 tarihinde yürürlüğe girdiğinden, fiili birliktelik daha önce başlamış olsa dahi maddenin yürürlük tarihi öncesine ilişkin işlem yapılarak borç tahakkuk ettirilmesi mümkün değildir. Ancak 01.10.2008 tarihinden itibaren boşanılan eşle fiili birliktelik sözkonusu ise bağlanan aylığın kesilerek borç çıkarılması ve yersiz ödemeye ilişkin olarak 5510 sayılı Kanun’un 96. maddesine göre uygulama yapılması gerekmektedir.

31. Ayrıca belirtilmek gerekir ki, Sosyal Sigortalar Hukukunda kazanılmış (müktesep) haklar dinamik nitelik taşırlar. Değinilen özellikleri gereği dış etkiye açık olan, güncellenen kazanımlardır. Sürekli iş göremezlik geliri ve aylıklar bu özellikleri taşırlar. Çünkü, onlar bir kere tanınmış olmakla alacaklının dış alemle (edim borçlusu ile kendi alacaklıları ile) ilişkisi son bulmamakta aksine yeni başlamakta, sunum koşulları ortadan kalkıncaya kadar mevcudiyetlerini sürdürmektedirler. Dolayısıyla, yaşayan birer varlık olarak haklarında güncellenmeleri (maaş artışları), korunmaları (üçüncü şahıslara karşı) amacıyla yeni düzenlemeler yapılması mümkündür. Önceden doğmuş olmaları yeni düzenlemelerden etkilenmeyecekleri anlamına gelmemektedir (Sözer, Ali Naim: Kanunların Önceye Etki Yasağı: Sosyal Sigortalar Hukuku Bakımından Bir Değerlendirme, Journal of Yaşar University, Cilt 8, Sayı Özel, Ocak 2013, s.2529).

32. Bu nedenle 5510 sayılı Kanun’un 56/2. maddesi uyarınca kesme veya iptal işlemine konu ölüm aylığının veya gelirinin 01.10.2008 tarihinden önce bağlanmış olması da sonuca etkili değildir. Diğer bir ifadeyle Kurum tarafından bağlanan ölüm aylığı veya geliri dış etkiye açık olan, güncellenen bir kazanım olduğundan 5510 sayılı Kanun öncesinde bağlanmış olması kazanılmış hakkın konusunu oluşturmayacaktır.

33. Diğer taraftan, yine maddenin amacında da belirtilen 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun (TMK) “Dürüst davranma” başlıklı 2. maddesinde yer alan ve maddenin düzenleniş amacı olan dürüstlük kuralı çerçevesinde çözüme gidilmesinde zorunluluk bulunmaktadır.

34. Türk Medeni Kanunu’nun 2. maddesine göre ; “Herkes, haklarını kullanırken ve borçlarını yerine getirirken dürüstlük kurallarına uymak zorundadır.

Bir hakkın açıkça kötüye kullanılmasını hukuk düzeni korumaz”.

35. Bu maddedeki hüküm uyarınca bir hakkın açıkça kötüye kullanılmasını hukuk düzeni korumayacağı gibi, “hiç kimsenin kendi kusurundan yararlanamayacağı” ilkesi de gözetilmek suretiyle 5510 sayılı Kanun’un 56. maddesi açısından 01.10.2008 tarihinden önce hakkın kazanıldığı durumlarda, anılan yasal düzenleme öncesinde ilgililerin her ne amaçla boşanmış olursa olsunlar, fiili birlikteliklerini 5510 sayılı Kanun ile getirilen yeni düzenleme sonrasında da sürdürdüklerinin veya söz konusu düzenlemenin yürürlüğünden itibaren belirtilen nitelikte bir beraberliğe başlandığının tespiti hâlinde TMK’nın 2. maddesi kapsamında hakkın kötüye kullanımının varlığı kabul edilerek ilgililere gelir veya aylık tahsisi yapılmaması, bağlanan gelir veya aylığın kesilmesi gerekmektedir. Kuşkusuz hak sahibine fiili birlikteliğin sona erdiği tarihten itibaren diğer koşulların da varlığı durumunda yeniden gelir veya aylık bağlanabileceği açıktır.

