BİRDEN FAZLA DAVALI • DAVALARDA GÖREV • ÖZEL YETKİLİ MAHKEME


Esas No:2013/1201
Karar No:2014/373
K. Tarihi:19.3.2014


Özet:

Davalar arasında ihtiyari dava arkadaşlığının bulunduğu durumlarda, görevli olan mahkemenin her bir davalının durumuna göre ayrı ayrı belirlenmesi gerekmekte ise de; davalıların bir kısmı için genel mahkeme, diğer kısmı için özel mahkeme görevliyse, bu davaların tek bir dava olarak özel mahkemede açılması gerekir.

..Davacı vekili, müvekkili bankanın Pınarbaşı/İzmir Şubesinde yapılan teftiş sonucu düzenlenen Kanuni Soruşturma Raporu sonucu bir şirkete kullandırılan kredide büyük bir dikkatsizlikle sahte belgelere dayanarak kredi tahsis edildiğini, davalıların Pınarbaşı Şubesinde görev yaptıkları dönemde şube müdürü ve kredi komitesi üyeleri olarak banka usul ve mevzuatına aykırı davranarak yeterli teminat almadan ve sahte belgelere istinaden usulsüz kredi kullanılmasına sebebiyet verdiklerini belirterek zararın davalılardan tahsilini talep etmiştir.

Davalılar, davanın reddini istemiştir.

Mahkemece, görevsizlik kararı verilmiştir.

Karar davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.

Uyuşmazlık, taraflar arasındaki ilişkinin 4857 sayılı İş Kanunu kapsamında değerlendirilip değerlendirilmeyeceği ve bu bağlamda iş mahkemesinin görevi noktasında toplanmaktadır.

Görev konusu kamu düzenine ilişkin olup mahkemece kendiliğinden dikkate alınmalıdır. İş mahkemelerinin görev alanını hakim, tarafların iddia ve savunmalarına göre değil, 5521 sayılı İş Mahkemeleri Kanu-nu’nun 1. Maddesini esas alarak belirleyecektir.

5521 Sayılı Kanun’un 1. Maddesi uyarınca 4857 sayılı Kanun’a göre işçi sayılan kimselerle işveren veya işveren vekilleri arasında iş sözleşmesinden veya 4857 sayılı Kanun’a dayanan her türlü hak iddialarından doğan hukuk uyuşmazlıklarının çözüm yeri iş mahkemeleridir.

Somut olayda davalıların banka çalışanı oldukları, davanın davalıların görev yaptıkları dönem içerisinde verdikleri usulsüz krediler sebebiyle bankaların bankanın zarara uğratıldığı iddiasından kaynaklı tazminat davası olduğu anlaşılmaktadır. Taraflar arasında işçi işveren ilişkisi bulunduğu anlaşılmakta, davaya bakmanın sayılı Kanun uyarınca iş mahkemesinin görevi içerisinde kaldığı gözetilmeden görevsizlik kararı verilmesi hatalı olup bozmayı gerektirmiştir.

Gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevirmekle, yeniden yapılan yargılama sonunda, mahkemece önceki kararda direnilmiştir.

TEMYİZ EDEN: Davacı vekili

HUKUK GENEL KURUL KARARI

Hukuk Genel Kurulu'nca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği düşünüldü:

Dava, banka zararının tahsili istemine ilişkindir.

Davacı T.C. Ziraat Bankası AŞ'ne izafeten Pınarbaşı Şubesi vekili dava dilekçesinde özetle;davalıların, bankanın Pınarbaşı şubesinde görevli oldukları dönem içerisinde kullandırılmış oldukları kredilerin müfettiş tarafından incelenmesi sonucunda, şubede tahsis edilen değişik kredilerde; yeterli teminat alınmaması ve bankanın kredi verilmesine ilişkin prosedürlerine uyulmamasından kaynaklanan işlemler nedeniyle banka zararının doğduğunun tespit edildiği ve müfettiş raporu uyarınca davalıların malen sorumlu tutulmasına karar verildiğini, yerleşik ihtiyaçlar uyarınca banka zararının önce kredi borçlarına gidilmeden çalışanlardan tahsilinin mümkün olduğunu beyanla, banka zararın davalılardan faizi ve BSMVsi ile birlikte tahsilini, talep ve dava etmiştir.

