işe iade davası sonrasında boşta geçen sürelerle ilgili yapılan prim ödemesinin yaşlılık aylığı almaya engel olmayacağı

2.2.2022 17:40:31

 iş sözleşmesinin 04.02.2010 tarihinde feshinden sonra açtığı feshin geçersizliğinin tespiti ve işe iade davasının lehine sonuçlanmasına rağmen davacı işvereni tarafından işe başlatılmamış, ancak işe iade kararı gereği 4 aylık boşta geçen süre ücreti ödenerek bu süreye ilişkin sigorta primleri yatırılmış ise de, davacıya ödenen ücret ve yatırılan sigorta primleri fiili çalışma karşılığı olmayıp 4857 sayılı İş Kanunu’nun 21. maddesinde belirtildiği üzere iş güvencesi hükümleri kapsamında çalıştırılmadığı süreye ilişkindir. Bu nedenle davalı Kurum tarafından davacının fiili çalışması olmadığı hâlde çalıştığı işten ayrılmadığı gerekçesiyle 4 aylık süreye ilişkin yaşlılık aylığının kesilerek yapılan ödemelerin borç çıkarılması işlemi yerinde olmayıp direnme kararı usul ve yasaya uygundur.


Hukuk Genel Kurulu         2018/176 E.  ,  2021/1397 K.


MAHKEMESİ :İş Mahkemesi



1. Taraflar arasındaki “alacak” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda, Trabzon İş Mahkemesince verilen davanın kabulüne ilişkin karar davalı ... vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay (Kapatılan) 21. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonunda bozulmuş, mahkemece Özel Daire bozma kararına karşı direnilmiştir.

2. Direnme kararı davalı ... vekili tarafından temyiz edilmiştir.

3. Hukuk Genel Kurulunca dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:


I. YARGILAMA SÜRECİ

Davacı İstemi:

4. Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkilinin dava dışı Trabzon Belediyesinde çalışırken iş sözleşmesinin 04.02.2010 tarihinde feshedildiğini, davalı Kuruma müracaatı üzerine kendisine yaşlılık aylığı bağlandığını, bu arada açtığı feshin geçersizliği ve işe iade davasının müvekkilinin lehine sonuçlandığını, ancak işvereni tarafından işe başlatılmayarak 4 aylık boşta geçen süre ücretinin ödendiğini, 4 aylık boşta geçen süre ücreti ödendiğinden davalı Kurumca bu süreye ilişkin yaşlılık aylığının kesildiğini, Kurum işleminin usul ve yasaya aykırı olduğunu ileri sürerek şimdilik 500TL yaşlılık aylığının kesilme tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsilini talep etmiş; ıslah dilekçesi ile talebini 4.100,97TL’ye yükseltmiştir.

Davalı Cevabı:

5. Davalı ... vekili cevap dilekçesinde; 12.02.2010 tarihli tahsis talebine istinaden davacıya 15.02.2010 tarihi itibariyle yaşlılık aylığı bağlandığını, ancak işvereni tarafından aylık başlangıç tarihinden itibaren 4 aylık süreye ait prim ve hizmet belgesi verildiğini, bu nedenle 506 sayılı Kanun’un 62. ve 5510 sayılı Kanun’un 28. maddelerinde öngörülen işten ayrılma koşulu yerine getirilmediğinden ayrıca 5335 sayılı Kanun gereği yaşlılık aylığı kesilmeden kamu işyerlerinde çalışılması mümkün olmadığından yaşlılık aylığının kesildiğini ancak 4 aylık sürenin ilavesi ile belirlenen işten ayrılış tarihi olan 14.06.2010 tarihini takip eden 15.06.2010 tarihi itibariyle yeni bir tahsis talebi aranmaksızın aylık bağlandığını, Kurum işleminde hukuka aykırılık bulunmadığını belirterek davanın reddini savunmuştur.

