Taksirle yaralama ve trafik güvenliğini tehlikeye düşürülmesi suçlarının birlikte işlenmiş olması haliyle ilgili ilke içtihat


Esas No:2015/4948
Karar No:2015/18280
K. Tarihi:25.11.2015


Özet:

Dairemizin istikrar kazanan uygulamasına göre; her iki suçun birlikte işlendiği hallerde, sanığın hangi suç nedeniyle cezalandırılacağı belirlenirken, suçlar için kanunda öngörülen cezaların ağırlığının değil, zarar suçu-tehlike suçu kriterinin esas alınması, buna göre; sanığın taksirle yaralama suçundan cezalandırılmasının mümkün olduğu ahvalde, sadece taksirle yaralama suçundan cezalandırılması, kovuşturma şartı olan şikayetin gerçekleşmemesi ya da şikayetten vazgeçme nedeniyle taksirle yaralama suçundan cezalandırılmanın mümkün olmadığı ahvalde ise, sanığın TCK'nın 179. maddesinde düzenlenen trafik güvenliğini tehlikeye sokma suçundan cezalandırılmasının kabul edilmesi, sanığın eylemi bilinçli taksirle işlemesi ve mağdurdaki yaralanmanın nitelikli olması nedeniyle suçun takibinin TCK'nın 89/5. maddesi uyarınca şikayet şartına tabi olmaması karşısında; sanığın, taksirle yaralama suçundan TCK'nın 89/1, 22/3, 89/2-b maddeleri gereğince mahkumiyetine ve trafik güvenliğini tehlikeye sokma suçundan hakkında hüküm kurulmasına yer olmadığına karar verilmesi gerektiği gözetilmeden, sanığın, TCK'nın 44/1. maddesi esas alınarak, trafik güvenliğini tehlikeye sokma suçundan cezalandırılmasının talep edildiği iddianameye dayalı olarak açılan dava sonunda aynı suçtan verilen ve açıklanması geri bırakılan hükmün yazılı şekilde açıklanmasına karar verilmesi,



Trafik güvenliğini tehlikeye sokma suçundan sanığın mahkumiyetine ilişkin hüküm, sanık tarafından temyiz edilmekle, dosya incelenerek gereği düşünüldü:
Sanığın, 17.11.2010 tarihinde işlediği sabit görülen trafik güvenliğini tehlikeye sokma suçundan dolayı TCK'nın 179/3. maddesi yollamasıyla aynı Kanun'un 179/2, 62/1. maddeleri gereğince 1 ay 7 gün hapis cezasıyla cezalandırılmasına, CMK’nın 231/5. maddesi uyarınca hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına, aynı Kanun'un 231/8. maddesi uyarınca 5 yıl süre ile denetime tabi tutulmasına dair Karamürsel Sulh Ceza Mahkemesinin 25.01.2012 tarihli, 2011/197 esas, 2012/38 sayılı kararının itiraz edilmeden 23.02.2012 tarihinde kesinleşmesinin ve kesinleşme tarihinden itibaren 5 yıllık denetim süresinin başlamasının ardından, Kocaeli 8. Asliye Ceza Mahkemesinin 30.09.2014 tarihli, 2014/249 esas, 2014/303 sayılı kararı ile 07.04.2014 tarihinde işlediği sabit görülen kasten yaralama suçundan dolayı TCK'nın 86/2, 86/3-a, 29, 62, 52/2-4. maddeleri gereğince doğrudan 2.240,00 TL adli para cezası ile cezalandırılmasına ilişkin mahkumiyet hükmü 30.09.2014 tarihinde kesinleşen sanık hakkında, denetim süresi içerisinde kasıtlı bir suç işlemesi nedeniyle ihbarda bulunulmasını müteakip, duruşma açılarak, sanığın savunması alınıp, 25.01.2012 tarihli hükmün CMK'nın 231/11. maddesi gereğince açıklanmasına ilişkin Karamürsel Asliye Ceza Mahkemesinin 21.01.2015 tarihli, 2014/608 esas, 2015/38 sayılı kararını kapsayan dosya incelendi.


Yapılan yargılamaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin kovuşturma sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaat ve takdirine, incelenen dosya kapsamına göre, sanığın hükmün açıklanması koşullarının oluşmadığına ilişkin sair temyiz itirazlarının reddine, ancak;
Olaydan 2 saat 28 dakika sonra yapılan ölçüme göre, güvenli sürüş yeteneğini ortadan kaldıracak miktarda 82 promil alkollü olarak araç kullandığı tespit edilen sanığın, yönetimindeki otomobille meydana getirdiği tek taraflı trafik kazası sonucunda, araçta yolcu olarak bulunan mağdur arkadaşının hayat fonksiyonlarını orta (3) derecede etkileyen kemik kırığı oluşacak şekilde yaralandığı ve mağdurun aşamalarda sanıktan şikayetçi olmadığını ifade ettiği olayda,
Bilinçli taksir nedeniyle şikayete tabi olmayan taksirle nitelikli yaralama suçunun CMK'nın 253 ve 254. maddeleri uyarınca uzlaşma kapsamında olduğu, nitelikli şekilde yaralanan mağdurun aşamalarda sanıktan şikayetçi olmadığını ve soruşturma evresinde ise sanık ile uzlaşmak istediğini beyan ettiği, buna rağmen taraflar arasında uzlaşma prosedürünün işletilmediği anlaşılmakla, sanık ve mağdura uzlaşmanın mahiyeti ve uzlaşmayı kabul veya reddetmelerinin hukuki sonuçları anlatılıp, 5560 sayılı Kanun'un 25. maddesi ile değişik CMK'nın 254/1. maddesi uyarınca sanık ve mağdurun bu yönde beyanları alındıktan sonra;