Davalılar F.Ş., K.E.Ö. ve H. O. vekilleri cevap dilekçelerinde özetle; banka zararının tahsilini amaçlayan bu davada ticaret mahkemelerinin görevli olduğunu, zira banka alacaklarının ticari iş niteliğinde ve bankanın tacir olduğunu, ayrıca davanın aciz vesikasının alındığı tarihten itibaren bir yıl içinde açılmaması nedeniyle zamanaşımına uğradığını, esas yönünden ise; zarar ile ihmal arasındaki illiyet bağının kanıtlanması gerektiğini, kredi verilirken gerek tüm prosedürün takip edildiğini, icra dosyalarında yeterince araştırma yapılmadan aciz vesikaları alındığını ve icra takiplerinin sonuçlanmasını beklenmesi gerektiğini belirterek, davanın REDDİNE karar verilmesini istemişlerdir.

Yerel Mahkemece, “dava konusu edilen alacağın; kredi konusundaki usulsüzlükler nedeniyle banka çalışanlarından tahsiline ilişkin olduğu, kredilendirme işlemlerinin bankacılık ve ticaret mevzuatı yönünden irdelenmesini gerektirdiği, dava dilekçesinde de hukuki nedenler olarak İş Kanunu dışındaki kanunlara dayanıldığı ve sorunun istihdam ilişkisi içinde incelenip çözümlenmesinin hukuken olanaklı bulunmadığı; Türk Ticaret Kanunu'nun 4/6 maddesi düzenlemesinin de konunun Ticaret Mahkemelerince çözüme bağlanması gereğini öngördüğü ve uyuşmazlığın Ticaret Mahkemeleri'nin görev alanı kapsamında kaldığı” gerekçesiyle, mahkemenin görevsizliğine, görevli mahkemelerin İzmir Ticaret Mahkemeleri olduğuna dair verilen karar, davacı vekilin temyizi üzerine, Özel Daire tarafından yukarıda açıklanan gerekçelerle bozulmuştur.

Özel Daire bozma kararı sonrasında mahkemece; “görev alanı belirli ve istisnai nitelikte düzenlenen iş mahkemelerinin; sınırlı olarak öngörülen kişi ve gruplar arası uyuşmazlıkların çözümüyle görevli olduğu, görev alanındaki konuların niteliğine göre hızlı ve özellikle emeğiyle geçinen kesimin ekonomik güçsüzlüğü gözetilerek, mali yük getirilmeksizin çözümlenmesinin amaçlandığını, 08.12.1982 gün 4-4 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı uyarınca iş mahkemelerinin görevleri istisnai nitelik taşıdığı için, görevlerinin geniş yoruma değil dar yoruma tabi tutulmasının esas olduğu, somut uyuşmazlıkta, dava dilekçesinde iş sözleşmesi veya İş Kanunu hükümlerinin ihlalinin iddia edilmediği; ödünç para vermeye ilişkin mevzuat kapsamında banka yönetimince açılan tazminat davasının İş Mahkemesi görevi kapsamında kaldığını kabul etmenin İş Mahkemelerinin kuruluş amacıyla bağdaşmayacağı, emsal kararlarda da, iş mahkemelerinin görev kurallarının yorumunda, özel düzenlemelerin gözetilmesi ve İş Mahkemelerinin görevi konusunun, kesin nitelikli görev kurallarını göz ardı etmeyecek biçimde yorumlanması gerektiğinin belirtildiği, davalıların kamu görevlisi konumunda başlayan çalışması hizmet sözleşmesine dönüştürülmekle birlikte, sosyal güvenlik yönünden 5434 Sayılı Kanun kapsamında ilişkilendirilen bir çalışma niteliğinde sürdüğü” gerekçesiyle, ticaret mahkemelerinin görevli olduğuna ilişkin kararda direnilmiştir.