Mahkeme Kararı:

6. Trabzon İş Mahkemesinin 16.10.2012 tarihli ve 2011/854 E., 2012/766 K. sayılı kararı ile; işe iadesine karar verilmesi üzerine davacının boşta geçen 4 aylık süreye ilişkin ücretlerinin ödenerek sigorta primlerinin yatırıldığı, ancak yatırılan primlerin fiili çalışma karşılığı olmayıp kesinleşen mahkeme kararı gereği olduğu, ödenen prim tutarı ile aynı dönemde ödenen yaşlılık aylığının miktarı karşılaştırıldığında davalı Kurumun zararının bulunmadığı, kaldı ki yaşlılık aylığı bağlanma şartlarını taşıyan davacının çalıştığı işten ayrıldığı dikkate alındığında ihtilaf konusu dönemde sırf bu nedenle tahsis talebinde bulunmamasının kendisinden beklenemeyeceği, aksi durumun hayatın olağan akışına ters düşeceği, bu nedenlerle aylık kesme işleminin hakkaniyete uygun olmadığı gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmiştir.

Özel Daire Bozma Kararı:

7. Trabzon İş Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararı süresi içinde davalı ... vekili tarafından temyiz edilmiştir.

8. Yargıtay (Kapatılan) 21. Hukuk Dairesinin 30.01.2014 tarihli ve 2012/21973 E., 2014/1490 K. sayılı kararı ile; “…Somut olayda, davacının Trabzon Belediyesi'nde kütüphane görevlisi olarak çalışırken 04.02.2010 tarihinde kıdem ve ihbar tazminatları ödenerek iş akdinin sona erdirildiği, işsiz kalan davacının başvurusu üzerine kendisine 15.02.2010 tarihi itibariyle yaşlılık aylığı bağlandıktan sonra feshin iptali ve işe iadesine dair açtığı davanın lehine sonuçlandığı ve kesinleşen yargı kararı gereği işe iadesi için işverenliğe müracaat etmesine rağmen, işe başlatılmadığı, boşta geçen 4 aylık ücretinin davacıya ödendiği, bunun üzerine işveren tarafından davacı adına aylık başlangıç tarihi itibariyle 4 aylık süreye ait tüm sigorta kollarına tabi hizmet belgesi verildiği, diğer bir anlatımla yaşlılık aylığı bağlanmasından sonra 2010/2, 3, 4 ve 5. aylara ilişkin olarak işe iade kararı ve işe başlatılmamaya bağlı olarak ücretleri ödenerek bu süreye denk gelen sigorta primlerinin de davalı kuruma yatırıldığı; davalı SGK’nca mülga 506 sayılı Yasa’nın 62. maddesi ve 5510 sayılı Yasa’nın 28. maddesi gereği işten ayrılma şartının gerçekleşmediği gerekçesiyle yaşlılık aylığı tahsisinin iptal edildiği görülmektedir.

Uyuşmazlık, iş akdi sona erdirilen ve bu nedenle açılan işe iade ve feshin iptali davasının davacıya yaşlılık aylığı bağlandıktan sonra lehine sonuçlanması üzerine 4 aylık ücretinin ödenmesi ve bu 4 aylık döneme ait sigorta primlerinin de yatırılması nedeniyle SGK’nca anılan döneme ait yaşlılık aylıklarının kesilmesi işleminin yerinde olup olmadığına ilişkindir.

Bu konuda sağlıklı bir sonuca varabilmek için öncelikle yaşlılık aylığı almaya ilişkin koşulların irdelenmesi gerekmektedir. 5510 sayılı kanun ve mülga 506 sayılı kanunun yaşlılık aylığı bağlanmasına ilişkin hükümlerine bakıldığında bu koşulların;belirli bir yaşın doldurulması ve prim ödeme gün sayısının tamamlanması; işten ayrılınması ve sigortalının kuruma başvuruda bulunması olduğu anlaşılmaktadır. Kurum bu koşulların tamamlandığı gerekçesi ile yaşlılık aylığı bağlanması için yapılan başvuruyu kabul ederek davacıya aylık bağlamıştır. Öte yandan 4857 sayılı İş Kanun’un “Geçersiz Sebeple Yapılan Feshin Sonuçları” başlıklı 21’inci maddesi hükmü uyarınca; işverenlerce geçerli sebep gösterilmediği veya gösterilen sebebin geçersizliği mahkemece veya özel hakem tarafından tespit edilerek feshin geçersizliğine karar verildiğinde, işverenin işçiyi bir ay içerisinde işe başlatması gerekmektedir. İşçinin kesinleşen mahkeme veya özel hakem kararının tebliğinden itibaren 10 iş günü içinde işe başlamak için işverene başvurusuna rağmen işe başlatılmaz ise işveren tarafından işçiye;

