İki ayağı ve sol kolu olmadan doğan bebek, hamileliği takip eden hekimin sorumluluğu


Esas No:2013/27522
Karar No:2014/28838
K. Tarihi:25.9.2014


Özet:

ke olarak; doktor, hastasının zarar görmemesi için mesleki tüm şartları yerine getirmek, hastasının durumunu tıbbi açıdan zamanında ve gecikmeksizin saptayıp, somut durumun gerektirdiği önlemleri eksiksiz bir biçimde almak, uygun tedaviyi de yine gecikmeden belirleyip uygulamak zorundadır.Dosyada davacıların bebeğinin anomali ile doğmasında davalının kusuruna ilişkin olarak alınan Adli Tıp Kurumu 3. İhtisas Kurulunun 20.12.2010 tarihli raporunda sonuç olarak " bebekte saptanan ekstremite anomalilerinin 18-27 haftalardaki USG kontrollerinde görülmesi gerektiği, görülmemesinin bir eksiklik olduğu, ancak bu konjenital anomalinin bebeğin kendinde mevcut bir rahatsızlık olduğu, hekim eyleminin buna katkısı olmadığı, tesbit edildiği anda anne karnında tedavisinin mümkün olmadığı …” mütalaa edilmiştir. Hükme esasa alınan bu raporu düzenleyen bilirkişi kurulunda çocuk hastalıkları ve radyoloji uzmanının olmadığı anlaşılmaktadır.



Taraflar arasındaki tazminat davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın reddine yönelik olarak verilen hükmün davacı avukatınca duruşmalı olarak temyiz edilmesi üzerine ilgililere çağrı kağıdı gönderilmişti. Belli günde taraflardan gelen olmadığından incelemenin evrak üzerinde yapılmasına karar verildikten sonra dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü.
KARAR
Davacılar, davacı Ümmü'nün hamileliği boyunca davalı doktorun takibinde olduğunu, hamilelik döneminde bebekte hiçbir patalojik durum saptanamadığını, ancak bebeğin davalı doktor tarafından sezaryanla yapılan doğumu sonunda sol kolunun ve iki ayağının olmadığını ayrıca büyüme güçlüğünün bulunduğunu, bebeğin tüm vücut fonksiyon kaybının % 74 olup, ağır özürlü olduğunu, davalının sıradan bir hastanede tespit edilebilecek bu rahatsızlıkları tespit edememekte kusurlu olduğunu ileri sürerek, maddi tazminata karar verilmesini istemiştir.
Davalı, davacının 30-32. Haftalardaki muayenesinde "amniyotik bant sendromu" hastalığından şüphelenildiğinden sezaryanla doğumun gerçekleştirildiğini, mesleki bir hata ve kusurunun bulunmadığını, savunarak davanın reddini dilemiştir.
Mahkemece, Adli Tıp Kurumu raporuna göre davalının kusurunun bulunmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş; hüküm, davacılar tarafından temyiz edilmiştir.
Somut olayda davacılar, hamileliğin başından beri davalı doktorun takibinde olduklarını ve doğuma kadar bebekteki anomalinin belirtilmediğini, her şeyin yolunda olduğunun bildirildiğini, ancak meydana gelen sonucun davalının kusuru neticesinde oluştuğunu ileri sürerek eldeki davayı açmıştır.
Davanın temeli vekillik sözleşmesi olup, özen borcuna aykırılığa dayandırılmıştır (BK m. 386-390). Vekil, vekalet görevine konu işi görürken yöneldiği sonucun elde edilmemesinden sorumlu değil ise de, bu sonuca ulaşmak için gösterdiği çabanın, yaptığı işlemlerin, eylemlerin ve davranışların özenli olmayışından doğan zararlardan dolayı sorumludur. Doktor tedavi nedeniyle yöneldiği sonucun elde edilmemesinden sorumlu değil ise de, bu sonuca ulaşmak için gösterdiği çabanın, yaptığı işlemlerin eylemlerin ve davranışların özenli olmayışından doğan zararlardan sorumludur. Keza en hafif kusurundan dahi hukuken sorumluluk altındadır. Bu nedenle de bilirkişi raporu önem kazanmakta ve taraf, hakim ve Yargıtay denetimine elverişli bulunmalıdır. Bilirkişi doktorun seçilen tedavi yöntemi ve tedavi aşamalarında gerekli titizliği gösterip göstermediğini uygulanacak tedavi yöntemi ve aşamalarda gerekli titizliği gösterip göstermediğini, uygulanması gereken tedavinin ne olması gerektiğini, doktor tarafından uygulanan tedavinin ne olduğunu, ayrıntılı ve gerekçeli açıklamalı ve sonuca ulaşmalıdır.
İlke olarak; doktor, hastasının zarar görmemesi için mesleki tüm şartları yerine getirmek, hastasının durumunu tıbbi açıdan zamanında ve gecikmeksizin saptayıp, somut durumun gerektirdiği önlemleri eksiksiz bir biçimde almak, uygun tedaviyi de yine gecikmeden belirleyip uygulamak zorundadır.Dosyada davacıların bebeğinin anomali ile doğmasında davalının kusuruna ilişkin olarak alınan Adli Tıp Kurumu 3. İhtisas Kurulunun 20.12.2010 tarihli raporunda sonuç olarak " bebekte saptanan ekstremite anomalilerinin 18-27 haftalardaki USG kontrollerinde görülmesi gerektiği, görülmemesinin bir eksiklik olduğu, ancak bu konjenital anomalinin bebeğin kendinde mevcut bir rahatsızlık olduğu, hekim eyleminin buna katkısı olmadığı, tesbit edildiği anda anne karnında tedavisinin mümkün olmadığı …” mütalaa edilmiştir. Hükme esasa alınan bu raporu düzenleyen bilirkişi kurulunda çocuk hastalıkları ve radyoloji uzmanının olmadığı anlaşılmaktadır.
Bu olgular karşısında, mevcut raporun olayda davacıların iddialarını karşılamaktan uzak olduğu ve hükme esas alınamayacağı anlaşılmaktadır. O halde mahkemece, bebeğin davalı tarafından yapılan hamilelik takibine, tedavisine ve doğumuna ilişkin tüm belgeler, raporlar ve bütün kayıtlar getirtilerek tüm dosya birlikte gönderilip, bu konuda rapor düzenlemeye ehil ve donanımlı bir Üniversiteden, Öğretim Üyelerinden oluşturulacak aralarında , Çocuk hastalıkları ile Radyoloji uzmanının da yer alacağı konusunda uzman, akademik kariyere sahip bilirkişi kurulundan, yapılan hamilelik takibi, tedavisi ve doğumda yapılan işlemler ile hamileye uygulanan testlerin tıp bilimi açısından yeterliliği hususunda ve özellikle bebekteki anomalilerin tesbiti halinde erken dönemde hamileliğin sonlandırılıp sonlandırılamayacağı konusunda, nedenlerini açıklayıcı, taraf, mahkeme ve Yargıtay denetimine elverişli rapor alınarak, sonucuna göre karar verilmelidir. Mahkemenin bu yönleri göz ardı ederek, eksik incelemeyle yazılı şekilde hüküm kurmuş olması usul ve yasaya aykırı olup, bozmayı gerektirir.
SONUÇ:
Yukarıda açıklanan nedenlerle temyiz edilen kararın davacılar yararına BOZULMASINA, peşin alınan 24,30 TL. temyiz harcının istek halinde iadesine, 25.09.2014 gününde oybirliğiyle karar verildi.