Direnme kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.

Uyuşmazlık, taraflar arasındaki ilişkinin İş Kanunu kapsamında değerlendirilip değerlendirilmeyeceği ve buna göre de davaya bakma görevinin iş mahkemelerine ait olup olmadığı noktasında toplanmaktadır.

Öncelikle belirtilmelidir ki, dava konusu zararın doğumuna neden olan usulsüz kredilerin kullandırıldığı tarihte yürürlükte bulunan mülga 6762 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun 4. Maddesinin 1. Fıkrasının (6.) bendine göre; bankalar ve ödünç para verme işleri kanunlarında tanzim olunan hususlardan doğan hukuk davaları ticari dava sayılır ve anılan

Kanun'un 5. Maddesi uyarınca; “Aksine hüküm olmadıkça” dava olunan şeyin değerine göre asliye veya sulh hukuk mahkemesi ticari davalara dahi bakmakla vazifelidir.

Bunun yanında, yargılama sırasında yürürlüğe giren 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun “Ticari davalar ve delilleri” başlıklı 4. Maddesinin 1. Fıkrasının (f) bendi uyarınca da; bankalara ve ödünç para verme işlerine ilişkin düzenlemelerde öngörülen hususlardan doğan hukuk davaları ticari dava sayılır ve anılan Kanun'un 5. maddesine göre, “aksine hüküm bulunmadıkça” dava olunan şeyin değerine ve tutarına bakılmaksızın asliye ticaret mahkemesi tüm ticari davalara bakmakla görevlidir.

Görüldüğü üzere, gerek 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nda gerekse mülga 6762 sayılı eTTK'nda aynı yönde düzenlemeler yer almakta olup, her iki düzenleme uyarınca; ödünç para verme işlerine ilişkin mevzuattan doğan hukuk uyuşmazlıklarının “aksine hüküm bulunmaması” halinde ticaret mahkemelerinde görülmesi gerekir.

Konuya ilişkin olarak aksine bir hüküm bulunup bulunmadığı yönünden ise ilk olarak, tarafından tabi oldukları diğer bir mevzuat olan 4603 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Ziraat Bankası, Türkiye Halk Bankası Anonim Şirketi ve Türkiye Emlak Bankası Anonim Şirketi Hakkında Kanun'un incelenmesi gerekmektedir.

4603 Sayılı Kanun'un 2.maddesinin 4. fıkrası; Bankaların bu Ka-nun'un yürürlüğe girdiği tarihte mevcut personeli hakkında aylık, özlük ve emeklilikleri yönünden tabi oldukları mevzuatın uygulanmasına devam olunacağı, bunlardan uygun görülenlerin istekleri halinde, emeklilik statüleri devam etmek üzere özel hukuk hükümlerine göre çalıştırılabilecekleri hükmüne yer verilmiş, bunun yanında anılan Kanun'a 16.07.2004 tarih ve 5230 Sayılı Kanun'un 7. maddesi ile eklenen 5. maddesinde ise, bankalarda 4857 sayılı İş Kanunu'na tabi olarak çalışanlarla bankalar arasında çıkacak ihtilaflarda iş mahkemelerinin görevli olduğu açıkça düzenlenmiştir.

Görüldüğü üzere, 4603 sayılı Kanun'un 5. Maddesi, İş Kanunu'na tabi olarak çalışanlarla bankalar arasında çıkacak ihtilaflarda iş mahkemelerinin görevli olduğuna ilişkin olarak TTK'na göre aksi bir düzenlemeye yer vermekte olup, TTK hükümlerine göre daha özel hüküm niteliğinde olduğu hususu da gözetildiğinde, görevin belirlenmesinde öncelikle uygulanması gerektiği kabul edilmelidir.

O halde, konuya ilişkin olarak aksine bir hüküm olarak TTK'na göre yine özel kanun niteliğinde olan 5521 sayılı iş mahkemeleri Kanunu da değerlendirilmelidir.