- Mahkeme veya özel hakem tarafından belirlenecek en az dört aylık ve en çok sekiz aylık ücreti tutarında tazminat,

- Kararın kesinleşmesine kadar çalıştırılmadığı süre için dört aya kadar doğmuş bulunan ücret ve diğer haklarının ödenmesi gerekmektedir.

Boşta geçen süre içerisinde, iş ilişkisinin devam edip etmediği belirsizdir. Mahkemenin iş akdinin feshinin geçersizliğinin tespitine ilişkin kesinleşmiş kararı üzerine davacının iş akdi hiç feshedilmemiş gibi hüküm doğurmaktadır. Başka bir ifadeyle işverenin feshi, mahkemece verilen feshin geçersizliği kararı ile birlikte hükümsüz (geçersiz) hale gelmiştir. Açık bir anlatımla fesih hiç yokmuş gibi iş akdi geçerli olarak devam etmekte ve hukuken geçerli sayılmaktadır. Bu bağlamda iş sözleşmesi, işveren tarafından bir aylık süre içinde işe başlatılmadığı zamana kadar aralıksız devam etmektedir. İşveren işçiye çalıştırılmadığı bu süre için, görülmesi gereken işin ifasının karşılığını ödemek zorundadır. İşçinin, feshin geçersizliğinin tespiti ile işe iadesine karar verilmesi halinde, boşta geçen en çok dört aya kadar olan süre işçinin kıdeminin ve yıllık ücretli izin alacağının hesabında dikkate alındığı gibi, boşta geçen süre ücreti ödemesinden sigorta primi de kesilecektir. Nitekim Yargıtay 9.Hukuk Dairesi’nin E. 2007/29283, K. 2008/27243 ve 14.10.2008 tarihli kararında da belirtildiği gibi “İşe iade davasında kararın kesinleşmesine kadar geçecek olan en çok 4 aya kadar süre hizmet süresine eklenmeli, ihbar ve kıdem tazminatı ile izin hakkı bakımından çalışılmış gibi değerlendirilmelidir. Boşta geçen sürenin en çok 4 aylık kısmı içinde gerçekleşen diğer haklar kavramına ikramiye, gıda yardımı, yol yardımı, yakacak yardımı ve servis gibi parasal haklar dahil edilmelidir. Söz konusu hesaplamaların işçinin belirtilen dönemde işyerinde çalışıyormuş gibi yapılması ve para ile ölçülebilen tüm değerlerin dikkate alınması gerekir.” Davacı işçi işe başlamak için süresinde işverene başvurmuş ise de, işverence işe başlatılmadığı için İş Kanunu'nun 21. maddesinde belirtilen sonuçlar kanun gereği doğmuştur.

Öte yandan mülga 506 sayılı Yasa’nın 62. maddesi ve 5510 sayılı Yasa’nın 28. maddesi gereği yaşlılık aylığı bağlanmasının yasal koşullarından biri olan başvuru tarihinde işten ayrılmış olma koşulunun bu tespit karşısında yeniden değerlendirmek gerekmiş olup, somut olayda davacı tahsis talep tarihi olan 12.02.2010 tarihinde, tahsis için gerekli yasal koşul olan işten ayrılmış olma şartını taşımadığından ve boşta geçen 4 aylık dönemde hizmet akdi devam ettiğinden SGK’nun davacıya bağladığı yaşlılık aylığını ihtilaflı dönem için kesmesi yerindedir.

Mahkemece bu maddi ve hukuki olgular nazara alınmaksızın yazılı şekilde karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.

