Yasa değişikliği nedeniyle davanın konusuz kalması halinde vekalet ücreti

2.2.2022 17:50:14

Buna göre, davacı; dava dilekçesinde serbest tüketici statüsünde olduğu bu kapsamda PSH ve sayaç okuma bedellerinin iadesinin gerektiği veya kendisinden bu bedellerin mükerrer alındığı yönünde bir iddiada bulunulmadığı gibi, sonrasında bu talebe yönelik usulüne uygun verilmiş bir ıslah dilekçesi de bulunmamaktadır.

Hal böyle olunca, ilk derece mahkemesince; yargılama sırasında yürürlüğe giren geçmişe etkili yasa değişikliklerinin, dava konusu hakkın özünü ortadan kaldırdığı, eş söyleyişle geçmişe etkili yeni yasa nedeniyle davanın konusuz kaldığı, davacının davanın açıldığı andaki mevzuat ve içtihat durumuna göre dava açmakta haklı olduğu gözetilerek, davanın esası hakkında karar verilmesine yer olmadığına, davacı tarafça yapılan yargılama giderlerinin ve bu giderlere dahil olan maktu vekalet ücretinin davalıdan tahsiline karar verilmesi gerekirken, yanılgılı değerlendirmeler içeren bilirkişi raporu esas alınmak suretiyle taleple bağlılık ilkesine aykırı karar verilmiş olması, usul ve kanuna aykırı olup bozmayı gerektirmiştir.


3. Hukuk Dairesi         2020/12216 E.  ,  2021/9536 K.


MAHKEMESİ : İSTANBUL BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 3. HUKUK DAİRESİ

İLK DERECE

MAHKEMESİ : ... 3. ASLİYE HUKUK (TİCARET) MAHKEMESİ


Taraflar arasında ilk derece mahkemesinde görülen istirdat davasının kısmen kabulüne dair verilen karar hakkında bölge adliye mahkemesi tarafından yapılan istinaf incelemesi sonucunda; davalı tarafın istinaf başvurusunun reddine yönelik olarak verilen karar, süresi içinde davalı vekili tarafından duruşma istemli olarak temyiz edilmekle; duruşma günü olarak belirlenen 05/10/2021 tarihinde davacı vekili Av. ... ile davalı vekili Av. ....geldiler. Açık duruşmaya başlandı ve hazır bulunan vekillerin sözlü açıklamaları dinlenildikten sonra işin incelenerek karara bağlanması için saat 14.00'e bırakılması uygun görüldüğünden, belli saatte dosyadaki bütün kağıtlar okunarak, Tetkik Hakiminin açıklamaları dinlenip, gereği düşünüldü:

Y A R G I T A Y K A R A R I


Davacı; elektrik aboneliği nedeniyle davalı şirketin ilgili mevzuata aykırı olarak haksız kayıp-kaçak, iletim, dağıtım, perakende satış hizmet bedeli, sayaç okuma bedeli aldığını oysa abonelerden bu bedellerin alınamayacağının belirlendiğini ileri sürerek; dava tarihinden itibaren geriye dönük 3 yıl 2 aylık dönemin hesaplanarak, KDV dahil olmak üzere şimdilik 466.741,87 TL’nın fatura ödeme tarihlerinden itibaren işleyecek ticari faizi ile birlikte istirdadını talep etmiştir.

Davalı; davanın husumet ve zamanaşımı bakımından reddi gerektiği, anılan bedellerin ilgili mevzuat çerçevesinde abonelere yansıtıldığını ve uygulanmasının yasal bir zorunluluk olduğunu savunarak, davanın reddini istemiştir.

İlk derece mahkemesince; davanın PSH ve sayaç okuma bedelleri bakımından kabulü ile 113.494,95 TL PSH bedeli ve 18,41 TL sayaç okuma bedelinin dava tarihinden itibaren işleyecek ticari faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine; kabule konu alacak kalemleri dışındaki kalemler yönünden davanın reddine karar verilmiş; karara karşı, davalı taraf istinafa başvurmuştur.

Bölge adliye mahkemesince; ilk derece mahkemesince alınan ve hükme dayanak bilirkişi raporunda, davacının serbest tüketici statüsünde olduğu ve iptal kararının serbest tüketiciler için geçmişe etkili uygulanabileceğinden, davacının 31/12/2012 ile dava tarihi arasındaki sürede nispi olarak kendisinden fazla tahsil edilen PSH bedeli ile mükerrer tahsil edilen sayaç okuma bedelini talep etme hakkı olduğu, diğer taleplerin konusu kalmamasına rağmen bu taleplerin reddine dair kararın davacı tarafça istinaf edilmediği, mahkeme kararının usul ve hukuka uygun olduğu gerekçesiyle, davalının istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiş; hüküm, davalı tarafça temyiz edilmiştir.

1- Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle kanuni gerektirici sebeplere ve özellikle delillerin takdirinde bir isabetsizlik görülmemesine göre, davalının sair temyiz itirazlarının reddi gerekir.