Bilindiği üzere, özel mahkemeler, belirli kişiler arasında çıkan veya belirli uyuşmazlıklara bakmakla görevlidir. Eş söyleyişle, özel mahkemeler özel kanunlarla kurulmuş olup, özel kanunlarında belirtilen davaları yürütür.

Nitekim, T.C. Anayasası'nın 142. maddesinde, mahkemenin görevlerinin kanunla düzenleneceği hükmüne bağlanmıştır.

Bu nedenle, mahkemelerin görevi kıyas veya yorum ile genişletilemez ya da değiştirilemez. Kanunda açıklık bulunmayan durumlarda, görev genel mahkemelere aittir(05.12.1977 gün ve 1977/4 E., 1977/4 K. sayılı İçtihatları Birleştirme Kararı gerekçesinden).

Devletin, iş ilişkilerini düzenlerken nasıl işçiyi koruma amacıyla özel mahiyette maddi hukuk kuralları vazetmesi gerekiyorsa, bir hukuk uyuşmazlığı olarak iş uyuşmazlıklarının çözümünü de genel yargıdan ayırması, İş Hukukuna has yani bu hukukun amacına hizmet edecek şekilde kolay, hızlı ve ekonomik usul kurallarıyla yargılayan uzman özel (spesifik) bir yargıya bırakması gerekmektedir. İşte bu gerek, çoğu ülkede olduğu gibi Türkiye'de de iş davalarının, bu alanda uzman, özel mahkemelerde; iş mahkemelerinde ve genel yargılama usullerinden farklı usule göre görülmesini, yani bir iş yargısının varlığını, zorunluluğunu ifade eder(H. Mollamahmutoğlu, İş Hukuku, Turhan Yayınları, 2004, s.103).

İş Mahkemelerinin kuruluş, görev ve yargılama usullerini düzenleyen 5521 sayılı İş Mahkemeleri Kanunu'nun 1. Maddesi ile 29.06.1960 gün ve 1960/13-15 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı'nda;işçi sayılan kimselerle(Kanunun değiştirilen 2'nci maddesinin C, D ve E fıkralarında istisna edilen işlerde çalışanlar hariç) işveren veya işveren vekilleri arasında, iş akdinden veya İş Kanunu'na dayanan her türlü hak iddialarından doğan hukuki uyuşmazlıkların çözüm yerinin, iş mahkemeleri olduğu belirtilmiştir.

4857 sayılı İş Kanunu'nun 1. Maddesinin ikinci fıkrası gereğince; 4. Maddedeki istisnalar dışında kalan bütün işyerlerine, işverenler ile işveren vekillerine ve işçilerine, çalışma konularına bakılmaksızın bu Kanun uygulanacaktır.

5521 Sayılı Kanun uyarınca; bir uyuşmazlığın iş mahkemesinde görülebilmesi için, işçi sayılan kişilerle işveren veya işveren vekilleri arasında iş akdinden veya İş Kanunu'na dayanan her türlü hak iddialarından doğan hukuki uyuşmazlığın bulunması gerekir.

Şu duruma göre, iş mahkemelerinin görevleri istisnai nitelik taşıdığı için, görevlerinin geniş yoruma değil, dar yoruma tabi tutulması esastır (YİBK 08.12.1982 gün ve 4/4 sayılı kararı). Ayrıca, 23.05.1960 günü ve 11/10 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararında da belirtildiği gibi, ayrık hükümler dar olarak yorumlanması, yoruma ilişkin temel bir kuraldır.

5521 Sayılı Kanun’un 1. Maddesinde, uyuşmazlığın işçi sayılan kimselerle işveren arasında, iş akdinde dayanan her türlü hak iddialarından doğan hukuki uyuşmazlıkların çözüm yerinin iş mahkemeleri olduğu belirtilerek, yine gerek eTTK, gerekse 6102 sayılı TTK hükümlerine göre öncelikle uygulanması gereken “aksine bir düzenlemeye” yer vermektedir.