a) Taraflar uzlaşmayı kabul ettikleri taktirde; taksirle yaralama suçundan açılan davanın uzlaşma nedeniyle düşmesine ve trafik güvenliğini tehlikeye sokma suçundan ise; uzlaşma ile fail ve mağdur arasında zararın giderilmesi konusunda anlaşma sağlanmış olmakla, yapılan anlaşma gereği zararın kararlaştırılan miktarda ödenmesi veya giderilmesi durumunda ceza davası açılmamakta veya açılan dava düşürülmektedir. Böylece devlet ile fail arasındaki ceza ilişkisi sona ermekte ve fail cezalandırılmaktan kurtulmaktadır.


Uzlaşma kurumu uyuşmazlığı hukuki ve cezai tüm sonuçlarıyla ortadan kaldırmaktadır. Uzlaşma nedeniyle düşme kararı verildiğinde CMK'nın 253/19. maddesi gereğince mağdurun artık hukuk mahkemelerinde dava açamayacağı hükmü de gözetildiğinde; taksirle yaralama ve trafik güvenliğini tehlikeye sokma suçlarının sanığın tek bir eylemi ile meydana geldiği, taksirle yaralama suçundan uzlaşma nedeniyle ceza verilemediği de gözetilerek, sanık hakkında trafik güvenliğini tehlikeye sokma suçundan hüküm kurulmasına yer olmadığına karar verilmesi,


b) Taraflar uzlaşmayı kabul etmedikleri taktirde ise; TCK'nın “Trafik Güvenliğini Tehlikeye Sokma” başlıklı 179. maddesinin 3. fıkrasında alkol ve uyuşturucu madde etkisiyle emniyetli bir şekilde araç sevk ve idare edemeyecek olan kişinin araç kullanma halinin suç olarak düzenlendiği, maddede belirtilen suçun tehlike suçu olup, somut olayda ise mağdurun nitelikli şekilde yaralanması sebebiyle zarar suçunun oluştuğu, Dairemizin istikrar kazanan uygulamasına göre; her iki suçun birlikte işlendiği hallerde, sanığın hangi suç nedeniyle cezalandırılacağı belirlenirken, suçlar için kanunda öngörülen cezaların ağırlığının değil, zarar suçu-tehlike suçu kriterinin esas alınması, buna göre; sanığın taksirle yaralama suçundan cezalandırılmasının mümkün olduğu ahvalde, sadece taksirle yaralama suçundan cezalandırılması, kovuşturma şartı olan şikayetin gerçekleşmemesi ya da şikayetten vazgeçme nedeniyle taksirle yaralama suçundan cezalandırılmanın mümkün olmadığı ahvalde ise, sanığın TCK'nın 179. maddesinde düzenlenen trafik güvenliğini tehlikeye sokma suçundan cezalandırılmasının kabul edilmesi, sanığın eylemi bilinçli taksirle işlemesi ve mağdurdaki yaralanmanın nitelikli olması nedeniyle suçun takibinin TCK'nın 89/5. maddesi uyarınca şikayet şartına tabi olmaması karşısında; sanığın, taksirle yaralama suçundan TCK'nın 89/1, 22/3, 89/2-b maddeleri gereğince mahkumiyetine ve trafik güvenliğini tehlikeye sokma suçundan hakkında hüküm kurulmasına yer olmadığına karar verilmesi gerektiği gözetilmeden, sanığın, TCK'nın 44/1. maddesi esas alınarak, trafik güvenliğini tehlikeye sokma suçundan cezalandırılmasının talep edildiği iddianameye dayalı olarak açılan dava sonunda aynı suçtan verilen ve açıklanması geri bırakılan hükmün yazılı şekilde açıklanmasına karar verilmesi,
Kabul ve uygulamaya göre de:
Sanık hakkında kasten işlemiş olduğu suçtan dolayı hapis cezasına mahkumiyetin kanuni sonucu olarak TCK'nın 53/1. maddesinde öngörülen hak yoksunluklarına hükmedilmesi gerektiği gözetilmeden, yazılı şekilde anılan hükmün uygulanmamasına karar verilmesi,
Kanuna aykırı olup, sanığın temyiz itirazları bu itibarla yerinde görüldüğünden, hükmün bu nedenlerle 5320 sayılı Kanunun 8. maddesi uyarınca halen uygulanmakta olan 1412 sayılı CMUK'un 321. maddesi gereğince isteme aykırı olarak BOZULMASINA, 25.11.2015 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.