36. 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu’nun 56. maddesinin uygulanmasında üzerinde durulması gereken bir diğer husus da, maddede yer alan “boşandığı eşiyle fiilen birlikte yaşama” unsurunun diğer bir ifade ile boşanılan eşle fiilen birlikte yaşama olgusunun nasıl kanıtlanması gerektiğidir.

37. Türk Medeni Kanunu’nun “İspat yükü” başlıklı 6. maddesinde, Kanunda aksine bir hüküm bulunmadıkça, taraflardan her birinin, hakkını dayandırdığı olguların varlığını kanıtlamakla yükümlü olduğu belirtilmiştir. Aynı yöndeki düzenleme 01.10.2011 tarihinde yürürlüğe giren 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (HMK) 190. maddesinin 1. fıkrasında “İspat yükü, kanunda özel bir düzenleme bulunmadıkça, iddia edilen vakıaya bağlanan hukuki sonuçtan kendi lehine hak çıkaran tarafa aittir.” şeklinde ifade edilmiştir. Kanuni bir karineye dayanan taraf, sadece karinenin temelini oluşturan vakıaya ilişkin ispat yükü altındadır. Kanunda öngörülen istisnalar dışında, karşı taraf, kanuni karinenin aksini ispat edebilir (HMK m.190/2).

38. Bu noktada 5510 sayılı Kanun’un 59 ve 100. maddelerindeki hükümlerine kısaca değinmekte fayda vardır.

39. 5510 Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu’nun 59. maddesinde Kurumun denetleme ve kontrol yetkisi düzenlenmiş, maddenin 2. fıkrasında “Kurumun denetim ve kontrol ile görevlendirilmiş memurlarının görevleri sırasında tespit ettikleri Kurum alacağını doğuran olay ve bu olaya ilişkin işlemler, yemin hariç her türlü delile dayandırılabilir. Bunlar tarafından düzenlenen tutanaklar aksi sabit oluncaya kadar geçerlidir.” hükmüne yer verilmiştir. 5510 sayılı Kanun’un 100. maddesinde ise bilgi ve belge isteme hakkı, bilgi ve belgelerin Kuruma verilme usulü hüküm altına alınmıştır. Bu hükümlere göre Kurumun denetim ve kontrol ile görevlendirilmiş memurları tarafından tutulan tutanaklar aksi sabit oluncaya kadar geçerli kabul edilmektedir. 4857 sayılı İş Kanunu’nun 13.02.2011 tarihli ve 6111 sayılı Kanun’un 78. maddesi ile değişik 92. maddesinin son fıkrasında da çalışma hayatını izleme, denetleme ve teftişe yetkili iş müfettişleri ile işçi şikayetlerini incelemekle görevli bölge müdürlüğü memurları tarafından tutulan tutanakların aksi kanıtlanıncaya kadar geçerli olduğu hükme bağlanmıştır.

40. Somut olayda; davacı ile eşi ....’ın 04.04.2001 tarihinde boşandıkları, boşanma kararının 26.04.2001 tarihinde kesinleştiği, davacının babası ....n’un 30.06.1974 tarihinde, annesi ...’un 18.01.1947 tarihinde vefat ettiği, davacıya talebine istinaden 01.05.2001 tarihinden itibaren babasından ölüm aylığı bağlandığı, 15.09.2011 tarihinde Kurum kayıtlarına giren ... adı ile düzenlenip imzalanan ihbar dilekçesi üzerine sosyal güvenlik kontrol memuru tarafından düzenlenen 22.12.2011 tarihli ve 2011/054MB sayılı raporda davacının ikamet ettiği Cumhuriyet Mahallesi ... Midyat adresine gidilerek davacı ile eski eşin müşterek oğlu ... ile görüşüldüğü, imzalı beyanında annesinin yanında yaşadığını, annesi hasta olduğu için babası ile birlikte Batman’a hastaneye gittiklerini, aynı adreste yaşadıklarını ancak odalarının ayrı olduğunu ifade ettiği, yapılan çevre soruşturmasında komşuların davacı ile eski eşinin yıllardır birlikte yaşadıklarını ve boşanma olayından haberdar olmadıklarını belirtmelerine rağmen yazılı beyan vermeye kimsenin ikna edilemediği hususlarına yer verildikten sonra, davacı ve eski eşinin Cumhuriyet Mahallesi... Midyat adresinde birlikte yaşadıkları tespit edildiğinden davacının ölüm aylığının 5510 sayılı Kanun’un 56. maddesi gereğince kesilmesi gerektiği yönünde görüş bildirildiği, bu rapora istinaden davacının aldığı ölüm aylığının kesilerek borç tahakkuk ettirildiği ve Kurum işlemine karşı eldeki davanın açıldığı anlaşılmaktadır.