O halde davacının ve davalı SGK'nun bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır…” gerekçesiyle karar oy çokluğuyla bozulmuştur.

Direnme Kararı:

9. Bozma sonrası dosyanın tevzi edildiği Trabzon 2. İş Mahkemesinin 25.11.2014 tarihli ve 2014/233 E., 2014/619 K. sayılı kararı ile; önceki gerekçeye ilaveten davacının iş sözleşmesinin feshinden sonra tahsis talebinde bulunduğu, sonradan işe iadesine karar verilmesinin işe iade tarihine kadar işten ayrıldığı ve hizmet akdinin kesintiye uğradığı gerçeğini ortadan kaldırmayacağı, 4857 sayılı Kanun’un 21. maddesinde işverenin işçiyi bir ay içinde işe başlatmasından söz edildiğine göre işçinin geçersiz sayılan fesih sırasında işten ayrıldığının kabulü gerektiği, öte yandan ödenen 4 aylık boşta geçen süre ücretinin işçinin bu dönemde işsiz kalması nedeniyle ödenen tazminat niteliğinde olduğu, işçinin yaşlılık aylığı bağlandıktan sonraki dönemdeki ücretlerini 506 sayılı Kanun’un 63. maddesine göre destek primi ödeyerek almasının da mümkün olduğu, aksi kabulün hak arama özgürlüğüne de engel olacağı belirtilerek önceki kararda direnilmiştir.

Direnme Kararının Temyizi:

10. Direnme kararı süresi içinde davalı ... vekili tarafından temyiz edilmiştir.


II. UYUŞMAZLIK

11. Direnme yolu ile Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; feshin geçersizliğinin tespiti ve işe iade davasının lehine sonuçlanması üzerine davacının işvereni tarafından işe başlatılmayarak 4 aylık boşta geçen süre ücretinin ve bu döneme ilişkin sigorta primlerinin ödendiği dikkate alındığında; 4 aylık boşta geçen süre içinde 506 sayılı Kanun’un 62. ve 5510 sayılı Kanun’un 28. maddeleri uyarınca yaşlılık aylığı tahsis talebinde bulunulması için gereken işten ayrılma koşulunun gerçekleşip gerçekleşmediği; buradan varılacak sonuca göre 4 aylık boşta geçen süreye ait aylıklarının kesilmesinin yerinde olup olmadığı noktasında toplanmaktadır.


III. GEREKÇE

12. 4857 sayılı İş Kanunu’nun (İş Kanunu) 18 ve devamı maddelerinde iş güvencesi sistemi düzenlenmiştir. 12.10.2017 tarihli ve 7036 sayılı İş Mahkemeleri Kanunu’nun (7036 sayılı Kanun) 11. maddesi ile İş Kanunu’nun 20. ve 21. maddelerinde değişiklikler yapılmış ve zorunlu arabuluculukla ilgili düzenlemeler getirilmiş ise de, uyuşmazlık bu değişikliklerden önceki döneme ilişkin olduğundan İş Kanunu’nun 7036 sayılı Kanun ile değiştirilmeden önceki hükümlerine yer verilecek ve bu kapsamda açıklamalar yapılacaktır.

13. İş güvencesi hükümleri ile bu kapsama giren iş ilişkileri bakımından işverenin fesih serbestisi sınırlandırılmış, süreli fesih hakkının doğumu Kanun’da belirtilen "geçerli nedenlerin" varlığına bağlandığı gibi, geçerli nedenlerin varlığını ispat yükü işverene yüklenmiştir. İlaveten geçerli nedenler gerçekleşmeden yapılan fesihlerde işçinin işe iadesi ve iş güvencesi tazminatı (işe başlatmama tazminatı) ile boşta geçen sürelere ilişkin olarak en çok dört aya kadar ücretinin ödenmesi öngörülmüştür.