Yapılan açıklamaların ışığında, gerek 4603 sayılı Kanun’un 5.maddesi, gerekse 5521 sayılı Kanun’un 1. maddesi; TTK’ndaki görev hükmünün aksine ve öncelikle uygulanması gereken özel düzenlemelere yer vermekle, bu hükümler karşısında taraflar arasındaki ilişkinin ticari dava şeklinde nitelendirilmesine ve ticaret mahkemelerinin görevli olduğunun kabulüne olanak bulunmamaktadır.

Somut olayda; davalıların, zararın doğduğu iddia edildiği dönemde iş sözleşmesi ile çalıştırıldıkları konusunda uyuşmazlık bulunmamakta olup, davalılardan, belirsiz süreli iş sözleşmesinde yer alan görev tanımlarına dahil olan ve dolayısıyla iş görme borcu ile yüklenen görevi ihmal ettikleri gerekçesiyle tazminat isteminde bulunulmaktadır.

Davacı banka, davalıların görevlerini ihmal ettikleri iddiasına dayanmakta olup, görevi ihmal iddiası aynı zamanda, iş akdinden kaynaklanan; işçinin iş görme ve işi özenle görme yükümünün ihlali anlamını taşımaktadır.

İşçinin özen borcu, iş görme borcu içinde yer alan ve onu tamamlayan bir yükümlülüktür. Özen derecesinin belirlenmesinde, her şeyden önce, iş akdi esas alınır. İş akdinde bu konuda açık veya örtülü herhangi bir hüküm yer almıyorsa, bu takdirde işçinin dahil olduğu meslek dalında veya faaliyet alanında bir işin görülmesi için geçerli olan kurallara uygun olarak iş görme borcunu yerine getirmesi gerekecektir. Diğer deyimle işçi, her somut olayın özelliğine göre, yaptığı işin niteliğine uygun bir özen göstermelidir. Ayrıca özenin derecesinin saptanmasında söz konusu işle ilgili mesleki gelenekler veya işyerindeki uygulamalar da dikkate alınır (Süzek Sarper, İş Hukuku, 2005, 2.Bası, s.271).

Belirtildiği üzere, davalılar ve davacı banka arasında hizmet akdi bulunduğu çekişmesiz olup, uyuşmazlığın işçinin işi özenle görme borcunun ihlali şeklindeki hukuki niteliği değerlendirildiğinde, davanın işçi ile işveren arasında ve iş akdinin özen yükümüne aykırı davranışa dayalı olduğu dolayısıyla, olayda 5521 sayılı Kanun'un yukarıda değinilen 1. Maddesi hükmünde öngörülen koşulların mevcut olması nedeniyle, eldeki davaya bakma görevinin iş mahkemesine ait bulunduğu açıktır.

Nitekim, Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 22.05.2013gün ve 2012/91371 E. 2013/756 K. sayılı kararında da aynı ilke benimsenmiştir.

Kaldı ki, davalıların sorumluluğunun kapsam ve miktarının bankacılık mevzuatına göre belirlenmesi, aradaki hizmet ilişkisini, tarafların işçi ve işveren olması ile talebin yasal dayanağının iş sözleşmesinden doğan özen borcuna aykırı davranış olmasını değiştirilmeyecektir.

Yeri gelmişken bildirilmektedir ki, somut uyuşmazlıkta, davalı Kadir Ediz Göksel'in şube müdürü olarak görev yaptığı anlaşılmaktadır.

Bilindiği üzere, anonim şirketlerde müdürlerin sorumluluğu mülga 6762 sayılı eTTK'nın 342. maddesinde düzenlenmiştir. Anılan madde uyarınca; “Şirket muamelelerinin icra safhasına taalluk eden kısmı, esas mukavele veya umumi heyet veya idare meclisi kararıyla idare meclisi azasından veya ortaklardan olmayan bir müdüre tevdi edildiği takdirde; müdür, kanun veya esas mukavele yahut iş görme şartlarını tespit eden diğer hükümlerle yükletilen mükellefiyetleri, gereği gibi veya hiç yerine getirmemiş olması halinde idare meclisi azasının mesuliyetlerine ait hükümler gereğince şirkete, pay sahiplerine ve şirket alacaklarına karşı mesul olur. Bu esasa aykırı bir şartın esas mukaveleye konması veya müdürün idare meclisinin emri ve nezareti altında bulunması mesuliyeti bertaraf edemez.”