41. Mahkemece yapılan yargılama sırasında toplanan delillere göre davacının eski eşi ile müşterek 1959 ila 1981 yılları arasında doğan sekiz çocuğunun bulunduğu, davacı ve eski eşinin adreslerinin Cumhuriyet Mahallesi... Midyat olduğu, aynı avluda farklı evlerde yaşama iddiası üzerine anılan adreste keşif yapıldığı, keşifte aynı avluda iki ayrı girişi bulunan evin fotoğraflarının çekildiği ve davacı tanıklarının beyanlarının alındığı, tanıkların beyanlardan anlaşılacağı üzere eski eşin ayrı yaşadığı belirtilen ayrı girişi bulunan kısmın boşanma önceside aynı şekilde mevcut olduğunun belirtildiği, davacı tanıklarının dinlendiği, ilk bozma kararı sonrası...n imzalı ihbar dilekçesi üzerinde imza incelemesi yaptırıldığı, Adli Tıp Kurumu tarafından imzanın davacının oğlu ...a ait olmadığının bildirildiği, davacının oğulları ... ve Zeyneddin  beyanlarının alındığı ve annesi ile babasının birlikte yaşamadıklarını beyan ettikleri anlaşılmaktadır.

42. Davacının oğlu ...’ın denetmene verdiği imzalı beyanında; anne ve babasının ayrı odalarda yaşadığını ve babasının annesini hastaneye götürdüğünü belirttiği, kontrol memuru tarafından yapılan çevre soruşturmasında komşuların davacı ile eski eşinin boşandığından haberdar olmadıklarını beyan etmekle birlikte yazılı ifade vermekten imtina ettikleri bilgisine yer verildiği, eski eşin 01.11.2011 tarihinde Kurum denetmenine verdiği yazılı ifadesinde aynı avlu içinde iki farklı evde yaşadıklarını söylediği, keşif sırasında beyanı alınan ...’in de boşanma öncesinde de evin aynı şekilde iki ayrı girişli olduğunu beyan ettiği dikkate alındığında aynı evin iki farklı girişinin olmasının boşanma sonrası gerçekleşmediği, boşanma öncesi de aynı şekilde olduğu anlaşılmakla davacı ve boşandığı eşinin şehir dışına hastaneye birlikte gitmelerinin ve iki ayrı girişi bulunan aynı evde yaşamalarının hayatın olağan akışına aykırı olduğunun kabulü gerekir.

43. Bu durumda yukarıda yapılan açıklamalar ile somut olaya ilişkin maddi ve hukukî olgular bir arada değerlendirildiğinde; davacı ve boşandığı eşinin fiilen birlikte yaşadıkları bu yönde tespit içeren sosyal güvenlik denetmen raporunun aksi ispat edilemediği bu nedenle davanın reddi gerektiği sonucuna varılmıştır.

44. Hukuk Genel Kurulunda yapılan görüşmeler sırasında, dosya kapsamındaki delillere göre davacı ile boşandığı eşinin fiilen birlikte yaşadıklarına dair kesin bir kanaat oluşmasının mümkün bulunmadığı, bu nedenle mahkeme kararının onanması gerektiği ileri sürülmüş ise de bu görüş Kurul çoğunluğu tarafından benimsenmemiştir.

45. Hâl böyle olunca Hukuk Genel Kurulunca da benimsenen Özel Daire bozma kararına uyulması gerekirken, önceki kararda direnilmesi doğru olmamıştır.

46. Bu nedenle direnme kararı bozulmalıdır.


IV. SONUÇ:

Açıklanan nedenlerle;

Davalı ... vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile direnme kararının yukarıda belirtilen nedenlerden dolayı 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun Geçici 3. maddesine göre uygulanmakta olan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun 429. maddesi gereğince BOZULMASINA

Karar düzeltme yolu kapalı olmak üzere, 19.10.2021 tarihinde oy çokluğu ile kesin olarak karar verildi.