2- Dava, elektrik abonelerinden tahsil edilen kayıp-kaçak, sayaç okuma, perakende satış hizmeti, iletim ve dağıtım bedeli ile tüm bedeller üzerinden alınan KDV'nin istirdadı istemine ilişkindir.

HMK’nın 119/1-e maddesi uyarınca; davacı, iddiasının (davasının) dayanağı olan bütün vakıaların (olayların ve olguların) sıra numarası altında açık özetlerini dava dilekçesinde yazmalıdır. Bunlar, dava dilekçesindeki talep sonucunun dayanağı olan ve bu talep sonucunu haklı göstermeye elverişli bulunan vakıalardır. Bu vakıalar, maddi bir fiil olabileceği gibi bir hukuki işlem de olabilir.

Öte yandan, HMK’nın 194 üncü maddesi uyarınca; taraflar dayandıkları vakıaları ispata elverişli şekilde somutlaştırmalıdır. Kanun, buna (vakıaları) somutlaştırma yükü demektedir. Bir davada, ispat faaliyetinin tam olarak yürütülebilmesi, mahkemenin uyuşmazlığı doğru tespit ederek yargılama yapabilmesi, karşı tarafın ileri sürülen vakıalara karşı kendini savunabilmesi için, iddia edilen vakıaların açık ve somut olarak ortaya konulması gerekir. Somut bir şekilde ortaya koymadan iddia veya savunma amacıyla vakıaların ileri sürülmesi durumunda, yargılamanın sağlıklı bir şekilde yürütülmesi mümkün olmayacağı gibi, vakıaların anlaşılması için ayrıca bir araştırma yapılması ve zaman kaybedilmesi söz konusu olacaktır. Taraflar, haklarını dayandırdıkları hukuk kuralının aradığı koşullara uygun, somut vakıaları açıkça ortaya koymalıdırlar. Bu vakıaların somut olarak ileri sürülmesi, ilgili taraf için bir yüktür; bu yükü yerine getirmeyen taraf sonuçlarına katlanmak durumundadır.

Davacı, davasının dayanağı (temeli) olan bütün vakıaları (açık özetlerini) dava dilekçesinde bildirmekle yükümlüdür (HMK m.119/l-e). Davacının, dilekçeler aşamasından sonra (dilekçesinde bildirmediği) yeni vakıalar ileri sürmesi, davayı değiştirme olup, ancak davalının rızası veya ıslah yolu ile mümkündür (HMK m.l41).

Hakim, davacının dava dilekçesinde göstermediği vakıaları kendiliğinden gözetemez (inceleyemez) ve onları hatırlatabilecek hallerde dahi bulunamaz (HMK m.25). Fakat hakim, müphem (belirsiz) veya çelişik gördüğü iddia ve sebepler (vakıalar) hakkında izahat (açıklama) isteyebilir (HMK m.31). Ancak, bu izahat isteme sadece dava dilekçesinde bildirilmiş olan vakıalar için söz konusudur. Dava dilekçesinde gösterilmeyen (bildirilmeyen) bir vakıa, izahat isteme (veya izahat verme) bahanesi ile (davalının rızası olmadıkça) sonradan ileri sürülemez.

Az önce belirtildiği gibi, davacı davasının dayanağı olan bütün vakıaları dava dilekçesinde bildirmekle yükümlü kılındığı için, kanunumuz iddiaların teksifi ilkesini kabul etmiş demektir.

Bununla birlikte, hakim, hukuki sebepleri (kanun hükümlerini) kendiliğinden gözetir (HMK m.33). Yani hakim, davacının dava dilekçesinde göstermiş olduğu hukuki sebepler ile bağlı olmayıp, davacının dava dilekçesinde bildirmiş olduğu vakıaların hukuki sebebini (hukuki

niteliğini) kendisi araştırıp bulmakla yükümlüdür. Davacının dava dilekçesinde hukuki sebebi yanlış göstermiş (ve hatta hiç göstermemiş) olmasının bir önemi yoktur.Buna karşılık, hakim, davacının dava dilekçesinde bildirdiği vakıalarla bağlı olup, davacının bildirmediği vakıaları kendiliğinden inceleyemez (HMK m.25).

Davacının dava dilekçesinde bildirdiği vakıalar davanın temelidir. Çünkü, sadece bu vakıalar davanın sınırını çizmekte, hakim ancak bu vakıalar hakkında inceleme yapabilmektedir. Bu nedenle, hukukumuzda dava sebebi (hukuki sebepler değil) davacının davasını dayandırmış olduğu vakıalardır.

Hakim, tarafların talep sonuçlarıyla bağlıdır; ondan fazlasına veya başkasına karar veremez. Öğreti ve uygulamada taleple bağlılık olarak adlandırılan bu kural; sadece sonuç istem yönünden değil, sonuç istemi oluşturan her bir alacak kaleminin dayanağını oluşturan vakıalar yönünden de uygulanır (HMK m.26).