Buna göre, sorumluluk açısından müdürler, yönetim kurulu üyelerinin sorumluluğunu düzenleyen hükümlere tabidir.

Somut uyuşmazlıkta, davalı K.E. Göksel anonim şirket müdürü olarak, eTTK 342. madde uyarınca kendisine verilen görevlerden şirkete karşı eTTK uyarınca sorumlu olup, anılan kapsamda açılan bu sorumluluk davasının eTTK 4. Madde uyarınca ticari dava olarak ticaret mahkemelerinde görülmesi gerekmekte ise de; somut uyuşmazlıkta banka tarafından hizmet akdi ile çalışan diğer davalılarla birlikte, diğer bir ifade ile ihtiyari dava arkadaşları aleyhine birlikte dava açıldığı görülmektedir.

Davalılar arasında ihtiyari dava arkadaşlığının bulunduğu durumlarda, bunlar hakkında birlikte açılan davalar, birbirinden bağımsız olduğundan, görevli mahkemenin her bir dava bakımından ayrı ayrı belirlenmesi gerekmekte ise de, ihtiyari dava arkadaşı durumundaki davalılardan biri (veya birkaçı) hakkındaki dava genel mahkemenin, diğeri (veya diğerleri) hakkındaki dava özel bir mahkemenin görevine giriyorsa, davaların aynı dava dilekçesiyle özel mahkemede açılması gerekir (HGK'nun 05.05.2004 gün ve 2004/9-261 E. 2004/254 K. sayılı kararı).

Somut olayda davalılar arasında ihtiyari dava arkadaşlığı bulunması nedeniyle; davanın açıldığı tarihte yürürlükte bulunan mevzuat hükümleri uyarınca, asliye ticaret mahkemeleri, asliye hukuk mahkemelerinin daireleri ve dolayısıyla bu ayırım çerçevesinde genel mahkeme niteliğinde olduklarından; tüm davalılar hakkındaki davaların, özel mahkemede (iş mahkemesinde) görülmesi gerektiği kabul edilmelidir.

Sonuç olarak, gerek 4603 sayılı Kanun'un 5.maddesi, gerekse 5521 sayılı Kanun'un 1. maddesi; TTK'daki görev hükmünün aksine ve öncelikle uygulanması gereken özel düzenlemelere yer vermekle, taraflar arasındaki ilişkinin ticari dava şeklinde nitelendirilmesi mümkün olmadığından, uyuşmazlıkta iş mahkemeleri görevlidir.

Açıklanan nedenlerle, taraflar arasında, işçi işveren ilişkisinin bulunması, uyuşmazlığın konusunu banka personelinin hizmet sözleşmesinden kaynaklanan özen borcuna aykırı davranışın oluşturması, iş sözleşmesi devam ederken; özen borcuna aykırı davranış nedeniyle verilen zararın tazmini talep edildiğinden, davaya bakmanın iş mahkemesinin görevi içerisinde kalması nedeniyle mahkemece görevsizlik kararı verilmesi hatalı olup, bozmayı gerektirmiştir.

O halde, Özel Daire bozma ilamında ve yukarıda belirtilen ilave nedenlerle, Hukuk Genel Kurulu'nca da benimsenen bozma ilamına uyulmak gerekirken, önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır.

Bu nedenle direnme kararı bozulmalıdır.

SONUÇ

Davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile, direnme kararının Özel Daire bozma kararında ve yukarıda gösterilen nedenlerden dolayı 6217 sayılı Kanun'un 30. Maddesi ile 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'na eklenen “Geçici Madde 3 “atfıyla uygulanmakta olan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun 429. maddesi gereğince BOZULMASINA5521 sayılı İş mahkemeleri Kanunu'nun 8/3. Fıkrası uyarınca karar düzeltme yolu kapalı olmak üzere, 19.03.2014 gününde oy birliği ile karar verildi.