14. 4857 sayılı İş Kanunu ile 5953 sayılı Basın Mesleğinde Çalışanlarla Çalıştırılanlar Arasındaki Münasebetlerin Tanzimi Hakkında Kanun (Basın İş Kanunu) kapsamında kalan ve 30 veya daha fazla işçi çalıştıran bir işyerinde belirsiz süreli iş sözleşmesi ile çalışan, işveren vekili konumunda olmayan ve işyerindeki kıdemi en az 6 ay olan işçinin iş sözleşmesi ancak işçinin yeterliliğinden veya davranışlarından ya da işletmenin, işyerinin veya işin gereklerinden kaynaklanan geçerli bir sebebe dayanarak feshedilebilir. Ayrıca işveren yeterliliği veya davranışları nedeni ile iş sözleşmesini feshedeceği işçinin fesihten önce savunmasını almak ve her hâlde fesih bildirimini yazılı olarak yapmak ve fesih sebebini açık ve kesin bir şekilde belirtmek zorundadır.

15. 4857 sayılı İş Kanunu’nun 20. maddesine göre iş sözleşmesi feshedilen işçi fesih bildiriminin tebliğ tarihinden itibaren bir aylık hak düşürücü süre içinde fesih bildiriminde sebep gösterilmediği ya da gösterilen sebebin geçerli sebep olmadığı iddiası ile dava açabilir.

16. Feshin geçersizliği ve işe iade istemiyle dava açıldığında, mahkemece işverenin yaptığı feshin İş Kanunu'nun 18 ve devamı maddelerine uygun ve geçerli bir fesih olmadığı tespit edildiği takdirde Kanun’un 21. maddesine göre feshin geçersizliğine karar verilir. Bu durumda işveren kesinleşen mahkeme kararının tebliğinden itibaren 10 iş günü içinde başvurması hâlinde işçiyi kendisine tanınan bir aylık süre içinde işe başlatmak zorundadır. İşveren işçiyi işe başlatmazsa en az 4, en fazla 8 aylık ücreti tutarında tazminat (işe başlatmama tazminatı) ile ayrıca işe başlatılsın ya da başlatılmasın kararın kesinleşmesine kadar çalıştırılmadığı süre için işçiye en çok dört aya kadar doğmuş bulunan ücret ve diğer haklarını ödemekle yükümlü olur.

17. Her ne kadar İş Kanununun 21. maddesinde işverence yapılan feshin geçersizliğinden söz ediliyorsa da, mahkeme tarafından bu konuda verilen karar mutlak anlamda, genel hükümlere uygun, yargının karar vermesiyle hemen devreye giren bir geçersizlik değildir. İK 2'de deyim yerindeyse kendine özgü bir geçersizlik öngörülmüştür (Süzek, Sarper: İş Hukuku, Yenilenmiş 14. Baskı, İstanbul 2017, s, 646).

18. Zira 4857 sayılı İş Kanunu'nun 21. maddesinde getirilen düzenlemede, mahkemece işe iadeye karar verildiğinde işçi 10 iş günü içinde işe başlamak üzere başvuruda bulunmazsa işverence yapılan fesih geçerli bir fesih sayılır ve işveren sadece bunun sonuçları ile sorumlu olur. Aksine işçi 10 iş günü içinde işe başlatılmasını işverene bildirmiş ise, bu durumda işveren işçiyi bir ay içinde işe başlatmak zorundadır. Ancak bu zorunluluk mutlak bir zorunluluk olmayıp, Kanun işverene bu noktada seçim hakkı tanımıştır. İşveren işçiyi işe başlatabileceği gibi, işe başlatmak yerine iş güvencesi tazminatı ödeme seçeneğini tercih edebilir.

19. 4857 sayılı İş Kanunu’nun 21. maddesine göre yargı organı tarafından feshin geçersizliğine karar verildiğinde, işçiyi bir ay içinde işe başlatmayan işveren iş akdini feshetmiş olur. İş akdi bir aylık işe başlatma süresinin dolması tarihinde veya bu süre içinde işverenin işçiyi işe başlatmamaya yönelik irade açıklamasıyla feshedilmiş sayılır. Başka bir deyişle iş akdi başta geçersiz fesih yapıldığında değil işçinin işe başlatılmaması tarihinde sona erer ( Süzek, s. 651).