Yapılan bu açıklamalar ışığında somut olay incelendiğinde; davacı, dava dilekçesinde davaya konu bedellerin yürürlükteki mevzuat uyarınca davalı tarafından kendisinden alınmasının mümkün olmadığını, bu hususun Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 21/05/2014 tarihli ve 2013/7-2454 E. 2014/679 K. sayılı kararıyla belirlendiğini ileri sürmüştür. Diğer bir anlatımla, davacı davaya konu bedellerin alınamayacağı yönündeki iddiasının dayanağı olan maddi vakıayı, yürürlükte olan mevzuat hükümleri ve bu mevzuata işaret eden yargı kararları olarak bildirmiştir. Eş söyleyişle, Enerji Piyasası Düzenleme Kurulunun (EPDK) yürürlükte olan düzenleyici işlemlerine dayalı olarak davaya konu bedellerin alınmasının yasal olmadığını, adli yargı mercilerince verilen kararlar ile bu bedellerin abonelerden alınamayacağının belirlendiğini ileri sürerek, işbu davayı açmıştır. Diğer bir anlatımla, EPDK'nın 875 sayılı kararı ile 20 Dağıtım Şirketi İçin Gelir Gereksinimi Hesaplaması ve Tarife Metodolojisinin, Geçiş Dönemi Tarife Uygulamaları başlıklı II. Bölümünün (B) bendinin Danıştay tarafından iptal edilmiş olması nedenine dayanarak, serbest tüketici statüsünde olduğu, bu kapsamda PSH ve sayaç okuma bedellerinin iadesinin gerektiği veya kendisinden bu bedellerin mükerrer alındığı yönünde bir iddiada bulunmamıştır.

Bu itibarla, davanın, davacı tarafından bildirilen vakıalar doğrultusunda incelenmesi yasal bir zorunluluktur (Dairece verilen 22/10/2018 tarihli ve 2018/3607 E. 2018/10364 K., 15/01/2019 tarihli ve 2018/5200 E. 2019/115 K., 02/07/2019 tarihli ve 2018/7002 E. 2019/6042 K. sayılı kararları da aynı yöndedir).

Her ne kadar, davacı 05/02/2018 tarihli bilirkişi raporuna beyan ve ıslah talep dilekçesinde; dava değerini ıslah ettiklerini, ıslah talebi ile talebin bilirkişi raporu ile tespit edilen 947.724,38 TL’ye çıkarılmasına eksik harcın tamamlanması için süre verilmesine; en azından 113.494,95 TL olarak tespit edilen PSH bedelinin iadesine karar verilmesi talep edilmiş ise de, bilahare dosyaya sunulan 18/04/2018 tarihli beyan dilekçe ile ıslah harcını tamamlamayacaklarını, bilirkişi raporu neticesinde ortaya çıkan meblağ üzerinden değil mevcut ve harçlandırılan talep üzerinden karar verilmesi talebinde bulunduğu anlaşılmaktadır.

Buna göre, davacı; dava dilekçesinde serbest tüketici statüsünde olduğu bu kapsamda PSH ve sayaç okuma bedellerinin iadesinin gerektiği veya kendisinden bu bedellerin mükerrer alındığı yönünde bir iddiada bulunulmadığı gibi, sonrasında bu talebe yönelik usulüne uygun verilmiş bir ıslah dilekçesi de bulunmamaktadır.

Hal böyle olunca, ilk derece mahkemesince; yargılama sırasında yürürlüğe giren geçmişe etkili yasa değişikliklerinin, dava konusu hakkın özünü ortadan kaldırdığı, eş söyleyişle geçmişe etkili yeni yasa nedeniyle davanın konusuz kaldığı, davacının davanın açıldığı andaki mevzuat ve içtihat durumuna göre dava açmakta haklı olduğu gözetilerek, davanın esası hakkında karar verilmesine yer olmadığına, davacı tarafça yapılan yargılama giderlerinin ve bu giderlere dahil olan maktu vekalet ücretinin davalıdan tahsiline karar verilmesi gerekirken, yanılgılı değerlendirmeler içeren bilirkişi raporu esas alınmak suretiyle taleple bağlılık ilkesine aykırı karar verilmiş olması, usul ve kanuna aykırı olup bozmayı gerektirmiştir.İlk derece mahkemesi kararının, yukarıda açıklanan nedenlerle bozulmasına karar verilmiş olduğundan, HMK'nın 373 üncü maddesinin birinci fıkrası uyarınca, işbu karara karşı yapılan istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin bölge adliye mahkemesi kararının da kaldırılmasına karar verilmiştir.

SONUÇ: Yukarıda birinci bentte açıklanan nedenlerle davalı tarafın sari temyiz itirazlarının reddine, ikinci bentte açıklanan nedenlerle 6100 sayılı HMK'nın 373 üncü maddesinin birinci fıkrası uyarınca temyiz olunan bölge adliye mahkemesi kararının KALDIRILMASINA, aynı Kanun'un 371 inci maddesi uyarınca ilk derece mahkemesi kararının davalı yararına BOZULMASINA, 3.050 TL Yargıtay duruşması vekalet ücretinin davacıdan alınıp davalıya verilmesine,

peşin alınan 1.939 TL temyiz harcının istek halinde temyiz edene iadesine, dosyanın ilk derece mahkemesine, kararın bir örneğinin de bölge adliye mahkemesine gönderilmesine, 05/10/2021 tarihinde oy birliği ile karar verildi.