20. 4857 sayılı İş Kanunu’nun 21. maddesi uyarınca işçiye ödenen 4 aylık boşta geçen süre ücreti maddenin gerekçesinde de belirtildiği üzere işçinin çalıştırılmadığı süreye ilişkin bir ücret olup fiili çalışma karşılığı yapılan bir ücret ödemesi değildir. Aksine işçi bu ücreti çalışmadan almaktadır.

21. Gelinen bu noktada 27.04.2005 tarihli ve 25798 sayılı Resmî Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren 5335 sayılı Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun’un (5335 sayılı Kanun) 30. maddesindeki düzenleme üzerinde durulması gerekmekte olup anılan Kanun’un 30. maddesinin 2. fıkrası uyarınca, herhangi bir sosyal güvenlik kurumundan emeklilik veya yaşlılık aylığı alanlar bu aylıkları kesilmeksizin; genel bütçeye dahil daireler, katma bütçeli idareler, döner sermayeler, fonlar, belediyeler, il özel idareleri, belediyeler ve il özel idareleri tarafından kurulan birlik ve işletmeler, sosyal güvenlik kurumları, bütçeden yardım alan kuruluşlar ile özel kanunla kurulmuş diğer kamu kurum, kurul, üst kurul ve kuruluşları, kamu iktisadi teşebbüsleri ve bunların bağlı ortaklıkları ile müessese ve işletmelerinde ve sermayesinin %50'sinden fazlası kamuya ait olan diğer ortaklıklarda herhangi bir kadro, pozisyon veya görevde çalıştırılamaz ve görev yapamazlar. Hukuk Genel Kurulunun 27.11.2018 tarihli ve 2015/21-1751 E., 2018/1790 K. sayılı kararında da belirtildiği üzere yasal düzenlemelere aykırı biçimde çalışılması durumunda fiilen çalışılan dönemdeki emeklilik veya yaşlılık aylıklarının Sosyal Güvenlik Kurumu tarafından kesilmesi ve yersiz aylıkların istirdadı söz konusu olacaktır. Görüldüğü üzere 5335 sayılı Kanun’un 30. maddesinin 2. fıkrası kapsamında yaşlılık aylığının kesilmesine neden olan hâl, “fiili çalışma” olgusudur.

22. Yeri gelmişken yaşlılık aylığı bağlanma koşullarına değinilmelidir. 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu’nun (5510 sayılı Kanun) Geçici 7. maddesinin 1. fıkrası uyarınca somut olayda uygulanması gereken 506 sayılı Sosyal Sigortalar Kanunu’nun (506 sayılı Kanun) 59. maddesinde yaşlılık aylığından sağlanan yardımlar sigortalıya yaşlılık aylığı bağlanması ve toptan ödeme yapılması olarak gösterilmiş olup Kanun’un 60. maddesinde ise yaşlılık aylığına hak kazanma koşulları düzenlenmiştir. Buna göre belli bir süre sigortalı olmak yanında belirlenen süre kadar prim ödenmesi ve belli bir yaşın doldurulması yaşlılık aylığı bağlanması için gereklidir. Yine 4447 sayılı Kanun ile eklenen Anayasa Mahkemesinin iptali kararı sonrasında 4759 sayılı Kanun ile yeniden düzenlenen 506 sayılı Kanun’un Geçici 81. maddesinde ise yaşlılık aylığı bağlanmasında kademeli bir geçiş sistemi hüküm altına alınmıştır.

23. Öte yandan Anayasa Mahkemesinin 03.03.2021 tarihli ve 31412 sayı Resmî Gazetede yayımlanan 14.01.2021 tarihli ve 2019/104 E., 2021/3 K. sayılı kararı ile 506 sayılı Kanun’un 62. maddesinin 1. fıkrasındaki “çalıştığı işten ayrıldıktan sonra” ibaresi iptal edilmiştir.

24. Somut olayda; dava dışı Trabzon Belediyesinde çalışmakta iken iş sözleşmesi 04.02.2010 tarihinde feshedilen davacıya 12.02.2010 tarihli tahsis talebine istinaden 15.02.2010 tarihinden geçerli olmak üzere yaşlılık aylığı bağlandığı, Trabzon İş Mahkemesinin 04.06.2010 tarihli ve 2010/129 E., 2010/516 K. sayılı kararı ile feshin geçersizliğinin tespiti ve işe iade davasının kabul edilerek davacının işe iadesine karar verildiği, ayrıca süresinde başvurmasına rağmen işe başlatılmadığı takdirde ödenmesi gereken işe başlatmama tazminatının 4 aylık ücreti olarak belirlendiği, yine süresinde işe başlatılması için başvurması hâlinde kararın kesinleşmesine kadar en çok 4 aylık boşta geçen süre ücretinin ve diğer haklarının davacıya ödenmesi gerektiğinin hüküm altına alındığı, kararın Yargıtay 9. Hukuk Dairesinin 20.09.2010 tarihli ilamı ile onanarak kesinleştiği, ancak davacının işvereni tarafından işe başlatılmamakla birlikte 4 aylık boşta geçen süre ücretinin ödendiği ve bu döneme ilişkin çalışmasının da Kuruma bildirilerek sigorta primlerinin yatırıldığı, bu nedenle davalı Kurum tarafından işten ayrılma koşulunun gerçekleşmediği ve 5335 sayılı Kanun’a göre yaşlılık aylığı kesilmeden kamu işyerinde çalışılmasının mümkün olmadığı gerekçesiyle yaşlılık aylığının kesildiği, 15.06.2010 tarihi itibariyle yeni bir tahsis talebi aranmaksızın tekrar yaşlılık aylığı bağlandığı, 4 aylık süre içinde ödenen 4.100,97TL’nin borç çıkarıldığı ve bunun üzerine eldeki davanın açıldığı görülmüştür.

25. Şu hâlde yukarıda yapılan açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde; iş sözleşmesinin 04.02.2010 tarihinde feshinden sonra açtığı feshin geçersizliğinin tespiti ve işe iade davasının lehine sonuçlanmasına rağmen davacı işvereni tarafından işe başlatılmamış, ancak işe iade kararı gereği 4 aylık boşta geçen süre ücreti ödenerek bu süreye ilişkin sigorta primleri yatırılmış ise de, davacıya ödenen ücret ve yatırılan sigorta primleri fiili çalışma karşılığı olmayıp 4857 sayılı İş Kanunu’nun 21. maddesinde belirtildiği üzere iş güvencesi hükümleri kapsamında çalıştırılmadığı süreye ilişkindir. Bu nedenle davalı Kurum tarafından davacının fiili çalışması olmadığı hâlde çalıştığı işten ayrılmadığı gerekçesiyle 4 aylık süreye ilişkin yaşlılık aylığının kesilerek yapılan ödemelerin borç çıkarılması işlemi yerinde olmayıp direnme kararı usul ve yasaya uygundur.

26. Hâl böyle olunca direnme kararı yerindedir.

27. Ne var ki, bozma nedenine göre hüküm altına alınan alacağın miktarına ve diğer yönlere ilişkin temyiz incelemesi yapılmadığından, bu yönde inceleme yapılmak üzere dosyanın Özel Daireye gönderilmesi gerekir.

28. Öte yandan kararın davalı ... vekili tarafından temyiz edilmesine ve davacı vekilinin temyiz isteminin bulunmamasına rağmen Özel Daire bozma kararında “davacının ve davalı SGK’nın bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır” cümlesindeki “davacının” ifadesinin maddi hata sonucu yazıldığı anlaşılmıştır.


IV. SONUÇ:

Açıklanan nedenlerle;

Direnme uygun bulunduğundan davalı ... vekilinin hüküm altına alınan alacağın miktarına ve diğer yönlere ilişkin temyiz itirazlarının incelenmesi için dosyanın 10. HUKUK DAİRESİNE GÖNDERİLMESİNE,

Karar düzeltme yolu kapalı olmak üzere, 11.11.2021 tarihinde oy birliği ile kesin olarak karar verildi.